16. bölüm · Mektupların Ardında

16.BÖLÜM: SEÇİMLERİN BEDELİ

Kitapdelisi Naz

16.BÖLÜM: SEÇİMLERİN BEDELİ

Hayat; kötü olaylar silsilesinin içerisinde iyiye tutunma çabasıydı belki de. Bazıları yaşadıklarından kaçmak, bazıları intikam almak ve bazıları da kabullenmeyi seçerdi.

Seçimler hayatımızı yönlendiren ve bir sonraki adıma ilerleten tercihlerdi. Her tercih beraberinde bir sonu getirirdi.

Belis, yaşadıklarından kaçmayı tercih etti ve beraberinde elde ettiği son belki de hayatından olmasına sebep olacaktı.

Demirhan Soykan

Arabanın keskin fren sesini duyduğumda başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Koşarak Belis’in içinde olduğu arabanın kapısını açtığımda, onun şakaklarından boynuna doğru akan kanı gördüğüm an içimde oluşan huzursuzluk ve panik duygusunu engelleyemedim. Ona seslendiğim sırada gözlerinin kapanıp bilincinin gitmesi kontrolümü kaybettirdi.

“Senin gibi babaya sıçayım ben.” kontrolsüzce saydırırken ellerim sinir ve korkudan titriyordu. Sağa çektiğim arabaya koşup telefonumdan ambulansı aradığım sırada kendimi bayılmak üzere hissediyordum.

Ellerim soğuk terler dökerken mantıklı düşünme yetimi kaybetmiştim. Belis’in yanına giderek ellerini tutup ambulansın gelmesini beklemeye başladım. O an kendimi dünyanın en çaresiz, yalnız, berbat insanı olduğuma inandım.

Asırlar gibi geçen 20 dakikanın sonunda gelen ambulansla içimde tuttuklarım dışa vurdu. Kendimi hiç bilmediğim şekilde hıçkırarak ağlarken buldum. Sağlık görevlileri Belis’i ambulansa bindirip en yakın hastaneye götürmek üzere yola çıktıklarında arabaya atlayarak ambulansı takip etmeye başladım.

Yolda beni arayan Mert’e kısaca olayı özetlediğim sırada hastaneye giriş yapmıştım. Belis’i ameliyathaneye aldıklarını söylediklerinde telefonu kapatıp doktordan Belis hakkında bilgi almaya çalıştım ancak kimsenin bana bilgi vermemesi sinirlerimi daha çok yıpratmaktan başka işe yaramazken sinirlerime hâkim olamayıp duvara sertçe yumruk attığımda elimden kanlar akmaya başladı.

Bir hemşire gelip elime dikiş atılması gerektiğini söylerken onu dinlemedim ve duvar dibine çöküp doktoru beklemeye başladım.

Ameliyathanenin önünde yarım saattir bekliyordum. Kimse gelip gitmiyordu, bu sessizlik içimi kemirse de sustum, beklemeye devam ettim. Bir süre sonra kalabalık bir grup ameliyathane koridoruna giriş yaptığında gelenlerin nişandakiler olduğunu anlayıp sabır dileyerek derin bir nefes çektim içime.

Gelenlerin arasında gözüm Sinem’i gördüğünde, seslice bir sabır çektim.

Sinem’e doğru yürüdüm ve parmağımı ona doğrultarak, “Ne yüzle buraya geliyorsun sen, ne işin var burada?” duygularıma hâkim olmak istedim, sesimi alçalttım.

Babama döndüğümde “Neden buraya geldiniz, amacınız Belis’i görmek değil ortalığı karıştırman yetmedi mi sana?” diyerek soruyu ona doğrulttuğumda histerik bir gülüş çıktı dudakları arasından.

Onun bu umursamaz tavrı benim gerilmeme sebep olurken bir olay çıkacağını hisseden Mert gelip beni tuttu.

“Bunu son kez söylüyorum aklınıza kazıdınız kazıdınız, olmuyorsa zorla anlatırım. Ben Belis’i seviyorum hayatımda sadece ona yer var ve ben ondan başka kimseyi sevmeyeceğim. Geçmişten Kerim Abi’ye borcun olabilir ama bu borcu benim üzerimden ödeyemezsin. Ben Belis’i seviyorum onunla birlikte olacağım. Sizin geçmişiniz benim geleceğimi etkilemeyecek bu kadar!”

Söyleyeceklerim bittiğinde Mert beni kenara çekerek koridordaki koltuklardan birine oturttu.

“Duydunuz, işi olmayan boş yere kalabalık yapmasın burada. Burası hastane kimseye rahatsızlık veremeyiz.” diyerek kalabalığı savuşturdu Mert.

Başımı ovuştururken tek istediğim bir doktorun gelip bana Belis hakkında bilgi vermesiydi. Gerginlikten ayağımı yere vurup ritim tuttururken Duru yanıma gelip oturdu.

