1. bölüm / 20
MAVİ KABUS1. Bölüm "PARFÜM MESELESİ"
Bölümler 20Şu an: 1. Bölüm "PARFÜM MESELESİ"
- 1 1. Bölüm "PARFÜM MESELESİ"3.757 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm "UÇAN BALONLAR"3.798 kelime
- 3 3. Bölüm "BEŞ GÜN"4.520 kelime
- 4 4. Bölüm "SAROV VAMPİRİ"5.537 kelime
- 5 5. Bölüm "KUŞ AVCISI"6.421 kelime
- 6 6. Bölüm "KOSCHEY ÖLÜMSÜZ: BİR RUS MASALI"6.155 kelime
- 7 7. Bölüm "BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIK"5.458 kelime
- 8 8. Bölüm "MASKELİ YALANCI"5.306 kelime
- 9 9. Bölüm "KÜÇÜK ASİSTAN"5.885 kelime
- 10 10. Bölüm "ANNEYİ ÜZMEK"6.477 kelime
- 11 11. Bölüm "UÇTU UÇTU"5.686 kelime
- 12 12. Bölüm "ODADAKİ FİL"7.304 kelime
- 13 13. Bölüm "HİÇBİR YERE ÇIKMAYAN KAPILAR"5.159 kelime
- 14 14. Bölüm "PEMBE KUTU"6.312 kelime
- 15 15. Bölüm "AKIL HOCA"3.647 kelime
- 16 16. Bölüm "KOLYE"6.755 kelime
- 17 17. Bölüm "MAVİ GÖZLER"4.189 kelime
- 18 18. Bölüm "NEMESİS'İN İNTİKAMI"7.661 kelime
- 19 19. Bölüm "ROMA HIRSIZI"7.375 kelime
- 20 20. Bölüm "KARA PANTER"3.847 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Tıkırtıları duyuyor musun?" Kaya'nın sesini duyduğumda göz ucuyla ona baktım, dosdoğru önümüzdeki çukura bakıyordu. "Ne tıkırtısı?" Diye sordum kısık sesle. Hâlâ o tarafa bakmaya devam ederken konuştu, "Ayakkabılarının çıkarttığı ses işte." Dedi. Seslice nefes verip bıkkın bir ifadeyle ona döndüm, "Ne olmuş yani?" Kaya bu kez yüzüme bakarak konuşmaya karar verip bana döndü, "Bu, onun duyduğu son ses olacak." Dedi. Gerçekten saçmalıyordu. Birkaç tane adam kazılmış çukurun içine girip tabutu yerleştirmişti ve üstünü toprakla örtüyorlardı, Kaya da tabuttaki adamın son duyduğu sesin ayak tıkırtıları olduğunu söylüyordu. "Çok üzüldüysen eğil de bir kaç cümle konuş adama." Diyerek önüme döndüm ve mezarın başından uzaklaşmaya başladım. Kaya'nın orada dikilmeye devam edeceğini düşünsem de birkaç adım arkamdan geldiğini duyabiliyordum.
"Sence de tuhaf değil mi? İki hafta içinde iki kişi öldü." Söylediğinin ben de farkındaydım ama umursamamaya çalışmıştım. Çantamı açıp anahtarlarımı ararken konuştum, "Öyle mi olmuş?" Diye sordum ilgisizmiş gibi. Kaya bir anda bana yetişip arabamın açtığım ve binmek üzere olduğum kapısını kapattı, "Aynen öyle olmuş." Dedi yüzüme eğilerek. En sonunda direnmeyi bırakıp derin bir nefes aldım ve yüzüne baktım, "Yani, Kaya? Ben ne yapabilirim bu durum hakkında. Eğer gerçekten şüphelendiğin bir şey varsa git amcamla ya da babamla konuş."
Kaya tam bir şey söylemek üzereyken onun arkasında kalan amcamın dikkatimizi çekmeye çalıştığını gördüm ve Kaya'yı dürtüp o tarafa bakmasını sağladım. Kaya babasına 'ne var?' anlamına gelen jest ve mimikler yaptığında amcam elindeki telefonu işaret etti. Kaya ile beraber ben de telefonumu çıkarıp baktığımda kendi kendini yok eden mesajlardan birinin geldiğini gördüm. Cenaze töreni bittiğinde herkesin Mahzen'e dönmesi gerektiği, toplantı yapılacağı yazıyordu. Telefonu kaldırıp Kaya'ya işaret ettim, "İstediğin oldu işte, muhtemelen toplantıda bunu konuşacaklar."
Kaya benimle işi kalmadığında yanımdan ayrıldı, ben de engelleyen olmadan arabama binip çalıştırdım ve mezarlığın olduğu sokaktan ayrıldım. Mahzen buraya fazla uzak sayılmazdı, o da mezarlık gibi şehirin epey dışında kalıyordu. Bir süre sonra arkamdan gelen siyah araçların neredeyse hepsi önüme geçmişti fakat hızımı arttırmadım, acelem yoktu.
