8. bölüm / 20
MAVİ KABUS8. Bölüm "MASKELİ YALANCI"
Bölümler 20Şu an: 8. Bölüm "MASKELİ YALANCI"
- 1 1. Bölüm "PARFÜM MESELESİ"3.757 kelime
- 2 2. Bölüm "UÇAN BALONLAR"3.798 kelime
- 3 3. Bölüm "BEŞ GÜN"4.520 kelime
- 4 4. Bölüm "SAROV VAMPİRİ"5.537 kelime
- 5 5. Bölüm "KUŞ AVCISI"6.421 kelime
- 6 6. Bölüm "KOSCHEY ÖLÜMSÜZ: BİR RUS MASALI"6.155 kelime
- 7 7. Bölüm "BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIK"5.458 kelime
- 8 8. Bölüm "MASKELİ YALANCI"5.306 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm "KÜÇÜK ASİSTAN"5.885 kelime
- 10 10. Bölüm "ANNEYİ ÜZMEK"6.477 kelime
- 11 11. Bölüm "UÇTU UÇTU"5.686 kelime
- 12 12. Bölüm "ODADAKİ FİL"7.304 kelime
- 13 13. Bölüm "HİÇBİR YERE ÇIKMAYAN KAPILAR"5.159 kelime
- 14 14. Bölüm "PEMBE KUTU"6.312 kelime
- 15 15. Bölüm "AKIL HOCA"3.647 kelime
- 16 16. Bölüm "KOLYE"6.755 kelime
- 17 17. Bölüm "MAVİ GÖZLER"4.189 kelime
- 18 18. Bölüm "NEMESİS'İN İNTİKAMI"7.661 kelime
- 19 19. Bölüm "ROMA HIRSIZI"7.375 kelime
- 20 20. Bölüm "KARA PANTER"3.847 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Katil dün gece beni öldürmeye çalıştı."
Kaya cidden yüksek desibelde bir sesle ne, diye bağırdığında başımı salladım. "Kaçtım ama. Ölmedim yani." dedim yine başımı sallayarak. "Bugün yine geldi, az kalsın uçurumdan uçuyordum."
"Vera, kafa mı buluyorsun benimle?"
Pusat önüme geçti, "Doğru söylüyor. Anlatacağım ama aramızda kalacak." Dedi Kaya'ya. Fakat Kaya onu omuzlarından ittirdi ve ayaklandı, "Sikerim böyle işi ne yapıyorsunuz lan siz!" Diye bağırdı. Bağırırken Pusat'ın yakasına yapışmıştı. Pusat sabırlı kalkmaya çalışıyordu, "Ne, ne yapıyorsunuzu lan!? Söylüyoruz adam gibi!" Dedi. Kaya onu daha sert ittirdi, "Taş★★k mı geçiyorsun Pusat Demir!" diye öyle bir bağırdı ki başta Kaplan olmak üzere Pusat'ın tüm adamlarını başımıza topladı. Pusat Kaya'yı yakasından kelimenin tam anlamıyla söktü, "Dinleyeceksen dinle, adam gibi durmazsan kafana sıkacağım az kaldı." dedi işaret parmağını Kaya'nın yüzüne sallayarak.
Kaya ellerini saçlarından geçirdi, birkaç tutamı parmakları arasında sıkıştırıp çekiştirdi. "Anlat." dedi boğuk bir sesle. Pusat olanları anlattı, Kaya hayretle dinledi. Pusat'ın anlatacakları bittiğinde Kaya pencerenin kenarında durmuş çenesini sıvazlıyordu. Yanıma gelmiyor, geçmiş olsun demiyordu. Yine korkuyordu ama bu sefer başka korkuyordu. Benden sonra sıranın ona geleceğini biliyordu.
"Ne oldu? Ortalığı yıkıyordun Vera diye. Ne oldu Kaya!?" Pusat bağırdığında Kaya, bakışlarını camdan çekti ve ona döndü. Yüzündeki ifade korkusunu yansıtır cinstendi. "Şoktayım." dedi ve bana döndü, "Vera'nın bana duyurmadan neler yaşadığına inanmıyorum." diye devam etti gözlerime bakarak. Başımı iki yana salladım, kalbinden geçenlerin bunlar olmadığını, bunların aklına gelenler olduğunu biliyordum.
Kaya ona inanmadığımı anladığında kollarını iki yana açıp kendisini savunurken takındığı o tuhaf ifadesini takındı, "Ne? Ne Vera?" dedi başımı iki yana sallayışımı taklit ederek. "Beni öldürmeyi başarırsa sıra sana geçmiş olacak. İşlerin böyle yürüdüğünü anladık bence." dedim hiç düşünmeden. Kaya yutkundu, "Öyle bir şey olmayacak." dedi.
"Ya da..." dedim son hecemi uzatarak. "... Beni öldürmediği için doğrudan sana yönelecek. Bu da bir ihtimal." dedim başımı sallayarak. Sözlerime karşılık Kaya'nın ifadesi değişirken Pusat'ın da kaşları şaşılık belirtisi göstererek havalanmıştı. Kaya ile böyle konuşuyor olmamın tek sebebi korkmadığını, benim için endişe duyduğu için böyle tepki verdiğini söylemesiydi fakat duymayı beklediğim hiçbir şey dökülmüyordu dudaklarından. Kaya bu kez inkar da etmiyordu, ölüm korkusunu inkar edilemeyecek kadar keskin hissediyordu. "Sen de kendini sakınmak için bir şeyler yapmalısın." Dediğimde birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra bana sordu, "Sen ne yapıyorsun acaba kendini sakınmak için?"
Pusat'ı işaret ettim, "Ona güvendim." dedim. Kaya tahmin ettiğim gibi güldü, "Seni beş gün bir fabrikada ölüme terk eden bir adama mı güvendin?" diyerek alay etti. "Sana mı güvenmeliydim?" diyerek cevap verdim korkaklığını kastederek. Kaya yine birkaç saniye sessiz kaldı, "Evet, ailene güvenmeliydin." dedi.
"Babam da amcam da bizim o fabrikada olduğumuzu biliyordu Kaya. Ama Pusat'tan çekindikleri için hiçbir şey yapmadılar, ya da korktukları için mi demeliyim?" Kaya daha fazla konuşmamı dinlemek istemedi, elini kaldırarak beni susturdu. Bir eli belindeydi, diğeri de yüzünü ovuşturuyordu. Kaya bunu gerginken ve düşünmek zorundayken yapardı.
"Eve gidiyoruz, durumu anlatıyoruz ve seni korumak için başka bir şey düşünüyoruz." dedi en sonunda. Başka, derken üstüne bastırarak konuşmuştu. Ne cevap vereceğimi bilemiyordum, son olanlardan sonra babama güvenim kırılmıştı ve o kendini bile vaktini Mahzen'de geçirerek koruyorsa beni daha iyi şekilde koruyamazdı. Pusat'ınsa beni başka bir delice planın içine sürükleme ihtimali vardı ve ne kadar daha bu dağ evinin bir odasında yaşamaya devam edebileceğimi bilmiyordum.
