13. bölüm · Mektupların Ardında
13.BÖLÜM: GEÇMİŞİN YARALARINI SARMAK
13.BÖLÜM: GEÇMİŞİN YARALARINI SARMAK
Belis
Demirhan araba kullanırken onu izlemeye daldım. Aramızdaki duvarları yavaş yavaş kırmaya başlamıştık ama yaralar hemen geçmiyordu, zaman her şeyin ilacı olacaktı. Uzun zaman sonra ilk defa istediğim gibi ona yaklaşıp, sarılıp, konuşabiliyordum ve bu beni mutlu ediyordu. Hayata tekrardan başladığımı ve bu sefer adımlarımı sağlam attığımı hissediyordum. Bu kez kimsenin beni yolumdan saptırmasına izin vermeyecek, yardıma ihtiyacım olduğunda kendi başıma halletmeye çalışmak yerine yardım isteyecektim.
Ben düşüncelerime dalıp gitmişken Demirhan’ın elimi tuttuğunu hissettiğimde ben de onun elini tuttum. Ellerimiz birbirine bağlıyken geçen 10 dakikanın sonunda Demirhan arabayı evimin olduğu sokakta durdurdu, arabadan inmek üzere kapının koluna uzandığımda ellerimiz ayrılırken bana seslendi.
“Belis”
“Efendim.”
“Aramız iyi mi?”
Bu soruyu sormasını istemiyordum. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım ama bunu uzatıp daha fazla konuşmak istemedim.
“Beni evime bıraktığına göre iyidir herhalde,” dedi Belis.
“Herhalde mi? Ne demek herhalde? Aramız iyi değil mi?”
Konuyu uzatmasını beklemediğimden neden bu kadar üstelediğini merak edip sordum.
“Birden eskisi gibi olamaz aramız ama konuşuruz işte, sen niye sordun şimdi bunu?”
“Merak ettim yani eskisi gibi olur mu ilişkimiz tekrardan?”
“Bilmiyorum, eskiden olanlar geçmişte kaldı. Ben geçmişe dönmek istemiyorum. Kendime yeni bir sayfa açtım ve bu yolda geçmişi geçmişte bırakıp ilerlemek istiyorum ama...”
Derin bir nefes aldım, kısa bir an bütün hayatımı gözden geçirdim. Birazdan söyleyeceklerim bildiğim tüm yolları tekrar gözden geçirmeme sebep olacak, geçmişle gelecek arasına köprü olacaktı. Cesaretimi toplayamadım, kendimi hazır hissetmedim biraz olsun güç alabilmek için Demirhan’ın direksiyondaki eline uzanıp tuttum. Ondan güç alarak içimdekileri söyledim.
“Eğer istersen beraber yeni bir sayfa açıp, önümüze çıkan yolları beraber yürüyebiliriz. Geçmişi geçmişte bırakıp, yaralarımızı sararak.”
Demirhan
Küçüklüğümden beri çoğu kişinin özeneceği gibi görünen bir hayatım vardı. Her şeyin en iyisi alınırdı, başarılarım övülürdü, istediklerim yapılırdı tek bir şey hariç. Aile.
Bu kelimeyi duymaktan hep nefret ettim. Dışarıdan bakınca herkes benim hayatımın çok mutlu, çok huzurlu olduğunu zannederdi, aslında bu sadece dışarıdakilere gösterilen bir tiyatro oyunu gibiydi.
Tüm hayatım bir filmin senaryosu gibi planlıydı. Gideceğim okullar, kalacağım ev, yaşayacağım şehir ve en önemlisi evleneceğim kişi. İnsanın hayatta en heyecan duyacağı belki de en mutlu olacağı şey âşık olacağı kişiyi tanımak, onunla ilgili hayaller kurmaktır ama benim ileride âşık olacağım kişi bile planlıydı.
Hayatımı yazılı olan bu senaryoya göre ilerletmek isterken işler senaristlerin yazdığı gibi ilerlemedi, başrol kız başrol erkeği terk edip travma yaratırken senaristler, bir hiç uğruna bu senaryoyu devam ettirmeye çalıştılar ama kaderin en büyük senaryoyu yazacağından habersizlerdi.
Günümüz
Demirhan, Belis’in sözlerinin etkisiyle durup, bir süre düşündükten sonra kendisini açıklamaya başladı.
