MAVİ KABUS kitap kapağı

18. bölüm / 20

MAVİ KABUS

18. Bölüm "NEMESİS'İN İNTİKAMI"

Vaveyla Yazarı: Hilal Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 18. Bölüm "NEMESİS'İN İNTİKAMI"

Nemesis, Yunan
mitolojisinde ilahi adaletin tanrıçasıdır.
Görevi ise, hybris suçlularını cezalandırmaktır. Kibirli ve küstah günahkârları cezalandırır.
Tıpkı Kaya gibi adamları.

İki yıl önce

"Kaya! Dedem görürse biteriz!" diye fısıldadı Ela, bir yandan da toplantı odasının hafif aralık kapısına bakıyordu. Ancak Kaya onu kolundan sürükleyerek koridorda ilerledi ve köşeyi döndüler, karşılarına çıkan ilk kapıyı açtığı gibi yanında Ela ile beraber içeri daldı Kaya. "Zikri ihtiyarı hiçbir şey yapamaz bize." diye mırıldandı kızı kendisi ile kapı arasında sıkıştırırken. Ela keyifle kıkırdadı, "Kendine güvenmen hoşuma gidiyor ama dedemin şakası yoktur, sevmiyor seni." dedi dudaklarını büzerek. Kaya onu dinlemiyor yalnızca hareket eden dudaklarını takip ediyordu, kız sustuğunda eğilip dudaklarını kısaca öptü. "Ne dedin hiç dinlemedim." diye itiraf etti. Ela, onun bu aşk sarhoşu hâline gülerken kollarını Kaya'nın boynuna doladı ve bu kez dudaklarını birleştiren Ela oldu.

Kaya ve Ela'nın yasak aşkı ne Erginsoy ailesinde ne Çelik ailesinde onaylanacak bir ilişkiydi. Kaya'nın babası Kamer Erginsoy ve Ela'nın birkaç yıl önce Valnikov tarafından öldürülen babası Yılmaz Çelik arasında ikisinin gençliğinden kalma bir husumet oluşu Kaya ve Ela'nın arasına set çekiyordu. Her ne kadar Yılmaz Çelik ölmüş olsa da Kamer Erginsoy ve Ela'nın dedesi Zikri Çelik hayattaydı, yani husumet dimdik ayakta duruyordu.

Babasının husumeti Kaya'nın umrunda değildi, babasının herkesle bir husumeti vardı zaten. Ancak Ela, dedesinden oldukça çekiniyordu. Zikri, onun için Yılmaz'dan yani babasından daha sert bir otorite figürüydü. Ela, dedesinden habersiz pek bir şey yapmaz; mahzene gelmek dışında sosyal hayata fazla karışmazdı. Annesini henüz çocukken kaybetmişti Ela. Zavallı kadın yeraltı dünyasının acımasız şartlarına katlanamayıp canına kıymıştı. Sonra da babası öldürüldüğünde Ela, dedesi ile baş başa kalmıştı ve artık onun denetimi ve gözetimi altında yaşıyordu.

Zikrinin kaya'yı sevmiyor oluşu Ela için bir tedirginlik sebebiyken Kaya için kalbine heyecan veren tatlı bir aksiyon gibiydi. Bu yüzden Ela'nın uyarılarını çoğunlukla dikkate almıyor ve Zikri'nin onları beraber görmesinin büyük bir problem olacağına da inanmıyordu. Ela, sevgilisinin fazlaca rahat olduğunu farkındaydı ancak ona bir türlü sözünü geçiremiyordu. Kaya bazen kuralları çiğnese de orta yolu ilişkilerini herkesten saklamakta bulmuşlardı.

"Şimdi herkes gidene kadar bekleyelim. Arabamı bilerek arkaya bıraktım, arka kapıdan çıkıp gideriz ve kimsenin ruhu duymaz." dedi Kaya nefesini kızın boynuna üfleyerek. "Kimsenin görmeyeceğine emin misin? Herkesin bunu dedeme söyleme potansiyeli var çünkü." dedi Ela fakat Kaya parmağını kızın dudaklarına bastırarak onu susturdu, "Artık her şey için bu kadar endişelenmeyi keser misin? Olur da biri görüp Zikri'ye söylerse seni ondan isterim olur biter."

Ela kıkırdadı, "Dedem de izin verirdi zaten!"

Kaya eğilip Ela'yı kırmızı yanaklarından öptü, "Ben bir şeyi istersem, alırım. Sen merak etme."

Bu küçük, ne için kullanıldığı belli olmayan çalışma odasında biraz vakit geçirmek zorunda kaldılar ve en sonunda koridordaki sesler dindiğinde kimseye görünmeden bahçeye çıkıp Kaya'nın arabasına ulaşmayı başardılar. Kaya sabırsızlıkla o kadar hızlı sürüyordu ki evine varmaları göz açıp kapayıncaya kadar sürmüştü. Araç, büyük bir rezidansın otoparkında durduğunda kimseye görünme endişesi olmadan inip asansöre binebilmişlerdi.

Asansör yukarı çıkana kadar Kaya rahat durmuyordu, Ela yanındayken hep içinde olan o arzu böylesine ufak bir asansörün içinde baş başa kaldıklarında daha da büyüyordu. Ela ise Kaya'nın dokunuşlarından rahatsız olmuyor ancak yapısı gereği sürekli yanlış bir şey yapmaktan çekinerek olmaması gereken yerlerde kendisine sırnaşan Kaya'yı dizginlemeye çalışıyordu.

Asansörden inip daireye girdiklerinde ikisi de rahat bir nefes aldılar, Kaya üstündeki ceketi ve Ela'nın çantasını salondaki koltuğa fırlattı ve Ela'yı çekiştirerek üst kata, yatak odasına götürdü. "Sonunda baş başa olabileceğimiz bir yer!" diyerek keyifle haykırırken gömleğinin düğmelerini çözmekle meşguldü.

Ela ise yatak odasına girdiklerinde bir an için duraksamıştı. Gerçekten de Kaya ile baş başa kalacakları çok az vakitleri oluyordu ve tüm o kısa vakitleri bu şekilde, yatakta geçiriyorlardı. Enerjileri tükenip yatakta uzanırken geçirdikleri on, on beş dakika hariç hiç konuşmuyor, birbirlerinin hayatlarını merak etmiyor, dertleşmiyorlardı. Ela'nın Kaya'dan başka sevgilisi olmamıştı, bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyordu ancak içindeki his onlarınkinin yanlış olduğunu söylüyordu.

