15. bölüm · Mektupların Ardında

15.BÖLÜM: ÇIKMAZIN İÇİNDE DEBELENMEK

Kitapdelisi Naz

Belis Yılmaz

Yaşadığım hayatı bir duyguya benzetecek olsam şüphesiz belirsizlik olurdu. İstediğim hayatı yaşayabilmek adına kurduğum hayaller, çabalarım ve bu yolda karşıma çıkan engeller...

İstediğimi almak için hayattan çabaladım her zaman. Kurmak istediğim hayata ulaşabilmenin sancılı ve imkansıza yakın bir hayal olduğunu biliyordum.

Ve bu hayallerimi kurarken şimdi bulunduğum durumu yaşayacağımı hiç tahmin etmemiştim.

Bana köstek değil destek olacak, varlığımı önemseyip fikirlerime saygı duyacak, yapmak istediklerimi söylediğimde bana yardımcı olacak birinin hayatıma gireceği hatta beni seveceğini ve benim de onu seveceğimi asla düşünememiştim.

Demirhan'ın nişanlanmamız gerektiğini söylemesi yaşadığım hayattan beklemediğim durumlardan bir tanesiydi. Nişanlanmak benim dünyamda başlı başına güçlü bir olayken bu durumun gereklilik olması ve fikrimin en son alınması beni büyük bir şoka sürüklemişti.

Anın verdiği şokla bilinçsiz ve saldırganca bir tavırla Demirhan'ın söylediği teklifi kabul etmemem durumunda ne olacağını sormamı Demirhan gibi bende kendimden beklemiyordum.

Ağzımdan çıkan olumsuz cümleyle ortamda derin bir sessizlik oluştu. Söylediklerimi algılanmamla gözlerimi sıkıca kapattım ve adeta başıma çekiçle vuruluyormuşçasına ağrıyan şakaklarımı sert bir şekilde ovuştururken derin nefes alıyordum.

Aldığım nefesler bir süre sonra sakinleşmeme yardımcı olduğunda koltuğa oturdum ve sonucunu düşünmeden konuştum.

"Şimdi ne yapacağız?" dediğimde Demirhan titrek bir nefes aldı.

"Ben de bilmiyorum," "Sana söylemekten çekindim çünkü içten içe bu kararı istemeyeceğini biliyordum. Ama... içimden seninle hemen nişanlanmak gelmişti." sesi mahcup geliyordu. Başını yere eğip, sustuğunda konuşacak bir şeyi olmadığını anlamıştım.

"Ben hazır değilim böyle bir şeye. Aklımda hep mesleğimi elime alıp kendi ayaklarımın üstünde durduktan sonra nişanlanmak vardı. Şimdi çok erken."
Çaresizce beni anlamasını dilemekten başka bir şey yapamıyordum.

"Ben ne olacağım peki Belis? Daha mezun olmadan okul hayatım riske girecek ve üstüne üstlük hocan olarak ilişkim olduğu için ceza yiyeceğim. Bunlar umurumda değil ben bir şekilde yine mesleğimi elime alırım ama sen. Seni bir kere kaybedersem yerine kimseyi koyamam, yerine birini koymak da istemem."

"Bence ikimizin de bu konuyu detaylıca düşünmesi gerekiyor, bir anlık verilen kararlar iyi olmaz."

Demirhan bir anda ayağa kalkıp hiddetle Belis'e yaklaştı ve derin bir sesle konuştu.

"Bir anlık verilen kararlar öyle mi? Benim seninle nişanlanmak istemem bir anlık karar mı senin için? Benim seni zorlayacağımı, sırf kurul istediği için nişanlanalım dediğimi düşünüyorsun yani. Hâlâ farkında değilsin, senin için her şeyi karşıma aldığımı."

"Sen her şeyi karşına alıyorsun diye," dedim. Bu kez sesim daha sertti. "Ben istemediğim bir şeye boyun eğmek zorunda değilim."

Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.

"Daha üniversiteye yeni başladım, ilk senemde nişanlanmam doğru değil." Yutkundum.

"Kampüste dedikodu çıkacak, herkes bana bakacak ben bunları istemiyorum."

Sabrını sınadığımı belli eden bir ses tonuyla sertçe bana çıkıştı.

"Benim seni boyun eğdirdiğim yok, sadece sana fikrimi söyledim."

"Başka bir çözüm bul. Ben nişanlanmak istemiyorum." dediğimde koltuktan kalkıp eşyalarımı elime aldım kapıya doğru ilerlerken peşimden Demirhan geldi.

"Nereye gidiyorsun?" önüme geçip beni durdurdu.

"Biz konuşmuyoruz, tartışıyoruz ve benim tartışacak hâlim yok. İyice düşün başka bir yol bul çünkü ben istemiyorum."

Aramızda bir sessizlik oluşurken onu geride bırakıp evden çıktım.

Sokakta tek başıma eve doğru yürürken aklımdaki düşünceler gözlerimin önüne bir sis gibi çökmüştü. Bir anda gözüm karardığında kaldırımın üstüne oturdum.