“Demirhan, gerilme. Doktorlar Belis’i kurtaracaklar inanıyorum. Kimseye sataşma ayıp oldu amcama.” bana teselli ayağına yutturduğu bu uyarı üzerine sinirlerim iyice gerildi. Dişlerimi sıkarak ciğerlerime hava girmesine izin verdim.

“Ayıp falan olmadı Duru. Ayrıca bu kadar meraklıysan gidip konuşabilirsin amcanla, konuşursan benim hayatımı rahat bırakmasını da söyle.” diyerek onu başımdan savuşturdum.

Ayağa kalkıp sabırsızca koridorda dolanmaya başladım. Ortalık durulup herkes bir yerde oturunca Mert yanıma geldi.

“Demirhan, biraz çıkıp hava al istersen, kıpkırmızı olmuş yüzün biraz kendine gelirsin.” kolumdan çekiştirerek terasa doğru sürükledi beni.

Terasa çıktığımızda karşıma geçip konuşmaya başladı.

“Oğlum delirdin mi sen, herkesin içinde yargı dağıtılır mı öyle? Sakin ol biraz. Olay çıkacaktı.”

“Çıksaydı” diye bağırdım. “Çıksaydı, korkuyorum mu sanıyorsun çok mu umurumda babamla görüşmemem sence? Benim hayatımı rahat bırakacaksa kavga da ederim olay da çıkarırım. Bıktım artık sürekli benim hayatıma karışılmasından ve her şeyin sonunun Belis’e dokunmasından bıktım.” sinirle saçlarımı çekiştirdim.

“Haklısın ama kendini kaybederek hiçbir şeyi çözemezsin. Sabrın sonu selamet demişler. Sakin olacaksın, sabredeceksin her şey yoluna girecek.” beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama söyledikleri bana sadece laf kalabalığı geliyordu.

Biraz olsun sakinleştiğimde ameliyathanenin önüne geri döndüm.

Belis ameliyattan çıkmış, onu yoğun bakıma almışlardı.

Onu görmek istediğimi söylediğimde normal odaya alınana dek sadece camın arkasından bakabileceğimi söylediler.

Kazadan sonra ilk defa camın arkasından görüyordum onu. Teninin rengi solmuş, cansız, ruhsuz bir bedene dönüşmüştü. Bedenini hastane yatağının içinde görmek sanki hiç üzülmemişim gibi daha da çok üzülmeme sebep oldu.

Kalbim parçalara ayrılmış, zaten sızlarken daha çok darbe almış gibi hissettim. Bir sınırı olmadan sevdiğim kadın, kendi ailemin yaptığı aptallıklar yüzünden bir hastane yatağında yatmak zorundaydı. Üzüntüm ve geçmişten gelen kırgınlıklarım içimde birikti, hepsini toplayıp bir araya getirdim, içimde yanan ateşin harlanması için yangına attım.

Yanından ayrıldığımda bir şeyler değişmişti içimde, plan vardı aklımda kurtaracağım bizi bu kuyudan. Şeytanları inine gönderecek, sevdiklerimi koruyacak, sevmediklerimi ayıracak.

Koridora çıktığımda kalabalığın dağıldığını gördüm. Gözlerim sorumluları arıyordu. Boşuna bakma elleri hep hayatınızda olacak. Korkmadım şeytanın sesinden, umursamadım.

Koridoru dolandım bulamadım, terasa çıktım orada da yoktu. Hastaneden çıktım bahçedeki banklarda oturmuş sigara içiyordu.

Adımlarımı hızlandırarak yanına gittim, bir hışımla elindeki sigarasını alıp yere attım.

“Ne yapıyor-” çatışacakken beni görmesiyle sustu.

“Asıl sana sormalı, sen ne yapıyorsun?” sesimi yükselttim “Sen. Ne. Yapıyorsun!” gözlerimi kapattım ellerimi yüzüme kapatıp sabır çektim. Allah’ım ne olursun bitsin bu cehennem. Elimden bir kaza çıkacaksa çıksın bitsin. Çeksin o pis ellerini üstümden.

“Yetmedi mi sana yaptıkların, yetmedi mi ulan. Canım çıktı Belis beni terk ettiğinde. Ne seninle konuştum ne başka biriyle, aylarca her şey üstüme geldi. Ben neler düşündüm biliyor musun sen?” artık kendimi kontrol edemiyordum yakasına yapışıp bağırmaya başladım.

“Ben intihar etmeyi düşündüm lan. Sen zevkten dört köşe olurken ben yemek yemedim, evden çıkmadım o evi cehennemim yaptım ben.” sertçe iterek bıraktım yakasını.

Bir nefes çektim içime tonlarca iğne battı sanki her yerime, sesimi titretti. “Sonra onu buldum. Tamam dedim düzelecek her şey konuştum hallettim her şeyi nişan yapalım dedim. Yine mahvettin hayatımı, yine, yine, yine.”

Üstüne yürüdüm hızla yüzüne yumruk attım. Ağzından bir feryat dökülürken yere düştü sertçe.

