10. bölüm · Mektupların Ardında
10.BÖLÜM: GEÇMİŞİ ANMAK
10.BÖLÜM: GEÇMİŞİ ANMAK
Murat Dalkılıç – Neyleyim İstanbul’u
Hayatın sıradan rutini herkes için başlamıştı. Sabah güneşin doğuşuyla herkes kalkmış, okula ya da işine gitmek için hazırlanmaya başlamıştı. Bu sıradan rutin Belis içinde geçerliydi. Hazırlanıp evden çıkmış, okuluna gelmişti. Kendi hayatını özgürce yaşayabiliyor olmak sonsuz bir mutluluk kaynağıydı onun için. Hukuk Fakültesi’ne alışmış, derslerin yoğunluğuna rağmen istediklerini yapabiliyor olmak onu mutlu hissettiriyordu. Okula başlamasının üstünden 2 ay geçmiş her şeye alışmaya başlamıştı. Eski hayatındaki kötü izler yavaş yavaş siliniyor, yeni düzenine alışıyordu.
Ders bitiş zamanının geldiği akşam saatinde çantasını toplayıp eve doğru yol alırken, yeni tanıdığı iyi birine benzettiği arkadaşı Güneş kendisine sesleniyordu.
Güneş: Belis, beni bekle beraber gidelim.
Belis, arkadaşının sesini duyduğunda adımlarını durdurdu ve yanına gelmesini bekledi.
Belis: Sen benim evime uzakta oturmuyor musun?
Güneş: Evet ama senin evinin yakınında olan kütüphaneye gideceğim istersen sende gel.
Belis: Bilmiyorum sanırım eve gitsem daha iyi olacak.
Güneş: Senin üstüne gelmek istemem ama anladığım kadarıyla kendini sürekli eve kapatıyorsun, sana ortam değişikliği olur istersen sonra biraz dolaşıp sohbet ederiz.
Belis geçmişin izlerini zihninden silemediği ve onları hatırladığı her an zihninden biraz daha nefret ediyordu. Demirhan’la olan anıları aklına geliyor kalbine bir bıçak saplıyordu. Saplanan bıçak değil, kalan sızı acıtıyordu en çok. Yaşadığı sızının etkisini görmezden gelerek, daha güzel anılar yaşamanın yaralarını saracağını düşündüğünden arkadaşının teklifini kabul etti.
Belis: Madem bu kadar istedin seni kırmayayım.
Güneş: Yaşasın! Biraz kendin ol. Biliyorum içinde saklamaya çalıştığın küçük bir çocuk var onun kalbi kırılmasın diye büyüdüğün halini taşlaştırıyorsun. Yapma bunu kendine, geçmişi değiştiremezsin şimdiyi güzelleştirmeye bak.
Belis: Tavsiyen için teşekkür ederim geçmişi değiştiremeyeceğimin farkındayım. Şu anda yaşadıklarımı da kötü bir şekilde yaşadığımı düşünmüyorum sonuçta herkesin hayatı kendine değil mi?
Güneş: Beni yanlış anladın ben senin hayatına karışmıyorum tabii ki kendi tercihin sadece kendini düşüncelere boğmak yerine zihnini boşaltabilirsin demek istemiştim. Rahatsız ettiysem kusura bakma.
Belis: Estağfurullah, rahatsız etmedin sadece geçmişim ya da kendi hayatım hakkımda yeni tanıştığım biriyle sohbet etmeyi tercih etmiyorum o kadar.
Belis artık geçmişin kırgınlıklarının üstüne yenilerinin gelmemesi adına herkese karşı bir mesafe koymuştu. Kimseye kolay kolay kendini açmıyor, biri ona adım atarsa o zaman kendiside adım atıyordu. Bu kendini korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı. Kalbinde daha fazla kırıklara yer kalmamıştı.
Belis ve Güneş konuşmaya devam ederken kütüphaneye yaklaşmışlardı. En sonunda kütüphaneye geldiklerinde Belis, geçmişin ağına takılmaktan kaçamadı.
Geçmişin sayfaları arasında kayboldu ve zihni tüm yaşananları tekrardan canlandırmaya başladı.