Bir süre oturduğum yerden kalkmadan kendime gelmeyi bekledim. Ne hissedeceğimi ne yapacağımı bilmediğim bir durumun için sıkışıp kaldığımı hissediyordum. Göğsümde büyüyen bir huzursuzluk hissi her an çığlık atıp ağlamama neden olacaktı. Dışarıda ağlamak nefret ettiğim bir durum olduğundan derin bir nefes alıp tüm duygularımı yuttum, eve doğru ilerledim.

Eve girdiğim anda kendimi koltuğa attım ve içimde bastırdığım tüm duygular, kalbime saplanan hançeri yerinden çıkarana kadar ağladım.

Ne kadar ağlarsam ağlayayım ne yaparsam yapayım tek başıma bu işin içerisinden çıkamayacağımı anlamıştım. Yanımda kimseyi istememe rağmen yanıma gelmesi için Güneş'i aradım.

Aramamın üstünden 20 dakika geçtiğinde yanıma gelmişti, şimdi ona sarılarak ağlarken bir nebze olsun iyi hissediyordum.

Sonunu bilmediğin bir karadeliğe girmek üzereyken en azından sana fikir verebilecek birinin oluşu bazen her şeyden daha çok kıymetliydi. Tüm duygularımı kaygılanmadan ona açıkladığımda içimi bir güven hissi kaplamıştı, tüm anlattıklarımı dinledikten sonra kendi düşüncelerini açıklamaya başladı.

"Her şeyden önce hissettiklerini bana anlattığın için teşekkür ederim bu ikimiz için de çok kıymetli bir şey. Her ne karar verecek olursan ol bu senin hayatın ve kendi kararlarını alman gerekiyor bu yüzden seçeceğin hiçbir seçenek senin içinde şüphe tohumları bırakmamalı.

Benim fikrimi soracak olursan; şu an böyle bir karar vermenin pek sağlıklı olmayacağı ancak şartlar bunu getiriyorsa yapabileceğimiz bir şey yok. Objektif bir açıdan bakacak olursam ikiniz de kendi açınızdan haklısınız ancak olaylara ortak bir paydadan baktığımızda senin için zor olsa bile Demirhan'la nişanlanmanız daha doğru gözüküyor. Sen zorlanacak olsan bile Demirhan seni seven ve sana destek olacak bir adam, seni kaygılarınla baş başa bırakmaz. Ayrıca neredeyse kampüsteki herkes ilişkinizi biliyor ve nişanlanmanız dedikoduları azaltacaktır.

Bu senin için zor bir karar olduğu kadar eminim Demirhan için de çok kolay bir karar değildir ancak o, bu işin güzel taraflarını gözeterek yaklaşıyordur."

Güneş'in açıklaması her şeyi daha netleştirmişti kafamda, tüm düşüncelerimi Güneş'e açıklayıp ne yapacağımızı konuşmaya başladık.

Demirhan Soykan

Belis bir hışımla evden çıktığından itibaren hiçbir şey yapmadan koltukta oturmuştum. Olaylara onun tarafından da bakmaya çalışıyordum ancak kendi durumum da en az onunki kadar vahimdi.

Beni yetiştiren ama bana aile olmayı unutan bir ailem vardı, onları karşıma almıştım. Okuduğum bölümden mezun olmamama rağmen ona yakın olabilmek için öğretim görevlisi olup ona yakın olduğum için mesleğim tehlikeye girmişti. Ben onun için bir şeyler yapmaya çabaladıkça evren ona ulaşmamı zorlaştırıyordu, bazen bunun bir anlamı olabileceğini düşünüyordum ancak anlamı ne olursa olursun kendi isteğimden vazgeçmeyecektim.

Şimdi tek başıma düşünürken yanımda kimsem yoktu. Ne fikrini sorabileceğim bir ailem ne de başka biri. Mert vardı ama eskisi gibi değildi hiçbir şey. O da kendi ilişkisini kurtarmak için çabalıyordu.

Yine herkes kendi hayat telaşesi içinde birbirinden uzaklaşıyordu. Ben ise kimsesizlik ve çaresizlik içerisinde kafayı yemek üzere hissediyordum kendimi.

Düşündükçe daha da dibe battım, bulamadığım anlamlar, kuramadığım hayallere yandım. Kendiliğinden gözüm kapandığında birkaç damla yaş süzüldü göz pınarlarımdan. İncindi kalbim ve bir çıkmazın içinde debelenip durdum.

Bir sızı ile uyandım sabahın erken saatinde. Gözlerim kızarık ve şişmiş, boğazım kuru ve rahatsız bir pozisyonda koltukta uyuyakalmıştım. Uyku sersemliğiyle birkaç saniye ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Her şey aklıma geldiğinde içinde bulunduğum duruma anlam verebilmiştim.

Kendime gelebilmek adına bir süreliğine her şeyi kenara bıraktım, kalkıp yüzümü yıkadım ve boğazımın kuruluğunu gidermek amacıyla yudum yudum su içtim.

Biraz olsun kendime geldiğimde balkona çıkıp kafamı toplamak adına sigara içmeye başladım. Zihnim düşünceler arasında yolculuk yaptığı sırada farkında olmadan küllükte sigara izmaritleri biriktiğinde daha fazla içmemem gerektiğini anlayarak içtiğim sigarayı küllüğe bastırarak söndürdüm.