Ben cevap vermeden Pusat konuştu, "Birincisi bu durumu kimseyle paylaşmayacağız. İkincisi, katili yeteri kadar kızdırdı. Onun için şuan buradan dışarıya adım atmak bile çok tehlikeli." dedi. Kaşlarımı çatarak ona döndüm, "Kızdırdı mı!? Canımı kurtarmaya ve senin boktan planını uygulamaya çalışıyordum!"
"Her neyse. Sonuç olarak adamı kızdırdın."
"Kızdırdın değil, kızdırdık! El birliğiyle. Hatta senin adamlarını da gördü, belki benden vazgeçip senin peşine düşecek?"
Pusat alayla güldü, "Benim peşime düşecek adam anasının karnından doğmadı güzelim."
Tam ona bir gün egosu yüzünden başının belaya gireceğini söylemek üzereydim ki Kaya'nın yüksek sesle iç çektiğini duyduk. "Adam? Adam, derken?" dedi hemen sonra. Pusat sanki benim suçummuş gibi bana dönüp kaşlarını çattı, sonra da bir sebep söylemeden Kaya'ya baktı "Evet, katil erkekmiş." dedi. Kaya bu duyduğu ile hemen arkasında dikilen Kaplan'a döndü, "Ulan sen göstermedin mi bize o kadını!?" dedi. Kaplan'ın yüzüne suçlu bir ifade yeşleşti, "Evet benim de hatam sayılır. O kadın üç önce ölmüş."
"Üç ay önce ölmüş mü?" Pusat'a döndüm ve daha yüksek sesle sordum, "Üç ay önce ölmüş mü!?" Günlerce Rusya'da ne yapmıştı bunlar? Katili yakalamayı başaramadıkları zaten açıkça ortadaydı ama şüphelilerinin ölü olmasını da beklemiyordum. "Senin sarsılmaz gücün ve zekan bu kadar mıydı yani Pusat Demir? Güvendiğim adamlara bir bak!" Dediğimde Kaya bana destek çıkarak başını sallıyordu, "Şimdi Vera benimle geliyor mu?" diye sordu Pusat ile alay ederek.
Pusat Kaplan'a döndü, "Senin yüzünden kimlerin diline düştük görüyor musun?" dedi kısık sesle ve dişlerini sıkarak. Sonra da bize döndü, "Kimse bir yere gitmiyor. Sen buradan korkudan başını camdan çıkarmaya cesaret edemezken daha fazla konuşma Kaya." dedi ve kollarını iki yana açarak etrafı işaret etti "Meydan müsait, elini taşın altına koymak istersen seni de bekleriz." Kaya birkaç saniye Pusat'ın sözlerine cevapsız kaldı. Daha sonra, "Kalsın tamam mı? Masa'nın başına geçmek için yırtınan ben değilim, bir zahmet sana ait olanı koru." Dedi ve beni işaret ederek ekledi, "Ben de bana ait olanı koruyayım."
"Masa bana aitse Vera'yı da kapsamıyor mu?" Dedi Pusat. Daha fazla dayanamayıp araya girdim, "Bu konuşma çirkinleşmeye başladı." dedim sırayla ikisine de bakarak. "Zaten güneş doğmak üzere, beni bırakın evime gideyim." diyerek devam ettim fakat cümlemin bitmesini bile beklemeden ikisi birden itiraz etmeye başladı. Pusat katilin gerçekten çok sinirlendiğini ve çıktığım an beni öldüreceğini söylüyordu, Kaya ise kendisi ile beraber onun evine gelmemi söylüyordu. Kaya'nın itirazı çok önemli değildi ama Pusat gerçekten saçmalıyordu bu yüzden ona döndüm, "Madem çıktığım an beni öldürecek kadar yakın, bulsanıza o zaman!"
Odada bir sessizlik oluştu. Kaplan arıyor olduklarını söyledi ama aramalarına rağmen bulamıyorlardı. Bu kadar düşündükten sonra Pusat'ın gitmeme izin vereceğini düşünüyordum fakat geri adım atmadı. "Kaya gidiyor, sen kalıyorsun. Tartışma bitmiştir." dedi ve arkasını dönüp gitti, birkaç saniye sonra bir kapının kapanma sesini duyduk. Şimdi peşinden gidip bittiğini söylediği tartışmayı devam ettirmek istiyordum ama buradan çıkmak istediğimden emin değildim. Haklı olmasından korkuyordum. "Niye düşünüyorsun Vera?" dedi Kaya. Aklımı okumuş gibiydi, neden tepki göstermediğimi ve gitmek istediğimi söylemediğimi soruyordu. Yüksek sesle ofladım, "Korkuyorum çünkü!"
Kaya, "Sen gelmiyorsan ben de gitmiyorum." dediğinde Kaplan araya girdi ve Pusat'ın bundan hoşlanmayacağını söyledi, Kaya ise Pusat'ın fikirlerini umursamadığını. Bunun böyle olmayacağını anladığımda salondan ayrıldım ve Pusat'ın gittiği yöne ilerledim. Üç kapıdan sadece biri kapalıydı, kapıyı tıklattım. "Gir Kaplan!" diye bağırdı Pusat. Kapıyı açıp içeri girdiğimde küçük bir çalışma odasında buldum kendimi. Pusat kalçasını masaya yaslamış, sırtı kapıya dönük bir şekilde camdan dışarı bakıyordu. "Kaplan değil, benim." dediğimde sesimi duyduğu an hızla arkasını döndü.
"Takdir edersin ki Kaya beni senin yanında bırakıp gitmek istemiyor." dedim yavaşça. Suyuna gitmeye çalışıyordum. Pusat tamamen bana döndü, "Kaya'nın isteklerini umursamıyorum." dedi. Başımı salladım, "Anlıyorum ama bu şekilde olmaz."
Pusat kendisiyle bu kadar sakin ve anlayışlı konuşmama hazırlıksız yakalanmıştı, ne diyeceğini bilemiyor ve çokça sessiz kalıyordu. Cevap vermediğinde konuşmaya devam ettim, "Valnikov'un yerinin asıl sahibi olduğunu biliyoruz. Çoğunlukla bunu gözümüze sokuyorsun hatta." kendisine laf attığımda gözleri kısıldı fakat bir şey söylemedi. "O yüzden şimdi de öyle davran ve hem Kaya'yı hem de beni umursayacak bir yol bul."
Pusat derin bir nefes aldı, "Kaya seninle istediği zaman telefonda konuşabilir ve ona seni öldürmeyeceğime söz veririm." dedi. Dalga geçiyordu. "Ayrıca bugün buradayız dedim, tüm yıl burada kalacağız demedim. Kaya işine baksın sen de burada keyfine bak."