Belis, zihninin kendisine açtığı savaş yüzünden donup kalırken farketmeden gözleri dolmaya başlamıştı. Kendisinin ağladığını fark eden Güneş, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sessizce ve yavaşça kolundan tutup lavaboya götürdü.
Güneş: Belis iyi misin? Ne oldu ben mi bir şey yaptım?
Belis hiçbir şey söylemeden hıçkırarak ağlıyordu. Ağlarken omuzları sarsılıyor, kendini bir karadeliğin içine çekiliyormuş gibi yapayalnız ve çaresiz hissediyordu. Güneş daha fazla üstelemek istemediğinden Belis’e sarıldı ve ağlaması dinene kadar yanında kalıp ona destek olmaya çalıştı.
Belis’in ağlaması bir süre sonunda dindiğinde kütüphanenin bahçesinde bir bankta oturuyorlardı. Nefes alışverişi düzelmeye başladığında derin bir nefes alıp kendine gelmeye çalıştı Belis. İçinde dert olup ciğerini parçalayan, kalbine sızı saplayan o dertlerini şimdi içinden biraz olsun atıp hayatına kaldığı yerden devam etmek için tüm gücünü topladı ve Güneş’e yaşadığı her şeyi anlatmaya başladı.
Güneş
Bir insanın ne yaşadığını dış görünüşüne bakıp anlayamazsın. Belis’i ilk gördüğümde okulun bahçesinde gözleri dolu dolu bir şekide üniversite kampüsüne bakıyordu. Anlam verememiştim o zaman neden ağladığını, şimdi anlıyordum. Daha kötüsünü yaşayıp duymadığımız sürece en kötü dertlerin bizim hayatımızda olduğunu, en kötü hayatı kendimizin yaşadığını düşünürüz. Ne zaman bizden daha kötüsünü yaşayan birini görüp duyarız o zaman yaşadığımız hayata şükrederiz. Belis başından geçen olayları, hayatını anlattıkça hâlâ nasıl ayakta durabildiğine çok şaşırdım. Belis hayatını anlatırken tek yapabildiğim şaşırmak oldu. Bir yandan anlattıklarına şok olurken diğer yandan onun ağlamasını dindirmeye çalışıyordum. Kendine faydası olmayan birinin ihtiyacı olan birine fayda sağlaması çok zordur fakat ilk defa birine iyi geleceğimi umut etmek istiyordum.
Güneş: Belis, ben çok özür dilerim bilsem gerçekten seni buraya gelmen için ısrar etmezdim. Çok özür dilerim.
Belis: Senin bir suçun yok ben birden tetiklendim sadece. Yaşadıklarım yüzünden kütüphanelerden vazgeçecek değilim.
Güneş: Ben ne desem bilmiyorum nasıl destek olunur? Ne yapmam lazım? Elimden geleni yaparım.
Belis: Bir şey yapmana gerek yok, düşünmen yeterli kendini suçlama lütfen.
Güneş: Olmaz ben gerçekten özür dilerim bir şey iste yapayım lütfen.
Belis: Gerçekten bir şeye gerek yok. Özür dileyeceğin bir şey yok ortada. Ben eğer kırılmayacaksan yalnız kalmak istiyorum. Senin için sorun olmaz değil mi?
Güneş: Saçmalama tabii ki yalnız kal, sen nasıl iyi hissedeceksen. Eğer konuşmak istersen istediğin zaman beni arayabilirsin.
Belis: Sağ ol kendine iyi bak. Benim için üzülme.
Belis
Oradan uzaklaşana kadar içimdeki sıkıntıyı zor tuttum. İnsanlardan uzak bir derenin kenarında oturmuş ağlıyordum. Sadece ağladığımı düşünüyordum bir yere kadar fakat sonrasında üşümeye ve nefesimin daralmaya başladığını hissettiğimde bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındaydım. Kendimden başka kimsem yoktu. Birini arayıp derdimi anlatmak, sarılmak, anlaşılmak istiyordum ama etrafıma baktığımda kendimden başka kimsem yoktu. İhtiyacım olduğunda kimsem olmadığından sanırım biri bana yardım etmek istediğinde onu kabul etmek istemiyordum. Kimseye güvenip dertlerimden bahsetmek, zamanı geldiğinde dert ortaklarımın kendi ellerimle verdiğim dertlerimi bana bıçak çekercesine savurmasını istemiyordum. Çok kalabalık hiçbir zaman iyi değildir lakin etrafında kalabalığı geç bir tek kişinin bile olmayışı hiç iyi değildi. Dışarıdan herkese güçlü gözükmeye çalışan ben, kendi kendime kaldığımda güçlü olmak bir kenara ayakta dahi duramıyordum. Şimdi farkında olmadığım panik atağımı derin nefesler alarak biraz olsun dindirmeyi başardığımda ayağa kalkıp titreyen vücudumla zar zor eve yürümüştüm.