Mahzen'in bahçesine en son giren benim aracım olmuştu, oyalanmadan inip binaya girerken güneş gözlüğümü çıkarıp çantama koymuştum. Mahzen'de boğuk bir hava vardı bugün, sanırım üst üste iki cenaze insanları korkutmuştu. Toplantı salonuna girdiğimde henüz tamamen dolmamış olduğunu gördüm. Amcam, babam ve Kaya dışında Orya ve Noris buradaydı. Orya otuzlarının sonunda, hoş bir kadındı. Noris ise Kaya'nın yaşlarında genç bir adamdı.
Kapıda dikilmeyi kesip masaya yürürüm ve babamın yanındaki sandalyeme yerleştim, oyalanmak için telefonumu çıkarmama kalmadan salon bir anda doldu. Boş sandalyelerin ikisi hariç tümü dolarken Valnikov da masanın başındaki yerine geçti. "Dostlarımız huzur içinde yatsın, yalnız bizim konuşmamız gerekenler var." Diyerek başladı konuşmaya. Mahzen'deki "Masa" on iki aileden oluşurdu, Masa'daki koltuk sahipleri yerlerini kendi soylarından herhangi birine bırakmakta ya da soylarından herhangi birine yeni bir koltuk vermekte özgürdü. Yalnız baş koltuk özeldi, kendine has bir saltanatı vardı. Baş koltuktaki kişi yerine sağlıklı oğlunu bırakana kadar orada otururdu. Geçmişte birkaç kez dominant isimlerin kendilerinden sonra kızlarını baş koltuğa geçirdiğini duymuştum ancak hiç kendi gözlerimle şahit olmamıştım, nadir mi nadir bir olay olduğu söylenirdi.
Şimdi Masa'da on aile kalmıştı. Geçen hafta gömdüğümüz üye de bugünkü de Masa'ya kendi soylarından kimseyi getirmemişti, yani soyisimleri Masa'dan sonsuza kadar silinmişti. Valnikov konuşmaya devam etti, "İki dostumuzun da burada ailelerini temsil eden tek kişi olmaları tesadüf değildi, kötü bir güç Masamızdaki aile sayısını düşürerek ve zamanla sıfıra indirerek bizi yok etmek çabasında. Bu kötü güç içimizde de olabilir, dışarıdan biri de olabilir." Soluk mavi gözlerini korkutmak istermiş gibi tek tek hepimizin üstünde gezdirip konuşmaya devam etti, "Bunu yapanın kim olduğunu bulana kadar hepiniz bir şüpheli aynı zamanda da potansiyel bir kurbansınız. Masa'dan bir kişi daha ayrılmayacak, herkes kendisine ve Masa'ya getirdiği soyu ya da soylarına sahip çıkacak."
"Katili polis bulacak değil ya elbet biz bulacağız, dostlarımızın nasıl öldüğünü bilmemiz gerekiyor." Valnikov sesin geldiği yöne dönüp başını salladı, konuşan sevdiği nadir üyelerden biriydi. Eliyle arkasında duran korumasına işaret yaptı, adam ceketinin iç cebinden bir dosya çıkarıp ona verdi. Valnikov dosyanın içinden küçük bir flash bellek çıkarıp korumaya verdi, adam bu kez elinde flash bellekle beraber projeksiyon ve bilgisayarın olduğu tarafa gitti. Çok geçmeden valnikov'un arkasındaki duvara olay yeri fotoğrafları yansımıştı. İlkini gördüğümde yüzümü buruşturdum, adamın boğazı kesilmişti. Fotoğraf değiştiğinde cesedin başucunda duran parfüm şişesinin yakından bir resmini gördük. Kimsenin yorum yapmasına fırsat verilmeden fotoğraf tekrar değişti ve bugün cenazesine gittiğimiz üyenin cesedini gördük; bu daha katlanılabilir ve alışık olduğum bir görüntüydü, adam başından vurulmuştu. Yavaşça Kaya'ya doğru eğilip fısıldadım, "Demek ki duyduğu son ses, kafasına çarpan kurşunun sesiymiş."
Resim tekrar değiştiğinde dikkatimi oraya verdim, fark ettiğim detayla kaşlarım çatıldı. Fotoğrafta olay yerinin geniş bir görüntüsü vardı ve arkadaki konsolun üstünde az önceki cesedin başında duran parfüm şişesi duruyordu. Sesimi çıkartmadan önce tekrar Kaya'ya eğildim, "Mahir hiç eve kadınla gider miydi?" Kaya sorduğum soruyu haklı olarak garipsedi ve yüzüme tuhaf bir ifadeyle baktı fakat cevap vermesini beklediğimi görünce, "Yanında dişi kedi bile görmedim, bence eşcinseldi." Dedi. Eşcinseller kadın parfümü kullanmıyorsa, ki haftanın dört günü Mahzen'e gelen bir eşcinsel bunu hayatta yapmazdı, bu parfüm meselesinde bir tuhaflık vardı.