“Geçmişin yaralarını birlikte saracağız. Tekrar yaran olmayacağım, bu sefer sana yara bandı olmak istiyorum. Beraber yeni bir sayfa açalım, bu kez doğru yollardan yürüyeceğimiz bir sayfa.”
Belis, uzun zamandır duymak istediği teselliye kavuşmanın mutluluğuyla Demirhan’a sarıldı. İki âşık birbirinde buldu tesellisini. Birkaç dakika sonra sarılmayı bıraktıklarında hava iyice kararmıştı, Belis daha fazla vakit kaybetmeden evine girmek üzere arabadan indi.
Demirhan, Belis’in evine girip ışığı yakmasını bekledi. Belis’in evinin ışıkları yandığında onun güvenli bir şekilde evinde olduğundan emin olup arabasını kendi evine sürdü.
O gece ikisi de birbirlerini ve bu zamana kadar yaşadıklarını düşündü. İlk karşılaşmaları, birbirlerine yazdıkları mektuplar, beraber aynı evde mutlu vakit geçirdikleri anlar... Hepsi çok uzak bir geçmiş gibi geliyordu, hayat güzel yaşanmışlıkları unutturuyordu insana.
Saat gece yarısını bulduğunda Belis, matematik çalışmaktan yorulan vucüdunu toparlamak için kendine kahve yapıyordu. Kaynayan suyu kupasına doldururken telefonundan gelen bildirim sesi dikkatini çekti. Bu saatte kimse ona mesaj atmazdı, kupasına suyu doldurduktan sonra tezgâha bırakıp telefonunu eline aldı. Kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti bu onu daha çok tedirgin etti ve mesaja baktı.
“Dersini yeterince çalıştın, artık uyu. ~D”
Gelen mesajı okuduğunda yazan kişinin Demirhan olduğunu anladı, telefon numarasını kaydettiğinde çıkan profil fotoğrafına baktığında ikisinin beraber sarıldığı bir fotoğraf görmeyi beklemiyordu.
Güzel anılar bir lanete kurban gitmişti, şimdi tüm anıları geride bırakıp yerine yeni ve çok güzellerini koymak üzere yürüyecekleri yolda daha sağlam adımlar atmak zorundalardı.
“İyi geceler. ~B”
Belis, Demirhan’a iyi geceler mesajı attıktan sonra Demirhan’a uyarak kendini daha fazla zorlamadan etrafı toparlayıp uyuduğunda Demirhan, hâlâ travmalarını aşamadığından uyumuyordu.
Ne zaman gözünü kapatsa, kâbus görüp uykusundan uyanıyordu. Gördüğü kâbuslar psikolojisini kötü etkilediğinden uyku ile arasına mesafe girmişti.
Tan vakti gelip gecenin alacakaranlığı yerini güneş ışıklarına bırakmaya başladığı vakte kadar derin düşüncelerle boğuşan Demirhan, balkonda sigara içiyordu. Nihayet gün doğduğunda tüm gece boyunca içtiği sayısız sigaradan bir diğerini daha söndürüp izmaritini küllüğe bıraktı.
Eve girip karanfilli diş macunuyla dişlerini fırçaladı. Sigaranın zehrinin zihnini meşgul ettiğini düşünüyordu ancak kokusundan hiçbir zaman hazzetmezdi. Karanfilin tadını ve kokusunu severdi, dişlerini fırçaladıktan sonra kahvaltı yapmayı istemediğini fark edip kendine karanfilli bir çay yaptı. Çayını içerken saatin yedi buçuk olduğunu fark ettiğinde hızla eşyalarını alıp evden çıktı.
Belis’le araları düzeldiğinden onu alıp birlikte okula geçmeyi düşündü, kahvaltı yapmadığını düşünerek yolda onun için bir pastaneden sandviç ve limonata alıp evine doğru yol aldı.
Apartmanın önüne geldiğinde telefonunu çıkarıp Belis’e mesaj attı.
Demirhan: Günaydın, neredesin?
Birkaç dakika sonra cevap geldi.
Belis: Günaydın. Şimdi evden çıkıyorum, kampüse geçeceğim.
Demirhan: Aşağıdayım.
