MAVİ KABUS kitap kapağı

2. bölüm / 20

MAVİ KABUS

2. Bölüm "UÇAN BALONLAR"

Vaveyla Yazarı: Hilal Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 2. Bölüm "UÇAN BALONLAR"

Genç kadın bir elinde pasta kutusunu tutmaya çalışırken diğer eliyle de çantasını açmaya çalışıyordu, elini çantanın içine sokmayı başardığında parmaklarını çantanın içinde gezdirip anahtarı bulmayı bekledi. "Hadi ama! Pasta düşecek şimdi." Dedi sıkıntıyla. Pastayı tuttuğu bileğine bağladığı balonlar da rüzgarda savrulup başına çarpıyordu. Anahtarı bulup başını kaldırdığında balonların bozduğu saçlarını düzeltmeye çalıştı, biraz daha iyi göründüklerine ikna olduğunda sessiz adımlarla kapıya yaklaşıp anahtarı deliğe soktu. Tek eliyle kapıyı sessizce açmakta pek başarılı olamamıştı ama içeriden ses gelmediğine göre geldiği fark edilmemiş olmalıydı.

İçeri girip kapıyı kapattı ve pasta kutusunu girişteki konsola bırakıp kapağını açtı ve pastayı dikkatlice dışarı çıkarttı, sevgilisinin hep konsolun üstündeki kaseye bıraktığı zippoyu alıp pastanın üstündeki mumları yakmaya başladı. Bir yandan da hole bakıyordu, neyseki gelen giden yoktu. Mumları yakmayı bitirdiğinde konsolun üstündeki aynada kendisine son kez baktı ve pastayı alıp gülümseyerek hole döndü.

"İyi ki doğdun Noris!" Diye seslendi salonun girişinde durduğunda fakat cevap gelmedi. Bahçeye açılan kapıdan vuran rüzgar pastanın mumlarını titrettiğinde kadın eğilip mumlara baktı, içinde kötü bir his belirdi. Noris'in bahçede olduğunu düşünerek o tarafa doğru yürüdü, cam kapıya yaklaştığında bahçedeki koltukta oturan Noris'i gördüğünde tekrar gülümsedi. "Sürpriz!" Diye bağırdı heceleri uzatarak. Fakat yine ses gelmedi. Genç kadının gülüşü yüzünde yavaş yavaş soldu; pastayı masanın üstüne bıraktı, bu esnada mumlar dönmüştü fakat umursamadı. Yavaş adımlarla koltukta oturan erkek arkadaşına yaklaştı ve elini omzuna koydu, tepki vermediğinde omzundaki elini çekmeden adamın önüne geçti.

Adamın kalbinin üstündeki kan lekesini gördüğünde boğazından bir çığlık koptu, ellerini adamdan çekip birkaç adım geri çekildi. Kalbinin üstündeki kurşun izi tekrar gözüne çarptığında gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Ağlamaktan boğuklaşan sesiyle sevgilisine seslendi, "Noris? Sevgilim, ne yaptılar sana?" Yine cevap gelmedi. Gözlerinden akan yaşlar görüşünü engellemeye başladığında hızla gözlerini sildi, bu sevgilisini son görüşüydü. Adamın cansız bedenine yaklaştığında önce nabzını kontrol etti fakat nabız yoktu. Kadın dizlerinin üstünde çöküp kollarını sevgilisinin bedenine doladığı esnada bileğine bağladığı iki ve beş balonları iplerini çözüp usulca uzaklaşmaya başladılar.

Noris pastasını üflemiş, doğum günü balonlarını almış ve gitmişti.

🥃

Pusat Demir Han

Dakikalardır kapalı tutmaya çalıştığım gözlerimi araladım ve yataktan doğruldum, gözlerim duvardaki saate çıktığında on ikiyi çeyrek geçtiğini gördüm. İki hafta sonra ilk kez erken uyumayı başarmıştım fakat belli ki birilerini rahatsız etmişti, telefonum dakikalardır çalıyordu. Çağrı kapanmak üzereyken cevaplayıp telefonu kulağıma götürdüm, "Ne var?"

"Pusat." Dedi telefonun ardındaki buz gibi ses. Boğazımı temizleyip uykulu sesimden arınmaya çalıştım, "Efendim Valnikov?" Valnikov birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuştu, "Noris, evinde bulmuşlar." Dedi. Ne olduğunu anlayarak yüzümü buruşturdum, bunu bekliyordum.

"Yarım saate kadar Mahzen'e gel, daha fazla geciktirmeden başlayalım." Onu onaylayıp telefonu kapattım ve yataktan çıktım. Banyoda yüzümü yıkadıktan sonra giyinme odasına geçip dolabımda az yer kaplayan günlük kıyafetlerin durduğu kapağı açtım. Gecenin bir yarısında valnikov'u görmeye giderken takım elbise giyecek hâlim yoktu, siyah bir kot ve beyaz bir tişört alıp giydim ve oyalanmadan evden çıktım.