İçindeki bu kötü hisle üstünü bile çıkaramayacağını fark ettiğinde Kaya'yı omzuna dokunarak durdurdu, Kaya o ana kadar Ela'nın hiçbir şey yapmadan kapının önünde dikildiğinin farkında bile değildi. Kollarından çıkardığı gömleği yatağa doğru savurdu, "Ne oldu sevgilim?" diye sordu Ela'nın yüzünü avuçları arasına alırken.

"Biz neden hiç normal çiftler gibi vakit geçirmiyoruz Kaya?" diye sordu Ela, sorulabilecek en masum şekilde.

"Geçiriyoruz ya Ela?" dedi Kaya gülerek. İkisinin normal anlayışı oldukça farklıydı.

"Onu demiyorum! Hiç birlikte bir şeyler içip sohbet etmiyoruz mesela."

"Mahzende sana göz ucuyla bile bakmamam için beni yüz kere uyarıyorsun Ela, nasıl seninle çıkıp bir şeyler içelim?"

Kaya'nın tavrı ve bir türlü anlatılmak istenen asıl şeyi anlamaması Ela'nın sinirini bozmuştu, kapıyı açıp koridora çıktı ve merdivenlere doğru yürüdü; "Şuan burada sohbet edecek vaktimiz var ama biz bu vakitleri hiç onun için harcamıyoruz!" diyerek yakındı. Koridorda Kaya'nın oflama sesi duyuldu, "Belki bir saatimiz var belki de Zikri çok daha erken arayacak. Bu vakti oturup çene çalarak mı harcayalım?"

Ela duyduklarına karşılık öfkeyle derin bir nefes aldı ve gözlerini yumdu, Kaya hep tartışırken böyle sinir bozucu şeyler söylüyordu ama bugün konuştukları konu çok daha hassastı ve Ela biraz olsun anlayış bekliyordu. "Neden hep senin istediğini yapmak zorundayız? Ben bugün sohbet etmek istiyorsam aşağı inip sohbet edemez miyiz?" diye sorduğunda Kaya'nın yüzüne alaycı bir ifade yerleşti, "Sen birlikte olmak istemiyor musun yani? Kusura bakma ama aksini kanıtlayacak anları çok net hatırlıyorum." dedi.

Sevgilisinden bu sözleri duymak Ela'nın beynine resmen kan sıçratmıştı, "Ya oturup muhabbet etmek bu kadar mı zor!? Bu kadar mı zor da utanmadan bunları söyleyebiliyorsun!?" diyerek ilk kez sesini yükseltti. Kaya kavga etmekten sıkılmıştı çünkü empati yapamıyordu, yalnızca göz deviriyor ve Ela'yı daha da sinirlendirecek şeyler söylüyordu. "Ne dedim ben şimdi!? Yalan mı söylüyorum sanki? Ben seninle zorla birlikte olmuyorum. Bugün bu meseleyi nerden çıkardın Allah aşkına Ela!?"

"Çünkü bunun eksikliğini hiç hissetmemenden rahatsız oldum! Bana en son ne zaman nasılsın diye sordun? Gerçekten nasıl olduğumu sormandan bahsediyorum. Benim annem, her gün yüzünü gördüğüm o adamlar yüzünden kendini öldürdü. Her gün odaya girdiğinde ayağa kalktığım yönetici babamı öldürdü. Ben her şeye ama her şeye karışan dedemle yaşamak zorunda kaldım! Nefes almama yardım eden tek şey sendin ama şu hâline bir bak! Sen beni umursamıyorsun ki! Sen sadece kendi uçkurunu önemsiyorsun!" dedi Ela, cevabı ağır olmuştu. Nefesi ve söyleyecekleri tükenip sustuğunda ikisi birbirlerine adeta baka kalmışlardı.

"Bak, bazı anları çok net hatırlıyorsun ama benimle konuştuğun tek bir anı bile hatırlamıyorsun. Çünkü yok!"

Ela'nın sözleri Kaya'yı çileden çıkarıyordu, yavaş yavaş kanına nükseden adrenalini ve öfkeyi hissetmeye başlamıştı. Kızın adını öyle bir kuvvetle haykırdı ki Ela sıçrayarak bir adım geriledi. "Sen beni neyle suçladığının farkında mısın? Derdim yatmak olsa Zikri'yle köşe kapmaca mı oynarım!? Aptal mıyım ben, zevk mi alıyorum bundan!?" diyerek bağırmaya başladı. Fakat bu güçlü bir savunma değildi, söylediğinin aksine o köşe kapmaca Kaya'yı heyecanlandırıyor ve Ela geçirdiği vakitten ayrı bir zevk duymasını sağlıyordu. Çünkü yasak olan bir şeye gizli saklı sahip olmak, zamanı durdurup sonsuz özgürlüğe kavuşmak ile eşdeğerdi insanların gözünde.

Ancak Ela bunu anlayamayacak kadar masumdu. Sevgilisinin nasıl bu kadar haksız olup haklı konuşuyor olduğunu anlamlandıramamak onu bozuyordu. Ağlamaya başladığında birkaç dakika hiçbir şey söyleyemedi. Kaya da onu teselli etmek için hiçbir şey söylemedi; geri adım atmadı, öfkesini bastıramadı. Ela bunu fark ettiğinde daha çok ağladı, artık haklı olduğuna emindi. İlişkilerinde gerçek duygular eksikti.

"O zaman neden hiç benimle ilgilenmiyorsun?" diye sordu Ela iç çekmeye devam ederken.

Kaya cevap vermedi. Oflayarak, kendi kendine anlaşılmaz serzenişler sarfederek yatak odasına geri girdi. İçeriden dolap kapaklarının gürültüyle açılıp kapandığı duyuldu, üstünü giyiyordu. Ela dikildiği yerden ayrılıp bir hışımla yatak odasına girdi, "Ne kadar basit bir soru sorduğumun farkında mısın? Yalan söylemek için bile çok basit olan bir soruya neden susuyorsun!?" bağırırken Kaya'yı art arda kolundan ittiriyordu ancak Kaya hiç tepki vermiyordu. "Çünkü çok gereksiz ve saçma şeyler konuşuyoruz şuan Ela!" dedi yalnızca.

"Seninle konuşabildiğimiz tek an şu kavga ve sen ona bile gereksiz diyorsun! Pes Kaya, pes!"

"Çok lazım mıydı Ela!? Neden seninle ilgilenmiyormuşum, neden hiç konuşmuyormuşuz... Sen dedenden bu kadar korkmasaydın istediğin her şey olurdu!"

"Ne saçmalıyorsun sen ya? Cezamı böyle mi kesiyorsun, hiç konuşmayıp sadece sevişerek mi!? Ben böyle bir ilişki istemiyorum!"