Belis, Demirhan’ın gelmesini beklemediğinden panik oldu ve hızlıca eşyalarını alıp evden çıktı. Apartmanın kapısını açtığında arabanın kaputuna yaslanmış, sigarasından bir nefes alırken kendisini bekleyen Demirhan’ı gördü. Daha önce onu hiç sigara içerken görmediği için kaşlarını çattı ve yanına doğru ilerledi.
Demirhan, Belis’i fark ettiğinde sigarasını söndürdü. Belis’in yanında sigara içmek istemiyordu.
“Günaydın,” dedi sakince. Sigara izmaritini çöpe attı.
“Günaydın, sigara içmeye mi başladın?” diye sorduğunda sesi istemeden sert çıkmıştı Belis’in.
Demirhan çekinerek cevap verdi. “Travmalarım tetiklenince başladım. Normalde içmiyorum.” Ellerine kolonya sıkıp cebinden çıkardığı karanfilli sakızı Belis’e uzattı.
Belis sakızı almadan Demirhan’ı geri çevirdiğinde yanlış anlamaması adına açıklama yapma gereği duydu. “Aç karnına sakız çiğnemek midemi bulandırır, başka zaman alırım.”
Demirhan, Belis’in aç olduğunu tahmin ettiğinden üstelemedi ve Belis’in yanına doğru ilerleyip, arabaya geçmesi için kapıyı açtı. Belis arabaya bindiğinde onun kapısını kapatıp kendisi de arabaya bindiğinde Belis için aldığı sandviç ve limonatayı ona uzattı.
“Yemeğini ye. Aç karnına bir şey öğrenemezsin.”
Belis şaşırdı ve bir şey demeden kendisine uzattıklarını aldı.
“Teşekkür ederim. Kahvaltı yapmadığımı nereden bildin?”
Demirhan cevap vermeden “ben bilirim” adlı bakışını attıktan sonra arabayı çalıştırıp kampüse doğru yol aldı. Yolda ikisi de konuşmadı. Demirhan sessizce araba kullanırken Belis, kahvaltısını yaptı.
On dakika sonra kampüse geldiklerinde arabadan indiler. Belis fakülteye doğru ilerlerken Demirhan onun elini tutup ilerlemeye devam ettiğinde Belis şaşkınlıkla ona bakakaldı. Aceleyle elini çekmeye çalışırken “Demirhan, elimi bırak, birisi görecek.” diye söylendiğinde Demirhan oralı olmadı. Fakülteden içeri girdiklerinde ikisini el ele gören herkes şaşkınlıkla onlara bakıyordu. Asansöre doğru ilerledikleri sırada önlerini kesen Ufuk Soykan’ı ikisi de beklemiyordu. Sert bakışlarını ikisi üzerinde gezdirirken, onlara uyarı yaptı.
“Beni takip edin. Hemen!” diyen Ufuk Soykan’ın sözüne uyup onu takip ettiler. Rektörün odasına girdiklerinde odada derin bir sessizlik oluştu. Bu sessizliği Ufuk Soykan bozdu.
“Ne yapıyorsunuz siz? Amacınız ne? Demirhan ben seni bu yüzden mi öğretim görevlisi yaptım. Daha öğrenciliğin bitmeden ilerideki kariyerini yakıyorsun. Bütün kampüs sizi konuşuyor. Bir öğretim görevlisinin öğrencisini kucağına aldığı nerede görülmüş?”
Demirhan yapılan ima karşısında sessiz kalmayıp kendini açıkladı.
“Kimse bizim geçmişimizi bilmiyor olabilir fakat bu herkesin dedikodu çıkarması anlamına gelmez. Herkes dönüp kendine baksın.”
Ufuk Soykan duyduğu laubali açıklama karşısında sakinliğini olabildiğince korudu.
“Burası sizin hayal dünyanızı oynayacağınız tiyatro sahnesi değil. Buradaki herkes belli bir statü edinmiş kişiler, eğitiminize devam etmek istiyorsanız hâl ve tavırlarınıza dikkat etmek zorundasınız ve seni kurtarmayacağım Demirhan. Bugün kurul toplanıyor. Disiplin kuruluna açıklamanı yaparsın.”
Belis bunu duyduğunda içine çöreklenen huzursuzluğa engel olamadı. Kötü bir şey olacak hissi göğsünün ortasına bir yumru olup oturmuştu ve nefesini ağırlaştırıyordu. Zar zor alabildiği bir nefesle sessizce konuştu.