Sanırım haklıydı. Bir şey söylemeden odasından çıktım ve salona döndüm, "Pusat beni öldürmeyeceğine söz veriyor." dedim Kaya'nın yanına giderken. Kaya ağzının içinde bir şeyler geveledikten sonra, "Bu adamın yanında kalmayı kabul ettiğine inanamıyorum." dedi ve elindeki telefonunu cebine sokup çıkışa yöneldi, "Sana hapishanende iyi eğlenceler." deyip son kez yüzüme baktıktan sonra çıkıp gitti.
"Bence senin Pusat'la iyi anlaşmanı kıskanıyor." Kaplan'ın sesiyle irkildim fakat belli etmedim, arkama döndüğümde koltukta oturuyor olduğunu gördüm. "Pusat ile iyi anlaşmıyoruz." dedim. Zaten az önce suyuna gittiğim için de pişmandım. Sessizlik oluştuğunda uyuduğum odaya geri döndüm ve yatağa oturup telefonumu elime aldım, en azından hapishanemde telefonum vardı.
🌜
Burada vakit geçirmek düşündüğüm kadar zor olmuyordu, detoksta gibiydim. Odadan çıkmayıp Pusat'ı ya da Kaplan'ı görmüyordum ve telefonumdan dizi izliyordum. Bir kez Kaplan bir kez de Pusat yemek yemem için dışarı çağırmıştı fakat çıkmamıştım, akşama kadar çıkmamayı kafama koymuştum ve yemek yemek yeteri kadar önemli bir mazeret değildi. Hava yavaş yavaş kararmaya yaklaşıyordu ne zaman gideceğimi sormak istiyordum çünkü akşam yemeği için Doğa'ya söz vermiştim. Tabii benim evimde.
Odadan çıkmama kararımı çiğnememek için Pusat'ı aradım ve telefonu kulağıma götürdüm. İçeriden Pusat'ın sesini duyabiliyordum, sabır çekiyordu. "Efendim Vera?" diyerek açtı telefonu. Uzatmadan, "Ne zaman gideceğiz?" diye sordum. Pusat'ın oflamasını hem telefondan hem de odadan duydum, "Çık şu odadan da gidelim." dedi daha sonra. Telefonu yüzüne kapatıp yataktan indim ve ayakkabılarımı giyip odadan çıktım. "Hadi gidelim." diye sesleniyordum salona doğru giderken.
Salona girdiğimde kimsenin olmadığını kapının da açık olduğunu gördüm, Pusat ayısı beklemeden çıkmıştı. Oyalanmadan ben de çıktım ve kapıyı arkamdan kapattım. Gözüm bir an arabamı aradığında onu unutamayacağım kadar kötü bir şekilde kaybettiğimi hatırladım ve bir anda yüzüm düştü, anahtarı bile bende değildi.
"Vera, ne duruyorsun gelsene!"
Pusat'ın yanına gittim ve arabasının arka koltuğuna bindim, yine ön tarafta Kaplan ve ikisi vardı. Birkaç dakika içinde araba evin bahçesinden çıktı ve dün gece karanlıkta geldiğimiz yolu bu kez zifiri karanlık çökmeden dönmeye başladık. Virajlar hâlâ hatırladığım kadar korkunç görünüyordu ve arabamın düştüğü yerde asfaltın üstüne siyah lekeler vardı, aslında katilin beni takip ettiği her yerde o izlerden vardı ama arabamın uçurumdan aşağı yuvarlandığı noktada izler daha büyüktü.
Virajlı ve yokuş yol bittiğinde şehre giden yolda ilerlemeye devam ettik. Bir süre sonra evime yaklaştığımızda katilin ormanın içinden çıktığı ve beni takip etmeye başladığı noktayı Pusat ve Kaplan'a gösterdim, bir iz bulabilmelerini ümit ederek araştırmalarını istedim. Daha sonra Pusat'ın arabası evimizin girişinde durduğunda Pusat bana döndü, "Dikkatli olmaya devam ediyorsun. Bir şey bulursak Kaplan sana haber verir." dedi. Ona başımı salladım ve arabadan inip büyük bahçe kapısının yanındaki zile bastım. Birkaç saniye sonra kapı açıldığında içeri girdim.
Eve vardığımda kimsenin beni merak etmediğini görmek beni rahatlattı, bu Kaya'nın evdekilere bir şey anlatamadığı anlamına geliyordu. Ben de onlara olanlardan bahsetmeyi düşünmüyordum zaten. Yemeğe misafirim olduğunu mutfağa söyleyip odama çıktım. Yemek vaktine kadar duş alıp hazırlanacak vaktim vardı, duşa girdim.
Duştan çıktıktan sonra uzun uzun vücut ve saç bakımı yapmış, önceki hafta çekimine gittiğim markanın iç çamaşırlarını giymiştim. Misafirim Doğa olduğu için kıyafeti abartmayarak siyah, kumaş bir şort ve beyaz bir bluz giydim. Makyajımı yaparken Doğa'nın geldiğini haber verdiklerinde elimdeki allığın kapağını kapatıp çekmeceye koydum ve odamdan çıkıp aşağı indim.
Doğa henüz girişteydi, merdivenleri indiğimi gördüğünde salona girmeyip beni bekledi. Yanına vardığımda ona sıkıca sarıldım, "Hoş geldin." dedim yanaklarını öperken. "Hoş buldum, çiçek gibi kokuyorsun." dedi Doğa beğeniyle başını sallarken. Ben nazik iltifatına teşekkür ederken yemek odasına doğru ilerledik, annem ve babam da peşimizden geliyordu.
Masanın başında yerlerimize geçtiğimizde yemekler servis edilmeye, annemse Doğa ile sohbet etmeye başladı. Aslında konuşmalarına katılacaktım fakat gözüm babama takılmıştı, daha doğrusu onu bana bakarken yakalamıştım. Babam zaten bir süredir gergin ve tuhaftı ama bu akşam sinirli de gözüküyordu. Belki de Kaya babama olanları anlatmıştı, babam anneme duyurmamak için geldiğimde bir şey söylememiş olabilirdi. Neyseki Doğa'yı çağırmıştım, o varken bir şey söyleyemezdi.
Yemeğe devam ederken, "Artık sizi pek etkinliklerde göremiyoruz, toplu detoksa falan mı girdiniz?" diye sordu Doğa muzip bir tınıyla. Sorusunun ardından kısa bir sessizlik oluştuğunda annem abartılı bir şekilde güldü, "Biliyor musun herkes bu aralar Rusya'ya gidiyor. Sanırım kayak yapmak için." dedi gerçeği belli etmeyecek şekilde umursamaz bir şekilde. Doğa anladığını belli ederek başını sallarken o da annem gibi gülüyordu. "Vera da gitmek istediğini söylemişti ama ben güneye inmekten yanayım, her zamanki gibi." Dedi. Annem şaşırmış gibi yaptı, "Ama Vera şu sıralar ayrılmasa iyi olur, işleri açıldı." dedi daha sonra. Doğa annemin işim konusunda ne kadar baskıcı olduğunu bildiği için bu duyduklarına inanmama ihtimali yoktu artık. Doğa gülümsedi, "Bence kısa bir tatilden zarar gelmez." dedi başını sallayarak.