Kaya Ela'yı kolundan sıkıca tuttu, "Ben bunca çileyi sen ilk fırsatta çekip git diye çekmedim! Yok öyle ben istemiyorum deyip çekip gitmek! Sana kaç kez söyledim kafana bu kadar takma diye ama sen insanların öğrenmesini takıntı hâline getirdin. Her şeyi takıntı yaptığın gibi bunu da yaptın!"

Ela kolunu birkaç kez sertçe çekerek kurtarmaya çalıştı, "Artık daha fazla katlanamıyorum konuşmaya gerçekten! Konuştukça bana türlü türlü kılıf uyduruyorsun! Senden sadece biraz ilgi alaka istedim!"

"BEN SANA NE İSTEDİN DE VERMEDİM LAN! NE İSTEDİN DE VERMEDİM!?" Kaya'nın yükselen sesi bu kez Ela'yı geri püskürtmedi, irkilmeyecek kadar öfkeliydi o da.

"Basit bir soru ya, basit bir soru! Kendime ayırabildiğim azıcık zamanı seninle geçiriyorsam benimle hem sevgilim hem tek arkadaşım olarak bana nasılsın diye sormak zorundasın!" dedi kolunu çekiştirmeye devam ederken. Kaya kolunu öyle sıkıyordu ki şuana kadar kolu kıpkırmızı olmuş olmalıydı.

"Ela başlatma soruna! Sanki benden başka insan görmüyorsun? Hem Allah aşkına sana soracağım da ne anlatacaksın? Ne için bu kadar abartıyorsun!" dedi Kaya. Hâlbuki Ela ona sebebini açıkça söylemişti. Mahzen de Masa da onu çok bunaltıyordu. Ailesinin katilleriyle aynı havayı sürekli solumak zorundaydı. Kaya, Ela'yla alakalı bunu bile anlamıyor ya da aklında tutmuyordu. O kadar ilgisizdi fakat bir o kadar da üste çıkmaya metaklıydı.

"Sen beni başından beri hiç dinlememişsin Kaya! Bir de utanmadan ne anlatacaksın diye soruyorsun! Bitti Kaya, artık bitti!" dedi Ela, artık Kaya'nın manipülasyonlarına ve kendisini kullanmasına boyun eğmek istemiyordu.

Bu Ela'nın son sözü olmuştu.

"O zaman def ol git!" diyerek kızın kolunu savurarak bıraktı Kaya. O an merdivenlerin dibinde olduklarını düşünmedi bile. Ela'nın zayıf bedeni arkasındaki boşluğa doğru savrulurken tutunmaya çalışan parmakları Kaya'nın teninden çekilip gitti. Her şey bir anda olmuştu, Kaya'nın Ela'yı tutmak için elini attığı yerde yalnızca boşluk vardı. Büyük bir gürültüyle yuvarlanan Ela, merdivenlerin dibinde hareketsiz yatıyordu artık.

Kaya art arda küfürler savurarak merdivenleri birkaç adımda indi ve yere eğilip Ela'nın başını tuttu, ona seslenmek için aralanan dudakları parmaklarına bulaşan yapışkan sıvıyı hissettiğinde dona kalmıştı. Eğilip Ela'nın başının arkasına baktığında önce kanayan yarayı, sonra da boynunun kenarındaki çıkıntıyı fark etti. Kaya'nın ağzının içi kupkuru olmuştu bir anda, yutkunduğunda boğazı yırtılacak gibi oluyordu. Ela'nın boynu kırılmıştı. Ela, gizlice geldiği ve aslında hiç bulunmaması gereken bu evde ölmüştü.

Kaya birkaç kez "Allah kahretsin!" diye fısıldadı dişlerinin arasından. Bunun nasıl bu kadar çabuk olduğunu aklı almıyordu, onu kurtarmak için çabalayacak bir dakikası bile olmamıştı. Kaya artık onu kurtaramayacağını anlayınca kendisi bu durumdan nasıl sıyrılacağını düşünmeye başladı. Ela'yı ortadan kaldıramazdı, Zikri bir şekilde olayı aydınlatmayı başarırdı. Ancak burada da bırakamazdı çünkü Zikri onu yine öldürürdü.

Kaya çok hızlı bir şekilde kararını vermişti, Ela'nın kazara düşüp öldüğüne herkesin inanacağı ve hiçbir şeyden şüphelenmeyeceği başka bir sahne kurmalı ve Ela'yı oraya yerleştirmeliydi Kaya, böylece kimse Kaya ile Ela'nın ilişkisini bilmiyor olduğu için Kaya'dan da şüphelenmezlerdi. Kaya, böyle bir sahneyi nerede kurabileceğini düşünürken Ela'nın başından ayrıldı ve yerdeki kan lekelerini temizleyebileceği bir şey getirmek için mutfağa gitti.

Sinirlerini son hissettiği yer olan parmaklarını hareket ettirmeye çalışan Ela'nın son çırpınışlarını ise görmedi. İstemeden, hatta bilmeden sevdiği kadının canına kıydı o gün Kaya.

💙

İki yıl sonra / Aral ölmeden birkaç gün önce

Noris'in ölümü Masa'daki gençleri yaralamıştı, özellikle de yakın arkadaşı olan Aral'ı. Noris'in ölümü ile kimseye zararı olmayan genç üyelerin de tehlike altında olduğu anlaşıldığında herkesi daha büyük bir korku kaplamış ve arama çalışmaları da hızlandırılarak genişletilmişti, tabii ki arkadaşının ölümünün ardından Aral da bu arama çalışmalarında büyük rol oynuyordu.

Saat oldukça geçti ancak mahzen oldukça kalabalıktı, öldürülmekten korktuğu için en güvenli yer olarak gördükleri mahzende vakit geçiriyordu herkes. Aral da çalışma odalarından birinde oturmuş Rusya'daki merkeze bir mail yazmakla meşguldü. Mahzenin içindeki kameralar tarafından çekilmiş ancak bilerek silinmiş olan görüntüler olduğunu tespit etmişti, olaylarla ilgili olabileceğini düşünerek görüntüleri incelemeleri için Rusya'daki uzmanlardan yardım isteyecekti. Görüntülerin tarihleri ya da ne zaman silindikleri ise belli değildi, nedeni belirsiz bir şekilde arşivde her şey birbirine karışmıştı.

Aral mailini gönderdikten sonra görüntülerin inceleneceğine dair yanıt almış ve beklemeye başlamıştı. Türkiye'deki Masa, örgütün önemli bir koluydu ve merkez, kaltilin bulunması için hiçbir yardımı esirgemiyor, istekleri geri çevirmiyordu. Masa'nın yok olması demek para akışına katkı sağlayan birçok ortağın da yok olması demekti. İşte tam bu yüzden silinen görüntülerin üstünde birçok uzman çalışmış ve görüntüler kurtarılarak kısa süre içinde Aral'a iletilmişti.