“Kukla gibi oynattın elinde yıllarca beni, ne istersen onu yaptım, her dediğine eyvallah dedim. Sen elini benim olana uzatana kadar hep böyle olacak sandın.”

Kaya gibi sert bir sesle bağırdım “Sen benim sevdiğim kadını üzemezsin. Sen benim hayatıma sıçtın bitti. Bitti ulan bitti, duracağın yeri bilecektin.” Sesim yeterince yüksek değilmiş gibi daha da yükselttim.

“Benim sevdiğim kadını üzemezsin sen.” tekrar yumruk attım “Benim sevdiğim kadını üzemezsin” yumruğum yüzüne indi “üzemezsin.”

Bir kol tarafından geri çekildim. “Bırak geberteceğim onu, bırak.” onun elinden kurtulmak için çırpınırken “Belis.” dedi Mert. Onun adını duyduğumda durdum aniden “Ne oldu, Bir şey mi oldu Belis’e?” derin bir nefes aldı karşımda. “İyi değil, komada kalma ihtimali varmış.”

“Ne, ne demek komada kalma ihtimali var?” beni daha sıkı tutmaya çalıştığı sırada onu itip yerde yatan baba kılıklı şeytanın üstüne saldırmaya başladım.

“Koma ihtimali varmış Belis’in” bağırdım “Koma ihtimali varmış, duydun mu mutlu musun şimdi ha?” tekrar yumruk attım. “Bende seni komalık etmezsem bana da Demirhan demesinler.” ona vuracakken yine tuttu beni Mert.

Bağırmaya başladı “Saçmalama Demirhan. Dur, dur Allah’ından bulacak o.”

“Gözümle göreceğim onun geberdiğini bırak. Geberteceğim onu.” ben çırpınırken Mert daha sıkı tutmaya çalıştı beni.

“Senin Belis’in yanında olman gerekiyor, onun yanına git. Ben halledeceğim.”

Yine bir tek onun adına duruldum. İçimdeki yangına soğuk fırtınalar esti, arkama bakmadan Belis’in yanına koştum.

Mert Karaca

Demirhan gittikten sonra Uraz Abi’nin yerde yatarak kalbini tuttuğunu gördüm, yanına koşup ona seslendim.

“Uraz Abi iyi misin?” ses vermeyince hemen bahçedeki doktorlara bağırdım.

Doktorlar hızla sedyeyi getirdiklerinde hemen Uraz Abi’yi alıp acile götürdüler.

Acilde tüm tetkikleri yaptıklarında, kalp krizi şüphesi olabileceğini hızla yoğun bakıma alacaklarını söylediler. Aynı gün içerisinde hem sevdiği kadını hem de nefret ettiği babası yoğun bakıma alınan Demirhan’ın istediği ise hak ettiği intikamı alabilmek ve sevdiğinin iyileşmesiydi.

Uraz Abi yoğun bakıma alındıktan sonra Demirhan’ı aradığımda bulamamıştım. Duru bana terasa çıktığını söylediğinde yanına gittim. Uzaktan baktığımda

kafasında plan kuruyordu ama yakından bakarsam içindeki ateşte tüm sorumluları yakıyordu. Sessizce gidip yanına oturdum, beni fark etti ama kafasındaki planı kurmaya devam etti.

Aklındakileri kafasında oturttuktan sonra bana baktı o an desteklenmek istediğini anladım.

“Arkandayım kardeşim. Ne yaparsan yap artık mutlu olman için arkandayım.”

Gözlerinde minnet vardı, sözlerimden sonra az da olsa rahatlamış gözüküyordu. Kısa bir süre dertleştikten sonra Belis’in yanına geri döndük.

Demirhan Belis’in yoğun bakım odasının önünde beklerken, ben koridordaki koltukların birinde oturuyordum. Duvarlara bakarak düşüncelere daldığım sırada Duru yanıma oturdu.

Elimi tutmak için bana doğru uzandığında elimi geri çektim, böyle bir ortamda bu zamanda olacak iş değildi. Yüzüme kırıldığını belli eden bakışlarla baktığında derin bir iç çektim.

“Şimdi olmaz, yeri değil. Başka bir zaman.” Sözümü aldığında içi rahatlamış gibi arkasına yaslandı.

Derin bir sessizlik oluşmuşken bu sessizliği doktorların yoğun bakıma hızla koşması ve “Mavi Kod” diyerek bağırması bozdu.

Kattaki tüm doktorlar yoğun bakıma toplandığında aceleyle kim olduğuna bakmak için yoğun bakım kapısına dayandık ancak göstermediler. 20 dakikalık çabalar sonucu içeriden çıkan doktorların yüz ifadesi bir şeylerin kötü gittiğini kanıtlayan cinstendi.

“Doktor Bey ne oldu, söyler misiniz?” doktora soru sorduğum sırada Demirhan’ın bir haber daha duymaya takati kalmamış olacak ki bir anda bilinci yok olurken yere yığıldı.