🌜
Pusat ve Kaplan Vera'yı evine bıraktıktan sonra onun gösterdiği yere de bir arama ekibi yönlendirmiş ve işlerine devam etmek üzere Mahzen'e gelmişlerdi. Kimseye bir şey belli etmeden burada çalışmak pek kolay olmuyordu ancak imkanlarının çoğu burada olduğu için evde değil burada çalışıyorlardı. Şirkette çalışmaları zaten mümkün değildi, kimsenin Masa'dan da katilden de haberi yoktu. Mahzen'de Pusat'ın odasına girmiş kamera görüntüleri, Vera'nın gördükleri, olay yerinde bulunanları önlerine toplamış elle tutulur bir şey ortaya çıkarmaya çalışıyorlardı.
Şimdiye kadar katil hakkında cinsiyetini, yaklaşık olarak boyunu ve arabasının modelini biliyorlardı. Yani ellerinde pek bir şey yoktu. Bir de katilin bir şekilde Masa'daki herkesin programından haberdar olduğunu biliyorlardı. Mesela dün Vera'nın evden ayrılacağını bilmişti. Hâlbuki bunu sadece yüz yüzeyken planlamış ve telefonda bu konu hakkında hiç konuşmamışlardı. Gerçekten hiç konuşmamışlar mıydı? "Abi, Vera arabaya binince bizi aradı ya! Adam konuşmaları dinleyip anladıysa." dedi bir anda Kaplan. Pusat bir anlığına ihtimal verdi ancak hemen vazgeçti, "Duydu ve bir anda Vera'nın evinin iki sokak arkasında ortaya mı çıktı?" dediğinde Kaplan hayal kırıklığıyla yerine oturdu, "O zaman içerde köstebeği var." dedi.
Pusat iç çekti, "Neler döndüğünü öyle merak ediyorum ki..." dedi düşünceli bir sesle. Kaplan elindeki mürekkepli kalemi çevirirken başını salladı, "Harbi ya, kim neden hepimizi birden öldürmek ister ki? Acaba Rusya'dakilerin işi mi?" dedi. Pusat bu söylediğini de düşündü ve bu kez o kadar da mantıksız olmadığına karar verdi. "Katili bulma çalışmaları da onların yardımıyla yürüyor. Bilerek katili bulmamızı engelliyor olabilirler." dediğinde Kaplan yerinden fırladı, "Mantıklı olduğunu biliyordum!" dedi işaret parmağını masaya bastırırken.
Pusat,"Şımarma Kaplan. Hem eğer haklıysan gerçekten biz onları durduramadan hepimizi öldürürler." dediğinde Kaplan yüzünü asarak az önce kalktığı sandalyeye geri oturdu, Pusat haklıydı. "Ama Vera nasıl iki kez kurtuldu? Demek ki o kadar da akıllı bir katil değil." dedi daha sonra.
"Ben olsam o kadar başarılı bir kurtuluş hikayesiymiş gibi bahsetmezdim... Arabanın kapısını açarken yuvarlanıp gidecek diye aklım çıktı." Dedi Pusat. Anlatırken aynı o an olduğu gibi ürpermişti. Vera'yı daha fazla korkutmamak için sakin davranmıştı fakat o an kapıyı açmak yapılabilecek en riskli hareketlerden biriydi.
"Ama otoparta adam aptal gibi önce parfümü Vera'ya vermiş sonra da maskesi düştü diye peşinden gitmemiş. Yani zaten öldürecekti, yüzü görünse ne olurdu ki?" Dedi Kaplan elindeki kalemle oynamaya devam ederken. Pusat yine Kaplan'ın dediklerini düşündü, bu kez daha da mantıklıydı. Bilgisayarından kendi iş yerinin kameralarını izlediği uygulamaya girdi ve o akşamın görüntülerini aramaya başladı. Kaplan, Pusat'ın sesi çıkmayınca ne yaptığına bakmak için ekrana eğildi "Neye bakıyorsun?" diye sordu.
Pusat görüntüyü bulana kadar cevap vermedi, şimdi de doğru saati bulmaya çalışıyordu. Kaplan daha fazla dayanamayıp yerinden kalktı ve Pusat'ın arkasına geçti, biraz sonra Pusat akşam sekizin görüntülerini açtı ve izlemeye başladılar. Başta her şey normalken önce kameranın önünden dün gece Vera'yı uçurumdan atmak üzere olan araç göründü, daha sonra bir kez ve bir kez daha. Katil şirket binasının etrafında üç tur atmış daha sonra otoparka girmişti. Pusat sıkıntıyla alnını ovuşturdu, katilin kendi şirketinin kameralarına takılabileceğini hiç düşünmemişti.
Katilin arabası içeri girip üçüncü kata tırmandıktan sonra kamerada gözükmeyen bir köşeye park ediyordu ve birkaç dakika sonra Vera'nın dün akşam hurda olan arabası otoparka girip aynı kata çıkıyordu. Daha sonrasını zaten biliyorlardı, katilin Vera çıktıktan sonra ne yaptığını görmek için Vera'nın şirkete girdiği yere kadar atladılar. Vera içeri girdikten sonra ilk birkaç dakika hiçbir hareketlilik olmuyordu, daha sonra -Muhtemelen Vera asansöre binip gözden kaybolduğunda- katilin arabası otoparktan çıkıyor ve kadraja ilk girdiği yöne giderek gözden kayboluyordu. "En azından artık hangi yolu kullandığını biliyoruz." Dedi Pusat uygulamayı kapatırken. Kaplan başını salladı ve telefonuna uzandı, "Ben haber veriyorum kamera görüntüsü falan varsa bulsunlar."
"Bunu gözümüze sokmak için bırakmış, hepsini yok etmiştir." Dedi Pusat fakat Kaplan yine de aramaktan zarar gelmeyeceğini söyleyerek aramayı yapan ekibe haber verdi. Kaplan, "Gerekirse yolu takip eder nerelerden geçiyorsa hepsine bakarız, adamın saklandığı yeri bulursak her şey çözülür." dediğinde Pusat bunu hemen şimdi yapmayı teklif etti, "Belli ki burada başka bir işe yaramayacağız, en azından bir fikrimiz olur." dedi. Kaplan itiraz etmediğine her şeyi toplayıp masanın çekmecelerine tıktılar ve kabanlarını alıp Pusat'ın odasından çıktılar.
