MAVİ KABUS kitap kapağı

15. bölüm / 20

MAVİ KABUS

15. Bölüm "AKIL HOCA"

Vaveyla Yazarı: Hilal Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 15. Bölüm "AKIL HOCA"

"Gitme Vera. Vahşi'yi yakaladım, artık tamamen güvendesin." diyen Pusat'ın sesini duyduğumda halihazırda ıslak olan gözlerim parladı, önümdeki karanlık orman manzarası sarı çiçeklerle dolu bir bahçe gibi göründü gözüme. "Yakaladın mı?" diye mırıldanırken gülümsüyordum. Pusat konuşmanın başındaki ciddiyetini koruyarak tekrar konuştu, "Yakaladım ve asla kaçamayacağı hâle getirdim. Sen de kaçma fikrini aklından çıkarsan iyi edersin." dedi. Benden habersizce akan gözyaşlarımı bir çırpıda sildim, "Teşekkür ederim Pusat." diyerek cılız bir teşekkür ettim. Ne için teşekkür ettiğimi sorsa verecek net bir cevabım yoktu. Aslında söylenecek, sorulacak daha çok şey vardı fakat onu nasıl ve ne zaman yakaladıklarını öğrenmek için toplantı yapılana kadar sabredebilirdim.

Pusat birkaç saniye süren sessizliğinin ardından konuştu, "Gitmem gerek, yarın toplantıda görüşürüz." dedi tek düze bir sesle. Görmeyeceğini bilsem de başımı salladım, "Görüşürüz." dedikten sonra sessizliğin uzamasına izin vermeden telefonu kapattım.

Bu sabah Vahşi'nin gönderdiği kutuyu açmamdan ve beraber dışarı çıkmamızdan sonra Pusat, pembe kutunun izini süreceğini söyleyerek gitmişti ve aynı gün, saat on ikiyi vurup bitmeden hemen önce onu yakaladığını söylüyordu. Bütün gün onu aramış ve bulmuştu. Telefonu açtığımda ilk söylediği şey ise "Yakaladım" ya da "Her şey bitti." değildi, "Gitme." demişti. Yurt dışına gideceğimi söylemem onda bir çalışma motivasyonu oluşturmuştu ve Vahşi'yi saatler içinde yakalamıştı. Nasıl başlamış olursak olalım bu benim için çok değerliydi.

🌜

Yüksek topuklular giyiyor olmama rağmen Kaya'dan önde gittiğim için Kaya koşarak bana yetişti, az önce ona dün gece olanları anlattığım için şaşkınlığını yaşarken geride kalmıştı. "Vera emin misin? Bunu söylemek sinirimi bozuyor ama Pusat sen gitme diye yalan söylemiş olabilir mi? Emin misin doğru söylediğine?" diye sordu yetiştiğinde. Üç dakikada üçüncü kez sorduğu soruya tekrar aynı cevabı verdim, "Beni söylediğime pişman etme Kaya!" diye çemkirdim dönüp ona bakarak. Neden inanmıyordu bilmiyordum ama onu bir türlü Vahşi'nin şuan Pusat'ın elinde olduğuna ikna edememiştim. "Şimdi Pusat'ın kendisinden duyarsın." diye ekledim toplantı salonuna girerken.

Yerlerimize oturduğumuzda Kaya gerinerek dirseklerini sandalyenin kollarına yasladı ve iki elinin parmaklarını birleştirerek düşünceli bir tavır takındı. Bu hâliyle dikkat çekiyordu çünkü hayatta olan üyelerin hepsi buradaydı ve mutlulukları yüzlerinden okunuyordu, sanırım onlar da öğrenmişti. Kaya da bunu fark ettiğinde kaşları çatıldı, masanın başında oturan Zikri'ye dönerek herkesin neden bu kadar mutlu olduğunu sordu. "Haberin yok mu evlat? Pusat şu insan kasabını yakalamış." diye cevap verdi Zikri. Katil için kullandığı tabiri duyunca yüzümü buruşturdum, dünkü görüntü tekrar gözümün önüne geldi. Gözlerimi yummadan toplantı salonunun içinde gezdirerek dikkatimi dağıtmaya çalıştım.

Toplantı salonunun kapısı açılıp içeri Pusat girdiğinde ona odaklandım; açık mavi bir gömlek ve füme renk bir kumaş pantolon giymişti, saçları yapılıydı fakat dalgasız bir deniz gibi pürüzsüz görünüşüne rağmen çok yorgun olduğu bakışlarından anlaşılıyordu. Valnikov'un sağındaki yerini aldığında sandalyesine oturmadan konuştu, "Anladığım kadarıyla haberi almışsınız." dedi gayet sakin bir sesle. Çoğunluk onu onayladığında o da sakince başını salladı, "Bundan sonra yolumuzu nasıl çizeceğimizi konuşalım öyleyse bugün." dedi ve yerine oturdu.