Aral maili heyecanla açtı ve dosyaya girdi, heyecanı kısa sürmüştü çünkü silinen görüntülerin hepsi en az bir yıl öncesine aitti. Zaten sayıları da oldukça azdı, kimse kamera görüntülerinden kurtulması gerekecek işleri mahzende halletmiyordu. Aral, gelen görüntülerden birine tıkladığında görüntünün iki yıl öncesine ait olduğunu gördü ve bu videonun malum olaylarla bir bağlantısı olamayacağını anladı ancak kimin neyi sildiğini merak ederek videoyu oynattı. Video mahzenin arka bahçesindeki tavlaların olduğu yerde kaydedilmişti. Tavlaların ilerisinde, binicilik için hazırlanmak ve büfede vakit geçirmek için kullanılan binanın yanında bir araba park ediyordu ve arabanın içinden çıkan kişi Kaya Erginsoy'du.

Aral videoyu durdurup koridora kulak kesildi ve kimsenin gelmediğinden emin olduktan sonra ekrana yaklaşarak videoyu tekrar oynattı. Silinen bir görüntü ofislerden birinde, toplantı odasında ya da kasa odasında çekilmiş olabilirdi ancak at tavlalarında çekilmiş bir görüntü ne için silinirdi ki? Kaya, Aral'a bunun cevabını vermek üzere aracından inip arabanın bagajına yöneldi ve bagajdan büyük boy bir valiz indirdi. Valizin içindeki her neyse, valiz yere dik bir biçimde konulduğunda aşağı doğru kaymış ve Kaya'nın valizi taşımasını zorlaştırmıştı. Kaya valizi sürükleye sürükleye binanın soyunma odalarına giden kapısından içeri sokuyordu ve videonun sonunda, boş valizle beraber dışarı çıktığı ana kadar aradan on üç dakika geçiyordu. Kaya valizi aldığı yere geri koyduktan ve arabasına binip kameranın görüş açısından çıktıktan sonra görüntü kesiliyordu.

Aral valizin içinde ne olduğunu anlayabilmek adına görüntüyü tekrar izlemek için videoyu başa sardı ve valizin net göründüğü bir anı durdurup ekranı yakınlaştırdı ancak içindeki şeyin sadece valizin boyutundan biraz daha küçük ancak ağır bir şey olduğu anlaşılıyordu. Aral görüntünün çekildiği bu alanda yaşanan, Kaya'nın sebep olmuş olabileceği bir olay bulmak için hafızasını yokladı.

Fazla düşünmesine gerek yoktu çünkü bu tesis Ela Çelik'in ölümünün ardından kapatılmıştı. Hatırladığı bu bilgi Aral'ın elini koluna dolaştırmıştı, az önce başka bir cinayeti çözmüş olabilirdi. Telefonunu alıp internette Ela Çelik'in ismini arattı, çıkan ilk haber kızın dokuz Mayıs 2023 yılındaki ölümüne dairdi. Aral dönüp görüntünün tarihine tekrar baktı, 09.05.2025 yazıyordu. Valizin içindeki Ela'nın bedeni miydi?

Aral öğrendiklerini sindirmeye vakit bulamadan ofis telefonu çaldı ve Kaplan, Aral'ı görüşmek için Pusat'ın odasına çağırdı. Aral alelacele bilgisayarı kapatıp odasından çıktığı esnada karşıdan gelen Kaya'yı gördüğünde reflekslerine hakim olamayarak bir adım geriledi. Kaya, Aral'ın sapsarı olmuş yüzünü ve değişik ifadesini gördüğünde gülmüştü. Aral ise nasıl toparlayacağını bilemiyor, aklına bir şey söyleyip dikkati kendi üstünden dağıtmak gelmiyordu. Kaya koridorda ilerleyip amcasının odasına girene kadar Aral kapısının önünden ayrılmadı, daha sonra çok hızlı bir şekilde koridordan çıktı ve Pusat'ın odasına gitti.

Kaya'nın aklı Aral'ın tuhaf hâlinde kalmıştı, korkmuş gibi gözüküyordu ve kapının önünden de bir türlü çekilmemişti. Acaba içeride Vera'yla birlikteydi de birinin girmesinden mi çekiniyordu? Kaya bunu düşünerek Aral'ın odasının olduğu koridora geri döndü, kapıya yaklaştı ve iki kez tıklattı ancak içeriden ses gelmedi. Yine de içeride biri olabilirdi, kapı kolunu yavaşça çevirerek açtı ve içeri doğru başını uzattı. Neyseki Vera içeride değildi. Yine de Aral'ın sakladığı bir şey olduğuna emindi Kaya. İçeri girip kapıyı kapattı ve çalışma masasına yaklaşıp üstündekilere göz attı, fazla bir şey yoktu. Masanın arkasında kalan fotokopi makinesine baktığında içinde alınmamış bir kağıt gördü, kağıdın ucunu hafifçe çıkarıp baktığında kaşları çatılmıştı; Aral'ın Rusya'ya göndermek üzere yazdığı bir maildi ve mahzenin silinmiş kamera görüntülerini kurtarmalarını istiyordu.

Kaya'nın enseninden soğuk bir ürperti geçti. Sanki Ela'nın yüzünü son gördüğü andaki cansız, soğuk yüzü şuan hemen arkasındaydı ve ona hesap vaktinin geldiğini fısıldıyordu. Kaya, Aral'ın muhtemelen fark etmeden çıktı aldığı bu kağıdı alıp buruşturarak cebine koydu ve bilgisayara dönüp açmak için uğraştı, ancak şifre hakkında hiçbir fikri yoktu. "Anlamak için görmeye gerek yok, şerefsizin hâlinden belliydi zaten!" dedi kendi kendine. Aral'ın çoktan görüntüleri izlemiş olmasından başka açıklaması olamazdı o tuhaf hâllerinin.

Kaya'nın hızlı düşünmesi gerekiyordu, Aral tam şuan her şeyi Pusat'a anlatıyor olabilirdi. Kaya, hızla Aral'ın odasından çıktı ve soluğu Pusat'ın odasında aldı. Kapıyı tıklatıp içeriden Pusat'ın sesini duyduğunda kapıyı açıp içeri doğru bir adım attı ve içerideki üç adamın yüzüne dikkatle baktı. Aral'ın yüzü yine aynı şekli almıştı ancak Pusat ve Kaplan bir şey biliyor gibi gözükmüyorlardı. Kaya dişlerini göstererek gülümsedi, "Böldüğüm için kusura bakmayın beyler. Aral, seninle bir saniye konuşabilir miyim?"