Koridorda ilerlerlerken Kaplan önden gidiyor fakat yavaş yürüyordu, atkısını düzgün bağlamaya çalışıyordu. Pusat onun birkaç adım arkasında yürürken diğer koridordan Alina'nın sesini duyduğunda hızlandı ve Kaplan'a çarptı, "Hızlı yürüsene yavşak, geliyor yine baş belası." dedi Kaplan'ı ittirerek önüne geçerken. "Kaya mı?" diye sordu Kaplan. "Aynen Kaya!" diye seslendi Pusat binanın çıkışına doğru hızlı adımlarla yürürken.
Mahzen'den çıkıp Pusat'ın arabasına geçtiler ve şirkete doğru yola çıktılar. "Soracağım soracağım unutuyorum..." diyerek sessizliği bozan Kaplan oldu. "Alina ile aranızda ne var gerçekten?" diye sordu. Bugün Kaya ile eve gelmesi ve Pusat'tan açıklama istemesi Kaplan'ı şüphelendirmişti. Pusat, "Alina ile aramda ne olabilir? Hiçbir şey yok." diyerek cevap verdiğinde Kaplan düşünüyormuş gibi bir ses çıkarttı. "Sanırım senden hoşlanıyor." dedi. Pusat omuz silkti, "Umrumda değil." diyerek kestirip attı. Gerçekten de Alina'nın ilgisini umursamıyordu, denemişti ama yapamamıştı.
"Belki de bir şans vermelisin, hayatının sonuna kadar bekar kalamazsın." Diyerek bir tavsiyede bulundu Kaplan. "Ayrıca Masa'nın başına geçeceksin ve senin de bir varise ihtiyacın var."
Pusat'ın Kaplan'ın son cümlesiyle kısaca ona baktı, "Bu konu canımı sıkıyor." dedi.
Kaplan, "Niye?" diye sorduğunda ona ters bir bakış attı çünkü konuyu sevmediğini söylediğinde sormaya devam etmemesini ummuştu. Yine de cevapsız bırakmadı, "Benim yaşadıklarımı onun da yaşamasını istemiyorum." dedi.
"Ee, koltuk ne olacak o zaman senden sonra?" Diye sordu Kaplan.
Pusat, bilmiyorum anlamında dudaklarını büzerek, "Bakacağız, eğer ortada bir koltuk kalırsa..." dedi cevaben. Birkaç dakika süren sessizliğin ardından Kaplan, "Plan patlamasa iyiydi." dediğinde Pusat dalga geçer gibi güldü. "Adam öbür tarafta pusuda beklediğimizi başından beri biliyordu bence. Vera'yı uçurumdan tarafına götürüp bir taşla iki kuş vuracaktı..." dedi. Vera'yı uçurumun kenarına kadar sürüklerken hem kendisini yakalamayı bekleyenlerden kurtulmuş hem de listeden bir ismi daha silmiş olacaktı, eğer Vera'yı öldürmeyi başarabilmiş olsaydı.
"O değilde adamı sinirlendirdin, derken haklıydın. Ya düşünemediğimiz, hesaplayamadığımız bir şey yaparsa?" Diye sordu Kaplan Pusat'a bakarak. Pusat bakışlarını yoldan çekmedi, bu ihtimali o da düşünmüştü ama Vera'yı her şeyden korumanın bir yolunu da bulamamıştı. Zaten daha önce öldürmeye çalıştığı birini şuan her şeyini vererek korumaya çalışması yeteri kadar saçma, zor ve utanç vericiydi. Bu yüzden bu konu canını olması gerekenden fazla sıkıyordu.
"Abi daldın?"
Pusat Kaplan'ın sesiyle ona baktı, "Ne dedin?"
"Ya diyorum katil beklemediğimiz yerden saldırırsa?" Dedi Kaplan sorusunu tekrar ederek.
"Ne yapayım Kaplan? Evime mi bağlayayım!?"
Pusat'ın azarlama ile karışık sorusuna karşılık Kaplan'ın gözleri büyüdü, "Katili mi?" dedi. Pusat, Kaplan'ın dalga geçmiyor olduğunu gördüğünde daha da sinirlendi. "Aynen, katili!" Kaplan, Vera'dan bahsettiklerini anladığında başını salladı, 'Haaaa' dedi uzata uzata. "Vera senin evine bağlanmayı kabul etmez." dedi daha sonra. "Ama belki yanında tutmanın makul bir yolunu bulabiliriz."
"Nasıl bir yol?" diye sordu Pusat merakla.
"Bilmiyorum, belki Mahzen'de kalması için ona bir iş falan verirsin?" dedi Kaplan. Çıkış noktası iyiydi fakat fikir çürükrtü.
Pusat daha fazla arkadaşına laf yetiştirmedi, zaten şirketin yakınlarına da gelmişlerdi ve artık susup düşünmeleri, katilin kafasının içine girmeye çalışmaları gerekiyordu. Araba katilin arabasının kadrajdan çıktığı noktaya geldiğinde durdular, biraz daha düz devam ediyor daha sonra dört belki de daha fazla kola ayrılıyordu.
Pusat arabayı yol kenarına park etti ve navigasyonu açıp ana yoldan ayrılan yolların nereye vardığında baktı, bir yandan bir seri katilin nasıl bir yerde kalabileceğini de kestirmeye çalışıyordu. Katil, oldukça pahalı bir spor araba kullandığına göre bu arabanın dikkat çekmeyeceği bir yerde kalıyor olmalıydı, Pusat'ın aklına ilk gelen bu olmuştu. Fakat yolların çoğu zaten öyle yerlere çıkıyordu, pek eleyici olmamıştı.
Pusat uzun uzun yollara baktı, "Vera'yı takip etmediğine göre mutlaka bunlardan birini kullanarak geldi." dedi kendi kendine. Mutlaka onlardan biriydi ama hangisiydi?
Daha sonra, "Kamera görüntülerinden bir şey çıktı mı?" Diye sordu Kaplan'a fakat cevap olumsuzdu, zaten çok az zaman geçmişti. Pusat binlerce parçalı bir yapbozda eline sürekli farklı parçalar alıp bir yere takamadan masaya geri koyuyor gibi hissediyordu. Aldığı her parça başka bir köşeye aitti ve bir araya gelemiyorlardı, bir araya gelecek parçaları ise Pusat bulamıyordu. Daha önce karşılaştığı hiçbir sorun bu kadar büyük ve tehdit edici olmamıştı bu yüzdendi bu eli koluna dolaşmış halleri.
Ve Vera'ya karşı üst üste yaptığı hatalar onu daha da başarısız hissettiriyor, gittikçe performansını aşağı çekiyordu. Fakat bu, kendine itiraf etmesi kolay bir şey değildi. Gerçekti, orada duruyordu ama Pusat görmezden geliyordu.