Evden Mahzen'e gelmem uzun sürmüyordu, bu yüzden Valnikov'dan önce varacağımı düşünmüştüm fakat Mahzen'in bahçesine girdiğimde Valnikov'un arabasının sabah gördüğüm yerde durduğunu gördüm, belli ki hiç gitmemişti. Arabayı park edip vakit kaybetmeden içeri girdim, Valnikov'un odasının kapısı açıktı. Yine de tıklatıp içeri başımı uzattım, beni fark ettiğinde oturmamı işaret etti. İçeri girip masasının önündeki koltuklardan birine oturdum, beklemeden ne olduğunu sordum. "Ne olmuş?"

"Ne, ne zaman olmuş bilmiyorum ki hiç. Bunun bir kız arkadaşı varmış, Aral'la tanıştırmış onu. Kız da Noris'i o hâlde bulunca önce polisi sonra Aral'ı aramış." Aral, Noris'in Masa'da yakın olduğu sayılı arkadaşlarındandı.

"Aral olay yerine gitmiş mi?"

"Ne yazık ki hayır. O gittiğinde polisler çoktan vardıkları için içeri girmesine izin vermemişler." Dediğinde elimle dizime vurdum. Bir de biz Türkiye'nin en nüfuzlu ailesiyiz, deyip belinde silahla dolaşıyordu daha bir eve girememişti.

"Böyle olmaz, zaten öncekinlerden elimize bir şey geçiremedik ipucu yakalamak için bir kişinin daha ölmesini mi bekleyeceğiz?" Valnikov çaresizce başını salladı, o da ne yapacağını şaşırmıştı aynı zamanda Masa'nın bu durumu ona itibar kaybettiriyordu.

"Belki de bir süre Rusya'ya dönmeliyiz?" Diye sorduğunda düşünmeden itiraz ettim, "Kaçamayız."

"Saklanmayacağız zaten, orada aramaya devam edeceğiz."

"Yine de kaçmış olacağız." Valnikov bana ters bir bakış attı, "Aynı baban gibisin." Dedi hoşnutsuz bir ifadeyle. Bunu yaptığında silahı çekip kafasına dayamak geliyordu içimden fakat kendimi tutuyordum, özellikle bugün tutmak zorundaydım. Yumruğumu sıkıp elimi silaha davranmaktan alıkoydum fakat susmadım, "Oturdugun koltukta ayakların yere değmiyor, yönetemeyeceksen başa geçmek için de bir tarafını parçalamayacaktın. Şimdi hiç babamı karıştırma!" Valnikov bir süre yüzüme baktı, sinirden alnındaki damar şişmişti fakat bir şey söylemedi. Zaten çoğunlukla böyle susardı, nadiren tartışma büyürdü.

"Eski defterleri açma." Dedi bağırmamak için kendini kasarak. "İşimize bakalım."

"Anladığım kadarıyla sabahtan beri buradasın, ne buldun?" Önündeki birkaç sayfa kağıdı bana uzattı. En baştaki kağıt havalimanından istenmişti, Mahir'in Rusya biletlerini ne zaman aldığı ve uçak seferlerinin saatleri yazıyordu.

"Altındakine de bak."

Valnikov'un dediğini yapıp alttaki kağıda baktım, Masa için çalışan adli tabipin raporu vardı. Mahir'in ölüm saatiyle uçaktan indiği saati karşılaştırdığımda arada yalnızca iki saat olduğunu gördüm. Bu da havalimanından Mahir'in oturduğu yere kadar araç yolculuğu mesafesiydi.

"Katil onun ne zaman döneceğini biliyormuş." Valnikov'u başımla onayladım.

"Devamını da oku." Dediğinde alttaki kağıda geçtim. Bu da havalimanından alınmıştı, iki kızın isimleri yazıyordu. "Kim bunlar?"

"Hasan'ın kızları, onları korumak için annelerinin soyisimlerini yazdırmış nüfusa ama öz kızları yani."

Kim olduklarını öğrenince kağıtta ki bilgileri inceledim, bu biletler Amerika'dan Türkiye'ye gidiş-dönüş alınmıştı. Dönüş tarihi ise Hasan'ın öldürüldüğü gün hatta saat olarak olaydan dört saat öncesiydi.

"Bunlardan başka bir şey de bilmiyoruz, kameraları gelmeden önce kapatmış olmalı. Hasan'ın ve Mahir'in eve girdikleri anın görüntüsü bile yok."

"Eve onlar gelmeden önce girip pusuya yatmış." Valnikov başını salladı. Bu katili bulmamızı zorlaştırıyordu, kamera görüntüsü olmadığı gibi yakınlarda başka ev ya da başka bir yer de yoktu.

"Bir de şu parfüm meselesi var, sence neyin nesi?" Valnikov'un sorusuyla aklım o geceye gitti, Vera'yı Mahir'in evine parfümü arkarken görmeyi beklemiyordum.