"Şu fotoğrafı biraz yaklaştırır mısın?" Parfümün çok dikkat çekmeyen bir yerde olmasından dolayı tek fark edenin ben olduğumu düşünüyordum fakat belli ki yanılmıştım, Pusat Demirhan da aynı şeyi fark etmiş olmalı ki fotoğrafı yakınlaştırmalarını istemişti. Fotoğrafın arka planı büyütüldüğünde herkes parfüm şişesini görmüştü. "Bu da neyin nesi? Niye buna dikkat ediyoruz?" Diye sordu başta olay yerini görmek isteyen üye. "Önceki cesedin başucunda duruyordu aynı şişe." Diyerek açıklamada bulundu Pusat. Herkes resme daha dikkatli bakmaya başladığında konuştum, "Bu Dior'un en ünlü parfümlerinden biridir. İsmi Hypnotic Poison, yani Hipnotik Zehir." Ölen iki kişinin de erkek olduğunu hatırladığımda parfümlerin onlara ait olduğunu düşünmemeleri için ekledim, "Kadın parfümü."
"Hipnotik zehir de ne demek? Biri mesaj mı vermeye çalışıyor?" Amcamın sorusuna bilmiyorum anlamında omuz silktim, "Neden olmasın."
"Bekli de sadece bir tesadüftür." Valnikov böylece konuyu kapattı ve elindeki dosyadan olay hakkında bilgi vermeye devam etti. Bazıları dosyanın kopyasını isteyip araştıracaklarını söyleselerde babamın böyle bir istediği olmadığı için dosyanın bir kopyasını isteyemedim, Masa'da büyüğün sözü geçiyordu.
Fakat dosyanın bir kopyası elimde olsa fena olmazdı çünkü özellikle Pusat'ın söylediğinden sonra parfüm meselesi aklıma takılmıştı. Yalnızca tek bir parfüm şişesi de olabilirdi. Katil, imza olarak şişeyi olay yerinde bırakıp geri alıyor ve sıradaki kurbanını öldüreceği olay yerine bırakıyor olabilirdi. Fikrim sıradan bir kulağa saçma geliyordu fakat Masa'da herkesin bir imzası vardı. Mesela Valnikov, bir alın ve iki bacağa olmak üzere üç kez ateş edip bir üçgen çiziyordu. Orya, kurbanlarının yüzüne şapkalarını örtüp kucaklarına bir karanfil bırakıyordu. Babam kendi imzasını bana hiçbir zaman söylemiyordu ama amcamın öldürdüğü kişinin kanıyla kendi baş harfini yazdığını biliyordum. Herkesin bunun gibi saçma gözüken ama gerekli olduklarına inandıkları imzaları vardı, öldürdükleri kişinin celladı olduklarını afiş edip göz korktuyorlardı.
Ben düşüncelere dalmışken Valnikov konuşmasını bitirmiş olmalıydı ki herkes toparlanıyordu, Kaya'nın kolumu dürtmesiyle kendime gelmiştim. "Kalk hadi, işin var mı daha?" Diye sorduğunda başımı hayır anlamında sallayıp çantamı aldım ve sandalyemi ittirip kalktım, "Sen niye beni bekliyorsun, bir şey mi diyeceksin?" Dedim kapıya doğru yürürken. "Masa'da ilk defa konuştun, ne iş?" Diye sordu direkt konuya girerek. "Ne, ne iş? Alt tarafı parfümün adını söyledim." Dedim.
"Bilemiyorum artık, bir parfümden olayı oralara nasıl getirdiniz onu da anlamadım zaten." Dediğinde arabama varmıştık kapının kolunu tuttum, "Öyleyse sen Mahir'in duyduğu son ses neydi acaba diye düşünmeye devam et, benim işlerim var." Kapıyı açıp sürücü koltuğuna geçtim ve Kaya'ya el sallayıp arabayı çalıştırdım. Ben park ettiğim yerden çıkarken o da kendi arabasına doğru gözden kaybolmuştu.
Mahzen'den uzaklaşıp çevre yoluna çıkan sapağa girdiğimde diğer araçlardan ayrılmıştım ve etrafta başka hiç kimse kalmamıştı. Bu, ürkmeme sebep olduğunda hızımı biraz daha arttırdım. Masa'dan iki ailenin tamamen silinmiş olması beni tedirgin ediyordu. Babam, ben, amcam ve Kaya Masa'da bir ailenin üyeleriydik, Erginsoy ailesi. Ne yazık ki zayıf halka bendim, sıra bizim ailemize gelirse ilk hedef ben olurdum. Bu içimi öyle sıkıyordu ki etrafta Masa'yı yok etmek isteyen bir katil olabileceği gerçeğini göz ardı edemiyordum. İki kişinin art arda öldürülmesi binde bir yaşanacak bir tesadüf de olabilirdi ama ben bu küçük ihtimale tutunup kendimi rahatlatmak istemiyordum.