Kaplan da Pusat'ın hemen yanında oturuyor yine bilgisayarı ile ilgileniyordu, çok geçmeden duvardaki ekrana bir uydu görüntüsü yansıdı. Kaplan görüntüyü açıklayarak, "Yeşil nokta Vahşi'yi tuttuğumuz depoyu gösteriyor, kırmızı daireler de adamları koyduğumuz alanı kapsıyor. Kendisinin kaçması zaten mümkün değil, önlemler olur da biri onu kurtarmaya gelirse diye." dedi. Muhtemelen diğerleri görüntüye baktıklarında konumu az çok anlamışlardı fakat ben nerede olduğunu anlamamıştım, fakat fazla önemli değildi. Sözü Pusat devraldı, "Biliyorsunuz ki kendisi kiralık bir katildi. Bu yüzden onu her kim tuttuysa yakalandığını anlamamalı ki yeni bir katil arayışına girmesin." dedi.

"Tek yolu onu çabucak konuşturmak. Aralarında bir şifre belirlemiş olabilirler, bunu bilmeden kimseyi kandıramayız." dedi Valnikov cevaben. Yakalaması bu kadar zor olmuşken konuşturmanın kolay olacağını düşünmüyordum, bu yüzden Valnikov haricinde birinin daha fikir belirtmesini beklemeye başladım. Kimse konuşacak mı diye masadakilere bakınırken gözlerim tekrar Pusat'ı buldu, konuşmak üzereydi. Dudaklarını birbirine bastırdı, "Şuan konuşabilecek hâlde değil." dedi sessizce Valnikov'un önerisini savuşturarak. Birkaç kişi Pusat'a gözünün ucuyla baktıysa da bir şey söylemedi. Bense Vahşi'nin konuşmayacak olmasına şaşırmıyordum, Pusat bana zaten kaçamayacak hâlde geldiğini telefonda söylemişti.

"Harika." dedi Valnikov başını sallayarak. "Öyleyse başka bir çözüm bulmamız gerekecek. Önerilere açığız." diye devam etti. Sanırım Pusat'ın fevri davranmasına bozulmuştu. Pusat da bunu anlamış olacak ki ona sert bir bakış attı fakat Valnikov yakalayamadı. Pusat gözlerini Valnikov'un üstünden henüz çekmemişken Kaplan ona doğru eğildi, "Nerede bulduğumuzu göstereyim mi?" diye sordu. Sesi duyulmamıştı, ben dudaklarını okumuştum. Pusat başını olumlu anlamda salladığında Kaplan bilgisayarına döndü.

Biraz sonra ekran ikiye bölündü ve az öncekinden daha detaylı bir konum ve yine ormanlık alanda başka bir nokta göründü. "Sağ taraftaki kaldığı ev. Sol taraftaki alanı ise tarıyoruz, henüz ne olduğunu bulamadık ama takipteyken birkaç dakika orada kaybolup arabasını değiştirdi." dedi Kaplan sırayla görüntüleri işaret ederek. Şehre bu kadar yerleşebilmiş olması ne tuhaftı, ben Rus olduğu söylendiğinde oradan geldiğini düşünmüştüm. Ya ülkemizde hâli hazırda korkunç bir katil yaşıyordu ya da onu kim tuttuysa buraya yerleşmesi için ona epey yardım etmişti.

"Göz önünde bir şey olsaydı bu ana kadar bulurdunuz herhalde. Muhtemelen yerin altındadır." dedi amcam ilk kez toplantıya müdahil olarak. Pusat az önce Valnikov'a attığı bakışların bir numara düşüğü ile mavi gözlerini amcama çevirdi, "Aklıma gelmemişti Kamer." demekle yetindi yalnızca. Hiçbir zaman amcam ile yakın bir ilişkileri olmamıştı, hatta daha çok birbirlerinden hoşlanmıyorlardı.