Hayatım artık tamamen değişmişti, kendim hayati riskim olmadan yaşıyordum fakat hayatıma bir insan almak çok zor geliyordu. Yeni bir hayata başlamıştım ama her şey eskiyi hatırlatıyordu Demirhan’la ders çalıştığımız, dolaştığımız, hayaller kurduğumuz o günleri hatırlıyordum. O zamanlar her şey çok güzelken şimdi nasıl bu hale geldik hiç anlayamıyorum.
Demirhan
Gözlerinde hayat bulduğum kadın, canım, kanım… Şimdi benim kontrol edemediğim geçmişim yüzünden hayatını benden uzakta yaşıyor, bana haber vermiyordu. Onsuz geçen günlerim yaşamak değildi; kendimi onunla anılarımın olduğu evimize hapsedip dönmesini umut etmekten başka bir çarem yoktu.
İnsan kalbinin ne zaman kime tutulacağını kontrol edemez. Bu kontrolsüzlük en kötü zamanda etkisini gösterir ve sen fark etmeden birine tutulursun, artık tek amacın onun mutluluğu ve seni kabullenmesinin umududur. Ben umuduma kavuşmuştum, elimden kayıp gittiğinde fark ettim. Bu saatten sonra solan bir umudu yeniden yeşertmenin çok zor ve imkansıza yakın olduğunun farkındaydım.
Küçüklüğümden beri ailemin beni yönetmesiyle büyüdüm. Kendi başıma bir şey yapmama izin verilmez, onların yönlendirmesi üzerine bir şey yapardım. Hayalim hep kendi kararlarımı alıp, kendi isteklerimi yerine getirebilmekti fakat ailem yine kontrolü eline alıp hayatımı mahvetmeyi başarmıştı. Mesleğim, seçimlerim, hayatımda kendim için yapmam gereken her şeyi benim yerime ailem karar vermişti. Bu durum beni her zaman çok bunaltmıştı ta ki üniversiteye başlayıp kendi hayatımı kurana kadar. Her şeyin artık düzeldiğini, kendi adıma kararlar alabileceğimi sandığım dönemde bir şekilde hayatıma dahil olup beni sonsuz bir kaygıya maruz bıraktıklarının farkında bile değillerdi.
Günler geçerken hayatımda hiçbir değişiklik olmuyordu. Tüm yaşama isteğim ellerimden kayıp gitmiş, ardında yıkık bir dağ bırakmıştı. Onun yaşadıklarının yanında benimki belki devede kulak kalırdı. Canımın içi, çiçeğim, birtanem şimdi uzaklardayken ardında kalan ben hayatımı devam ettiremiyordum.
Mert
Belis ve Demirhan ayrılalı 9 ay olmuştu. Geçen bu sürede Demirhan, yaşama isteğini yitirmiş ve ruhsuz bir şekilde yaşamaya çalıyordu. Demirhan, Belis’e ulaşmak için çabalıyor ama izini bulamıyordu. Bende Belis’e ulaşmaya çalıştığımda numarasını değiştirdiğini bütün sosyal medya hesaplarını kapattığını fark ettim. Belis herkesten uzakta kendine yeni bir yaşam kurmuş ve bizi ardında bıraktığını sanıyordu.