Eğer bunun olması için ölmem gerekmeseydi Masa'nın yok olması kötü bir fikir sayılmazdı aslında. Üye olmaktan memnun değildim fakat ne yazık ki bu benim elimde değildi. Üyeler çocukluklarında belli olurdu. Bir üye Masa'ya varisini getirmek istiyorsa çocuk sahibi olduğunda çocuğu sağlıklıysa cinsiyetine bakılmaksızın onu gelecekteki varisi olarak gösterirdi. Anne babamın tek çocuğu bendim, başka çocukları olmamıştı bu yüzden de babam varisi olarak kızını göstermişti. Annem bu durumdan en başından beri nefret ediyordu fakat babam bir şekilde onu ikna etmeyi başarmıştı. Ben anneme yalan söylediğini düşünüyordum çünkü Masa'dan ayrılmanın tek yolu ölmek ya da bedensel veya zihinsel sağlığını kaybetmekti.
Hava kararmaya başladığında hızımı biraz düşürdüm ve kendimi Masa hakkında düşünmemek için telkin ettim. Kısa süre sonra tanıdık selvi ağaçları görüş açıma girdiğinde sonunda eve vardığımı anlayarak sevindim ve eve giden patikaya saptım. Otomatik kapı plakamı tanıyıp açıldığında bahçeye girdim ve babamın arabasının yanına park edip arabadan indim. Acelesiz adımlarla kapıya ilerleyip merdivenleri çıktım ve benim için kapıyı açan kıza gülümseyip içeri girdim.
🥃
Eve geldiğimde yemeğe katılmadan odama çıkıp üstümü değiştirmiş ve ajansın gönderdiği fotoğrafları incelemiştim daha sonraysa makyajımı ve ojelerimi çıkarıp duşa girmiştim. Duştaki işim uzun sürse de sonunda çıkmıştım, aynadaki buğuyu silip aynaya yaklaştım ve cildime baktım, iyi gözüküyordu. Yine de çekmeceden bir yüz maskesi çıkarıp paketini açtım ve maskeyi çıkarıp dikkatlice yüzüme yerleştirdim. Saçlarımı tutturmayı unuttuğumu fark edip maske düşmesin diye çabalayarak iki toka alıp saçımı yanlardan tutturdum. Daha sonraysa face roller'ı alıp birkaç saniye maskenin üstünden yüzümde gezdirdim. Yüz yogası için kullandığım taşı da maskeyi çıkardıktan sonra kullanmak için kenara bıraktım ve odamdaki banyodan çıktım.
Odama geçince ilk işim komodin ve konsolun üstündeki kokulu mumları yakmak olmuştu. Onlar yanıp kokusunu yaymaya başlarken makyaj masasının başına oturdum ve uyurken beni rahatsız etmeyecek temiz ve hafif bir koku sıkıp ojelerimin durduğu çekmeceyi açtım ve en parlak siyah ojemi alıp kapattım. Maskeyi on beş dakika sonra çıkarmam gerekiyordu ve şuan oje sürmek hiç mantıklı değildi çünkü maskeyi çıkarana kadar sürmeyi bitirsem bile kurumayacaktı ve maskeyi çıkarıp yüz yogası yaptığım esnada ojem bozulacaktı. Fakat şuan kafam fazla doluydu, farkında olmama rağmen sürmeye başlamıştım bile.
Ojeyi tüm tırnaklarıma sürdükten sonra makyaj masasının başında amaçsızca oturmaya başladım, iç çamaşırlarımı da giymedigim için üşüyordum ama yerimden de kalkamıyordum. Uzunca bir süre oturduktan sonra ojeyi yoklamak için tırnağımın ucuyla dokundum ve iz çıkmadığını görüp kuruduğuna ikna oldum. Yerimden kalkıp banyoya yürüdüm ve maskeyi çıkarıp çöpe attım. Taşı alıp çeneme ve elmacıklarıma masaj yapmaya başladım. Hem yeterince masaj yaptığımda hem de maskenin losyonu neredeyse tamamen yok olduğunda yapmayı bıraktım ve taşı temizleyip yerine koydum. Yüzümü yıkayıp kuruladım ve nemlendirici sürüp banyodan çıktım. Giyinme odasına girip siyah bir iç çamaşırı takımı alıp giydim ve pijama almak için dolabın kapağını açtım fakat elim pijamalara gitmiyordu.
Kafam parfüme fena takılmıştı. Mahir'in evine gidip parfümü arasam ne kaybederdim?