"Yerin altını da üstünü de arıyoruz hiç merak etmeyin. Şimdi herkes düşmanımızı nasıl oyalayacağız onu düşünsün." dedi Kaplan tekrar sözü devralarak ve gerçekten de herkes düşüncelere daldı. Bana sorarsanız çoğu bu konu hakkında bile düşünmüyordu ama salonda uzunca bir süre zihin fırtınası yapıldı. Teklifler sunuldu; mantıklı ve mantıksız yanları, tehlikeli yönleri konuşuldu. Birbirinin fikirlerini sertçe reddedenler de oldu, destekleyenler de. Fakat önerilerin hepsi ihtimaller üzerine kurulu, kesin sonuç vermeyecek türdendi. Katilin yakalanmasının bu yönünü daha önce hiç düşünmediğim için tedirgin olmuştum, eğer düşmanımız diye bahsedilen kişi yeni birini kiralarsa şuan devrilmiş olan kum saati becerikli bir el tarafından kaldırılıp tekrar ters konulurdu. Bunu istemiyordum.

Pusat son sözü söylemek üzere ayağa kalktı, "Herkes bir süre daha katil dışarıdaymış gibi davranacak, dışarıda görünmeyeceksiniz. Katil kendisini kiralayan kişiyle iletişim kuruyor mu öğreneceğim ve en kısa sürede bunu da yapmak zorunda kalmayacağız." dedi tane tane. Toplantı boyunca en makul görülen çözüm bu olmuştu ve oy çokluğu ile kabul edilmişti.

Pusat ve Kaplan geldikleri gibi peş peşe salondan çıktıklarında çantamı alarak peşlerinden çıktım. Kaya gittiğimi fark etmeden onlara yetişmek için birkaç adımı koşarak gittim ve Kaplan'a seslendim. Beni duyduklarında ikisi de durup arkasını döndüler. Yanlarına vardığımda Kaplan'a döndüm, "Yemek teklifini geri çevirmiştim, kabalık ettim." dedim mahçup bir ifadeyle. Daha sonra Pusat'a da dönerek, "Gitmeden yemek yiyelim mi?" diye sordum. Kaplan soruma geniş, sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sonra onun da cevabını anlamak için Pusat'a baktı fakat Pusat Kaplan'ın kendisine döndüğünü bile fark etmedi, doğrudan bana bakıyordu.

"Benim çok acil kaçmam lazım, siz bugün bensiz takılsanız? Söz veriyorum telafi edeceğim." dedi Kaplan bana döndüğünde. Şaşkınlıkla baktım ona, az önce kabul edeceğini düşünmüştüm oysaki. "Başka bir zaman da yapabiliriz müsait değilseniz." dedim ikisine de bakarak. Kaplan hızla başını salladı, "Benimki biraz özel bir iş, tek başıma kaçıyorum." dedi sırıtarak. Pusat'ın omzuna vurdu, "Size afiyet olsun." dedi ve koşarak gözden kayboldu.

"Hâli bir tuhaftı sanki?" dedim Pusat ile baş başa kaldığımızda. Pusat kısaca arkadaşının gittiği yöne baktıktan sonra tekrar bana dönerek konuştu, "Normal olduğunu hiç görmedim." dediğinde güldüm. Yemek salonuna giden koridoru işaret etti Pusat, "Öğle yemeği?" gülümseyerek başımı salladım ve önünden geçerek işaret ettiği yöne yürüdüm.

Yemek salonuna girdiğimizde henüz dolmamış olduğunu gördüm, toplantı salonundan da ilk çıkanlar biz olmuştuk zaten. Kaya ya da babam buraya gelse bile beni göremeden gitmeleri için arka taraftaki masalara yöneldim, yemeğin ortasında kavga çıkması isteyeceğim son şey olurdu. İki kişilik bir masanın başında durduğumuzda Pusat arkama geçerek sandalyemi çekti, teşekkür ederek oturdum ve çantamı masaya bıraktım, Pusat ise karşımdaki yerine geçti. Pusat'ın geldiğini gören garsonlardan birinin masaya gelmesi uzun sürmedi, bugün yirmi dört saat boyunca marine ettikleri özel bir eti pişirdiklerini söylediğinde Pusat ikimiz için de onu sipariş edip yanına şarap getirmelerini istedi.

Garson bizi yalnız bıraktığında dün istediğim gibi konuşamadığımı hatırlayarak Pusat'a döndüm, "Dün yurt dışına gitmek konusunda ciddiydim." dediğimde bakışları üstüme çevrildi ve bir şey söylemeden devam etmemi bekledi. Başımı eğdim, "Ama gitmeyi hiç istemiyordum." diye itiraf ettiğimde Pusat güler gibi oldu, başını sanki biliyormuş gibi salladı ve "İstemeyeceğini biliyordum." dedi tam da düşündüğüm gibi.