Aral'ın derin bir nefes aldığını üçü de duydular. Aral, kendisine bakan Pusat'a dönerek müsaade istedi ve birazdan geri döneceğini söyleyerek Kaya ile beraber dışarı çıktı. İkisi, arka kapıya doğru yürürlerken aralarında çıt çıkmıyordu. Aral, Kaya'nın kendisiyle görüntüler hakkında konuşacağına neredeyse emindi ancak adamın neden bu kadar sakin ve normal gözüktüğünü anlamıyordu.

Arka kapıdan bahçeye ulaştıklarında Kaya, "Yakında Rusya'ya gideceğini duydum." dedi Aral'a dönerek. Aral açılan ilk konunun Ela olmamasına memundu, başını sallayarak onayladı. "Evet, merkezde toplantım var." dedi. Kaya başını salladı, "Benim de şirketin bazı işlerini halletmek için Rusya'ya gitmem gerekiyor, tabii biraz buradaki boğucu havadan da kaçmak istiyordum. Buradan gideceksen beraber gidebiliriz diye düşündüm, uçak bileti almadım."

Aral, birkaç saniye durup düşündü. Kaya bilmezden gelip havada kendisine zarar vermeyi düşüyor olabilir miydi? Pek tabii olabilirdi ancak jet pilotu Aral'ın yakın arkadaşıydı, Kaya'nın böyle bir şey yapmasına asla müsaade etmezdi. Belki de kendi kuruntusuydu Aral'ın, hatta belki Kaya'nın dikkatini üstüne çekmemek için hemen kabul etmeliydi. Öyle de yaptı, kendisini gülümsemeye zorladı ve "Olur tabii, tarihi ve saati konuşuruz." dedi. Jette değil ancak gittikleri otelde bu sözüne pişman edileceğinden habersizdi.

Aral ve Kaya birlikte Rusya'ya uçtular ve Kaya'nın özenle yan yana seçtiği odalarına yerleştiler. Aral, dinlenmek ve yarınki toplantıda zinde olabilmek için uykuya daldı. Kaya ise uğruna ilk kez gözünü kararttığı şeytanî planını uygulamak için doğru anı kollamaya başladı. Rusya'ya gelmeden önce aldığı ve valizinin bir köşesine sıkıştırdığı duvar mikrofonunu aldı ve duvara yaklaşıp küçük cihazın yardımı ile Aral'ın odasını dinlemeye koyuldu. Birkaç dakika boyunca odadaki banyodan su sesi geldi, daha sonra ise su sesi kesildi ve Aral'ın yataktaki yastık ve yorganların yerini değiştirdiği duyuldu.

Aral, uyumaya hazırlanıyorsa dışarı çıkmayacak ya da odaya birini getirmeyecek demekti. Kaya planını kafasında hazır etmişti, Aral'dan olabilecek en hızlı şekilde kurtulacak ve en kısa sürede olabildiğince uzaklaşacaktı Bu otelden. Aral'ın vücuduna otopsi yapıldığında öldüğü saatle kayanın otelden ayrıldığı saat arasında suçu Kaya'ya atabilecekleri kadar vakit kalmaması gerekiyordu.

Kaya önce duvar mikrofonunu yere atıp ayağıyla erdikten sonra küçük aleti tuvalete atıp üstüne sifonu çekti, daha sonra da kasasına koyduğu silahı sağlam bir şekilde beline yerleştirip balkon kapısına yürüdü. Tam balkona çıkacağı esnada aklına valizde unuttuğu parfüm geldi, "Tabii ya, parfüm." dedi kendi kendine. Cani katilin kurbanlarının başına bıraktığı meşhur kadın parfümü. Kaya parfümü de alarak ceketinin ön cebine koydu ve balkona çıktı.

Şimdi trabzanlara yaklaşması, ayağını öbür balkona atması ve bunu yaparken çok dikkatli olması gerekiyordu. Kaya hayatı boyunca buna bezner hiçbir şey yapmamıştı, yaptığı hiçbir işi beğenmediği Pusat Demir'in aldığı eğitimleri hayal bile edemeyecek kadar uzaktı bu işlere, şimdi biraz antrenmanlı olsa hiç fena olmazdı ancak yapacak bir şeyi yoktu. Balkonun korkuluğuna sıkıca tutunarak bir bacağını demire yasladı ve diğerini kaldırıp diğer balkonun zeminine bastı. Balkon birkaç santim daha uzakta olsaydı yetişemeyecekti. Şuan hâlâ güvendeydi ancak birazdan diğer bacağını da atması gerekecekti ve bunu nasıl yapacağını kestiremiyordu, dengesini sağlamakta başarısız olursa eğer büyük bir hızla yere çakılır, üstünde işleyeceği cinayetin tüm kanıtlarıyla ölür ve ölüsü evine bir hain olarak götürüldü.

Rusya'nın buz gibi rüzgarlı havasına küfretti, dengesizlikten değilse bile rüzgardan düşecekti. Aşağı göz ucuyla bile bakmadan bu işi halletmeye kadar vererek bir eliyle diğer balkona tutundu ve oradaki bacağını sağlamlaştırdıktan sonra iki eliyle Aral'ın balkonunun korkuluklarına tutunarak diğer bacağını da kendisine çekti. Düşmeden balkonun iç tarafına geçebilecek kadar sportifi ve sonunda olmak istediği yere ulaşmıştı.

Balkon kapısına doğru iki adım attıktan sonra Aral'ın balkon kapısını aralık bıraktığını gördüğünde kendi kendine güldü, "Kaderde bugün ölmek de varmış Aralcığım." dedi içeri doğru adımını atarken. İçeri girdiğinde ayaklarıyla yüksek ses çıkartmakdan çekinmeden Aral'ın başucuna doğru yürüdü, genç adamın uyanması ise uzun sürmedi. Aral griye çalan mavi gözlerini aralayıp karşısında Kaya'yı gördüğünde o akşam çok yanlış bir karar verdiğini anladı. Hızla doğruldu ve silahına bir hamle yapmak istedi ancak Kaya'nın yavaşça havalanan kolu tam Aral'ın yüz hizasında durmuştu.

"Neden yapıyorsun bunu?" diye sordu Aral bir ümit. Kaya tıpkı balkon kapısının açık olduğunu gördüğü andaki gibi güldü, alaycı ve acımasız bir gülüştü. "Neden yaptığımı iyi biliyorsun. İki kişinin bildiği sır, artık sır değildir. Değil mi?"

"Odama girdin." dedi Aral o akşamı hatırladığı saniyelerde.

Kaya itiraz etmeden başını salladı, "Odana girdim, silinmiş görüntüleri izlediğini öğrendim... Ama keşke bu kadar belli etmeseydin."