“Neden kurula çıkacak? Ben rahatsız değilim bundan, kimsenin haberi yok ama biz Demirhan’la sevgiliyiz, buraya gelmeden önce tanışıyorduk zaten. Kurula çıkmadan halledemez miyiz?”
Belis olayların büyüyeceğini tahmin etmişti fakat tahminleri arasında Demirhan’ın kurula çıkacak olma ihtimali yoktu. En başından beri kimsenin görmemesini istemiş, saklamaya çalışmıştı ama Demirhan’ın boş vermişliği tüm çabasını boşa çıkarmıştı ve şimdi olayların ne yönde ilerleyeceğini kestiremiyordu. Belirsizlik onun sevmediği şeylerdendi.
Ufuk, Belis’in fazlasıyla gergin olduğunu anladı ve içini rahatlatmak adına bir teselli vermeye çalıştı.
“Kurula çıkmak zorunda, bu sayede meslek hayatının ciddiyetini daha iyi kavrar malum aşkından gözü kör olmuş. Kurul herkes için en doğru kararı verecektir.”
Belis bir şey söylemedi ama endişesi içini kemirmeye devam ederken Demirhan sessiz kaldı.
Demirhan ve Belis, Ufuk Soykan’ın odasından çıktıklarında aralarında derin bir sessizlik vardı. Söylenmek istenen cümlelerin ağırlığıydı bu sessizlik. Beraber kampüsün bahçesindeki bir banka oturdular, hafif bir rüzgâr esiyordu aralarındaki sessizliği bozmak ister gibi.
“Şimdi ne olacak?” diye sordu Belis.
Demirhan cevap vermedi. Kafası karışıktı, sadece kaderine boyun eğiyordu.
“Demirhan, ne yapacağız? Bir şey söyler misin?”
“Bilmiyorum!” diye bağırdı Demirhan kendini tutamayarak. “Bilmiyorum Belis, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Tek istediğim seninle düzgün bir hayatım olmasıyken sürekli başıma bir olay gelmesinden bıktım. Biraz duralım, olur mu?” Sesi giderek kısıldı Demirhan’ın.
Böylesine şiddetli bir tepki beklemeyen Belis suspus kaldı. Demirhan’ın bu ani çıkışına karşın kalbinin kırılmasını engelleyemedi. Bir süre daha sessizce bankta oturuyorlardı.
Demirhan’ın telefonuna gelen bildirim sesi ile ortamdaki bütün sessizlik bozuldu. Demirhan telefonu eline alınca gördüğü mesaj ile gerildi. Şaşkın ve bir o kadar da tedirgindi, kendisi için değil Belis için endişeleniyordu. İlişkileri yeni yeni düzelirken gelişen olaylar ilişkilerinde sarsıntı yaratabilirdi. Bu riski göze alamazdı, bu sorunu çözmesi gerekliydi. Gelen mesaj, on dakika içerisinde kurulun toplanacağı salona gelmesi içindi. Belis’in gerilmesini istemediğinden ona belli etmeden yanından gitmek için bir plan kurdu.
“Hocam beni çağırıyor. Projemle alakalı yapmam gereken bir sunum var, şimdi oraya gitmem gerekiyor; işim bitince konuşuruz,” derken ayağa kalktı Demirhan.
Demirhan’ın ardından Belis de ayağa kalktı, kollarını uzatıp sıkıca ona sarıldı. Bir anlığına tüm dünya durmuş gibi hissettiler, tüm teselliyi birbirlerinde buldular.
“İşin bitince her şeyi konuşmak istiyorum.” derken yavaşça sarılmayı bıraktı Belis.
“Halledeceğim.” kelimesi döküldü Demirhan’ın dudaklarından. Daha fazla vakit kaybetmeden toplantı salonuna ilerledi.
Salona yaklaştıkça kalp atışları hızlanıyor, stres ve her şeyi kaybetme duygusu mantığını ele geçiriyordu. Panik olmaya devam ederken kapının önünde durdu. Tüm stresi bir kenara bırakıp derin nefes aldı, özgüvenini toparlayıp salona girdi.
İçeride akademisyenler ve kurul üyeleri toplanmıştı. Demirhan, sakin ve kararlı adımlarla kurulun karşısına geçti. Kurul başkanı, beklemeden konuya giriş yaptı.