Kaçırıp durduğu gözleri rüzgarda savrulan yapraklar gibi bir o tarafa bir bu tarafa giderken sabırla onu izledim, sonunda bakışlarımız kesiştiğinde çekik gözleri biraz daha kısıldı."Beni sen kurtardın." dedim gözlerinin içine bakmaya devam ederken. Pusat derin bir nefes aldı, bunu genişleyen burun deliklerinden anladım. Konuşmayacağını anladığımda devam ettim, "İstemesem de kendimi gitmeye zorlayacaktım. Gitmeyi ne kadar istemediğimi sen beni aradığında fark ettim."

Pusat konuşurken hep yaptığı gibi kaşlarını hafifçe çattı ve "Başka çarem yoktu." dedi başını iki yana sallayarak. Söylediklerinde samimi olduğu belliydi ayrıca herkesin ona Masa'nın yeni yöneticisi olacağını ve Masa dağılmanın eşiğine geldiğini söyleyerek baskı yaptığını tahmin etmek de zor değildi. Anlayışla başımı salladım, "Biliyorum çünkü Masa'yı korumak senin görevindi..." dedim gözlerini kaçıran bu kez ben olarak.

Pusat cevap vermek üzereyken masaya yaklaşan garsonu görerek sustu ve yemeklerimizin servis edilmesini bekledi, aynı garson getirdiği şarabı da bardaklarımıza doldurup çekildiğinde Pusat ona teşekkür ederek tekrar bana döndü. "Orası öyle, Masa'nın başına ben geçeceğim." dedi beni onaylayarak. Bir yandan da tabağındaki eti kesmekle meşgul olduğu için hemen devam etmedi. Ben merakla ne söyleyeceğini beklerken o bıçağını sakince kullanıyordu.

"Ama bahsettiğim o değildi." derken başını kaldırıp gözlerime baktı, "Sana karşı çok suçlu hissediyorum. Bu histen kurtulmak için de çok çabaladım." dedi. Bu konunun bugün açılacağını düşünmüyordum, şaşkınlıkla karşısında dut yemiş bülbüle dönmüştüm. Pusat elindeki çatal bıçağı tabağın kenarına bıraktığında tiz bir ses yükseldi, ardından Pusat tekrar konuştu: "O his beni öyle rahatsız ediyordu ki... Sanki içime bıçaklar saplanıp saplanıp çıkıyordu. Seni aramak için telefonu aldığımda ellerimdeki kanlar bile duruyordu Vera. Ona rağmen o his geçmedi."

Söylediklerini sindirmek için derin bir nefes aldım, onunla vakit geçirirken kendimi kendime ihanet etmekle suçladığım ve onun ne kadar umursamaz olduğunu düşünerek hem kendime hem ona daha çok öfkelendiğim anlar zihnimde tekrar canlandı. Şimdiyse Pusat aynı durumdan ne kadar sancı çektiğini söylüyordu. İçimde bir parça Pusat'ın zannettiğim gibi acımasızlık seviyesine ulaşacak kadar umursamaz olmadığına sevinirken başka bir parça kendi düşüncelerimizin kaynattığı kazanlarda acı içinde yuvarlanarak geçirdiğimiz zamanlara acıyordu.

Hissettiklerimle boğuşmak için derin bir nefes alışım gibi Pusat da ciğerlerini havayla doldurarak konuşmaya hazırlandı, "Katili yakalamama rağmen o his geçmedi." diyerek son sözünü üstüne basarak tekrar etti. O konuşurken gözlerimi gözlerinden alamıyordum, onun hissettiklerini duymayı ne kadar istediğimin somut bir ifadesiydi bu.

Hipnoz olmuş gibi gözlerine bakarken elimde hissettiğim sıcaklıkla irkilerek gözlerimi masanın üstünde duran elime çevirdim ve ellerimizi gördüm. Pusat, hafifçe dokunduğu elimi parmaklarıyla kavrayarak sıkıca tuttu. "Bu kadar geç kaldığım için beni affet." dediğinde tekrar gözlerine baktım, bakışları ilk kez bu kadar anlam yüklüydü. "O depoda olanlar için pişmanım. Bırak seni oraya kapatmayı, adamlarımın sana dokunmasına bile izin vermemeliydim." diye devam ettiğinde sertçe yutkundum, adamlarının beni metal kelepçelerle zemine bağladığı anlar gözümün önüne geldiğinde neden böyle söylediğini daha iyi anladım.