Aral sertçe yutkundu, o an koridora çıkıp Kaya'yı gördüğünde hiçbir şey hissettirmeden yoluna devam etmiş olsaydı şuan burada bir silah ile baş başa olmayacaklardı.

Aral, Kaya'ya karşı koymayı denedi ancak Kaya, kendisinin bile anlamlandıramadığı bir şekilde fazla hırslı ve güçlüydü. Aral'ı öldürürken gülümsüyordu; ilk kez bu bratva dünyasına ait hissettiği için miydi, yoksa birinin canını almaktan sadist bir zevk duyduğu için mi? İkisi de değildi, Kaya duygularını kontrol edemiyordu. Çünkü delicesine korkuyordu. Ela'nın ölümüne sebep olmakla kalmamış, onun cansız bedenini bir çantanın içinde taşımış ve yerini değiştirmişti. Bu, yeraltı dünyasının bile en yüz kızartıcı suçuydu ve Kaya'nın yaptıklarını bir başkası daha öğrenirse Kaya da Aral ve Ela'nın yanındaki yerini alırdı. Muhtemelen onun yeri daha sıcak olurdu.

Alnının ortasına saplanan mermi, Aral'ın canını aldığında yatağa bir ceset yığıldı. Parfüm, başucundaki yerini aldı. Kaya, ikinci bir cinayet mahalini arkasında bırakarak otelden ayrıldı ve kiraladığı araca binerek sokaklarını pek de iyi bilmediği bu şehirde yaklaşan tehlikeden kaçmaya başladı.

Yaklaşan tehlikenin adı Pusat Demir'di. Masasından bir koltuğun daha eksildiğini öğrendiğinde buraya mutlaka gelecekti. Gelecek, Kaya'yı bulacak ve bu işteki tuhaflığı da muhakkak fark edecekti.

💙

Günümüz / Pusat Demir

"Sen benim kızımın etrafından bir an bile ayrılmıyorsun! Benim kızım, kızlarım sana abi diyor! Sen o kızcağızı öldürdükten sonra nasıl yüzümüze bakabildin, nasıl!"

Vahit Erginsoy her kelimesinde haklıydı. Kaya'nın başının altından böyle bir şey çıkacağını ben bile düşünmezdim ancak aşağıda bize Ela ile olan ilişkisini söylediğinde parçaları birleştirmek zor olmamıştı. Yine de hikayeyi farklı anlatmasını isterdim, Vera'yı bu kadın katilinin kolları arasında gördüğüm anları hatırlıyordum ve kan beynime sıçrıyordu.

"Ela'yı bilerek öldürmedim, yemin ederim ki her şey söylediğim gibi oldu. Merdivenleri fark etmedim!"

Kaya ağlıyordu. Kocaman adam babasının, amcasının ve bizim önümüzde ağlıyordu, o da ağlamakta haklıydı, ben de bu kadar kansız olsam ben de ağlardım.

Deponun ortasında bir masanın başında ben, Kaplan, Vahit, Kamer ve Kaya oturuyorduk. Kamer, oğlu sustuğundan beri tek bir kelime bile etmemişti. Genç bir adamdı, Kaya ile aralarında sanırım yirmi yaş vardı ve oğlunu yetiştirirken mükemmel bir performans sergilemesini bekleyeceğiniz türden bir adam değildi ancak bu kadarını bekler miydim emin değildim. Kamer arsız bir adamdı ancak kötü biri değildi, Kaya bu kötülüğü kimden almıştı hiçbir fikrim yoktu. Adam, oğlundan utanıyordu.

"Seni bir daha kızlarımın etrafında görmeyeceğim, anlaşıldı mı? DUYDUN MU?" diye yükseldi Vahit tekrar, bağırırken yerinden kalmış ve resmen kıpkırmızı olmuştu. Oturup sakinleşmesi için kolunu tuttum, "Kaya bir daha kimsenin etrafında dolaşmayacak." dedim gözlerimi ona çevirerek.

"Onu öldürecek misin, Pusat Demir?" diye sordu Kamer Erginsoy. Bir saniye durdum, Kaya da Erginsoylar da umrumda değildi ancak Vera umrumdaydı. Ona abisinin bir kadının ölümüne sebep olduğunu anlatabilir miydim? Sanırım yapamazdım. Abisini öldürebilir miydim? Kesinlikle yapamazdım. Bırakın öldürmek, Kaya'yı buraya getirdiğimi gördüğünde bile çok büyük tepki vermişti. Aral'ı da Ela'yı da severdim ancak bu kez elimden gelen Kaya'yı başka bir şekilde cezalandırmak olacaktı, öldürmek dışında her hangi bir şey. Kaya'yı öldürerek Vera'yı sonsuza kadar kaybedemezdim. Vera'nın beni sevebilmesini hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istiyordum, sanki şu iki ayda ona bağımlı olmuştum. Ben kör bir ressam mıydım? Öyleyse Vera renklerdi. Ben sağır bir müzisyen miydim? Öyleyse Vera notalardı. Onu seviyordum ancak ona sahip değildim. Ve sahip olmak için her şeyi yapardım.

"Öldürmeyeceğim ama yaşatmayacağım da." dedim Kamer'e cevaben. Onu nasıl cezalandıracağımı düşündüler bilmiyordum ancak Kaya'nın gözünden bariz bir korku geçti. Gözlerimi ondan ayırdığımda Kamer benimle göz teması kurmaya çalışıyordu, "Bak, Pusat... Kaya'yla gurur duymuyorum elbette ancak ona işkence çektirmenin alemi var mı? Bir anlaşma yapamaz mıyız?" dedi.

"Nasıl bir anlaşma?" diye sordum gerçek bir merakla. Kamer de cevabı bilmiyordu, "Bilmiyorum! Ama ona da aşağıdaki canavara yaptıklarınızı yapmaktan başka bir yolu olmalı!" dedi biraz düşündükten sonra.

Elimle aşağı inen kapıyı işaret ettim, "O canavarı öldüreceğim, vakti geldiğinde."

"Tamam, nasıl biliyorsan öyle. Ama Kaya bir kez hata yaptı diye onu uçurumdan aşağı atamayız." dedi Kamer. Aslında pek tabii atabilirdik, onu Ela'nın başına gelenleri öğrendiğim an öldürebilirdim fakat bunu yapmayacaktım. Aklımda Kaya için başka şeyler vardı, bir Rus olarak fazlasıyla tatmin edici ceza sistemlerine hakimdim. Ancak bunu şimdi onlara söylemenin zamanı değildi, Kaya'nın biraz kendi yağında kavrulmasını istiyordum.