Düşündükçe işin içinden çıkılmıyordu. Pusat telefonunu çıkarıp kamera görüntülerini aramak için görevlendirdikleri adamlardan birini aradı, katilin arabasını görüp görmediklerini yol üstündeki bütün dükkanlara sormalarını istedi. "Gerekirse o akşamki müşterileri bile bulacaksınız." diye de ekledi.
"Biz ne yapacağız?" diye sordu Kaplan. Pusat arabasını çalıştırarak cevap verdi, "Bir yerden başlayacağız."
🌜
Akşam yemeğinden sonra anne ve babamın yanında daha fazla durmadan Doğa ile beraber odama çıkmıştık, balkonumda oturuyorduk. Doğa tatil planlarından bahsediyordu, ben de kafamda değerlendiriyordum. Gerçekten katilin sadece beni öldürmek için gelemeyeceği kadar uzağa gidersek biraz rahatlayabilirdim, ayrıca Doğa da haklıydı tatilden zarar gelmezdi.
Tatil hakkındaki konuşmamız Doğa'nın plan hakkında daha detaylı düşüneceğini söylemesiyle son buldu ve kısa bir sessizlik oluştu. Sessizliği Doğa bozdu, "Kaya ile karşılaştım bugün." dediğinde söylediğine şaşırdığım için kaşlarım havalandı. "Nerede?" diye sordum elimdeki kadehi masaya bırakırken. Doğa içkisinden bir yudum alıp başını salladı, "Şirketin oralarda bir kafede. Baya sinirliydi." dedi. Tahmin etmesi zor değildi, bugün onu epey öfkelendirmiştim.
"Bana bütün günü hatta önceki geceyi Pusat Demir ile geçirdiğini söyledi." dedi Doğa, tepkimi ölçmek ister gibi temkinli bir tınıyla. Göğsümü şişirerek derin bir nefes aldım, Kaya yine sinirliyken ağzından çıkana dikkat etmeden konuşmuştu. "Yani evet..." dedim Doğa'ya, mecburen.
"Sebebini düşündüm ama inan aklıma hiçbir şey gelmedi. Neden onun yanındaydın?" Dedi Doğa, çok haklıydı. Cevap vermeden önce oyalanmak için kadehimi geri aldım ve iki yudum içtim. "Aslında Kaplan da oradaydı, bir ara Kaya ve Alina da geldi." dedim fakat tatmin edici bir cevap olmadığının ben de farkındaydım. Doğa güldü, "Yani?" diye sorarken sesindeki şüphe fark edilmeyecek gibi değildi. Bir yalan uydurmam gerekiyordu ama yalan söylemekten hiç hoşlanmıyordum!
"Öyle işte arayı düzeltelim diye." Dedim en sonunda başımı eğerek. Bu söylediğimi Pusat duysaydı utançtan ölürdüm. Şimdi bile kendime karşı mahcup olmuştum, Doğa tam karşımda olmasa alnıma vuracaktım. Doğa verdiğim cevap karşısında bilmiş bilmiş sırıtıyordu, "Küs kalamayacağınızı ve onun gönlünü alacağını biliyordum!" dedi başını sallayarak. Ben de başımı salladım, "Aynen. Dayanamadı. Onun fikriydi zaten!"
Doğa elindeki kadehi daha bir keyifle kavradı ve koltukta kıpırdanıp iyice yerine yerleşerek başını eline yasladı. "Eee, ne yaptınız? Anlatmazsan meraktan ölürüm!" dedi keyifle. Yalanıma tamamen inanmış mıydı yoksa hâlâ şüpheleniyor muydu anlamıyordum ve kesinlikle Pusat ile keyifli vakit geçirdiğime dair yalan söyleyemezdim, bu kadarı bana fazla yüklenmek oluyordu!
"Düşündüğün gibi bir şey olmadı Doğa! Zaten ilk kez konuştuk ve Kaplan oradaydı diyorum."
Doğa bu açıklamam üzerine Kaplan yüzünden hiçbir şey yaşayamayacağımıza hak vererek konu hakkında barışıp barışmadığımızı sormak dışında başka bir şey sormadı. Artık eskisi kadar kötü olmadığımızı söyledim çünkü içimden bir ses Pusat ile görüşmeye devam etmek zorunda kalacağımı fısıldıyordu.
"Zaten sizin aranızın bozuk olması saçmaydı. Pusat Demir cemiyetteki en güçlü adam, babanın onu sevmediğini sanmıyorum." dedi Doğa. Yanlış düşünüyordu, babam Pusat'tan pek hoşlanmazdı çünkü Pusat gücünü paylaşmazdı. Babam onun hepimize üstten baktığını düşünüyordu ve haksız da sayılmazdı. "O işler öyle yürümüyor." dedim Doğa'ya.
"Ne demek öyle yürümüyor?"
"Pusat Rusya'nın dağlarından inme bir ayı gibi tamam mı? Zaten arayı düzeltmek zor!" Dedim. Arayı düzeltmek derken aslında onunla bir planı yürütmeye çalışmaktan bahsediyordum. Bence gayet zordu, az kalsın ölüyordum!
"Neyse, onu boş ver o zaman. Kaya ve Alina demiştin, onların alakası ne?"
Göz devirdim. "Kaya beni, Alina da Pusat'ı merak etmiş." Dediğimde Doğa gülmeye başladı, "Pusat'ı mı merak etmiş?" dedi iç çekerek gülmeye devam ederken. Sanırım Alina'nın Pusat'a olan ilgisi gizli bir şey değildi, herkes bilgi sahibiydi bu konu hakkında. Doğa, "Seninle baş başa, pardon Kaplan ve seninle baş başa, olduğunu duyunca çıldırmıştır." dediğinde başımı salladım. "Kaplan götürmek zorunda kaldı."
Doğa dudaklarını büzdü, "Alina kendine yazık ediyor, Pusat'ın peşinden koşmasa güzel kız aslında." dedi numaradan düşünüyormuş gibi yaparak.
"Çoğu kız Pusat'ın peşinden koşuyor?"
"Ama bu kız şansını çok zorluyor." Dedi Doğa, haklıydı.
İçkilerimiz bittiğinde yenilerini doldurmak için kalktım ve şişeyi alıp bardaklarımızı sırayla doldurdum, Doğa da o esnada klipsli toka ile tutturduğu kahve saçlarını serbest bırakmış elleriyle açıyordu. "Yanlış anlama balkonunun manzarası çok güzel ama niye dışarı çıkmadık?" diye sordu Doğa, yüzüne esen rüzgar yüzünden gözleri kısılmıştı.
"Çok gürültülü değil mi sence de?" dedim bardağını önüne bırakırken. Doğa, bardağı alırken göz deviriyordu. Elimde kendi bardağımla yerime oturmak üzereyken Doğanın arkasındaki karaltıyı fark etmem ile kaşlarım çatıldı. Çok geçmeden bunun bir maske olduğunu anladım. Maskeli yabancı buradaydı! Yüksek sesle boğazımı temizliyor gibi yaptım, "Hiç müsait bir gün değildi hem, hiç müsait değil hiç!" diye seslendim. Sonra aklıma Türkçe bilmediği geldi. İngilizce şekilde cümlemi tekrar ettiğimde Doğa bana tuhaf bakışlar attı ve arkasında bir hareketlilik olduğunu sezmiş gibi o tarafa dönecek oldu.