Başımdaki ağrı birden kendini belli ettiğinde mutfağa doğru ilerleyip sert, acı bir kahve içerek kendime gelmeye çalıştım. Evde kalmak beni düşünmeye itiyordu ve şu anda düşünmek yapabileceğim en kötü şeylerden biriydi. Kitaplarımı toplayıp kütüphaneye gittiğimde kafamı dağıtmak için integral çözmeye başladım.

Saatler geçtiğinde ve ben farkında olmadan deli gibi soru çözerken telefonumun çalmasıyla ders çalışmaya ara verdim. Telefonu elime alıp kimin aradığına baktığımda bilinmeyen bir numara görmeyi beklemiyordum, kimseyi rahatsız etmemek için terasa çıkıp telefonu cevapladım.

"Enişte takım elbiseni hazırla nişanlanıyorsun." diyen bir kızı hiç beklemiyordum. Birinin benimle dalga geçtiğini düşündüm.

"Siz kimsiniz? Numaramı nereden buldunuz?"

"Aşk olsun enişte, gerçi aşk oldu zaten, beni nasıl tanımadın? Güneş ben."

"Güneş, dalga mı geçiyorsun benimle? Belis benimle nişanlanmayı istemiyordu en son."

"Estağfurullah. Ben o işi hallettim. Bizim kız biraz nazlı çıktı, inadını kırmak lazımdı."

"Gerçekten ikna ettin mi? Benimle konuşmak istemedi sen nasıl ikna ettin?"

"Aklında şüpheler vardı, kaygılanıyordu, hepsini uzun uzun konuştuk en sonunda ikna oldu."

"Teşekkür ederim Güneş."

"Rica ederim."

Telefonu kapattığımda dudağımda oluşan gülümsemeyi fark ettiğimde yaşam enerjimin yenilendiğini hissediyordum. Sanki şu an kimse bu mutluluğumu bozamaz gibi geliyordu ancak erken sevinmemek gerekiyordu.

İlahi Bakış Açısı

Güneşin doğup battığı bir döngünün tamamlanmasına bir gün denir. Bu döngü yaşamın son anına kadar devam edecek mutlak bir gerçektir.

Güneş battıktan saatler sonra yeniden doğduğunda yeni bir güne başlanmış olunur ve başladığımız her yeni gün bizim için yeni bir umudun başlangıcı olur.

Bitmek tükenmek bilmeyen bu umutlar birikir ve dönüp baktığımızda bir buz dağı olarak karşımıza çıkar.

Baktığımızda dönüp buz dağına farkında olmadan tutunup biriktirdiğimiz umutlar gerçeği yüzümüze çarpar.

Umudunu hiç kaybetmemişti Demirhan. Ta ki dönüp buz dağına bakana kadar. Dönüp baktığında her yeni güne başladığı umutların boşa çıktığını fark edişi yeni umutların doğacağına dair inancını yok etmişti.

Tüm yaşananların arasında güneş yeniden doğdu, yeni bir gün yine başlamış oldu.

Artık umut yoktu, hayaller olabileceği sınırda kurulu, gereksiz hiçbir düşünce yoktu. Hayatı olduğu gibi iyisiyle ve kötüsüyle kabullenecekti ve bu yıllardır iyiyi umut eden, iyi olan için çabalayan birinin kanatlarını kırması, özgürlüğüne ulaşamaması demekti.

Demirhan hayattan beklentilerini en aza indirdiği sırada Belis'in onunla nişanlanmayı kabul etmesiyle tekrardan içine umut doğmuştu.

Sabah uyandığında düşündüğü tek şey Belis'ti. Bir an önce onu görebilmek, sarılmak, konuşmak, tüm hayatını onunla geçirmek...

Belis'i düşündüğü sırada telefonundan çalan alarm kampüse gitmesi için bir uyarı niteliğindeydi. Hızlıca hazırlandı mutfağa geçip kendine ve Belis'e birer sandviç hazırladı. Ardından bir termosa kendi için çay koyarken Belis için bir şişeye limonata koydu.

Arabasını kampüsteki otoparka park edip eşyalarını aldı. Fakülteye doğru yürümekteyken Belis gözüne takıldı ve hızlıca onun yanına yaklaştı.

"Günaydın en sevdiğim öğrencim. Kahvaltı yapmadığını düşünerek sana kendi ellerimle sandviç yaptım."

Belis gülümseyerek ona cevap verdi.

"Sevdiğiniz öğrencilerinize hep ellerinizle kahvaltı mı hazırlıyorsunuz Demirhan Hocam?"

"Sevdiğim öğrencilere değil bir tek sana."

"Yapmayın böyle hocam, kendimi önemli sanacağım."

Demirhan bu konuşmayı sürdürmek istemeyerek onun elini tutup peşinden sürükleyerek odasına götürdü.

"Benim için ne kadar önemli olduğunun farkında olmayabilirsin ama bunu sana göstereceğim sevgilim."

Yanağına bir öpücük kondurdu ve masasına ilerledi.

"Ayakta dikilme çantanı çıkar gel kahvaltı yapalım."