"Şimdi," dedim dikkatleri üstüme çekmek adına. "Kaya, bileti kesilene kadar bizim misafirimiz olarak kalacak." dediğimde hiçbiri itiraz etmedi, Kaya bile. Ona döndüm, "Aşina olduğunu bir yer vardı, sana aynı odayı ayarlarız." dedim o lanet depoyu kast ederek. Kaya, kızarmış gözlerini üstüme dikmekten başka bir şey yapmadı.

Vahit ve Kamer gitmek üzere kalktıklarında Kaya'yı Kaplan'a bırakarak ben de depodan çıktım ve arabama binip orman yoluna sürdüm. Bu gece uzun zamandır geçirdiğim en yoğun ve boğucu geceydi. Kaya'nın anlattıkları bir yana, Vera ile olan konuşmamız kafamın içinde dönüp duruyordu. Resmen konuyu yarıda kesip çekip gitmişti ve ben konuşmayı bitirmek için can atıyordum. Sanki konuşunca her şey düzelecekmiş gibi...

İçimdeki yabancıya hâkim olamadım. Güya benim olan ancak ev hariç başka her şey gibi hissettiren evimin yoluna sapmak yerine Vera'nın evine giden yolu takip ettim. Bagajdaki maske günlerdir aklımın bir köşesindeydi ama yapmamak için kendimi tutmuştum, hatta yapmamak için Vera'yla itiraf bile etmiştim her şeyi. Ama yine o maskeye mecburdum çünkü Vera, o maskeyi seviyordu. Maskenin altındakinin kim olduğu umrunda değildi, o adamın kendisini kurtarmasını ve kendisiyle ilgilenmesini seviyordu. Onu tutsak eden de kurtaran da aynı kişiydi ve buna inanmak istemiyordu, haklıydı. Çünkü beni affetmek istemiyordu.

Mahzende yemek yediğimiz günü hatırladım, belki de beni başından savmak için özrümü kabul etmiş gibi davranmıştı. Onu tanımıyordum, yalan söylediğinde kendini nasıl açık ederdi bilmiyordum. Hoş, bilsem bile o an fark etmezdim çünkü onunla vakit geçiriyor olmaktan o kadar mutluyum ki gözüm başka hiçbir şeyi görmüyordu. Acınacak haleydim ve bu hâle nasıl geldiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ben insanları sevmezdim, arkadaşlık kurmazdım, hele de kadınlarla asla. Şimdi değişen neydi, bilmiyordum.

Valnikov'un ne kadar vakti vardı, altı ay mı? Dört mü? Kısa süre sonra Masa'nın başında olacaktım. Babamın da Masa'nın başına kucağında oğluyla geçtiği yaşta olacaktım. Masa'nın başına geçtikten sonra bir varis getiremeyecek olmaktan içten içe korkuyor muydum? Kendi düşünceme güldüm, Vera benim çocuğumu asla doğurmazdı zaten.

Belki de onun peşini bırakmalı, bir mantık evliliği yapmalı ve herkesin benden beklediği gibi Masa'ya bir varis getirmeliydim. Peki Vera'dan vazgeçebilir miydim? Bilmiyordum. Sanırım bu maskeli yabancı olayını hafızamı kaybetsem bile unutamazdım. Vera'yı her gördüğümde hissettiğim o tuhaf sıcaklık her zaman orada olurdu, o maske de her zaman beni boğardı.

Evlerinin yakınlarına geldiğimde arabamı ağaçların dibine park ettim ve maskem ile eldivenlerimi taktıktan sonra yüksek bahçe duvarlarına tırmanıp içeri atladım, benim için kolaydı. Geniş, çimenlik bir bahçeleri vardı ve dümdüz ilerlediğimde Vera'nın balkonunun altına varıyordum. Hızlı adımlarla bahçeyi geçtim ve görüntüsü hoş olsun diye çıkıntılı yapılmış duvara tutunarak önce küçük cumbaya sonra da balkona uzandım. Birkaç saniye sonra balkondaydım ancak ışık yanıyor olmasına rağmen perdeler de balkon kapısı da sıkı sıkıya kapalıydı. Camı iki kez tıklattıktan sonra ellerimi nereye koyacağımı bilemedim ve iki yanımda öylece durdular.

💙
Vera Erginsoy

Odama girmek için balkonumu kullanan tek bir kişi vardı ve ben, gelmemesi için balkonu tamamen kapatmıştım ancak camı tıklattığını duyuyordum ve gidip bakmak için içim içimi yiyordu. Bir ihtimal... Küçük bir ihtimal gelenenin gerçek yabancı olabileceğine tutunarak yatağın içinden çıktım ve küçük adımlarla balkona yaklaştım. Kapısını açmadım ancak kalın perdeyi araladım ve karşımdaki maskeli yüz ile karşı karşıya geldim. Odam yeteri kadar karanlık olduğu için cam yansıma yapmadan onu görebiliyordum ve hep gördüğüm gibiydi, hiçbir şey farklı gelmiyordu gözüme. Boyu, posu aynıydı. Kısık gözleri ve bakışları da hatırladığım gibiydi, tanımlayamadığım bir şekilde soğuk ama duygulu.

Ama mavilerdi. Gözleri maviydi. Tıpkı Pusat'ın gözleri gibi.

Gözlerine uzun uzun baktığımı fark etmemesi mümkün değildi, o da bana bakıyordu. Eli maskesinin ucuna uzandığında gözlerimi sıkıca kapattım ve derin bir nefes aldım. O, olduğunu söylemesinden bir farkı olmayacak dedim kendi kendime. Gözlerini aç ve gör. Gözlerimi tekrar araladığımda eli maskesini sıkıca kavradı ve başından söküp çıkarttı. Sanki avcucunun içinde buruşan maske değil de kalbimdi. Karşımdaki Pusat'tı.

Her zaman düzgünce şekil verdiği sarı saçları maskenin çekilmesiyle dağılmış, alnına dökülmüştü. Derin derin soluk alıp veriyordu ve bir tepki vermemi bekliyor gibi gözlerini üstünden ayırıyordu. Ne tepki verebilirdim ki? Beni kandırdığını bir kez daha yüzüme vurduktan sonra nasıl bir tepki vermemi bekliyordu!

Öfkemin vücuduma yansımasına engel olamayarak perdeyi sertçe çektim ve camın önüne oturdum, başımı ellerimin arasına aldım. İlk kez bu kadar sıkışmış hissediyordum, bir insanı kandırabilecekleri en kötü şekilde kandırılmıştım! Sevgilim celladım çıkmıştı! Pusat'la sarmaş dolaş yattığıma inanamıyordum. Hayır, sarmaş dolaş yattığım kişinin Pusat olmasına inanamıyordum! Öpmeye çalıştığım kişinin o olduğuna da. Ve otelde yarı çıplak kucağına çıktığım adamın!