🥃
"Gerçekten inanamıyorum sana Vera!" Gözlerimi dikiz aynasından çekip direksiyona sardığım ellerime çevirdim ve parmaklarımı kaldırıp baktım, "Bütün akşam bakım yapıp oje sürdüm ve sıcak yatağıma girip uyumak yerine ne yapıyorum?" Dedim kendi kendime. Maalesef içimdeki meraklı kadını durduramamış ve Mahir'in evine kadar gelmiştim. Etrafta bir katil varken neye güvenerek buraya geldiğimi de bilmiyordum ama umarım katil buraya geri gelmezdi, üstelik bunun için bir sebebi yoktu. O, yeni kurbanlarına odaklanmışken ben de buradayken beni bulmazdı değil mi?
Yan koltuğa bıraktığım çantamdan telefonum ve küçük el fenerimi alıp arabadan indim ve arabayı kilitleyip anahtarı telefonumla beraber üstümdeki kolsuz şişme yeleğin cebine atıp fermuarı çektim. Dikkat çekmemek için arabayı biraz uzağa park etmiştim, eve yürüyene kadar görünmemek için daha karanlık olan duvar köşelerinden yürümeye başladım ve Mahir'in evine kadar hızlı ama sessiz adımlarla yürüdüm. Ön bahçe kapısı içeride güvenlik dahil kimse olmadığından açılmayacağı için mecburen tırmanacaktım.
Duvarlara baktığımda tırmanmamın mümkün olmadığını gördüm, duvarlarda tek bir çıkıntı bile yoktu. Demir kapının önüne gelip üst kısmındaki boşluklu çubuklarla uzanmaya çalıştım. İki çubuk arasındaki boşluğa tutunabileceğimi anladığımda duvara en yakın kısmına geldim ve tutunduğum yere asılıp kendimi yukarı çekmeye çalıştım, bir yandan da ayağımla duvardan destek alıyordum. Sonunda bir elimi kapının en üstüne tutunabilecek kadar yukarı atmayı başardığımda daha fazla dayanamayacağımı anlayıp duvara yasladığım bacağımı da yukarı çektim ve kapının üstüne tabiri caizse oturdum. Buradan atlayamayacağımı anlayıp kendimi duvara doğru ittim ve sırtımı duvara yasladım. Yavaşça aşağı baktığımda çok yüksek olduğunu görüp dudaklarımı dişledim, "Aferin gerizekalı! Nasıl ineceğim ben buradan..."
En iyisinin çimenlere doğru atlamak olduğuna karar verip derin bir nefes aldım, iki elimle çubuklara sıkıca tutunup sırtımı duvardan ayırdım ve bedenimi kapıdan aşağı sarkıttım. Bacaklarıma bir şey olmamasını umarak ellerimi serbest bıraktım ve gözlerimi yumdum. Gözlerimi açtığımda iki bacağım üstünde ayakta duruyordum. Derin bir nefes alıp kapıdan birkaç adım uzaklaştım. "Aman canım, o kadar da değilmiş."
Demir kapıdan uzaklaşıp evin ön kapısını es geçtim ve arka tarafa yöneldim. Verandadan salona açılan kapının aralık olduğunu gördüğümde camı kırmak ya da başka bir yol bulmak zorunda kalmayacağım için şükrettim. Etrafa göz atıp bir tuhaflık olmadığına emin olduktan sonra kapının yanına geldim ve biraz daha aralayıp sessizce içeri girdim. Salonun bu taraftaki duvarı boydan boya cam olduğundan içerisi yeteri kadar aydınlık sayılırdı, şimdilik feneri yakmadan sadece avucumda tutuyordum.
Salon hâlâ fotoğraflarda oluğu gibi dağınıktı, hatta her yer her yerde diyebilirdim. Mahir zaten yalnız yaşadığı için evinin normalde de toplu olduğunu düşünmüyordum, öbür tarafa da aynı dağınıklıkla gitmişti ve belli ki kimse arkasını toplamak için evine gelmemişti.
Şöminenin önünde kirli bir bardak ve boş bir alkol şişesi duruyordu, bunun Mahir'in hep içtiği viski olduğunu biliyordum. Ortamda hiç alkol kokusu yoktu, belliki iki gün önce öldüğünde en son onu içiyordu ve şişe o günden beri açık olduğundan koku çoktan dağılıp gitmişti.
Şöminenin başından uzaklaşıp kapı tarafına doğru yürüdüm ve Mahzen'de gördüğümüz resmin çekildiği noktada durdum. Resme göre, ceset kaldırılmadan önce hemen karşımdaki noktada duruyordu. Dizlerimi kırarak eğildim ve tam fotoğraf açısından odaya baktım. Baktım, baktım, baktım... Bir ara kalıp baktım, bir kez de biraz daha eğilerek baktım. Hata payını hesaba katarak sağ ve sol taraftan da baktım fakat odada parfüm falan yoktu. Fotoğraf karesinde hemen karşımdaki konsolun üstünde duran parfüm, bir toz tanesine bile ellenmemiş olay yerinde değildi.