Belis biraz çekingenlikle çantasını yanındaki koltuğa bırakıp masanın önündeki sandalyeye oturduğunda Demirhan onun önüne sandviçi ve limonatasını bırakıp bir gülümseme sundu.

"Neden çekingensin bugün?" diye sormadan edemedi gülümsemesinin ardından.

"Çekingen değilim sadece garip geliyor."

"Garip gelecek bir şey yok. İlk defa sevgili değiliz Belis, belki üstünden biraz zaman geçti ama bir zamanlar aynı evde kalıyorduk."

"Biliyorum ama kendi amacımdan sapmaya başladığımı düşünüyorum."

Elini ona doğru uzattı ve kendi elinin içine hapsedip konuşmaya başladı Demirhan.

"Ne istediğini çok iyi biliyorum ve destekçinim ama benimle nişanlanman bunu olumsuz etkilemeyecek. İstemezsen aynı evde de kalmayız, sen alışana kadar senin istediğin gibi yaşarız. Ben senin hayatını, mesleğini ya da hayallerini engelleyecek biri değilim. Ne istersen bunu benimle de yapabilirsin."

"Biliyorum, sadece garip geliyor...

Nişanlanmak sevgilik gibi değil ayrıca ben ailemle konuşmuyorum yani tek başıma mı kalacağım?"

Demirhan'ın aldığı nefes ciğerlerini yakmıştı, zorla yutkunarak sesini topladı.

"Belis sen yalnız değilsin. Ben varım, benim ailem senin ailendir. Güneş var, Duru var, Mert var. Ayrıca ailenle görüşmesen bile kanlı bıçaklı değilsin ki çağırırız onları da belki sana destek olmazlar ama gelirler. Gelmezlerse de onlara ihtiyacın yok. Biz bir aileyiz."

Gözlerinin dolmasını ve burnunun sızlamasını engelleyememişti Belis. Ellerini geri çekti ve akmak için yer arayan gözyaşlarını sildi.

"Ben aç değilim sonra konuşuruz olur mu?" koltuktan çantasını almak üzere ayağa kalktığı sırada ondan önce davranan Demirhan Belis'e sarıldı.

"Kaçmak çözüm değil hiçbir zaman, konuşmadan, anlatmadan içindekileri kurtulamazsın o hislerden. Kendi içinde boğulmaya devam edersin, lütfen kaçma benden çekiniyorsan en azından Güneş'e anlat ama ne olur kendi içinde yaşama her şeyi."

Belis duyduğu sözler karşısında kendini tutamadı ve hıçkırarak ağlamaya başladı.

"Demirhan ben..." hıçkırıkları sözlerini bölerken kendini Demirhan'ın kollarına bıraktı.

"Ben ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Ailem diyemiyorum onlara, ait hissetmiyorum. Sadece yalnız hissediyorum uzun ve yeri doldurulamayacak bir yalnızlık."

Demirhan Belis'i kucağına aldı tüm sevgisini ona vermek ister gibi sarıldı bir umut yalnızlığını eksiltebilmek umuduyla.

Belis'in her gözyaşı kalbine akıtılan bir zehir gibi hissettiriyordu ona. Dindiğinde gözyaşlarını başının üzerine bir öpücük kondurdu Demirhan.

"Bütün iştahın kaçtı değil mi? Bu sıralar hiç düzgün beslenmiyorsun."

"Dedi tüm gün sigara ve kahve içen Demirhan."

"Bebeğim senin bünyenle benimki bir mi? Ben alışkınım böyle yaşamaya."

"Canım istemiyor hiçbir şey. İştahım yok."

"Peki şimdilik zorlamıyorum ama öğlen düzgün bir yemek yiyeceksin."

Konuşmalarını çalan zil sesi böldüğünde eşyalarını toplayıp hızlıca dersin olduğu amfiye gittiler.

Ders her zamanki gibi sıradan geçmişti, çıkış zili çaldığında beraber eve gitmek üzere arabaya bindiler.

"Seni eve mi bırakayım yoksa benim evime mi gelmek istersin?"

"Eve gitsem daha iyi olur gece evde bekliyor."

"Gece mi? O kim?"

"Geçen parkta kedi bulmuştuk ya adını gece koydum."

"Hatırladım, iyi yapmışsın tüyleri kadar uzun ömrü olsun inşallah."

"İnşallah. Sabahtan beri evde tek başına canı sıkılmıştır, mamasına falan baksam iyi olur. İstersen sen bize gel."

"Tamam biraz oturup kalkarım o zaman."

Beraber Belis'in evine gittiklerinde Gece mırıldayarak ve zıplayarak onları kapıda karşıladı.

Belis Gece'ye mamasını verdikten sonra Demirhan'la salona geçtiler.

"Kahve mi istersin çay mı?"

"Bir şey istemiyorum gel biraz konuşalım."

"Ne konuşacağız?"

"Belis biliyorum konuşmak istemiyorsun ama bizim bu konuyu bir karara bağlamamız gerekiyor. Dün beni Güneş aradı, nişan hakkında konuşmuşsunuz sen bir karar vermişsin. Şimdi eğer istiyorsan bana da söyler misin?"