Bir şey söylemem gerekiyordu, Pusat da cevabımı duymak için duraksamıştı fakat ben ne hissettiğimi bile bilmezken zihnimde kelimeleri yan yana getirip mantıklı bir cümle kuramıyordum. Tek yaptığım Pusat'ın gözlerine bakmaktı, içimi oradan okusun ve ben anlamasam da o anlasın istiyordum. Anlamış mıydı bilmiyordum ama parmakları hâlâ tutmakta olduğu elimin üstünü okşadı, "Affı istenmeyecek bir hata yaptığımı biliyorum ama ne kadar üzgün ve pişman olduğumu bilmen gerekiyordu, bunu hem sana hem kendime borçluydum." dedi sıkılgan bir tavırla.
Derin bir nefes alarak elimi Pusat'ın elinden çektim, bu konuşmayı yapmak için buna gerek olmadığını fark etmiştim fakat Pusat'ın özrünü geri çevirmek niyetinde değildim. Pusat gözlerini ayrılan ellerimizden çekip gözlerime baktığında konuştum, "Kaplan'la olan konuşmamı duymuştun zaten. Ne düşündüğümü biliyorsun." Pusat başını olumlu anlamda salladığında ben de başımı salladım. "Olanları unutabilir miyim bilmiyorum ama sanırım artık seninle beraberken vicdan azabı çekmeyeceğim." diyerek devam ettim sözüme. Pusat'ı nasıl bu kadar iyi okuyordum bilmiyordum ama yüzüne baktığımda kalbine batan dikenleri hissedebiliyordum, bir değil birçok pişmanlığı vardı.

"Sana daha erken gelmeliydim biliyorum. Beraber çok vakit geçirdik, kendimle beraber senin de aramızdaki durumdan ne kadar rahatsız olduğunu düşünebilmem gerekirdi." Dediğinde omuz silktim, geç kalmak hiç gelmemekten her zaman daha iyi bir seçenekti. Bir şey söylemem gerektiğini hatırlayarak tekrar gözlerine baktım, "Geçecek." diye mırıldandım aramızdaki rahatsız edici durumu kast ederek. Pusat da başını salladı, "Ben de bunu umuyorum." derken biraz daha hafiflemiş görünüyordu.

Konuşma bitip sessizlik masaya bir örtü gibi çöktüğünde Pusat eline çatal bıçağı alırken ben de şarap dolu kadehimi alarak dudaklarıma götürdüm. O esnada birkaç kişi kapıdan girdi, garsonun yönlendirmesiyle girenler iki masaya dağıldı ve salonda konuşma sesleri bir arka plan oluşturdu. Kadehi yerine bırakıp ben de çatal bıçağımı alarak tabakta duran soslu, dumanı tüten ete döndüm. Çatalı batırıp küçük bir parçasını keserken içimde tuhaf bir kıpırtı hissettim, sanki biri uzun tırnaklarıyla midemin duvarını boydan boya çiziyordu. Et parçasını tamamen koparıp içindeki kırmızı, sulu kısmı gördüğümde çatal elimden düştü.

"Vera, iyi misin?"

Pusat'ın sesiyle başımı kaldırdığımda onun tabağında da içindeki pişmemiş kısımların gözüme battığını fark ederek başımı eğdim ve parmaklarımı alnımın iki yanına yasladım, Pusat'ın sorusuna cevap veremedim. Birkaç saniye Pusat'ın ne yaptığını anlayamadım, sesi soluğu çıkmadı fakat daha sonra masadan tabakların kalktığını duydum, garsonu çağırmıştı. Ellerimi çekip başımı kaldırdığımda Pusat bakışlarını yüzüme çevirdi, kaşlarını çattığında nasıl göründüğümü merak ettim. Kalkıp lavaboya gitmem gerekiyordu, ellerimi masaya yaslayarak ayağa kalktım ve hemen geri döneceğimi söyleyerek masanın başından ayrıldım. Arkamı döndüğümde Pusat'ın da sandalyesini iterek kalktığını duydum, "Gelmene gerek yok." diye mırıldandım sessizce çünkü hemen arkamda olduğunu biliyordum. Pusat cevap vermedi, bense hızlanarak yemek salonundan çıktım.

Koridordaki tek kişilik lavabonun kapısını açarken midemdeki yakıcı sıvının boğazıma doğru yükseldiğini hissettim ve içeri doğru koşarken kapıyı kapatacak vakit bile bulamadım. Saçlarımı tutarak eğilirken göz ucuyla Pusat'ın içeri girdiğini gördüm, son kez kendimi sıkarken elimle Pusat'ı gitmesi için ittirmeye çalışıyordum fakat ne küçük tuvaletin içinde benden uzaklaşıyor ne de bir şey söylüyordu. Onu uzaklaştırmama izin vermeden çevik Bir hareketle arkama geçerek bir eliyle saçlarımı tuttu, diğer elini ise karnıma koyarak eğilmemi sağladı.