"O gece bakmaya gittiğimde Vahit'in kızı da oradaydı." Valnikov şaşkınlıkla kaşlarını havalandırdı, "Ne işi varmış orada?"

"Benim gibi parfüme bakmaya geldiğini söyledi."

"Ya geri almaya geldiyse?" Bunu ben de düşünmüştüm ama sonradan o kızın katil falan olamayacağını fark etmiştim. Bir kere oraya gelirken yanına kendini korumak için hiçbir şey almamıştı, ayrıca bunca bilgiyi toplayıp üç cinayeti planlamak onun harcı değildi.

"Bana kalırsa o cinayet falan işleyemez ama yine de peşini bırakmayacağım."

"Ne iş yapıyor bu kız?"

Güldüm, "Modellik yapıyor."

"Eğitimi falan var mı?"

"Alakası bile yok."

"Neden Vahit'in tek varisi o zaman? Vahit de güçlü bir adam, her şeyi o kıza bırakamaz."

"Kamer'e bırakacak öldükten sonra diyorlar, Kamer de oğluna bırakır."

Valnikov Kamer'in adını duyunca yüzünü buruşturdu, "Oğlunun ismi neydi?" Dedi.

"Kaya."

"Ah doğru doğru, Kaya. Babası gibi ahmağın teki. Vahit'e yazık olacak, adam gözü açık gidecek." Söylediğine güldüm, Kaya'da da babası olacak Kamer'de de iş yoktu.

"Vahit'in mirasını boş ver şimdi, Masa'yı koruyamıyorsun oraya dönelim."

"Rusya'ya gidelim diyorum kabul etmiyorsun."

"Taktın sen de Rusya'ya!"

Mahzen'deki Masa Rusya'daki asıl merkezin kollarından yalnızca biriydi, Rusya'daki merkez gitgide kalabalıklaşmaya ve içeri farklı ülkelerden aileler girmeye başladıkça onları merkezden ayırıp herkese kendi ülkesinde bir Masa kurmuşlardı. Bu olduğunda Valnikov bile daha çocuk olmalıydı, Rusya'daki merkez çok eskiye dayanıyordu. Türkiye'deki kolunda da bir şart vardı, Masa'ya yalnızca kaçıncı kuşak olduğu fark etmeksizin Rus olanlar oturabiliyordu. Masadaki çoğu kişinin annesi ya da anne tarafından bir akrabası Rus'tu, zamanında Türk iş adamları kuruluşun bünyesine girebilmek için kuruluştaki ailelerden Rus kadınlarla evlenmişlerdi. Zaten baba tarafından Rus olanlar azdı, onları da soyisimlerinden ayırt edebiliyorduk.

"Merkez Türkiye'deki Masa'nın yok olduğunu duysa ne olur biliyor musun?" Diye bir soru yönelttim Valnikov'a. "Ne olur?" Diye sordu.

"Bilmiyorsun çünkü hiç düşünmüyorsun, bu beceriksizlerden kurtulmamız lazım der ve hepimizi kendileri öldürürler." Valnikov'un şaşkınlıktan ağzı açık kaldı, bu bir süre onu Rusya'ya gitme fikrinden uzak tutardı.

🥃
Olanlar artık daha korkunç bir hâl almaya başlıyordu. Bu sabah telefonuma art arda gelen mesaj bildirimleriyle uykumdan uyandırılmıştım. Mesajları atan Kaya'ydı fakat mesajlar Masa ile ilgiliydi. Masa'daki en genç üye olan Noris evinde ölü bulunmuştu. Ayrıca Kaya bunu nereden öğrenmişti bilmiyordum ama onun cesedini bulanın da sevgilisi olduğunu söylemişti. Noris genelde sessiz olduğundan özel hayatıyla ilgili pek bilgim yoktu ama sevgilisinin yeraltı dünyasıyla uzaktan yakından alakası olmadığını ben bile biliyordum, kız yıkılmış olmalıydı. Üstelik yeraltıyla bağlantısı olmadığını kanıtlayacak şekilde sevgilisini o halde bulduğunda polise haber vermişti. Bu da Masa'nın elini kolunu bağlıyordu. Bu kez elimizde olay yeri fotoğrafları ya da katili bulmamıza yarayacak bir ipucu olmayacaktı.

Kaya, Noris'in ölümüyle iyice telaşa kapılmıştı çünkü önce yaşlı üyelerin eleneceğini düşünüyordu. Dürüst olmak gerekirse Noris'in ölümü başta beni de şaşırtmıştı fakat yanlış bir hamle değildi. Noris'in babası geçtiğimiz yıl akciğer kanserinden hayatını kaybetmişti ve Noris varisi olarak yerine geçmişti yani o da Masa'da kendi soyadını taşıyan tek kişiydi. Böylece Masa'dan bir aile daha silinmiş ve yalnızca dokuz soy kalmıştı.