"Demirhan ben tamam dedim nişanlanırız dedim ama emin değilim. Çok erken, üniversite devam ediyor, benim ailem gelmeyecek yalnız kalacağım. Ben çekiniyorum böyle olmasından"

"Anlıyorum bütün endişelerinde haklısın ama sana daha önce de dedim yine söylüyorum sen yalnız değilsin ben varım en yakınında, Güneş, Duru, Mert istesen yanında olacak bir sürü kişi var. Üniversite bitmedi sen erken olduğunu düşünüyorsun bu konuda haklısın biraz erken ama bu seni kötü etkilemeyecek söz veriyorum."

Belis'in istemsizce gözleri dolmaya başlamıştı. Burun direği sızlıyor, zorla nefes alıyordu.

"Ya her şey daha kötü olursa? Nereden bileceğiz ne olacağını? Belki biz anlaşamayacağız niye bu kadar iyi tarafından bakıyorsun her şeye?"

Demirhan derin bir nefes aldı.

"Çünkü kötü bir sebep bulmak istersen hep bulursun ama iyiye odaklanmak daha zordur ve ben bizim için zor olanı başarmak istiyorum."

Belis'in ağzından bir isyan gibi çıktı Demirhan'ın adı. İçindeki tükenmişlik hissi dışa vurdu.
Boynu yere doğru bükülmüş, perişan bir hâlde ağlıyordu. Neden ağladığını kendi de bilmiyordu, çaresizce ağlamaktan başka yapabildiği hiçbir şey yoktu.

Demirhan'a sarıldı, gözyaşları Demirhan'ın gömleğini ıslatırken onun başını okşayan elini hissettiğinde daha çok ağlamaya başladı.

Sonrasında dönüp baktığında kimsenin ona destek olmadığını bir baş okşamasına hasret kaldığını anladı. Ve o andan itibaren nişanlanmamak için zihninde sıraladığı bütün bahaneleri yok olup gitti.

Belis ailesi tarafından şanssız ve sevgisiz bırakılmış biriydi. Şimdi bulduğu bu sevgiyi bırakmak istemiyordu.

O gece ikisi de endişelerini konuşarak çözdüler. Bazen bir gözyaşı dökülürken bazen bir umut kapladı içlerini.

Koltukta uzandıkları sırada Gece ayaklarının ucuna yattı ve ilk defa bir aile olarak uyudular.

Sabah Gece'nin miyavlamasıyla uyanan Belis, Demirhan'ın yanında yattığını görünce gülümsemesine engel olamadı. Dikkatlice onu uyandırmadan yanından kalktı ve Gece'nin boş olan kabına mama koydu.

Artık uyanmış olduğundan tekrar uyumak istemeyerek kahvaltı hazırlamaya başladı.

Demirhan'ı uyandırmadan evinin küçük balkonuna güzel bir kahvaltı hazırlarken Demirhan seslere uyanıp sessizce arkasından sarıldı.

Belis beklemediği bu ani sarılma karşısında irkildi ve ufak bir çığlık attı.

"Korkma benim bebeğim, seni korkutmak istemedim."

"Neden sessizce geliyorsun ödüm patladı."

Demirhan Belis'in yanağına öpücük kondurdu.

"Hadi elini yüzünü yıka kahvaltı yapalım."

Demirhan uslu bir çocuk gibi yüzünü yıkadıktan sonra beraber balkona geçtiler ve kahvaltı yapmaya başladılar.

"Belis ben dün gece annemlere haber verdim, yarın buraya geliyorlar."

"Ne, neden?"

"Nişan hazırlıkları için."

Bu cümleyle Belis'in yüzü soldu.

"Keşke benim annem de gelse" diye mırıldandı sessizce. Demirhan bu cümleyi duydu ama duymamış gibi davrandı.

"Zaten benim için yapılacak pek bir şey yok, annem sana yardım eder. Duru'yu Güneş'i çağırırız onlar da sana yardım eder. Eğer istersen ben de sana yardım ederim."

Belis kafasını onaylamak için salladı. Sessiz ve keyifsizce kahvaltısını yemeye devam etti.

İkisi de kahvaltılarını bitirdikten sonra etrafı topladılar ve Güneş Belis'i arayıp dışarıda dolaşmak için çağırdığından Demirhan evden ayrıldı.

Belis hazırlanıp Güneş'le buluşmak üzere otobüs durağına yürümeye başladığında aklında Demirhan'ın söyledikleri dolaşıyordu. Belki o da iyi anlaşamıyordu ama en azından ona yardımcı olacak bir ailesi vardı. Belis her zaman istedikleri için arkasında kimse olmadan kendi ayakları üzerinde duran biri olmuştu.

İsterdi ona destek olacak sevgi dolu bir ailede yetişmeyi ancak seçemezdi insan doğduğu aileyi.

İçindeki buhrandan onu kurtaran Güneş oldu. Koşarak kendisine koşan Güneş'i fark ettiğinde buruk bir şekilde gülümsedi.

"Evrenin en güzel kızına ne olmuş? Kim üzdü benim kankamı söyle bende onun canını sıkayım."

"Abartma Güneş, sadece biraz canım sıkkın."

"İşte bana neden üzüldüğünü söylemen lazım."