“Yıllardır önceliğimizin nitelikli bir eğitim ve akademik itibar olduğu üniversitemizde, kurumumuza yakışık kalmayan birtakım olaylar yaşanmasından dolayı bugün burada toplandık. Akademisyen ve Matematik Mühendisliği Öğrencisi Demirhan Soykan’ın dersine girdiği öğrencisiyle yakın temasta bulunması, kurumumuz tarafından kabul edilemez bir durum olması nedeniyle; Akademisyen Demirhan Soykan’ın gerekçesinin dinlenmesi ve gerekli kararın alınması için kurul toplantısını başlatıyoruz.”
Başkan’ın konuşmasının ardından Demirhan’a söz hakkı verildi.
Demirhan gerekli açıklamayı yaptıktan sonra kurul kendi içerisinde değerlendirme yapmak adına Demirhan’ı salonun dışına aldılar. Demirhan salonun kapısının ardında kurulun kararını beklerken kendisini çok çaresiz hissetmişti. Gideceği her yol kapanmış, vereceği çabalar tükenmiş gibi hissediyordu. Çaresizce koltukların birinde oturup beklerken Ufuk Soykan yanına geldi.
“Evlat, her şeyi bir kenara bırakalım. Aşkına sahip çıkman çok güzel, çok değerli. Bu zamanda kimsenin vermediği bir değeri veriyorsun o kıza bunu görebiliyorum fakat burada kurulu bir düzen var ve sen bu düzeni bozamazsın.”
Demirhan duyduğu cümlelerin öneminin farkındaydı. Söyleyecek sözü olmadığından sessiz kaldı.
“Kurul seni dinler, evet. Ama kararlarını her zaman kurumun çıkarına göre verir. Karar ne olursa olsun bundan sonra daha dikkatli davranmalısın.” diyerek uyarı yaptı Ufuk Soykan.
Kurul üyeleri bir saatin sonunda karar almıştı. Demirhan’ı tekrardan salona çağırdılar ve karar açıklandı.
“Kurumumuzdaki düzen ve kurallar göz önünde bulundurularak kimseyi mağdur etmeden eğitime devam edilmesi amacıyla; kurul olarak Demirhan Soykan ve Belis Yılmaz arasında olan ilişkinin sonlanması ya da resmîleştirilmesine karar verilmiştir.” Kurul Başkanı gerekli açıklamayı yaptıktan sonra toplantı sona erdi.
Tüm üyeler teker teker salondan ayrılırken Demirhan, duydukları karşısında geçirdiği şok yüzünden yerinden kıpırdayamadı. Vücudu deli gibi adrenalin salgılıyordu. Ne yapacağına karar veremiyor, stres tüm vücudunu ele geçiriyordu.
Belis hâlâ bankta oturup Demirhan’ın yanına gelmesini bekliyordu. Her geçen dakika içinde bir huzursuzluk büyüyordu. En sonunda dayanamayıp Demirhan’ı aradı ancak telefonu kapalıydı. Ona ulaşamamış olmanın verdiği sıkıntıyla yerinde duramayıp kampüste Demirhan’ı aramaya başladı.
Tüm fakülteleri gezerken en sonunda rektör binasında, duvar dibine çökmüş, gözleri yaşla dolu halde buldu onu. Kendisi de yanına çöküp teselli verebilme umuduyla sarıldı.
Aralarında sessizlik hakimdi. Onların sessizliği binlerce kelimeye bedeldi. Birbirlerine olan temasları kedilerin sarılmalarına benziyordu. Sevgi dolu, masum ve birbirlerine dayanak olan bir sarılmaydı bu.
Demirhan sakinleştiğinde Belis onun elini tutup ayağa kaldırdı. Çantasından çıkardığı bir şişe suyu ona uzattığında Demirhan sorgulamadan sudan birkaç yudum içti.
“Yanımda olup, sırtımı sana yaslamama izin verdiğin için çok minnettarım sana. İyi ki varsın Belis.”
“Senin bana olan desteklerinin yanında bunun ehemmiyeti yok. Geçmişte birbirimizi yeterince anlamadık, ailelerimiz aramıza girdi ama artık önümüzde geleceğimiz var. Bu andan sonra birbirimize sırtımızı yaslayıp, güzel bir gelecek inşa etmek için çabalamalıyız.”