"Eğer katil bu kadar hızlı devam etmeseydi bir çocuk yapıp onu yerime geçirirdim ve huzur içinde ecelimle ölürdüm!" Kaya önündeki pufu tekmelediğinde ona döndüm ve kibar olmayı umursamadım, "Yavaş, ayı. Yavaş!" Ne demişti o az önce? Kaşlarımı çatarak tekrar döndüm, "Senin yerine onu öldürsün diye çocuk mu yapacaktın?" Böyle söyleyince kulağa korkunç geldiğinin farkına varıp sessiz kaldı, "Ben ne dediğimi biliyor muyum? Resmen koltuk kellede yaşıyoruz." Dedi bir süre sessizliğini koruduktan sonra.

"Biz doğduğumuzdan beri kelle koltukta yaşıyoruz zaten. Kelle koltukta."

Bana ters bir bakış attı, "Hatırlattığın iyi oldu."

Önümdeki bilgisayarı kapatıp masa sandalyemi tamamen ona çevirdim, "Kaya fazla abartmıyor musun?"

Konuşmadan önce az önce tekmelediği pufa oturup derin bir nefes aldı. "Bu kez farklı Vera. Eskiden biri öldüğü zaman ne dediklerini hatırlıyor musun? Olacağı belliydi, derlerdi. Fark ettiysen kimse böyle bir şey söyleyemiyor çünkü ortada bir sebep yok. Biri Masa'yı yok ediyor. Bu da demek oluyor ki eninde sonunda öleceğiz. Öleceğini bile bile yaşamak ne kadar zor farkında değil misin?" Söyledikleriyle sözcükler boğazıma dizildi, ben hiç bu yönüyle düşünmemiştim.

"Ben senin için de endişeliyim hem, baksana çıktığım gibi buraya geldim. Sen çok gençsin, hayatta başarabileceğin yüzlerce şey var ve onlar için vaktin olsun istiyorum. Bakma sürekli sataştığıma ben senin abin sayılırım, bunları düşünmek zorundayım." Gözlerimin yandığını hissettiğimde parmaklarımla ovuşturdum, yerimden kalkıp Kaya'nın yanına oturdum. Beni kolunun altına aldığında gözlerimi göremediği için mutluydum. "Sanki ölecekmişim gibi konuştun." Dedim ağlamaklı sesimle. Zaten öyleydi, bu ihtimali düşünerek konuşmuştu ama bir katilin kurban listesinde olduğumu kabullenmek istemiyordum.

Kaya ağladığımı duyduğunda bağırdı, "Vera ağla diye söylemedim ki!" Kulağım göğsüne yaslı olduğu için sesini inanılmaz yüksek duyup başımı kaldırdım. "Ağlattın ama." Dediğimde güldü, "Hâlâ çocuksun." Kollarını kaldırıp sarıldığında ben de ona sıkıca sarıldım. "Abartıyorsun diyordun, haline bak." Elimi sırtına geçirdim, "Ben seninle ciddi konuşmaya alışık değilim, hazırlıksız yakalandım." Dedim gülerek. "Tamam tamam, ben de ağlak bir çocukla konuştuğumu unutmuşum özür dilerim." Bu sefer de ensesine vurup geri çekildim, "Yetti bu kadar samimiyet." Dedim göz yaşlarımı silerken. "Haklısın ben de alışık değilim zaten abilik yapmaya ama mecbur katlanacağım." Dediğinde güldüm, nasıl abilik yapmayı düşünüyordu acaba.

Sandalyeme geri oturacağım sırada kapı tıklatıldı, Kaya gözlerini kocaman açarak yerinden kalktı ve elini ağzına kapattı. "Vera geldi!" Diye fısıldadı. Hâline gülüp kapıyı açmaya gittim. Gelen babamdı, içeri girdi. "Neler karıştırıyorsunuz bakayım?" Dedi az önce oturmak üzere olduğum sandalyeye oturarak.

"Stabil, öyle, sıradan." Dedi Kaya. Babam tek kaşını kaldırarak baktı, "Sabah sabah ne iş?" Kaya'nın bir bahane bulacağını düşünsem de öyle yapmadı, "Gece olanları duymuşsundur, gelip Vera'yla bir konuşayım dedim." Dedi.

"Vera ile niye konuşuyorsun onu anlamadım. Siz bizden gizli bir şeyler mi karıştırıyorsunuz?"

"Yok amca ne karıştıracagız? Zihin fırtınası yapalım diye." Dedi Kaya. Kısmen doğru söylüyordu, beraber bir şeyler karıştırmıyorduk ama ben kendi başıma karıştırmıştım, Kaya'ya da söylememiştim. Babam öğrenirse bir daha bana nefes aldırmazdı biliyordum, bu yüzden söylememiştim. Pusat ayısına yakalanmam kötü olmuştu ama o da babama söyleyecek gibi durmuyordu. Babam içimi okumuş gibi, "Sakın bu işe karışayım demeyin, durum ciddi." Diyerek uyarıda bulundu.