Belis her şeyi detaylıca Güneş'e anlatırken otobüse binip alışveriş merkezine doğru yola çıktılar.

Uzun süren otobüs yolculuğu sonucunda alışveriş merkezine vardıklarında Güneş, Belis'in hissettiği her duyguya hakimdi.

"Balım ben varım yani bir aile gibi olamam belki ama yalnız hissettirmem sana. Sen neden yalnızım diye üzülüyorsun ki, kimse olmasa ben varım yanında."

Güneş ona sarıldığında gözlerinde biriken yaşlara engel olamadı Belis. Hızlıca gözyaşlarını sildi ve kollarını Güneş'e daha sıkı sardı.

"Teşekkür ederim, iyi ki varsın."

Güneş sarılmaya son vererek geri çekildiğinde alınmış hafif çatık kaşlarıyla Belis'e bakarak "Aşk olsun o ne demek. Sende iyi ki varsın."

Sözünü bitirdiğinde gülümseyerek onun elini tuttu "Hadi artık bu üzüntünü bir kenara bırakıyorsun gidip alışveriş yapıyoruz. Sana elbise bakmamız gerekiyor."

"Gerek yok bende olan elbiselerden birini-" Sözünü tamamlayamadan Güneş'in sert bakışlarıyla cümlesini yarıda kesti.

Hızlıca tüm mağazaları dolaşmaya başladılar. Belis her gittikleri yerde çekingen davranırken Güneş ona yakışabilecek bütün elbiseleri denetmeye çalışıyordu.

"Belis yeter artık. Sanki ben nişanlanacağım senden daha heyecanlıyım birazcık istekli olur musun? Kaç saattir bir sürü elbise baktık hiçbirini istemedin."

"Yeni bir şeye gerek yok çünkü, evde var güzel birkaç elbisem."

"Canım arkadaşım hani sen nişanlanıyorsun ya yeni bir elbisen olsun neden çekiniyorsun?"

"Çekinmiyorum sadece istemiyorum."

"Ama neden?"

"Bilmiyorum canım istemiyor."

Belis konuşurken karşı reyonların birinde anne ve kızın beraber alışveriş yaptığını gördüğünde imrenerek onlara baktı. Her şeyi geride bıraktığını sanıyordu, üniversiteyi kazanıp yeni bir hayata başladığında üzüldüğü ya da çok mutlu olduğu her anıyı ardında bırakıp kendine yeni bir hayat kurduğunu sanmıştı.

Düşündüğü gibi olmadığını şimdi fark ediyordu.

Ama en azından bir dostu ve nişanlanacağı adam vardı. Üzülmenin bir fayda sağlamayacağını bilerek nişanı için elbise bakmaya başladı.

Uzun süren karasızlıklar sonucunda buz mavisi uzun hafif göğüs dekoltesi olan bir elbise seçti.

Elbiseyi denediğinde onu gören Güneş hayranlıkla bakakaldı.

"Çok güzelsin prenses gibi oldun. Bence kesinlikle bunu almalıyız."

Belis yüzünde acı bir tebessümle baktı aynada kendine, zihninden küçükken hatırladığı bir anı geçti.

10 yıl önce

Babasının uzaktan akrabasının düğününe gelmişlerdi Belis ve ailesi.

Gelini gördüğünde dünyanın en güzel kızını görmüş gibi hissediyordu kendini, çizgi filmlerde izlediği, kitaplarda okuduğu prenseslere benziyordu o gelin.

İmrenerek baktı o geline, içinden bir an önce büyüyüp o gelinliği giymek geçti.

Annesi Arzu Hanım Belis'in geline olan bakışlarını gördüğünde sessiz kalamadı.

"Ne oldu çok beğendin sanırım. Ama o işler o kadar kolay değil baban hayatta izin vermez boşuna heveslenme."

Şimdiki zaman

Hevesini kaçırmışlardı Belis'in.

O yaşlardan itibaren tek istediği bu aileden kurtulmaktı çünkü sevgisiz bir ailede hep kenarda bırakılarak büyümüştü. Şimdi kendine bakarken kırılan heveslerini, yok olan hayallerini, çalınan hayatını görüyordu.

Yaşadıklarına rağmen kendine yeni ve istediği gibi bir hayat kurmaya kararlıydı.

Üzerindeki elbise kendini prenses gibi hissetmesine yol açtığından bu elbiseyi almaya karar verdi.

Uzun süren kararsızlıklarla dolu bir alışveriş sürecinden sonra Güneş'le beraber elbise ve ayakkabı seçmişlerdi.

Elleri poşetlerle doluyken kendilerini yorgun ve aç hissediyorlardı. Alışveriş merkezinin yemek katında yiyecekleri bir şeyler aldıktan sonra eve geçtiler, birlikte yemeklerini yiyip elbiselerini denediler.

Belis uzun zaman sonra yüzünde içten bir gülümsemeyle bakıyordu etrafa, Güneş'te bu mutluluğun bir hayli farkındaydı. Arkadaşının mutluluğu onu daha mutlu ve huzurlu hissettirirken sonunda güzel bir hayat kurması onu sanki kendi başarısıymış gibi gururlandırıyordu. Hava karardığında Güneş kendi evine geçmek üzere gittiğinde Belis düşünceleriyle baş başa kaldı.