Mideme baskı yapan kolu yüzünden daha fazla dayanamamıştım. Neyse ki bu rezillik birkaç saniye sürmüştü, rahatladığım ilk an saçlarımı elinden kurtararak ondan uzaklaşmıştım. Tabii küçücük alanda fazla uzağa gidememiştim, lavabonun karşısına geçerek ona arkamı dönerek ağzımı ve yüzümü yıkamıştım. O ise hiç tepki vermeden, sessizliğini korumaya devam ederek kopardığı kağıt havluları bana uzatmıştı. Ellerimi ve yüzümü kuruladıktan sonra onları çöpe attığım esnada Pusat'ın sifona bastığını duymamla ikinci bir utancın ürpertisi elektrik akımı gibi geçti vücudumdan.

Aynada göz göze geldiğimizde ilk kez konuştu, "Düşünemedim, özür dilerim. İyi misin?" diye sordu kulağa gerçekten mahçup gelen bir sesle. Onu özür dilerken duymak hâlâ çok garipti. "Ben de düşünemedim." derken derin bir nefes aldım. "Sorun yok, iyiyim." Pusat sırtımı sıvazlayarak arkama geçti ve kapıyı açtı. Peş peşe dışarı çıktığımızda tekrar yemek salonuna yöneldik, Pusat bir adım öne geçerek bana döndü: "Başka bir şey yemek ister misin? Yemeğe devam etmek istemezsen anlarım. İstersen tatlı yiyebiliriz?"

Daha birkaç dakika önce aramızı düzeltmeye karar vermişken ve o bu kadar ilgili davranıyorken, ki ilgisi yeni bir durum değildi, onu burada bırakıp gitmek istemiyordum üstelik yemek yemek de benim fikrimdi. Ancak devam edemeyeceğim de bir gerçekti. Boş midemi yakmak uğruna da olsa restoranın bar bölümüne kısa bir bakış attım ve konuştum, "Bir şeyler içebiliriz." diye mırıldandım gülümsemeye çalışarak. Pusat hızla başını salladı ve midemi rahatsız etmeyecek bir şeyler isteyeceğini söyleyerek yanımdan ayrıldı. Üstü boşaltılmış olan eski masamıza oturdum, o gelene kadar bakışlarımı etrafta gezdirip derin nefesler alarak kendimi rahatlatmaya çalıştım.

💗

Şehir merkezinden en uzak noktada, ormanın ortasında, eski bir depodaydı Kaplan. Hava henüz yeni kararmıştı, Pusat'ın gelmesini bekliyordu bir süredir. Onun Vera'ya karşı bir şeyler hissetmeye başladığını düşünüyordu, bu yüzden ikisini bilerek yalnız bırakmıştı. Vera, katilin yakalanmasının verdiği mutlulukla ilk kez Pusat'a sıcak davranınca bu fırsatı kimse kaçırsın istememişti Kaplan. Kendisi ayrıldıktan sonra aralarında ne geçtiğini bilmiyordu, geldiğinde mutlaka Pusat'a soracaktı çünkü merak ediyordu.

Deponun önünde bir araba park ettiğinde Kaplan telefonunu kapatıp cebine attı ve gelen kişiye döndü, tahmin ettiği gibi Pusat geliyordu. Pusat'ın yüzü her zamanki gibi ifadesizdi, Kaplan'ın yanında durduğunda adamın içeride olup olmadığını sordu. Kaplan Vahşi'nin içeride olduğunu söylediğinde, "Madem içeride, sen neden burada bekliyorsun?" dedi ters ters ve arkasını dönüp depodan içeri girdi. Kaplan tepki vermeden peşine takıldı, arkadaşının bu tavırlarını normal karşılıyordu artık.

Beraber içeri girip birkaç eski eşyanın arasından geçerek yerin altındaki odaya inen kapısının önünde durdular, Kaplan öne geçip kapıyı anahtarıyla açtı. Dar ve karanlık merdivenleri kullanarak hızlıca aşağı indiler ve yine dar bir koridordan geçerek geniş ve yüksek tavanlı bir odaya çıktılar. Odanın ortasındaki metal sandalyede Vahşi oturuyordu. Ayak bilekleri ve elleri kelepçeliydi, üstünde baksırından başka bir şey yoktu. Yüzünde ve kısa, seyrek saçları yüzünden açıkta olan başında Pusat'ın açtığı yaralar duruyordu. Dişleri de yine Pusat'ın son darbesi ile kırılmış, dudakları ve üst damağı patlamıştı. Tüm bedeninin üstünde büyük bir savaş çıkmış, binlerce insan birbirini öldürmüş gibiydi derisinin üzeri. Vahşi, öldürdüğü insanların bedenlerine ne kadar acımasız davrandıysa ona da en az o kadar acımasız davranılmıştı.