"Amca, sen bilirsin bu Masa'nın böyle eskiden kalma düşmanı, efendime söyleyeyim hısmı kısmı bir şeyi var mı?" Diye sordu Kaya. Babam yine Kaya'ya tuhaf bir bakış attı, "Yeraltında yılan çoktur oğlum." Dedi.

"Tamam da kim işte?" Diye sordu Kaya bu sefer.

"Ben size karışmayın demedim mi? Ne sorguluyorsun?"

"İnsan merak ediyor, değil mi Vera?" Topu bana attığında babam da bana döndü, parmaklarımı kotumun arka ceplerine sıkıştırıp omuzlarımı kendime çektim, "Ben, yok." Dedim. Bir an babam öyle bakınca korkup ne söyleyeceğimi karıştırmıştım.

Babam son kez ikimize şüpheyle bakıp ayaklandı, "Evde oturun." Diyerek kapıya yöneldi.

Kaya arkasından, "İyi de şuana kadar hepsini evlerinde öldürdüler zaten." Dediğinde ona döndü. "Seni de amcanın evinde öldürürler o zaman, fesupanallah!"

Babam odadan çıktığında Kaya tekrar pufa oturdu, "Amcam da yaşlandıkça epey eli bayraklı bir adam olmuş." Dedi. Doğru sayılabilirdi, yaşlandıkça tahammül seviyesi iyice düşmüştü hemen sinirleniveriyordu.

"Bu arada evde oturun dedi ama Mahzen'de toplantı var." Dediğinde yatağın ucuna oturdum ofladım, "Toplantı yapmak bizi kurtarmayacak hâlâ anlamadılar." Dedim. Kaya başını salladı, "Bu sefer elle tutulur bir şeyle gelseler iyi olur." Dedi.

🥃

Mahzen'deki toplantı ilk kez gece vakti yapılıyordu, Valnikov özellikle katilin ortaya çıktığı vakitte bir arada olmamızı istemişti. Uyuyor olmam gereken saatte burada olduğum için sinirliydim fakat neyseki bu kez işe yarar bilgilerle gelmişlerdi. Nedenini anlamadığım şekilde Valnikov ve Pusat beraber çalışmış, tüm gün üç üyenin ölümleriyle alakalı detayları araştırmışlardı.

"Üçünün de ölümüyle ilgili sunu söyleyebilirim ki ölüm zamanları özenle seçilmiş." Dedi Pusat. Herkes ilgiyle kulak verdi. "Hasan'ın varis olarak göstermemesine rağmen iki kızı vardı, Amerika'da yaşıyorlar. Hasan öldüğü hafta buradalardı ve dönüş tarihleri de aylar öncesinden belliydi. Kızlar gittiği gece Hasan evde yalnız kaldı ve..." Sustu, gerisini hepimiz biliyorduk.

"Mahir öldüğü gün ise eve yeni dönmüştü, bir süredir Rusya'daydı. Katil döneceği vakti saatine kadar biliyor olmalıymış, uçaktan inip eve girdiği an ölmüş." Bunu söyleyen de Valnikov'du. Bu detayları bugüne kadar bilmiyorduk, zaten hiçbirinin üstünden fazla zaman geçmemişti.

Sözü tekrar Pusat devraldı, "Katil kamera görüntülerini silmemiş," dediğinde dikkati dağılmış birkaç kişi tekrar ona döndü. "Kameraları olay yerine gelmeden önce etkisiz hâle getirmiş. Yani kameralar hiç kayıt almamışlar." Diyerek sözünü bitirdiğinde herkesin tekrar yüzü düştü.

Sessizlik oluştuğunda biri Noris'i sordu."Bir dakika, Noris peki?"

Pusat yavaşça başını salladı, "Açıkçası Noris örüntüyü bozuyor." Dedi. "Bugün doğum günüymüş, dün gece yarısı da sevgilisi sürpriz yapmak için evine gitmiş. Katil herkes hakkında bu kadar şey biliyorken nasıl Noris'in doğum günü gecesi olduğunu bilmez, bilemiyorum."

Pusat'ı dinlemeye devam ederken Kaya kulağıma eğildi, "Hani şu parfüm? Noris'in evinde de aynı parfüm var mıydı acaba." Dedi. Bunu bilebilecek tek kişi Pusat'tı, ona çenemle Pusat'ı işaret ettiğimde bir an tereddüt etti fakat merak duygusu ağır bastı. "Geçen bahsettiğin parfüm, Noris'in evinde de var mıymış?" Diye sordu.

Herkes bir ağızdan olay yerine polis girdiğini söyleyip hayıflanırken Pusat kalabalığı susturmak adına sesini biraz daha yükselterek cevap verdi, "Ben en yakın zamanda polislerin bölgeden ayrılmasını sağlayıp sorunun cevabını da öğreneceğim, endişe etmeyin."