Onu, kendini tanımaya başladığından beri tanıyordum. Herkesten kaçıp kendi hayatını kurmak isterken aslında kimseden uzaklaşmak istemiyordu. Kendi düzenini kurduktan sonra, bir gün ona ulaşmamız için bir yol gösterecekti. Kalbi paramparça olmuş biri önce parçalarını toplayıp yaralarını sarmalı ve yeni yaraların açılmayacağı kadar güçlenmeliydi. Belis yaralarını her zaman kendi saran biriydi. Çok kırılır her şeyi içine atardı ve bir gün en ufak olayda içindekiler dışarı taşar kendini yıpratırdı.
Demirhan ise daha sert bir yapıya sahip gibi görünse de birbirlerini tamamlıyorlardı. Demirhan yeri geldiğinde kaya gibiydi ama geçmişte yaşadıkları karşısına çıktığında kaya gibi olan mizacının altından kırılgan ve hassas biri çıkıyordu.
Günler haftalara, haftalar aylara dönüşürken geçen zamanda ne Belis’te ne Demirhan’da bir gelişme olmamıştı. Belis yine aynı bilinmezlikte yaşarken Demirhan girdiği depresyondan çıkamıyordu. Demirhan’ı her fırsatta dışarı çıkarmaya kafasını dağıtacak bir şeyler yapmaya çalışıyordum ama kalbi sevdiğinin yokluğuyla yaşarken hiçbir şey onu hayata döndürmeye yetmiyordu.
Artık var olan hayata herkes alışmaya başlarken, bir gün Duru’yla buluşmak üzere gittiğim kafede Duru’nun cam kenarında bir masada oturup telefonla konuştuğunu fark ettim normalde umursamadan yanına giderdim ama ilk defa içimden bir his dinlemem gerektiğini fısıldadı ve konuşmasına kulak verdim. Hislerim beni hiçbir zaman yanıltmadığı gibi yine yanıltmamıştı Duru’nun konuştuğu kişi hiç ihtimal veremeyeceğim şekilde Belis’ti. İlk başta yanıldığımı sanmıştım fakat Duru’nun Demirhan’ı anlatmaya başlamasıyla Belis’le konuştuğuna emin oldum. Yanına gidersem telefonu kapatacağını bildiğimden fark ettirmeden dinlemeye devam ettim. Çok geçmeden telefonu kapattığında, Belis’e dair bir şeyler duymak içimde tuhaf bir his yaratmıştı. Heyecanla karışık boşluk hisseydi bu fakat güzel bir heyecan değil acı veren içini burkan bir heyecandı belki de kalp sıkışmasıydı ben bunları yaşarken Belis’in şimdi ne halde olduğunu tahmin bile edemiyordum.
Kendimi sakinleştirmeye çalışsam da pek başarılı olamadan Duru’nun yanına gittiğimde duyduklarımın etkisiyle suratım beyazlamıştı ve nihayet gerçekleri dinlemeye başladığımda içimde yaşadığım hislerin sebebini anlamıştım.
Duru: Mert, iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş bir şey mi oldu?
Mert: Bir şey oldu Duru sen az önce Belis’le mi konuşuyordun?
Duru
Mert bana Belis’i sorduğunda ona verdiğim sözden dolayı ne söyleyeceğimi şaşırmıştım. Belis buradan gitmeden önce yanıma gelip aklında olan her şeyi anlatıp, bana içini dökmüştü. Buradan gideceğini söylediğinde ise kimseye söylememem için söz verdirmişti. Şimdi kara kara Mert’e yapacağım açıklamayı düşünüyordum. Mert suskunluğuma daha fazla dayanamamış olacak ki ilk defa şimdiye kadar hiç denk gelmediğim bir ciddiyetle konuşmaya başladı.
Mert: Duru, sana bunu ilk ve son kez söyleyeceğim. Belis benim kardeşim gibi en yakın arkadaşım ve dostumun sevdiği kadın. Onların paramparça hallerini görmek istemiyorum. Belis’in yerini biliyorsun ve bana söylemeni istiyorum. Eğer sözüne sadık biri kalmak istiyorsan o zaman Belis’e söyle herkesten önce ben bulup Demirhan’ın kapısının önüne götürürüm. Her şeyden kaçtığında sorunlar çözülmez, üstüne karabulut gibi çöker bunu da söyle arkadaşına.