Yine müdahalelere başlandığı sırada akıl sağlığımı koruyabilmek adına acı bir iç çektim. Aldığın nefes ciğerlerimi yakarken çaresizce bir köşede bekledim.

“Kötü olan her şey üst üste gelir.” denilen sözü ciğerlerimize kadar yaşadığımız bu dönemden nasıl çıkacağımıza dair bir fikrim yoktu. İyi günlerimize ettiğimiz şükürler yetersiz kalmış gibi kaderimizi yaşıyorduk her zaman.

Saatler gece yarısını bulduğunda olaylar yavaş yavaş açığa kavuşmaya başladı.

Uraz Abi bir kalp krizini atlatmış ve hayata geri dönmüştü ancak durumu kriktikti, Belis hâlâ uyanmamış Demirhan ise serumla ayakta duruyordu.

Ertesi gün olduğunda nihayet güzel bir gelişme alabildik ve Belis girdiği komadan uyanmış fakat hâlâ hayati fonksiyonlarını yeterince iyi sağlayamıyordu. Demirhan onun uyanışıyla hayata yeniden başlamış gibi enerji doluydu.

Sürekli Belis’i görmek istiyor ama doktorlar normal odaya alınmadan görmelerine izin vermiyordu bu sırada Vedat Abi, Demirhan’la konuşmak istediğini söyleyip onu çağıyordu.

Demirhan onun isteğini görmezden gelerek sadece Belis’in başında duruyordu. Belis’in tüm ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, onunla ilgilendikçe kafasını dağıtabileceğini sanıyordu ama bir an olsun durduğunda kafasının içindeki düşüncelere yenilmekten alıkoyamıyordu kendini.

Yine düşüncelerinin içinde kaybolduğu bir andayken Belis’in yanından çıkardım onu. Zorla bahçeye çıktığımızda beklemeden konuya girdim.

“Baban seninle görüşmek istiyormuş, doktorlar en fazla 2 gün ömür biçtiler adama. Ben yanına gittiğimde miras falan zırvaladı ama bir derdi var belli, git konuş içinde bir şey varsa söyle sonra geç kalırsın.”

“Mert, ne diyecek sanki? Belis’le evlenme falan diye sinirlerimi bozacak ayrıca onun bırakacak mirası bile yok.” sinirle üstüme geldiğinde bende dayanamadım ve istemsizce sesimi yükselttim.

“Varmış demek ki. Bu kadar inatçı olmak yerine git konuş, adamın sonraki nefesine yaşayacağı belli değil diyorum hâlâ neyin inadını yapıyorsun.”

Alnını ovuşturup derin bir iç çekerek kabullendi bu durumu.

“Tamam neyse derdi dinlerim, onunla konuşacak bir şeyim kalmadı benim.” hızlı adımlarını hastaneye doğru atmaya başladığında ona yetişebilmek için koşmaya başladım.

“Nereye gidiyorsun hemen? Beklesene, Demirhan!”

“Bir an önce konuşalım ne varsa bitsin.”

Hızla yoğun bakıma ilerlediğinde olduğum yerde durup ona bakmaktan başka bir şey yapamadım. Ne dersem diyeyim kafasının içindeki şeytanı yok edemeyecektim. Doktorlarla konuşup koruyucu kıyafetleri giyerek içeri girdi.

Demirhan Soykan

Küçük bir çocuğun hayatı tanımaya başladığı ilk yer ailesidir. Onlara güvenir, yaptıklarını yapar, uzak durduklarından uzak durur ve en önemlisi onların kendisine söylediklerini yapar.

Her çocuk gibi bende böyle yapmıştım. Aileme güvenip onların bana söylediklerini harfiyen uygulamıştım ta ki bir tiyatro sahnesinde oyunculuk yaptığımı anlayana kadar.

Senaryo yazılmış, ortam hazır, diğer oyuncular belliydi. Ana karakter hariç. Benim bunlardan haberim yoktu. Anne ve babamın aşklarının bedelini ödemek zorunda olduğumu onların beni evlendirmeye çalıştıkları kıza âşık olup reddedildiğimde öğrenmiştim.

O andan itibaren kendi hayatımın iplerini elime almaya başladım. Senaristlerin istediği olmayınca tiyatro sona erdi. Babam oğlunu istediği gibi yönetemeyince daha çok işlerimin içine girmeye başladı bazen işe yaradı ama hiçbir zaman onun istediği asıl gerçekler olmayacaktı.

Belis’le nişanımızda yaptığı zalimce hareketler sevdiğimin canına kastedince gözümün dönmesine engel olamadım. Ben ona bir şey yapamadan tanrı görüp duydu sesimi, kalp krizi şüphesiyle yattığı hastane yatağında celladı olmaya gelmiştim şimdi.

“Konuşacakların varmış benimle, bari yalan söylemeseydin insanlara miras bırakacağım ona diye. Yazık milletin diline meze yaptın ailemizi, güya hepsini bizim iyiliğimiz için yapıyorsun değil mi? Bak şimdi sen hastane yatağında yatarken ben ayaktayım ve sevdiğim kadınla evleneceğim.” onun konuşmasına imkân tanımadan içimdekileri birer birer döktüğüm sırada öksürerek sözümü kesti.