İçimden bir ses bu gece de Noris'in evine gideceğini söylüyordu.

"Yok bu böyle olmaz, baksana bir halt bulamamışlar." Kaya kulağıma fısıldarken Pusat'ın gözleri bize takıldı, ne konuştuğumuzu anlamış mıydı bilmiyordum ama Kaya yine de susup geri çekilmişti.

Bir dakika sonra Pusat gözlerini tekrar bana çevirdi, "Dün gece neredeydin?" Diye sordu bir anda.

İstemsizce kaşlarım çatıldı, "Ne?"

"Basit bir soru sordum, dün gece cinayet işlenirken neredeydin?" Tekrar konuştuğunda ağzım açık kaldı, masadakiler de en az benim kadar şaşırmıştı.

"Sen beni mi sorguluyorsun!?"

Pusat masanın başındaki Valnikov'a bir bakış attı, "Valnikov dışarıda aramaya karar verdi ama ben aynı fikirde değilim."

"Valnikov senin amcanın oğlu mu? Niye her yaptığı işe karışıyorsun?" Bir an olduğumuz konumu unutup kurduğum cümleden sonra dudaklarımı birbirine bastırıp sustum. Herkesin içinde tüm okları üstüme çevirmesini beklemiyordum!

"Sen amcanın oğlunun her işine karışıyorsun yani?"

"Sana ne?"

"Yoksa katil o mu? Onu mu koruyorsun?" Bu kez Kaya dehşetle ayağa fırladı, "Ne diyorsun lan sen!" Diye bağırdı.

Kaya'ya bakıp tekrar Pusat'a döndüm, "Buradan bunu mu çıkarttın? Kaya katil falan değil."

"Nasıl bu kadar eminsin?"

"Nasıl eminsem eminim, soru sormayı kes artık. Ayrıca ona bakılırsa ben de senin olduğunu düşünüyorum, ben de seni sorgulayayım o zaman?"

"Hay-hay, benim gizlim saklım yok."

Tam neden bunca kişi içinden bu olaylarla onun ilgilendiğini soracaktım ki masanın öbür ucundan bir ses duyuldu. Zikri'nin baston sesi olduğunu anladığımızda sessizlik oluştu. Bir saniye sonra Zikri kelimenin tam anlamıyla kükredi, "Susun!"

Susup yerime sindiğimde sağ tarafıma bakmamak için üstün bir çaba veriyordum, yanımda babam oturuyordu. Mutlaka soracaktı Pusat'ın neden böyle söylediğini ve ben ne cevap vereceğimi bilmiyordum.

Masadakilerden biri beklediğim soruyu yöneltti, "Vahit'in kızıyla bu konunun alakası nedir?" İçimden Pusat'ın beni orada gördüğünü söylememesi için dua ediyordum.

Pusat bana döndüğünde ne yapacağını anlayıp başımı iki yana salladım, nefes alamıyordum fakat Pusat yüzümdeki dehşet ifadesini görmesine rağmen durmadı.

"Kendisiyle geçtiğimiz gece Mahir'in evinde karşılaştık." Kursağımda asılı kalan nefes kara zorla ciğerlerimle buluştuğunda göğsüm gerilerek yükseldi. Paralel olarak masadaki herkesin dudaklarından bir şaşkınlık nidası yükselmişti.

"Vera!" Babam ismimi bağırdığında yerime daha da sindim. Ben babamı durdurmak için hiçbir şey söyleyemezken Kaya yerinden kalkıp babamı sakinleştirmeye çalıştı. Bir yandan da bana dönüp Pusat'ın doğru söyleyip söylemediğini soruyordu. Cevap veremiyor yalnızca Pusat'a bakıyordum.

Babamın çıldırmasından ve Pusat'ın ortaya attığı katil zanlısından sonra, ki bu ben oluyordum, masa iyice karışmış herkes birbirine bağırmaya başlamıştı. Bu toplantı bitti demenin bir başka şekliydi.

Pusat'ın gürültülere yüz buruşturup ayağa kalktığını gördüğümde ben de peşinden kalktım, Kaya koluma yapışmıştı fakat ne diyeceğini dinlemeden elinden kurtulup kapıya yönelmiştim.

"Sen baksana bana!" Koridora çıktığımda sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki ben bile şaşırdım. Pusat'ın duymaması imkansızdı, durup arkasını döndü. Aramızdaki mesafeyi kapatıp yanına vardığımda hiç beklemediği bir şey yaparak yüzüne tokat attığımda yüzü filmlerdeki gibi yana savrulmadı ama tıpkı oradaki gibi gözlerini kapatıp öfkeyle güldü.

"Sen bunu nasıl herkesin içinde nasıl söylersin!"

Yüzündeki öfkenin emaresi olan gülümsemesi silinirken gözleri öfkenin asıl hâline büründü, "Bildiklerimi Masa'yla paylaştım, ne sakıncası var?"