Doğrulup sıkıntılı bir nefes aldım, her geri iyice aramadan karar vermek istemiyordum. Arkamda kalan, kapının iki yanına konumlandırılmış konsolları da kontrol etmek için arkama döndüğüm esnada kapıyı görmek yerine uzun bir karaltıyla burun buruna geldiğimde sonumun geldiğini düşünerek elimi kalbime götürdüm ve bir adım geri gitmeye çalıştım fakat ayaklarım korkudan birbirine karıştı, kendimi yerde buldum. Önüme gelen saçları çekmeye çalışırken bir yandan da kendimi geri itiyordum.
Aldığım nefes ciğerlerime ulaşamadan boğazımda düğümlendiğinde acıyla başımı kaldırdım, o esnada karşımda dikilen karaltının hâlâ aynı yerde durduğunu gördüm. Buna güvenerek başımı kaldırdığımda ifadem değişti. Karşımdaki kişiyi tanıyordum fakat hâlâ sonum olma ihtimalini taşıyordu.
Bana doğru bir adım attığında irkilerek geri gitmeye çalıştım fakat sırtım koltuğa çarptı. Kaçamamam hoşuna gitmiş gibi üstüme gelmeye devam ediyordu. Elini kaldırdığınında korkuyla gözlerimi yumdum. Fakat birkaç saniye hiçbir hareket olmadı. Temkinli bir şekilde gözlerimi açtığımda bana elini uzatıyor olduğunu gördüm. "Uzatma, tut." Diğer elinin de boş olduğunu gördüğümde uzattığı elini tuttum. Ben kalçamı kaldırmaya bile fırsat bulamadan kolumu çektiğinde dengemi sağlamakta zorlandım. Bunda korkudan dizlerimin titremesinin de etkisi vardı. Kalçamı arkamdaki koltuğun koluna yaslarken ne yapacağını bekliyor, dilim tutulmuş gibi hiçbir şey söyleyemiyordum.
Kaşlarını çattı, "Ne işin var burada?" Diye sordu sert sesiyle. Yutkundum fakat cevap veremedim. "Cevap ver!" Diye kükrediğinde fazla yakın durduğunu fark ettim, kendimi arkamdaki koltuğa atıp uzaklaşmak ve koşarak bu evden çıkmak istiyordum. Yine de bir kez daha bağırmaması için cevap verdim.
"Bakmaya geldim." Dedim. "Neye?" Diye sordu fakat gayet iyi biliyordu. "Parfüm, parfüme." Cevap vermeyip çenesini sıkarak bakmaya devam ettiğinde kendimi tutamayıp sordum, "Sen de onun için geldin değil mi?" Yine cevap vermedi. Beni öldürmeyeceğini, yalnızca tesadüf eseri aynı anda burada olduğumuzu anladığımda onu kolundan ittirip koltukla arasında sıkıştığım yerden çıkıp derin bir nefes aldım. "Bakışlarından anladım." Dedim sessizliğine ithafen.
Tekrar bana yaklaşıp gözlerini gözlerime dikti, "Bir daha sakın ayak altında dolaşma! Git evinde otur." Dediğinde ona baktım. Ağzımı açıp itiraz etmek ya da sana ne diye sormak istedim ama haklıydı, onu ilk gördüğümde yaşadığım korku burada olmamam gerektiğini anlamama yetmişti ki hâlâ korkuyordum. "Sadece gelip baktım." Dedim yine geriye doğru adım atarken.
"Fazla merak kediyi öldürür, çık git hadi." Dedi sonunda uzaklaştığında. "Rus ayısı." Diye mırıldandım ona bakarken. Başını kaldırıp baktı bu kez, "Efendim?" Dedi tehditkâr bir ifadeyle. Ona beni resmen kovduğunu ve insanlarla konuşurken yüzlerine bakması gerektiğini söylemek istedim fakat mavi gözleri o kadar korkunç bakıyordu ki buraya o amaçla gelmemiş olmasına rağmen beni öldürmesinden korktum.
"Gidiyordum." Dedim içeri girdiğim kapıya yönelirken. Hâlâ parfüm buralarda bir yerde mi merak ediyordum fakat onunla burada kalmak istemiyordum, nasıl olsa yarın Mahzen'de tekrar toplantı yapacaktık bir şey bulursa orada söylerdi.
"Adam gibi kapıyı kullan, açık her yer." Dediğinde durdum. O beni tırmanırken görmüş müydü ki? Göz devirerek ön kapıya döndüm ve kulbu tutup indirdim, gerçekten açıktı. Dönüp ona son kez baktım, gitmemi bekliyordu. Kapıdan çıkıp hızlı adımlarla bahçe kapısına ulaştım ve açmaya çalıştığımda kilitli olmadığını gördüm. Çıktıktan sonra kapıyı çarparak kapatıp gizlenme gereği duymadan arabamı bıraktığım yere yürümeye başladım, gören göreceğini görmüştü zaten.
Arabama bindiğimde cebimden arabanın anahtarını alıp ceketi çıkarttım ve yan koltuğa fırlattım. Yakalandığıma inanamıyordum! Uyuz herif peşimi bırakmayacaktı.