“Demirhan, ben ne yaptıysam sözlerime sadık olabilmek için yaptım. Benim ailem üstüme düşmedi, tek amacım annenle evlenmekti bu hayatta. Onun için çabaladım onun için yaşadım ben. Kerim olmasa annenle evlenemezdim ona borçlandım, söz verdim. Sen Sinem’le evlensen mutsuz olmazsın ki Sinem kötü biri değil.”

“Baba hâlâ aynısını yapıyorsun ya ölüm döşeğindesin ama hâlâ senin istediğin olsun istiyorsun.” sesim yükseldi. “Olmaz, olmaz ya ben başka bir kadını severken, o geçmişte beni yok saymışken hiçbir şey olmamış gibi onunla evlenmem bunu yapmam.”

“Demirhan, dedenden kalan ev ve dükkân var Rize’de. Ben öldükten sonra oralar sana miras kalacak ama senden son isteğim Sinem’le evlen. Evlen ve orayı ister tut ister sat, Sinem’le bir geleceğiniz olsun oğlum.”

“Benim Belis’ten başka kimseyle geleceğim olmayacak sende bunu aklına sok. Benim geleceğim için o mirasa da ihtiyacım yok. Başka söyleyeceğin bir şey yoksa sana kalan hayatında başarılar baba.”

Ben gitmek için arkamı döndüğüm sırada tüm sesini kullanarak bana bağırmaya başladı.

“Bir gün, tek bir gün bile benim istediğimi yapmadın. Hep başının dikine gittin, hep senin istediğin olsun istedin. Ne kadar daha yaşayacağım belli değil belki düğününü bile göremeyeceğim şu dünyadan senin mutlu olacağını bilerek gitmek benim hakkım. Sinem’le evlen.”

Söyledikleri sinirimi halihazırda zıplatırken son cümlesi artık içimdekileri patlattı. Bağırmaya başladım.

“Senin şu dünyada hiçbir şeye hakkın yok. Tek düşündüğün kendinsin, kendi hayatını kurtarmışsın benim hayatımı karartmaya çalışıyorsun ama izin vermeyeceğim. İster yaşa ister yaşama bu dünyada benim Sinem’le evlendiğimi göremeden göçeceksin diğer tarafa. Ne sen ne kalan miras ne ailen hiçbir şey umurumda değil bu saatten sonra, ne düşünürsen, ne yapmaya çalışırsan çalış olmayacak. Benim mutsuzluğum üzerine mutluluk göremezsin. Bu dünyadan benim ahımı alıp göçeceksin bu da sana son sözüm.”

Sözlerimi söylediğim sırada monitörden kalp atışlarının hızlandığına dair sesler yükseliyordu. Cümlem bittiğinde bana bir şeyler fısıldadığını duydum ama dinlemeden bulunduğum yeri terk ettim. Çıkarken monitörden sesler yükseliyordu, arkamdan doktorlar içeri girdi ama umursamadım. Üzerimdeki koruyucu kıyafetleri yırtarak çöpe attığımda zihnimdeki karmaşayı yok etmek adına terasta sigara içmeye başladım.

İzmaritler önümdeki küllüğü dolup taşırırken yağmur damlaları üstüme durmaksızın yağıyor, zihnim gerçekliğini kaybetmiş şekilde bulanıkken plastik bir sandalyenin üstünde oturuyordum. Düşüncelerim yok olmuş hislerim kaybolmuş gibi hissediyordum. Tek yapabildiğim cebimden çıkardığım paketteki sigaraları bitirmekti.

Orada ne kadar kaldım, kaç paket sigara bitti bilmiyordum. Gerçeklik kavramı bedenimden çıkmıştı adeta.

Ipıslak hâlde oturuyordum, tenim ürperiyordu ancak algılayamıyordum. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra kimseyle konuşmamıştım ardımdan gelen kıyametin ne olduğundan habersizdim.

Olanları öğrenmek istiyordum ama çaba vermek zor geliyordu şu anda. Olduğum yerde kalıp ıslanırken bu durumdan kurtulmamı ister gibi Mert gelip aldı beni terastan.

“Sen kendini hasta etmek mi istiyorsun? Yaşadıklarından kaçma yöntemin bu mu? Ne sanıyorsun sen kaçınca yaşanmamış olacağını falan mı.” Mert bana sinirle söylenirken dediklerini algılayamıyordum bile. Hızla boş olan bir odaya sokup temiz kıyafetler verdi ve üstümü değiştirmemi bekledi. Onu fazla bekletmeden giyindim ve boş boş yüzüne bakmaya başladım.

“Bir şeyler olduğunu anladığını biliyorum. Baban kalp krizi geçirip vefat etti, yarın cenazesi olacak iyi haber Belis artık kendinde ve yarın hastaneden çıkabilirmiş.” Mert’in söyledikleri adeta beynimde bir şimşeğin çakmasına neden olurken gözlerim karardı.