"Okları benim üstüme çevirdin! Artık herkes beni ve Kaya'yı suçlayacak, ne yaptın sen!?"

"Belki biraz aklın başına gelir de aptal gibi davranmazsın!" Yüzümün dibine girip bağırdığında yüzümü buruşturdum fakat geri çekilmedim.

Parmaklarını sağ elimde hissettiğimde irkilerek elimi çekmeye çalıştım fakat tüy gibi dokunan parmakları bir anda elimi sıkıca kavradı ve kolumu yukarı kaldırdı, "Dua et kadınsın, dua et!" Elimi sertçe savurup arkasını döndü.

O kapıya doğru uzaklaşırken peşinden gidip kavga etmeye devam etmek istiyordum fakat elime bir şey geçmeyecekti. Gitmeliydim ama onun peşinden değil, babamın beni bulamayacağı bir yere gitmeliydim.

Çantamı içeride bıraktığımı hatırlayınca ellerimi kaldırıp saçlarıma geçirmemek için zor durdum, arabam olmadan hiçbir yere gidemezdim ki! Burada Kaya'nın çıkmasını beklemeyi düşündüm fakat çıkacak olsa şimdiye kadar çıkardı, hem ondan önce başkası özellikle de babam çıkarsa her şey daha kötü olurdu.

Bu yüzden ikinci seçeneği seçtim, ki yalnızca bir saniye önce aklıma gelmişti, koridorun ortasında dikilmeyi kesip çıkış kapısına doğru koştum. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda Pusat'ın arabasını çalıştırmak üzere olduğunu gördüm ve durması için bağırmaya başladım. Sesimi duyamacak kadar uzaktaydı fakat beni fark etmişti ve gitmiyordu. Koşarak arabasına ulaştığımda ön yolcu kapısını açmaya çalıştım fakat kilitliydi.

"Açsana şunu be adam!" Arabasının kapısına yumruk yaptığım ellerimi geçirmeme dayanamamış olacak ki camı indirdi, "Ne istiyorsun?" Diye sordu buz gibi sesiyle.

"Ne mi istiyorum? Sırf akıllanayım diye beni resmen kurtlar sofrasına attın! Şimdi gitmeme yardım edeceksin!"

Pusat dalga geçer gibi güldü, "Akıllan diye yapmadım ki, gerçekten senden şüphelendiğim için yaptım. Benim şüphelendiklerime ne olduğunu bilirsin?" Söylediklerine inanamıyordum. Bu adam aklını kaçırmıştı. Benim katil olduğumu düşünmediğini gözlerinden anlayabiliyordum, neden böyle yapıyordu?

Şaşkınlıktan hiçbir şey söyleyemeden kaldığımda camı kaldırıp arabasını çalıştırdı ve yanımdan ayrılıp rüzgar gibi bahçeden çıktı. O, birkaç saniye içinde gözden kaybolduktan sonra kapının açıldığını duydum. O tarafa baktığımda iki iri yarı korumanın bu tarafa doğru geldiğini gördüm, besbelli beni almaya geliyorlardı fakat ben yerimden kıpırdamadan bekliyordum. Kaçacak bir yerim yoktu, bu bahçe içinde beni mutlaka yakalarlardı. Zaten az önce tek kaçış umudum beni bırakıp gitmişti.

Adamlar yaklaştıklarında bir tanesinin hep Valnikov'un arkasında dikilen adamı olduğunu gördüm. Yanıma vardığında kolumdan tuttu. Öbürüne dönüp, "Hayret, zorluk çıkartmadı." Dedi.

Beni götürmelerine izin verdim, otoparktan kapının önüne getirdikleri araca bindiğimizde araç bir süre hareket etmedi. Valnikov'un adamı tekrar içeri girerken diğeri arabanın kapısının önünde bekliyordu. Çok geçmeden bu bekleyişin sebebini anladım, Valnikov'un adamı yanında Kaya'yla dönüyordu. Üstelik Kaya benim gibi sakin de değildi, bağırıp çağırıyor adamın elinden kurtulmak için çırpınıyordu.

Kapının önündeki adam çekildiğinde diğeri Kaya'yı arabanın içine doğru savurdu. Ben Kaya bir yerini vurdu mu diye ona eğiliyorken o beni görmeyip adama döndü, "Senin doğduğun gecenin sabahını sikeyim! Orospu çocuğu!" Adam Kaya'yı itekleyip koltuğa oturdu, diğeri de benim yanıma oturmuştu.

Adam Kaya'yı ensesinden tutup yanına oturttuğunda Kaya beni gördü, "Kardeşimi bırakın lan!" Bağırarak yanımdaki adama tekme atmaya başladı.

Kaya başımıza gelecekleri biliyor gibiydi. Benimse Pusat'ın bahsettiği, onun şüphelendiği kişilere ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Araba bahçeden çıkıp orman yoluna girerken gözlerim hızla geçip giden ağaçlara asılı kalıyordu.