🥃
"Yok ben bu adamları anlamıyorum, bir gecede ne buldular da tekrar toplantıya çağırdılar milleti?" Kaya yine kendi kendine sorular sorup cevap bekliyordu fakat ona verecek cevabım yoktu, ben de biliyor sayılmazdım. Yalnızca tahminim vardı. Kaya, sessiz kalmama dayanamıyordu "Bir şey desene." Diyerek darlamaya devam etti. "Bıktım lan senden! Konuşmayı öğrendiğinden beri saçma sapan sorular soruyorsun!" Diye patlamamı kimse beklemiyor olacak ki bahçede kim varsa hepsi bir anda bana döndü. Kaya kolumu çekiştirip yüzüme eğildi, "Ne bağırıyorsun milletin içinde lanlı lunlu bir de?" Dedi dişlerini sıkarak.
"Kusura bakma ama kızınca hiç korkunç olmuyorsun." Gerçekten dün gece gördüklerimden sonra kolay kolay kimsenin öfkeli hâlini korkunç bulamıyordum. Kaya'nın yanından ayrılıp içeri girdim, zaten dışarıda üşümüştüm. Sandalyeme oturduğumda gözlerimi yumup boynumu sandalyenin tepesine yasladım ve beklemeye başladım. Bir süre sonra içeri iki kişi girdi, biri karşıma otururken biri de yanıma oturdu. Yanıma oturan Kaya'ydı, karşımdaki de Pusat olmalıydı. Bilerek gözlerimi açmadım.
"Bu adam sana niye öldürecekmiş gibi bakıyor?" Duyduğum tuhaf sesle gözlerimi açıp Pusat'a değdirmeden Kaya'ya baktım. Dişlerini birbirine kenetlemiş öyle konuşmaya çalışıyordu. "Ne diyorsun anlamıyorum?" Dedim sandalyemi ona doğru çevirip yüzüne anlamaz gözlerle bakarken. Aynı şekilde dişlerini ayırmadan konuşmaya devam etti, "Karşıdaki diyorum sana niye öyle bakıyor?" Karşıdakinin Pusat olduğunu gayet iyi biliyordum ve bana öldürecek gibi bakıyor olmasına hiç şaşırmıyordum. Muhtemelen dün gece nasıl bakıyorsa hâlâ öyle bakıyordu.
Kaya gibi dişlerimi birbirine bastırıp konuştum, "Belki de hepimizi öldürmeye çalışan katil odur?" Dedim gözlerimi kocaman açarak. Muhtemelen korkunç gözüküyordum. Kaya da duyduklarıyla gözlerini ardına kadar açtı ve gülümseyerek önüne döndü, Pusat'a başıyla selam verip dikkatini Pusat hariç her yere vermeye başladı. Aptal, onun hakkında konuştuğumuzu belli etmişti. Pusat gerçekten çıkışta beni öldürecekti artık.
Kaya bana dönüp fısıldadı, "Valo geldi." Ve önünü ilikleyerek ayağa kalkıp Valnikov'a selam verip yerine geri oturdu, herkes anlam vermeye çalışarak ona bakmıştı fakat umrunda değildi. Sanırım göz boyayarak katilden kurtulmaya falan çalışıyordu. Kaya gerçekten tuhaf bir adamdı.
Valnikov Kaya'yı gördükten sonra müslüman olmamasına rağmen HasbinAllah çekerek önüne döndü. "Bu kadar hızlı biraraya gelişimizi Pusat'a borçluyuz. Kendisi dün gece Hasan'ın ve Mahir'in evlerine gidip incelemede bulundu." Valnikov devam etmesi için Pusat'ı işaret ettiğinde Pusat boğazını temizleyip lafı devraldı, "Öncelikle ikisinin evinde de ne yazık ki somut bi ip ucu yok. Katil temiz çalışmış. Fakat dün dikkat çektiğim parfüm şişeleri, daha doğrusu şişesi. Fotoğraflarda gayet net görünüyor olmalarına ve olay yerlerine hiç dokunulmamış olmasına karşın, ortada parfüm falan yok."
"Katilimiz bir kadın." Derken bana döndü. Kaşlarımı çattım fakat bir şey söylemedim, o da tekrar Valnikov'a dönüp devam etti. "Bu ancak bir kadının imzası olabilir. Mahzen'den ve Masa'dan nefret eden bir kadın arıyoruz." Valnikov ağır ağır başını salladı, "Yeraltı artık kadın dolu, hiç şaşırmadım." Dedi. Yeraltına varis olarak kızları getirenler de kendileriydi ama, kadınlar oğullarını bile varis bırakmıyordu bazen.