Sesim istemsizce boğuk ve kalın çıktı. “O benim insafıma kalamadan mı öldü, kahrolmadı mı, öylece pat diye kalp krizi geçirip öldü mü?”

“Artık insaf kalmadı intikam bitti Demirhan. Bu saatten sonra tek yapacağın Belis’le aranı düzeltip kendi hayatına bakmak olacak.” beni sakinleştirmeye çalışması hiçbir fayda etmiyordu. İçimde yangın soğumuyor aksine her şey bitmiş olsa bile artarak harlanmaya devam ediyordu.

Harlanmış bir ateşin yanına yaklaşmak koca bir yangından daha tehlikeliydi ve benim tehlikemi kendi bünyesinde yumuşatabilecek tek kişi Belis’ti. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeyi denedim, olmadı ama Belis’i düşünmek içindeki duygu karmaşasını biraz olsun dindirdi ve onu görme isteği kabardı içimde.

Mert’i beklemeden yoğun bakıma doğru ilerledim. Peşimden geldiğinde bana seslendi.

“Boşuna bakma bulamazsın, normal odaya aldılar.” şaşkınlıkla ona bakarken inanamadım.

“Nasıl ama iyi değildi?” şaşkınlığım sesime yansırken onu takip etmeye başladım.

Normal odaların olduğu kata çıktığımızda iyice sabırsızlanmıştım, hızla beni Belis’in olduğu odaya götürdüğünde düşünmeden içeri girdim.

Ona baktığımda gözlerinde eski hayat neşesi yoktu, olmasını beklemiyordum elbet ama onu neşesiz görmek kalbimi deşti.
Solgun teni, derin nefes alışları, ruhsuz bakan gözleri yaşadıklarımızın ne kadar ağır ve yıpratıcı olduğunun kanıtıydı ancak tüm bu yaşananların en çok ona dokunması beni kahrediyordu.

Bir şansım olsa kaderimizi baştan yazardım, ailelerimizden uzak kendi kararlarımızı düşünmeden alabildiğimiz bir evrende mutlu mesut yaşayacağımız bir kader yazardım bize.

Ona baktığımda bu sefer göz göze geldik, hiçbir tepki vermedi. Konuşmadı, sadece sustu ve bakışlarıyla anlattı istediklerini.

Anladım konuşmak istemediğini, zorlamadım onu konuşmak için ama gidemedim de yanından. Odada onun ailesi olduğundan konuşmadım, sadece bakışmakla yetindim. Günlerce gözlerinin içine bakamamıştım şimdi gözlerine bakabilmek bile şükür sebebiydi.

Yeterince şükretmiyorduk belki de yaşantımıza, istediğimiz olmasa bile yaşıyorduk neticede bu bile bir umut sayılırdı şu koca evrende. İçime biriken duygular kafama dank ediyordu, gözlerimin dolacağını anladığımda hızla odadan çıktım.

Koridora çıktığımda Mert ve Duru’nun biraz uzakta hararetli bir konuşma içerisinde olduklarını gördüm. İçimdekileri haykırsam rahatlardım ama umursamadım ve kendimi çiseleyen yağmurun altında hıçkırarak ağlarken buldum.

Mert Karaca

Demirhan Belis’in yanına girdiğinde onları rahatsız etmemek adına yanına gitmedim, koridordaki koltukların birine oturup onu beklemeye başladım bu sırada yanıma Duru geldi. Gözlerini bana dikip beklentiyle bakmaya başladı. Konuşmayı daha fazla erteleyemeyeceğimizi anladığımda elini tutup biraz uzağa götürdüm ve onu dinlemeye başladım. Gözleri minnetle dolarken sanki ilk defa kendini anlatıyormuş gibi heyecanlıydı sesi, tüm dikkatimi sözlerini ve hareketlerini anlamak için onun üzerinde tuttum.

Kendini anlattı, korkularından bahsetti ama söylediği bir şey vardı ki tepkisiz kalamazdım.

“Uraz Abi seni tehdit mi etti? Sen, sen nasıl böyle bir şeyi saklarsın Duru?” anlattıklarının mantıklı tek bir yanı yoktu, kafam allak bullak olmuş şekilde açıklamasına odaklanmaya çalışırken zihnim tüm yaşananları tekrar etmeye başladı.

“Belis gitmeden önce bana haber verdi ben aslında Demirhan’a söyleyecektim ama Belis istemedi, o gittikten birkaç gün sonra Semra Yengemlere gittim. Demirhan’ı sordum sonra Uraz amcam yanıma geldi beni çalışma odasına götürüp tehdit etti. ‘Belis’in gittiğini biliyorum, Demirhan’a söylemeyeceksin aklını başına toplayacak seni onun yanında görürsem babana sevgilin olduğunu söylerim’ dedi. Yapamazdım anla babam ilişkimizi öğrenseydi her şey çok kötü olurdu.” yaşları gözlerinden firar ederken sesi kesiliyor, hıçkırıyordu.