Mert Duru’nun konuşmayacağını hissettiğinde son sözlerini söyleyip masadan kalktı ve kafenin dışına doğru hızlı adımlarla ilerledi. Duru yaşananları sindirmeye çalışırken çok geçmeden koşarak Mert’in peşinden koşmaya başladı.
Duru: Mert dur! Tamam söyleyeceğim.
Mert, Duru’nun sesini duyduğunda adımları yavaşlarken yaşananlar diken gibi kalbine batıyor, boğazına bir yumru otururken, burnunun direği sızlıyordu. Bu sırada Duru adımlarını hızlandırıp Mert’in yanına gelmişti.
Duru: Ben Belis’e bir söz vermiştim, o gitmeden önce benim yanıma geldi bana her şeyi anlattı. Ankara’ya gitmek istediğini, herkesten uzak yeni bir hayat kurmak istediğini söyledi. Kimseye söylememem için söz verdirdi. Özür dilerim söleyemezdim, lütfen Demirhan’a söyleme Belis’in bütün güveni sarsılır.
Mert: Keşke arkadaşını düşündüğün kadar bizi de düşünseydin en azından ben senden bir şeyler gizlemezdim ama sevdiğim kadının kuzeni sevdiği kadın için perişan olmuşken yerini bilipte söylemediyse benim sevdiğimde olmasın zaten. Allah’a emanet ol Duru.
Duru, kendisini seven tek kişinin güvenini arkadaşı için yerle bir etmişti. Ne özür dilemeye yüzü vardı ne de yalvarmaya. Başkasının kalp kırıklığına dokunan herkes, bir gün bunun kendine batacağından habersizdir. Duru ise şimdi kalbindeki kırıklıklarla yaşamaya mahkum kalmıştı.
Mert, Belis’in Ankara’da yaşadığını öğrendikten sonra ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Demirhan’a söylese kimden öğrendiğini sorgular ve kuzeni olduğunu öğrenirse bütün aile bağlarını koparırdı. Kendisi Ankara’ya gitmeye kalkışsa evinin tam adresini bilmiyordu. Anlık sinir ve kırgınlıkla asıl yapması gerekeni Belis’e ulaşabilmek için gerekli olan bilgileri almayı unutmuştu ve şimdi mecburen Duru’nun yanına dönüp o bilgileri almak zorundaydı.
Mert, geri döndüğünde Duru’nun bir kaldırım kenarında oturup ağladığını gördüğünde kalbi daha çok sızladı içinde bulunduğu durumdan nefret etti. Şimdi gidip ona sarılmak ve her şeyin geçeceğine dair teselli vermek istiyordu fakat yapamazdı sevdiği iki dostunun hayatları sarsılmışken sevdiği ondan bu kadar mühim bir konuyu saklamışken hayatını normal bir şekilde yaşayamazdı.
Mert: Duru amacım senin kalbini kırmak değildi fakat bu kadar önemli bir konuda günlerdir bildiğin halde susman doğru değildi. Eminim ki sende Belis’in telefon numarası ve ev adresi vardır. Lütfen verir misin? Bu artık senin meselen olmaktan çıktı, Belis’in güveninin sarsılması şu an içinde bulunduğumuz durumda en son düşünülecek sebep o yüzden rica ediyorum bana Belis’e ulaşabileceğim bütün bilgileri ver.
Duru bitkin, ağlamaktan şişmiş gözleri ve titreyen elleriyle zar zor telefonunu çıkarıp Mert’e Belis’in telefon numarasını verdi. Belis’in evinin adresini bilmiyordu.
Mert: Ev adresini bilmiyor musun?
Duru: Hayır, bilsem gerçekten söylerdim.
Mert daha fazla diyalogta bulunmak istemediğinden bir şey demeden yanından gitti. Kalbi çok kırık ve aklı yaşananlara inanmamak için çırpınırken bir yandan bunu Demirhan’a nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Her şey üst üste gelmişti ve bu kördüğümden nasıl çıkacağını bilmiyordu. Yapabileceği en doğru olayın Demirhan’a haber vermek olacağını düşünerek evine doğru yürümeye başladı.