Orya, Valnikovun cinsiyetçi konuşmalarından nefret ediyordu. "Öyleyse sandalyelerin de saltanatı değişsin, yalnızca oğullarınızı varis bırakın?" Dedi tırnaklarını masaya vurup Valnikov'a dönerken. Bunu yapamayacaklarını biliyordu, öyle olursa soyundan erkek gelmeyenler Mahzen'e yabancıları getirerek Masa'nın yapısını bozardı. Valnikov kısık gözlerini kaçırdı, bir şey söyleyemedi.
Masanın en uzak köşesinden bir tıkırtı sesi geldiğinde o tarafa baktı, Zikri hep yaptığı gibi konuşmadan önce bastonunu zemine vurmuştu. "Yakında varislerin de saltanatın da bir önemi kalmayacak gibi gözüküyor." Dedi bastonun üstündeki elini titreterek. Zikri Balta buradaki herkesten yaşlıydı, en eski üyeydi ve bence yeni üyelerden haz etmiyordu, Valnikov'dan bile.
"Sen göremeyecek gibiysen senin için bir önemi kalmaz babalık, haklısın." Bunu söyleyen amcamdı, Kaya'nın bu saçma sapan soruları ve patavatsız konuşmalarını kimden aldığı belliydi. Zikri başını yavaşça kaldırıp amcama baktığında amcamın korkuya omurgasını dikleştirdiğini ama belli etmemeye çalıştığını gördüm, hem korkuyor hem de millete çatıyordu. Sanırım babam olmasa onu çoktan yaka paça dışarı atmış olurlardı ki bu, yeraltında hakka kavuşmak demek oluyordu.
Babam amcama onaylamaz bir bakış atıp yine onu kurtarmak adına konuyu dağıttı, "Yani, beyler bayanlar? Son durumda ne yapıyoruz." Bir süre sessizlik oluştu, herkesi ölüm korkusu sarmıştı. Hepsi başlarını önüne eğmiş ya da gözler uzaklara dalmış düşünüyorken üstümde bir çift göz hissederek başımı kaldırdım. Kaldırdığım gibi Pusat ile göz göze geldim. Gözleri beni lime lime etmek istiyor gibi bakıyordu, nedenini anlamıyordum alt tarafı onun gibi Mahir'in evine bakmaya gitmiştim. Bu onu neden bu kadar ilgilendiriyor ve rahatsız ediyordu?
"Ben bu işin icabına bakacağım." Valnikov'un sesiyle gözlerimi Pusat'tan çekip ona baktım, yerinden kalkmıştı. O salondan çıktığında herkes yerinde oturmaya devam etti, bazıları fark etmemişti bile. Fakat ben hızla çantamı ve ceketimi alıp yerimden kalktım. Salondan birkaç saniyede çıkmıştım fakat koridorda çıkış kapısının olduğu tarafa ulaşamadan arkamda adım sesleri duymuştum ve çok geçmeden biri kolumu dirseğimin üstünden sıkıca tutup bedenimi geri doğru çekmişti. Bu çekişi biliyordum, yine dengemi sağlamakta zorlanmıştım.
Öfkeyle yüzüne bakıp kolumu çekmeye çalıştım,"Ne yaptığını sanıyorsun?" Kolumu bırakmak yerine daha sıkı tutup biraz daha kendisine çekti ve yüzüme eğildi, "Dün akşam orada ne yapıyordun?" Dedi aynı ürkütücü ifadeyle.
"Sana ne!" Bulunduğumuz yeri unutup bağırdığım için etrafa bakındım, neyseki kimse gözükmüyordu. Biraz daha kısık sesle, "Ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama boşa uğraşıyorsun." Diyerek gözlerine baktım.
Gözlerini yumup biraz daha yaklaştı ve dalga geçer gibi gülüp biraz geri çekildi, "Yoksa parfüm senin imzan mıydı."
Bu kez kolumu daha sert çekip elinden kurtulmayı başardım. "Sabahtan beri katil kadın deyip durduğunu fark etmedim mi sanıyorsun? Belki de sen hedef şaşırtmaya çalışıyorsundur." Dediğimde aynı alaylı gülüşle başını iki yana salladı. "Hayal kurma güzelim, ben parfümle imza atmam."
Gözlerine bakmaya devam ederken içimden çok şey söylemek geliyordu ama düşündüğüm her şeyi ortaya dökmek istemiyordum, zaten yeteri kadar konuşmuştum. "Ben de öyle." Dedim başımı sallayarak. Alt dudağını büzüp başını salladı ve önümden çekildi.
"Bir daha karşıma çıkma Pusat Demirhan, bu ismini son söyleyişim olsun." Yanından geçip uzaklaşırken arkamdan seslendiğini duydum,
"Pusat Demirhan değil yalnız, Pusat Demir Han!"
"Çok şey fark etti!" Diye seslendim arkamı dönmeden. Kapıdan çıkmadan önce duyduğum son şey, "Etse iyi olur." deyişiydi.
🥃
Instagram'da @tanvaktikanofficiall hesabında kitaplarım hakkında paylaşım yapıyorum, takip edip destek olursanız çok sevinirim 💙 📖
Bölüm etkileşimi