"Aaayyy aya bakkk!"
Doğa'nın bakışları anında gökyüzüne döndüğüne arkasındaki karaltı da geldiği gibi yok olmuştu. Balkonun kenarına gidip bakmak için deli oluyordum fakat Doğa şüphelenmemeliydi. Ayı izleme bahanesiyle korkuluklara yanaşıp kalçamı yasladım ve önce ay ile ilgileniyormuş gibi yapıp sonra Doğa'ya hissettirmeden arkama dönüp aşağı baktım. Yabancı duvarın dibine çökmüş bekliyordu! Rahatlayarak önüme döndüm, yalnız Doğa'nın erken gitmesi gerekiyordu çünkü yabancı orada sonsuza kadar saklanamazdı, biri onu görebilirdi.
Ama kıza öylece git artık da diyemezdim!
"Bahçeye inip fotoğraf mı çeksek?" diye sordum. Doğa bir bana bir de gökyüzündeki aya baktı, "Olur." dedi. Ona içeri geçmesini, benim de burayı toplayıp peşinden geleceğimi söyledim. Doğa makyajını tazeleyeceğini söyleyerek içeri girdiğinde tuttuğum nefesimi vererek arkama döndüm ve balkondan aşağı eğildim, "Biz çıkınca odama gir ve bekle!" diye seslendim aşağıdakine. Başını kaldırdığında yine karanlık yüzünden gözlerini göremiyor olmama sinirlendim. Başını salladığında Doğa'nın peşinden içeri girdim.
Birkaç dakika sonra Doğa ile beraber bahçeye çıkmıştık, arka bahçede geniş bir yeşillik alan vardı ve Doğa'ya orada onun resmini çekeceğimi söylemiştim. O ay ışığının altında güzel bir nokta seçerken ben de elimde telefonumla bekliyordum. Güzel bir yer bulup poz verdiğinde ben de fotoğraflarını çekmeye başladım. Bu normalde gideceği vakitten de fazla zaman alacaktı ama en azından yabancı huzur içinde bekleyebilecekti.
🌜
Doğa'nın uzun mu uzun fotoğraf çekimi bittiğinde hem yorulduğu hem de üşüdüğü için, ayrıca çektiğimiz fotoğrafları da hemen düzenleyip paylaşmak istiyordu, biraz salonda vakit geçirdikten sonra ayrılmıştı. Ben de anne ve babamın daha fazla yanında durmadan koşar adımlarla yukarı çıkmıştım.
Odamın kapısının önüne gelip kulpu indirdiğimde açılmadı, içeride yabancının ayak sesleri duyuldu ve biraz sonra kendi odamın kapısı bana bir yabancı tarafından açıldı. Yabancı kenara çekildiğinde içeri girdim ve kapı kapandı, kilitlendi. Şimdi kapının önünde dikiliyorduk ve ne yapmam, ne söylemem gerektiğinin bilmiyordum.
Sonra yabancının gizemli sesi duyuldu, gizemli ve biraz boğuk. "Başın beladaymış gibi bir his vardı içimde." dedi. Başımı yavaşça salladığımda eldiven geçirdiği ellerinin havalandığını gördüm, elleri yanaklarımda durdu.
"Sadece sen istediğinde ortaya çıkmandan nefret ediyorum." Dediğimde biliyorum, der gibi başını salladı. Başımı kaldırıp hâlâ rengini seçemediğim gözlerine baktım, "Nasıl biliyorsun?" diye sordum başımın belada olmasını kast ederek fakat içten içe cevap vermeyeceğini biliyordum. Yabancı başını iki yana salladı, "Önemli olan nasıl bildiğim değil." Dedi. Elleri yüzümü kavradı, "Sen nasılsın?"
Güldüm, "Nasıl olmalıyım?" Yabancı soruma cevap vermedi, saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdı. "İyi ol." dedi. "Demesi kolay..." Derken ondan uzaklaşıp yatağıma oturuyordum.
Maskesini çıkarmam lazımdı ama yapmıyordum. Bilmemek canımı sıkıyordu ama bilmek daha çok sıkabilirdi. "Artık şu masken sinirimi bozuyor." Dedim belki kendisi bu konu hakkında bir şey söyler diye. Yabancı karşıma geçip eğildiğinde gözleri ışıkta kaldı, ilk kez. "Gözlerimi görebilirsin." dedi. Dalga geçiyordu ama ben gerçekten ilk kez gözlerini net bir şekilde görüyordum, kahverengi gözleri vardı.
Kucağımdaki ellerimin üstüne ellerini yerleştirdi, "Çok durgunsun." dedi sanki bu durum hoşuna gitmemiş gibi. Omuz silktim, "Başımın belada olduğu konusunda haklıydın." Dedim. Yabancının dudakları yüzündeki siyah maskenin üstünden kabarık iki şerit gibi belli oluyordu, dudaklarını büzdüğünde onu anlayabilmiştim.
Yabancı diz çöktüğü yerden kalktı ve yanıma oturdu, sonra da sırtın yatak başlığına yasladı. Yanında benim sığmam için boşluk bırakmıştı. Kim olduğunu bilmediğim, maskesini çıkarmayan hatta Türkçe bile bilmeyen bu adamın yanındaki boşluğa yerleştim ve başımı göğsüne yasladım, olduğum yerde küçülerek yattım.
Bir süre öyle, hareketsizce yatmaya devam ettik. Sonra başımı göğsünden kaldırıp ona baktım, "Senden korkmam gerekiyor." diye fısıldarken aslında kendime söylüyordum bunu. Ondan korkmam gerekiyordu çünkü onu tanımıyordum. Ondan korkmam gerekiyordu çünkü peşimde tanımadığım bir katil vardı. Ve ondan korkmam gerekiyordu çünkü dünya korkutucuydu.
Yabancının gözleri kısıldı, bir şey söylemedi. Ona döndüğüm için belim içeri doğru bir kıvrım oluşturmuştu, elini oradaki oyuğa ustaca yerleştirdiğinde belimden vücuduma bir sıcaklık yayıldığını hissettim. İçim onu öpme isteği ile doluyordu. Belki boşlukta olduğum, korkularım yüzünden sığınacak bir liman istediğim içindi. Kesinlikle bu yüzdendi. Ama istiyordum. Bu kez benim elim onun yüzüne çıktı, yabancının gerildiğini hissettim. Maskesini çıkaracağımı düşünmüştü. Fakat tam olarak öyle yapmadım. Gözlerimi yumdum ve maskesini çenesinden tutarak burnuna kadar sıvadım ve dudaklarına uzandım.