Pusat yavaşça yürüyerek katilin tam karşısına geçtiğinde vücudundaki yaralara baktı, elleri ve ayakları sıkı kelepçeler yüzünden mosmordu ve bilek kısımları tahriş olmuştu. Daha fazlasını da hak ediyordu o. Pusat ceketini çıkararak Kaplan'a uzattı, gömleğinin yakalarını da beyaz bir kağıdı katlar gibi dikkatlice geri kıvırdı. Ellerini dizlerine koyarak eğildi ve katilin gözlerinin içine baktı, "Yaralarının bu kadar iğrenç görünmesi beni mutlu ediyor." dedi acımasız bir şekilde gülümserken aynı zamanda yüzünü buruşturarak.

Karşısındaki Vahşi cevap vermeden gözlerine bakıyordu. Pusat'ın öfkesi devasa alev topunun kırmızı ışıklarını saçarak doğuşu gibi gün yüzüne çıktı. Bir anda tek eliyle Vahşi'nin çenesini tuttu ve orantısız bir güçle sıkarak ağzını açmasını sağladı, "Dilin de kopsa, kafan da kopsa birazdan soracaklarıma cevap vereceksin." dedi otoriter bir sesle. Vahşi'nin dili kopmasa bile derince ayrılmış, ön dişleri parçalanmış, damağının ortasında büyük bir göçük olmuştu ama karşısındaki adam cevaplar konusunda epey ciddi görünüyordu.

"Seni kim tuttu?" diye sordu Pusat. Hâlâ katilin üstüne eğilmiş şekilde duruyordu, Vahşi'nin başı yana doğru yıkılmıştı; boynunu dik tutamıyordu fakat ikisi de doğrudan birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Pusat, Vahşi'nin öylece her şeyi anlatmayacağını biliyordu, sorduğu sorunun yankısı odadan silinmesine rağmen cevap gelmemişti.

Pusat Kaplan'a döndü ve cebinden telefonunu çıkararak ona uzattı, "Bunu da al yukarı çık, ben gelene kadar buraya tekrar inme." dedi. Kaplan bir ona bir Vahşi'ye baktı, "Seni bununla yalnız mı bırakayım? Ben dursam ne oluyor?" diye sordu. Pusat soruları duymak istemiyormuş gibi başını iki yana salladı, "Kaplan uzatma, dediğimi yap." Kaplan tekrar itiraz etmek istese de Pusat tekrar Vahşi'ye dönmüş ve bir hamle yapmadan önce Kaplan'ın çıkmasını beklemeye başlamıştı. Kaplan sıkıntıyla derin bir nefes aldı ve Pusat'ın telefonunu cebine atarak odadan çıktı.

💗

Deponun alt katına inen kapı geri savrularak duvara çarptığında gürültü deponun içinde yankılandı. Kaplan oturduğu sandalyeden kalkıp kapıdan çıkan Pusat'a yöneldi fakat gözleri arkadaşını gördüğünde bir anlığına duraksadı ve kaşları çatıldı. "Bu hâlin ne?" diye sordu üstündeki kir, toz ve kanı kast ederek. Pusat üstündeki pis gömleğe baktı, biraz tozları silkelemeye çalıştı. "Bir şey yok, telefonum nerede?" Kaplan çıkarıp telefonunu ona uzattı, "Nasıl bir şey yok? Merdivenlerden falan mı yuvarlandın?"

Pusat arkadaşına ters bir bakış attı. "Kendisine çok güveniyordu ben de iplerini çözdüm." dedi. Kaplan duydukları karşısında dışarı kovulmasından daha da şaşkındı, "Nerenin adeti bu? Güç bela yakaladığımız adamı niye çözüyorsun lan!" Pusat Vahşi'yi bir güzel dövüp tekrar bağladığı için Kaplan'ın söylediklerine takılmadı ve duraksamadan deponun çıkışına yürümeye devam etti. Bir yandan da telefonunu kontrol ediyordu fakat hiçbir mesaj ya da arama yoktu.

"Neden telefonunu kontrol ediyorsun? Ayrıca geldiğinden beri bir tuhafsın, ne oldu?"

Kaplan'ın sorusuyla Pusat omzunun üstünden ona baktı, "Bu akşam ne kadar soru sorduğunun farkında mısın?" diye sordu. Kaplan başını salladı, "Farkındayım. Ne olduğunu söyleyecek misin?"