Fazla uzun sürmeyen araba yolcuğu boyunca Kaya bağırıp durmuştu, bana da bağırmıştı tepki vermediğim için fakat yine de hiç tepki vermemiştim, korktuğum zaman elimde olmadan sessizleşiyordum.

Araba ağaçlık alana girip bir süre patikada ilerledikten sonra ormanın ortasında durdu, farlar söndüğünde görebildiğim yerleri de görememeye başladım. Minibüsün ön tarafında, yolcu koltuğunda oturan adam arabadan inip el fenerini yaktı, o esnada karşımızda eski bir fabrika olduğunu gördüm. Adam fabrikanın kapısına yaklaşıp anahtarla asma kilidi açtı ve kapıları ayırdı.

Dehşet vücuduma öyle işlemişti ki korkudan göz pınarlarım kurumuştu ve dudaklarım titriyordu. İçimden bir ses bu terk edilmiş fabrikadan kolay kurtulamayacağımızı söylüyordu.

💙

Hastanede bu gece önceki güne nazaran sakin geçiyordu, acil servis bile sakin sayılırdı. Hemşire kız alt kattaki odada işini bitirip çıktığı esnada merdivenlerden birini gördü, onu burda ilk kez görüyordu. Üstünde beyaz bir önlük, yüzünde de cerrahi maske vardı. Kız nedenini bilmeden onun peşinden aşağı indi, dosdoğru morga gittiğini gördüğünde durdurup sorma ihtiyacı hissetmişti.

"Afedersiniz!" Karşıdaki kişi dönüp bakmadığında biraz hızlanıp onun birkaç adım arkasından tekrar seslendi, "Afedersiniz!" bir anda durduğunda kız ona çarpmak üzereyken son anda geri çekildi. "Doktor musunuz acaba?" Doktor olduğunu düşündüğü kişi hafifçe arkasına dönüp kıza baktı fakat bir şey söylemedi. Kız kabalık etmek istemeyerek önüne geçti ve öyle konuşmaya devam etti, "Sizi burada ilk defa görüyorum da," fakat doktor tamamlamasına izin vermeden kıza merdivenleri işaret edip morga doğru yürümeye devam etmişti. Hemşire kızın içine kötü bir his oturmuştu fakat kahramanlık yapıp doktorun peşinden gitmek istemedi. Hızlı adımlarla üst kata çıktı.

Sahte doktorsa o esnada morga girmişti.

Kapıyı sessizce kapatıp karşındaki manzaraya baktı, cansız bedenler sedyelerin üstünde beyaz örtülerle örtülü şekilde yatıyordu. Sahte doktor kapının önünden ayrıldı ve yavaş adımlarla sedyelerin arasında yürümeye başladı. Bazılarının örtüsünü kaldırıp içine de bakıyordu. Bir tanesinin ayak ucundan örtüyü havalandırdığında baş parmağında asılı etiketi gördü. Dudaklarından bir ıslık döküldü, "1997 Türk lirası mı?" Diye mırıldandı. Bu besbelli sedyedeki adamın doğum yılının tarihiydi.

İsimlerinin ayak parmaklarına asıldığını anladığında yanından geçtiği her sedyenin üstündeki örtüyü kaldırıp bakmaya başladı. Bir tanesini daha okuduğunda gülümseyip örtüyü kapattı ve baş kısmına dolandı, "İşte buradasın." Başının üstündeki örtüyü iki yanından tutup yavaşça kaldırdı ve aşağı kısma bıraktı. "Otopsi yapılmadan yetiştiğim iyi oldu." Dedi adama.

Örtüyü biraz daha indirmek istedi fakat sedyede yatan ölü adam sanki onu durdurmuş gibi durdu, "Pardon, pardon." Ellerini çekip az önceki pozisyonuna döndü. "Yaranı görmemi istemiyor musun?"

Sessizlik oluştu.

"Anladım, anlayışla karşılayabilirim."

Tekrar sessizlik oluştu.

"Rica ederim. Aptal kız arkadaşın olmasaydı bu morgda yatmak zorunda kalmazdın. Genç bir bedene ihtiyacım vardı benim de." Adam tekrar cevap vermediğinde örtüyü tekrar kapattı.

Sedyenin başından ayrılmaya vakit bulamadan morgun kapısı açıldı, "Ne yapıyorsun burada?"

"Hastamı kontrol ediyorum." Dedi sahte doktor.

"Burası morg."

"Öyle mi? Özür dilerim." Sahte doktor sedyeye eğildi, "Görüşürüz Noris." Ve hızla sedyelerin arasından sıyrılıp morgun kapısındaki adamın yanından geçerek kapıdan fırladı.

🎭

Instagram'da @tanvaktikanofficiall hesabında kitaplarım hakkında paylaşım yapıyorum, takip edip destek olursanız çok sevinirim 💙 📖

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18