Eskiden hayatını duvarlar ardında yaşamak zorunda kalmasını, anne ve babasının hiçbir zaman üstüne düşmemesini, okul hayatında zorbalanmasını ve sonunda yalnız kalışını düşündü. Şimdi kendine yeni bir hayat kurmuştu ve bu hayatında güzel bir aile kuracaktı fakat içindeki hevesler, hisler, duygular kaybolmuştu.

Demirhan ile tekrar konuşmamışlardı, sabah onun ailesi Ankara'ya gelecekti. Huzursuzluk hissi vardı içinde, yine boş verdi tüm duygularını, biraz kitap okuduktan sonra uykuya daldı.

Demirhan'ın ailesinin gelişiyle tüm hazırlıklar ivedilikle gerçekleştirildi, nihayet nişan günü gelip çattı. Güzel bir salon organizasyon şirketi tarafından süslendi, tüm eşyalar hazırlandı geriye sadece Belis ve Demirhan'ın nişanlanması kaldı.

Nişan günü tüm gün boyunca Belis'in stresini ya da aklındaki tüm olumsuzlukları engellemek adına Güneş ve Duru destek oldu, saç ve makyajına yardım etti, sonunda nişanın yapılacağı saat gelip çattı.

Kızlar Belis'in yanından ayrıldıklarında Demirhan Belis'i görmek için odaya geldiğinde adeta büyülendi. Onun güzelliği karşında gözlerinin dolmasını engelleyemedi ve olduğu yerde kalakaldı.

"İyi misin, neden gözlerin doldu?" Belis hızlıca Demirhan'ın yanına ilerledi ve elinden tutup sandalyeye otturtu.

"Belis, sen çok" aralarında uzun bir sessizlik oluştu. "Sen çok güzel olmuşsun. Sadece güzel demek hakaret gibi geliyor. Bugüne kadar gördüğüm her insandan daha güzel daha büyüleyici melek gibi olmuşsun."

Belis bu iltifat karşısında ne diyeceğini bilemedi utançtan hafifçe yanakları kızardı. Demirhan onun utandığını fark ettiğinde gülümsedi.

"Seni utandırmak için söylemedim, gerçekler bunlar. Kendini benim gözümden görebilseydin ne kadar mükemmel olduğunu anlardın."

"Teşekkür ederim. Sende çok yakışıklı olmuşsun, yakışmış takım elbise giymek sana."

"Senin kadar olamasam da yanına yakışmaya çalıştım, beğenmene sevindim. Hazırsan artık misafirlerin yanına gidelim mi?"

Belis onayladığında salona doğru ilerlemeye başladılar, kalabalığı gören Belis içinde ufak bir buruklukla gelenlere bakmaya başladığında hiç beklemediği kişileri gördüğünde gözlerine inanamadı.

İçten içe gelmelerini istediği ama asla gelmeyeceklerini düşündüğü anne ve babası salonda duruyordu. Şaşkınlıkla Demirhan'a fısıldadı.

"Ben yanlış mı görüyorum yoksa karşıda annem ve babam mı oturuyor?"

"Evet bir tanem, ben çağırdım. Bir sıkıntı çıkarmayacaklar sadece yanında olmak istediler."

"Demirhan, onlar gelmezlerdi. Bir şey olmuş olmalı." Belis endişeyle onlara bakmaya başladı.

"Belis, bana bak bebeğim. Bir şey olmadı ben çağırdım onları, yanında olmalarını istediğini düşündüm. Kötü bir şey olmayacak endişelenme ben yanındayım."

Belis'in içi rahat etmese de Demirhan'a güvenmekten başka çaresi yoktu. Derin bir nefes alarak yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirdi, daha fazla endişelenerek gelen diğer misafirlere yanlış bir şey düşündürmemeliydi.

İkisi beraber nişanın yapılacağı ışıklarla ve çiçeklerle süslenmiş platforma geçtiler. Kısa bir konuşma faslından sonra Belis kahveleri yapmak üzere mutfağa gitti.

Kahveleri hazırladıktan sonra fincanlara doldurdu ve aralarında bir tanesini kenara ayırdı. Duru misafirlere kahvelerini dağıtırken Güneş mutfağa daldı.

"Sakın eniştenin kahvesine tuz atmayacağını söyleme bana."

"Ben onun hayatına yeterince tuz attım artık bal koyma zamanı."

"Ya Belis romantizmini sonra yaparsın. Geleneklere sahip çıkmalıyız." Tuzluğu alıp Belis'e uzattı. "Al şunu koy kahvenin içine."

Belis kahveye tuz gelmemesi için fincanı tuzluktan uzaklaştırdı.

"Olmaz, koymayacağım içine tuz falan. Sen ilerideki kocanın kahvesine koyarsın çok istersen."

Belis gülümseyerek kahvenin içerisine bal katarak karıştırdı ve tepsiye koyup Demirhan'a götürdü.

Demirhan Belis'in elinde kahveyi gördüğünde gülümsedi. Kahveyi önüne bıraktığında onun kulağına fısıldadı

"Anlam çıkarmamam mı gerekiyor Belis Hanım?"