Pusat, aylardır ilk kez içindekileri birine dökmek istedi arkadaşının sorusuyla. Başına gelenleri, daha doğrusu kendi çabasıyla başına açtığı olayları, anlatmak ve başka birinin tüm bunlar hakkında ne düşüneceğini öğrenmek istedi. İyi mi yapıyordu, yoksa tamamen yanlış yolda mıydı? Bilmiyordu fakat bu akşam öğrenmek de istemiyordu. Zamanı geldiğinde Kaplan'a her şeyi anlatacaktı.
"Yakında anlatacağım. Ben anlatana kadar ne olduğunu sorma tekrar." dedi Pusat ve arabasına bindi. Kaplan bir şey söylemedi, peşinden de gitmedi o da kendi arabasına bindi ve deponun önünden ayrıldılar.

Pusat bu gece bir takma isim hariç hiçbir şey öğrenememişti. "Akıl Hoca" demişti Vahşi. Ona infaz listesini veren ve parasını ödeyenin Akıl Hoca lakaplı bir adam olduğunu söylemişti. Bu isim Pusat'ı en az kurtlanmış bir ceset görmek kadar rahatsız etmişti çünkü ismi anımsıyor fakat nereden bildiğini bir türlü hatırlayamıyordu. Vahşi, Pusat'ın zihnini bulandırmak için bilerek bu ismi söylemiş olabilirdi, Pusat bunu da düşünmüştü ama her halükarda bu ismi Pusat'ın halihazırda biliyor olması gerekiyordu.

İnfaz listesinde olmayışı, bu tuhaf lakabı anımsıyor olması ve tüm bu cinayetlerin Pusat'ın Masa'nın geçmesine son bir düzlük kala yaşanması büyük ipuçlarıydı. Pusat bu bilgileri değerlendiremediği için kendine tekrar tekrar kızıyordu. Katili yakalamanın çözüm olmadığının farkındaydı, tek çözüm Akıl Hoca'yı bulmaktı artık.

🖤

Vera Erginsoy

Mahzen'den ayrıldıktan sonra eve döndüğümde ilk cinayetin işlendiği günden itibaren yaşanan her şeyi unutacağıma yemin etmiştim. Yıpranmıştım ve yıpranmaya devam ediyordum, beni yıpratması gerek şey sıkı diyetlerdi; cinayetler değil. Tam da bu yüzden yarın daha önce denemediğim bir diyete başlayacak ve çalışmaya devam edecektim, bugün anladığım üzere bir süre istediğim her şeyi yemem mümkün olmayacaktı zaten.

Katil yakalandığına göre aslında Pusat'ın çalışanı olan Ömer'e de ihtiyacım yoktu, onunla da konuşacaktım. Pusat'ın katilin elimizde olduğunu belli etmememiz gerektiğini söylediğini ben de duymuştum ama ben böyle devam etmek istemiyordum, yaşadığım onca şeyden sonra bana tolerans gösterebileceğini umuyordum.

Tüm bunların dışında Doğa ile o restorantın önünden ayrıldığından beri hiç konuşmamıştım, şüphelendiği bir şeyler olduğunu biliyordum ve o şüpheleri yabani otları toplar gibi koparıp atmak benim görevimdi. Cemiyetin karanlık yüzünün benim yüzünden ortaya çıkmasına izin veremezdim, o andan sonra başıma gelecekleri düşünemiyordum.

Duştan çıkmıştım, hava kararmıştı fakat saat çok geç değildi, belki bu akşam yanına gidebilirdim. Bu fikri düşünürken kurulanıp giyinmeye başladım. Üstüme dışarı çıkmaya uygun bir şeyler ararken giyinme odasında biraz fazla vakit geçirmiş olacağım ki dışarı çıktığımda işittiğim kavga sesleriyle kaşlarım çatıldı. Sesler alt kattan geliyordu, içlerinde benimkine benzer ince bir ses duyduğumda elimdeki bornozu yatağa bıraktım ve odamdan çıktım.

Hızlı bir şekilde merdivenleri inerken topuklularımdan çıkan sesler geldiğimin habercisiydi, kapının önüne geldiğimde hepsi bana bakıyorlardı. "Ne oluyor burada?" diye sordum anneme doğru yürürken. Annem cevap vermek yerinde önümden çekildiğinde olduğum yerde kaldım, kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.

"Yasemin?" Kendisine seslendiğimde Yasemin bana döndü, "Abla?" dedi benim ona dediğim gibi fakat daha alaylı bir biçimde.

🎭

Instagram'da @tanvaktikanofficiall hesabında kitaplarım hakkında paylaşım yapıyorum, takip edip destek olursanız çok sevinirim 💙 📖

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18