Hissetmeyi beklediğim sıcaklık dudaklarıma dokunmadı, yabancı geri çekilmişti. Gözlerimi açtığımda maskesini de aşağı indirmiş olduğunu gördüm. Göz göze geldiğimizde, "Benden korkman gerekiyor." dedi kendi cümlemi bana hatırlatarak. Gözlerimi sıkıca yumdum ve birkaç saniye öncesini unutmayı dileyerek geri çekilip ondan uzaklaştım. "Öyleyse gitmen gerekiyor. Beni korkutacaksan merak da etme. Bir daha da gelme." Dedim kapıyı işaret ederek. İçten içe bu dediklerimi yapmamasını dinliyordum.
Yabancı bir süre hareketsiz kaldı, bana tekrar temas etmek için bir hamlede bulunmadı. "Sana bir kahraman olmadığımı söylemiştim." Dedi. Daha sonra yataktan kalktı ve balkon kapısına doğru yürüdü, "Artık daha dikkatli araba kullan ve güvende olmayacağın yerlere gitme." dedikten sonra balkona çıktı. Üç saniye sonra geri döndü, "Yine geleceğim." dedi ve bu sefer balkondan aşağı atlamak suretiyle gitti.
Oflayarak yatağın içine girdim ve yüzümü yastığa gömdüm, utançtan ölmek üzereydim. Nasıl onu öpmeye çalışırdım? Artık sonsuza kadar onun kim olduğunu bilmek istemiyordum, utançtan yüzüne bakabileceğimi de sanmıyordum zaten.
🌜
Gece yabancı ile olan tatsız anlardan sonra makyajımı bile çıkarmadan uyuduğum için sabah uzun bir duş almış ve yine uzun uzun bakım yapmıştım. Mahzen'de toplantı olacağı için oraya gidecektik. Saçlarımı dalgalandırmış, güzel bir makyaj yapmıştım. Beyaz, düşük omuzlu bir elbise ve siyah çizmeler giymiştim.
Ve babamla beraber onun arabasına binmek zorunda kalmıştım çünkü kendi arabam yoktu. Babama da arabam konusunda yalan söylemiştim, artık istesem de kendim alamazdım çünkü yalan söylediğimi anlardı. Pusat Demir'in arabamı çabuk yerine koymasını umuyordum.
Mahzen'e vardıktan sonra oyalanmadan toplantı odasına girmiş ve yerlerimize geçmiştik, hâlâ üç boş sandalyesi olan masamız o üç sandalye hariç dolduğunda Valnikov toplantıyı başlatmıştı. Pusat'ın kasılmış ifadesinden güzel haberler vermeyeceğini tahmin edebiliyordum, belki de dünden önceki gün olanları anlatacaktı. Toplantı başladıktan sonra Valnikov rutin olarak yaptığı konuşmayı yaptı ve söz sırası Pusat'a geldi.
"Rusya'da neler olduğunu merak ettiğinizi biliyorum fakat bahsetmeyeceğim..." diyerek başladı söze, salonda bir uğultu baş gösterdiğinde fazla devam etmesine izin vermeden konuşmaya devam etti ve "Bahsetmeyeceğim çünkü biz Rusya'dayken katil buradaydı. Rusya'dan döndüğüm gün içinizden birini öldürmeyi planlıyordu." dedi. Buna ben, Kaplan ve Kaya hariç herkes şaşırmıştı. İnsanlar kendileri için planlanan bir ölümü fark etmemiş olabilecekleri için ürkmüşlerdi fakat Pusat'ın bahsettiği kişi benden başkası değildi.
"Neyseki kimseye bir şey olmadı ama katili de yakalayamadık. Bu yüzden güvendiğim üyelerden ve onların güvendikleri adamlarından birer ekip oluşturacağım." dedi Pusat. Masadaki bazı isimlerin ifadelerinin değiştiğini, Pusat'a memnuniyetsiz bakışlar attıklarını gördüm.
Zikri, "Bu, hepimize güvenmediğin anlamına mı geliyor evlat?" dediğinde Pusat ona döndü ve kaşlarını kaldırdı. "Ekip güçlü, başarılı ve dinamik üyelerden oluşacak." dedi. Bu ne anlama geliyordu tam olarak emin değildim ama dinamik derken Zikri'yi işin içine katmayacağını ima ettiğini anlamıştım.
"Benimle beraber Kaplan, Aral, Yıldırım ve Vera çalışacak."
Gözlerim kocaman açılırken sırtımı sandalyemden ayırdım, konuşmak üzereyken Pusat'ın gözleri gözlerime saplandı ve adeta sus, diye bağırdı. Bir şey planlıyordu ve yine beni de alet etmeye çalışıyordu. Aral Noris'in en yakınıydı, Yıldırım da Orya'nın abisiydi ve ikisi de bahsettiği gibi güçlü ve zeki adamlardı fakat bende onlardaki gücün bir zerresi bile yoktu.
"Vera'nın size yardımcı olabileceğini hiç sanmıyorum." dedi babam Pusat'a. Vera sizinle iş birliği yapmaz demeye çalışıyordu. Pusat omuz silkti, "Ben öyle uygun gördüysem öyledir." dedi.
Babam elini masaya vurarak ayağa kalktığında bakışlar ona döndü, "Daha hiçbir şeyin başına geçmiş değilsin, insanları kuklan gibi de kullanamazsın." dedi kelimelerin üstüne bastıra bastıra.
Pusat yumruklarını masaya yaslayarak eğildi ve daha da korkunç bir hâl aldı görüntüsü. "Her şeyden habersiz, yalnızca korkup saklanarak konuşmak kolay değil mi? Gözünün önündeki hiçbir şeyi görmüyorsun Vahit. Katil o gece senin kızını öldürmeye çalışıyordu."
"Biliyorum." dedi babam, bu kez ona döndüm. "Senin yüzünden ikinci kez aynı şeyi yaşadığını da biliyorum." dediğinde başımı ellerimin arasına aldım. Kaya ona her şeyi anlatmıştı, babam yalan hatta yalanlar söylediğimi de başından beri biliyordu. Neyin içine düşmüştüm ben böyle?
"Onu kurtardım." dedi Pusat. "Şimdi de onunla beraber hepinizi kurtaracağım ve Vera da bana seve seve yardım edecek."
Ben ona nasıl yardım edebilirdim bir türlü anlamıyordum. Ne biliyorsam anlatmıştım, hatta benim bildiklerimin çoğunu Pusat da gözleriyle görmüştü. Benden başka bir şey istiyordu. Peki ben ona seve seve yardım edebilecek miydim?
🎭
Instagram'da @tanvaktikanofficiall hesabında kitaplarım hakkında paylaşım yapıyorum, takip edip destek olursanız çok sevinirim 💙 📖
Bölüm etkileşimi