Aklımı yitirmek üzereydim canımdan çok sevdiğim arkadaşlarım bir çıkmazın içinde debelenirken sevdiğim kadın her şeyi bildiği hâlde tehdit edilmesinin korkusundan kimseye bir şey söylememişti. Nereden bakarsam bakayım sonuç asla düzelmiyordu.

“Sakladığına değdi mi Duru? Şimdi mutlu musun, bizim ilişkimiz kalmadı, Demirhan’ın ilişkisi kalmadı, her günümüz kaosla geçti söyle.” Sesim yüksek çıktı istemsizce “Söyle değdi mi?”

Her cümlemde daha çok ağladığında kendimi çok bunalmış hissediyordum, onun ağlaması içimi kemiren bir his yaratırken kendi korkuları yüzünden her şeyi saklaması ona olan sinirimi daha da arttırıyordu.

Duyduklarım, yaşadıklarım bünyeme fazla geliyordu artık. Bedenim fazla stres kaldırmıyor, kafatasım çatlıyormuşçasına başım ağrıyordu.

Derin bir nefes aldım yuttum her şeyi. Olmuş bitmiş bir şeyi ne kadar konuşsak da düzeltemezdik bu saatten sonra.

“Madem korktun söylemeye şimdi korkma o zaman. Bana söylediklerinin aynısını gidip Demirhan’ da söyle. Söyle ki bileyim sorumluluk alacağını, ona göre bizim ilişkimiz olacak mı karar verelim.” sesimden kararlılık ve otoriterlik anlaşıldığında ikiletmedi söylediğimi kafasını salladı.

Burnunu çeke çeke terasa çıkıp Demirhan’ın yanına gitti. Herkesin hassas olduğu bu dönemde tatsızlık çıkmaması için arkasından gittim bende olası bir kavgada müdahale edecektim.

Onları uzaktan dinlediğim sırada olumsuz bir şey yaşanmadı. Demirhan ilk duyduğunda parlayacak oldu ancak babasının vefatı içini bir nebze olsa soğuttu.

Konuşmaları bitip geri döndüğü sırada beni görmeyi beklemiyordu. Teselliye ihtiyacı olduğunu anlatmak ister gibi koşup bana sarıldığında dayanamadım, kollarımı ona sardım ve başının üstüne ufak bir öpücük kondurdum. Demirhan’ın psikolojisi allak bullak olduğundan onun bizi görmesini istemeyerek elini tutup oradan uzaklaştırdım ikimizi.

Yazardan

O gece kimse konuşmadı, herkes hastanenin bir köşesine çekilip yaşananları sindirmeye çalışıyordu. Herkes uyurken Demirhan terasta yaşadıklarını düşünüyordu.

Yıllarca babasının elinde kukla oluşunu, Sinem tarafından reddedilişini, Belis’in onu bırakıp gitmesini, Duru’nun her şeyi saklamasını ama en çok da babasının durmaksızın hayatına karışması ve sonunda kendi eceliyle ölmesini. Hayattan hep istedikleri vardı, bunları elde etmek için çabalarken hayatın onu engelleyişini bir şeylerin aklına koyduğu gibi olmamasını kendine yediremiyordu.

Aklındaki şeytanlarla savaşıyor bazen çıkmaza giriyordu ve en nihayetinde gecenin karanlığı kendini gün ışığına bırakıyordu.

Güneş ışıkları yüzüne çarptığında hiçbir şey değişmemişti. Aklı hâlâ karmaşık ve bulanıktı.

Ölen beden babasının ama ölen ruh kendisinindi. Şimdi babasının tabutuna bakarak bir kenarda tek başına oturuyordu. Cenaze töreni için İstanbul’a aile evlerine gelmişti. Herkes ona başsağlığı dileyip üzülmemesi gerektiğinden bahsederken oralı olmuyordu.

Etraf çok kalabalıktı ama o her zamanki gibi yalnız kalan, yalnız hissedendi.

Bir süre sonra imam helallik alınması için eve geldi. Kadınlar evdeyken erkekler ise bahçede toplandı.

“Merhum Uraz Soykan’ı nasıl bilirdiniz?”

Tüm kalabalıktan tek bir söz yükseldi. “İyi bilirdik.”

Demirhan içinden “Kötü bilirdim.” dedi.

“Hakkınızı helal ediyor musunuz?”

Yine tek bir söz ortamda yayıldı. “Helal olsun.”

Ve Demirhan içinden “Helal etmiyorum.” diyerek iç çekti.

Herkes ruhuna fatiha okuduktan sonra cenaze namazının kılınması için tabutla birlikte tüm cemaat camiye gitti.

Demirhan herkesin arkasından tabuta bakarken kimseyle göz göze gelmedi. Mert gelip kolundan tuttu ve cenaze namazı için camiye gittiler.