Sessizce kıkırdadı Belis "İstediğiniz anlamı çıkarmış bulunuyorsunuz Demirhan Bey."

Belis yanına oturduğunda Demirhan kahveyi tek yudumda içti. Kahvenin ballı olduğunu fark ettiğinde yüzündeki gülümsemesi genişledi.

Tüm misafirler kahveyi içtikten sonra kız isteme faslına geçildi. Uraz konuya giriş yaptı.

"Sebebi ziyaretimiz belli, buraya herkesin mutluluğu ve huzurunu sağlamak adına geldik." Sözüne devam edecekken salona giriş yapan Sinem'i kimse beklemiyordu tek bir kişi hariç.

Uraz, Sinem'i gördüğünde yüzünden sinsi bir gülüş geçti ancak bu gülüş saniyelerle sınırlıydı. Sinem misafirlerin önünden geçerek Demirhan'a doğru ilerledi. Belis'in olmasını önemsemeden Demirhan'ın ayaklarına kapandı.

"Demirhan ben önceden senin değerini bilemedim, korktum. Geç kaldım ama sonunda anladım sen benim için doğru kişisin. Hâlâ birlikte olabiliriz, seni seviyorum."

O yalvardıkça Belis içinde bulunduğu durum karşısında kafayı yemek üzereydi. Gözleri kıpkırmızı kesildi ve kontrolsüzce ağlamaya başladı.

Hızla ayağa kalktı ve kimseye tek kelime etmeden oradan ayrıldı. Demirhan Belis'in gittiğini gördüğünde hışımla ayağa kalktı.

"Bütün mutluluğumun içine sıçtınız, siz aile misiniz be. Yeter ya yeter! Bu kızdan benden bizim ilişkimizden ne istediniz be."

Uraz'ın üstüne yürüdü parmağını ona doğrulttu "Her işime çomak sokmaktan hiçbir zaman vazgeçmedin, tüm hayatımı kontrol ettin ama artık bitti. Ne sen benim babamsın ne de ben senin oğlunum bu saatten sonra. Üstünde hakkım varsa da haram zıkkım olsun."

Öfkeyle ellerini kafasına vurarak "Allah bildiği gibi yapsın, benim mutsuzluğum üzerine gün yüzü göremeyin."

Söylenerek Belis'in peşinden koştu.

Caddeye çıktığında bir arabanın hızla hareket ettiğini ve arabanın kendisine ait olduğunu fark etti. Peşinden gelen Mert'e baktığında ona atılan araba anahtarını kapıp hızla Belis'in sürdüğü arabanın peşinden ilerlemeye başladı.

Ana yola çıkıp peşine takıldığında etrafındaki her şeyi saniyeler içerisinde kaybedecek kadar hızlıydı. Belis her zaman atik davranırdı ancak bu şartlarda arabayla hız yapmak sağlıklı bir seçim değildi.

Demirhan tek eliyle direksiyonu tuttuğu sırada hızını arttırırken cebinden çıkardığı telefonuyla Belis'i aramaya başladı ancak sonuna kadar çalsa dahi telefonu açan kimse yoktu. Telefonla uğraşırken gözden kaybettiği arabayı gördüğünde sinirle direksiyona vurdu Demirhan.

Sağa çekip arabayı durdurdu, polisi arayarak arabasının plakasını verdi ve takip kararı çıkarttırdı ardından tekrar arabaya atlayıp otobana çıktı. Hız ibresi sınıra ulaştığında Belis'ten hâlâ hiçbir haber yoktu. Gidebileceği tüm yerleri düşünmeye başladı. Yeterince hızlı değilmişçesine daha da hızlanırken otobandaki ufak tefek birkaç araba dışında tek araba şu an içinde bulunduğu arabaydı.

Sabit hızla ilerlediği sırada ondan uzakta kendi arabasına benzer kırmızı bir araba gördüğünde gaza asıldı ve saniyeler içerisinde arabanın arkasındaydı. Plakaya baktığında kendi arabası olduğunu anladı, arabanın önüne geçti ve Belis hangi şeride geçerse o şeride geçerek yolunu kesmeye çalıştı ancak Belis daha çok sinirlendi ve bulduğu ilk fırsatta hızla makas atarak Demirhan'ı geride bıraktı.

Demirhan bu inat karşısında daha çok gaza gelerek hızlandı ve Belis'in önüne kırarak arabanın tam tur dönerek durmasına sebep oldu.

Belis, Demirhan'ın önüne kırdığını gördüğü anda göz bebekleri büyüdü, nefesi hızlanırken ufak bir çığlık eşliğinde frene asıldı. O anda kendi çığlığına araba lastiklerinin sesi de katıldı. Gözlerini kapatıp kıyametin kendisini bulmasını beklediği sırada araba büyük bir sarsıntıyla durdu. Artık sona geldiğini hissettiği sırada kapısının açıldığını hafif esen rüzgar tenine değdiğinde anladı.

Endişeli bir ses ilişti kulaklarına ancak vücudunun titremesinden algılayamıyordu. Sesin kaynağı çok yakınındaydı ancak kaybettiği bilinci sesin kimden geldiğini öğrenememesine yol açtı.