Demirhan
Belis’im olmadan geçen sayısız günlerim devam ediyordu, çoğu kişi bunu yaşamak olarak adlandırırdı fakat benim için azaptan farksızdı. Belis olmadan yaşamaya çalışmak yaşamak değildi. Evimizde geçirdiğim günler birbirini takip ederken bugün farklı olarak Mert geldi ve içimdeki umudu yeşertecek bir haber verdi. Bu haber aylar sonra kendimi en mutlu hissettiğim andı, ve şimdi huzuruma, mutluluğuma, nefesime, yaşam kaynağıma ulaşmak için tek bir adımım kalmıştı; sevdiceğimin yanına gitmek.
Mert
Demirhan’ın yanına gittiğimde her zaman ki gibi ruhsuz yaşıyordu. Yemek yemiyor, dışarı çıkmıyor, kendini eve hapsedip sadece Belis’e mektuplar yazıyordu. Gelmemi beklemiyor olacak ki beni görünce şaşırdı ardından bir şey demeden içeri geçmemi bekledi ve kapıyı kapatıp odasına gitti. Kendini toparlaması için biraz yalnız kalmasına izin verdim bu sırada mutfakta çay demliyordum. Çay demlendikten sonra bardaklara dökerken adım sesleri gelmeye başlamıştı, salona gittiğini bilecek kadar iyi tanıyordum onu. Bardakları alıp salona gittim sessizce oturmaya başladık.
Demirhan: Bir şey mi oldu?
Mert: Seni görmek için bir şey olması mı gerekli?
Demirhan: Mert! Söyle ne söyleyecesen. İşim var seninle uğraşamam.
Mert: Aman ne önemli iş, sevgiline mektup yazıyorsun anca.
Demirhan: Tabi hâlâ sevgilimse...
Mert: Bu kadar umutsuz olmasan mı bir gün illa ki bir haber gelecek ondan.
Demirhan: Nasıl umutsuz olmayayım? Aylardır haber alamıyorum ondan ailesini geçtim siz bile bilmiyorsunuz yerini nasıl bir haber alayım ondan.
Mert: Bu kadar emin olma belki de biliyorumdur yerini.
Demirhan duyduğu cümle karşısında şoka uğradı beyni cümleyi algılamaya başladığında sinirlenmeye başlamıştı.
Demirhan: Sen aylardır Belis’in yerini bildiğin halde söylemedin mi? Sen nasıl dostsun, böyle dost olmaz olsun şerefsiz. Nerede benim sevgilim söyle.
Mert: Sakin ol koçum. Ben değil ama başkaları uzun zamandır saklamış Belis’in yerini.
Demirhan: Ne diyorsun oğlum doğru düzgün söyle.
Mert: Diyorum ki Belis gitmeden önce her şeyi Duru’ya anlatmış, nereye gittiğini, telefon numarasını biliyormuş bende bugün Duruyla buluşacakken telefonla konuşuyorlardı o zaman öğrendim.
Demirhan: Nasıl yani? Duru her şeyi biliyordu ve bana söylemedi mi?
Mert: Öyleymiş.
Demirhan: Belis’im neredeymiş?
Mert: Ankara’ya gitmiş.
Demirhan: Ankara Hukuk kazanmış demek ki. Biliyordum başaracağını keşke sonuçları açıklanırken yanında olsaydım.
Mert: Sonuçlar açıklanırken yanında olamadın belki ama umarım bundan sonra yanında olacaksın bunun için üzülme.
Demirhan: Umarım benimle konuşur. Evinin adresi verir misin?
Mert: İşte onu bende bilmiyorum. Duru’ya sordum ama o da bilmiyormuş.
Demirhan: Duru’nun adını bile duymak istemiyorum. Bütün ailem birlik olup hayatımı kendi ellerinde yönetmeye çalışıyorlar. Ben bu hayatta hiç mutlu olamayacak mıyım?
Mert: Demirhan, şu an çok yanlış düşünüyorsun sakin ol. Ailenle, kuzeninle, sevgilinle sorunlar yaşayabilirsin ama bunlar geçici o yüzden kendine bu kadar yüklenme.
Demirhan: Mantıklı düşeneceğim psikolojim mi kaldı da bana kendine yüklenme diyorsun. Kimsem kalmadı şu halime bak. Beni seven ya hayatımdan gidiyor ya da kuyumu kazıp yine hayatımdan gidiyor.