Namazın ardından mezarlıkta defin işlemi gerçekleşti. Zaman ilerledikçe herkes gitti ve çok geçmeden mezarlıkta kimse kalmadı.

Şimdi Uraz’ın mezarı boştu aynı Demirhan’ın hayatı gibi. Ama Demirhan babasını yalnız bırakmadı, mezarının başında durdu. Biraz dertleşecekti babasıyla.

“Görüyor musun baba? Ben senin mezarının başında, sen mezarda şimdi ikimizde yalnızız. Son zamanlarda aramız iyi değildi düzgünce veda edemedim sana, bu konuşmayı veda say lütfen. Ben küçükken iyi anlaşırdık seninle beni kuklan yapabiliyordun, istediğin gibi yönetiyordun. Büyüdükçe yaptıklarının farkına vardım ve senden uzaklaştıkça daha da yönetmeye çalıştın beni.”

Dertli bir iç çekti.

“Sinem’i sokup durdun hayatıma, senin kontrol manyaklığın yüzünden Belis hayatını kaybediyordu... neyse ki yaşadı ama sen.” Demirhan Belis’ten bahsettiği sırada gözleri kararmış, alnındaki damarlar belirginleşmiş ve sesi kalınlaşmıştı.

“Sen kendi ecelinle öldün benim ellerimde gebermeliydin. Kurtuldun, bu dünyadaki azrailinden kurtuldun.”

“Sana hakkımı helal etmiyorum.”

Bir adım geri gitti mezara son kez bakıp çıkışa ilerlediği sırada çoktan hava kararmaya başlamıştı. Yavaş adımlarla eve gidip eşyalarını toparladı ve Ankara’ya dönmek üzere arabasına bindi.

Yola çıktığında artık üzerinden bir yük kalkmış gibi ferahlamıştı Demirhan. Kafasındaki şeytanları kovmuş, kendi hayatına odaklıydı. Şimdi zihninde sadece Belis vardı.

Ankara’ya vardığında saat gece yarısını bulmuştu, cenaze işleriyle uğraşırken Belis çoktan hastaneden taburcu olmuş, evine yerleşmişti. Yol yorgunluğunu umursamadan Belis’in evine gitti.

Hızlı adımlarla arabadan inip apartman kapısından girdi ve Belis’in dairesinin önüne gelir gelmez kapıyı çaldı. Çok beklemeden kapı açıldığında Belis’in şaşkın bakışlarıyla karşılaştı.

“Demirhan, senin ne işin var burada?” sesi sorgulayıcı bir ton içeriyordu.

“Müsaitsen içeri girebilir miyim?” onun sorgulamasını umursamadan davet bekledi. Belis içeri girmesi için yana çekildiğinde beklemeden içeri girdi, salona doğru ilerlerken Belis kapıyı kapatıp arkasından geldi.

“Özür dilerim. Biliyorum bu hiçbir şeyi değiştirmez ama içimde kalmasını istemiyorum. Belis ben seni gerçekten çok seviyorum. Kelimelerin, ailemin, kendi hayatımın ötesinde bir sevgi bu. Sana karşı hissettiklerim sözlerle anlatılacak kadar basit değil.” kendini açıklamaya çalıştığı sırada gerginlikten elleriyle oynuyordu.

Karşısındaki koltuğa oturmuş, boşluğa bakar gibi Demirhan’ın yüzüne bakıyordu Belis. Artık sözlerin hiçbir etkisi yoktu kalbinde. Ruhu bir enkazın altında duygularıyla beraber onu terk etmişti sanki. Tek kelime etmedi duyduğu sözlere karşı, sessiz kalıp onu dinlemeye devam etti.

“Yaşadıklarımız kolay değil ve senden bir anda hiçbir şey olmamış gibi davranmanı isteyemem ama lütfen beni kendinden uzaklaştırma. Beraber aşalım bütün yaşanmışlıkları, birbirimizin yaralarını saralım olmaz mı?” Çaresizce en ufak bir umut kırıntısı için beklentiyle bakıyordu yüzüne.

Derin bir nefes aldı Belis sanki ah çeker gibi. Yaptığı kazadan bedeni kurtulmuş ama ruhu kazada kalmış gibi hissediyor, içini hep bir sıkıntı basıyordu. Bu kaza ona bir ders olmuş ve artık hiçbir şey için kendinden ödün vermiyordu.

“Sadece bu gecelik hiçbir şey yaşanmamış gibi davranalım. Ne istediğimiz varsa yapalım kimse karışmadan.” Bu teklifi yaparken aklından sayısız tilki ona fısıldıyordu. Hepsini bir gecelikte olsa susturdu.

Telefonlarını kapattılar, romantik bir film izlediler ve birlikte güzel anılar biriktirdiler. Film bitince ikisinin de uykusu gelmemişti. Film hakkında konuşmaya başladılar, uzun zamandır içlerinde tuttukları sırları birbirleriyle paylaştılar ve o gece bugüne kadar koydukları tüm sınırlar kalktı.