Oysa ki beni defalarca kez uyarmıştı... Pişman olacağımı söylemişti ama ben sanıyordum ki ben hiçbir şeyden pişman olmam, dünyadaki en umursamaz insan benim... Öyle değilmiş, dünya benim düşündüğüm kadar masum değilmiş.

Pusat, hâlâ orada mıydı bilmiyordum ancak artık gitse iyi ederdi çünkü perdeyi bir kez daha açıp ona bakmayacaktım. Yerimden kalktım ve gece lambasını söndürüp yatağa yattım, çabuk uyumak için cenin pozisyonunu aldım ve gözlerimi sıkıca yumdum. Yarın Mahzende toplantı vardı ve gitmem gerekiyordu çünkü Pusat, Kaya'nın birini öldürdüğünü söylemişti ve hâlâ olayın aslını bilmiyordum, Kaya'ya da ulaşamıyordum. Başka türlü hiçbir güç beni bu akşam olanlardan sonra o masaya oturtamazdı.

Uyumayı beklesem de bu gerçekleşmedi. Uzunca bir süre zihnim tamamen açık bir şekilde yatakta uzandım ve gittiğini duymayı bekledim, tan vaktine yakın bir zamanda balkondan aşağı atladığını duydum. Maskeli yabancı, her zaman yaptığı gibi tekrar Pusat Demir olmak üzere balkonumdan ayrıldı. Daha sonra yarım saat içerisinde güneş doğdu ve acı çekeceğimiz yeni bir gün başladı.

Yatağımdan çıkıp banyoya girdim ve kısa bir duş alıp çıktıktan sonra ben giyeceklerime karar verip hazırlanana kadar tüm gece uykusuz kalmaktan yorgun düşen yüzüme canlılık getirecek bir maske yaptım ve banyodan çıkıp giyinme odama girdim. Bir yandan düşünüyordum, Pusat Demir bende ne buluyordu? Sadece güzellik olamazdı, etrafında onlarca güzel kız vardı onun. En basitinden her gün başında toplandığımız masada bile benden başka üç genç ve güzel kadın oturuyordu. Biri Alina'ydı ve Pusat'tan hoşlandığını herkes biliyordu, Pusat neden onu değil de beni istiyordu? Depoda onun yüzünden neredeyse ölüyor oluşum onun olmayan vicdanını mı sızlatmıştı? Daha iyi hissetmek için mi bana iyi davranıyordu, sevgisiyle mi iyileştirecekti vicdanını?

Hiç sanmıyordum, Pusat Demir zaten mutlu bir adam değildi. Onun için insanların onun yüzünden acı çekmesi üzülmesi gereken bir şey değildi, o isterdi ve olurdu, sonuçlardan sorumlu değildi. Çünkü bu dünyada işler böyle yürüyordu ve hepimiz bunu bilerek bu işin içindeydik, tam da bu yüzden babam da amcam da Pusat'a büyük tepki göstermemişlerdi, hâlbuki çocuklarını kaybetmek üzerelerdi. Kimse bir piyon için şahı feda etmezdi. Ve varisler, birer piyondan farksızdı. Eğer bir gün masanın başındaki koltuğa geçmeyeceklerse.

Sonuç olarak Pusat Demir'in vicdan azabına dayanamadığı için bu yabancı numaralarına giriştiğini düşünmüyordum. Ben onun bir kalbi olduğunu da düşünmüyordum esasında ancak görünen o ki vardı ve anlamsız bir şekilde benim düşüncem o kalbi ısıtıyordu. Bunu düşünmek tüylerimi ürpertiyordu, Pusat'ın kalbini ısıtıyor olma düşüncesi... Rahatsız ediciydi.

Her zaman Mahzen'e giderken giydiğim şık, pahalı kıyafetleri giymedim; basit bir kot ve kayık yaka siyah bir bluz ile siyah topuklu ayakkabılar giyerek koluma içi boş kalacak büyük bir çanta taktım ve yine siyah bir güneş gözlüğü alarak giyinme odasından çıktım. Yüzümde şeffaflaşan maskeyi alıp çöpe attıktan sonra yüzüme başka bir şey sürmeden makyaj masamın başına geçtim ve saçlarımı kurutup uçlarını dalgalandırdım. Bunları yaparken bile çıkmak için sabırsızlanıyordum, daha fazla uğraşmadan elime gelen ilk ruju aldım ve hızlıca odamdan çıktım.

"Abla! Nereye bu saatte, ajansa mı? Ben de geleyim!" Yasemin'in odasından gelen sesi duydum ancak durmadım, "Değil, Yasemin! Toplantıya!" diye seslendim ona ve hızlıca merdivenleri indim ancak Yasemin'in de peşimden geldiğini duyuyordum. "Ben de geleyim!" dedi tekrar. Kısa bir gülüş çıktı dudaklarımdan, "Seni oraya götürdüğümü duyarsa, annem ikimizi de İngiltere'ye postalar."

"Annem duymaz! Ben ona arkadaşlarımın yanına gittiğimi söylerim, zaten dışardayken hiç aramıyor. N'olur abla!"

Yüksek sesle ofladım, "Bugün gerçekten olmaz, başka zamana sözüm olsun." dedim ona. Kaya'nın meselesini onun olduğu ortamda açamazdım, öğrenmesini istemiyordum. Tam ona oraya gerçekten iş konuşmak için gittiğimiz söylemek üzereydim ki çalışma odasından babam çıktı ve Yasemin en sevimli yüzüyle babamın dibinde bitti, "Babacığım! Ben de sizinle geleyim mi? Lütfen, lütfen, lütfen!"

Yasemin, resmi olarak babamın Masa'daki varisi olmadığı için babam, onu bir piyon olarak görmez ve onu yalnızca evladı olarak severdi. Kötü gününde değilse eğer, kalbini de hiç kırmazdı.

Elini Yasemin'in omzuna koydu, "Gel tabii kızım, ablanla gelin. O toplantıdan sonra ayrılır, sen de onunla dönersin." dedi babam bana bakmadan. Bir şey söylemedim, işim olduğunu belirtmedim, susup kabullendim ve Yasemin'in beni takip edeceğini bilerek evden çıkıp arabama yürüdüm. Yasemin, arkamdan zıplayarak geliyordu; "Gördün mü? Ben bir şeyi istediysem alırım." dedi sırıtarak. Alırdı tabii, arkasında babası vardı.

Arabaya bindiğimizde Yasemin bir şarkı açtı ancak kendimi veremedim, kafam hâlâ doluydu ve hem Kaya'nın kime zarar verdiğini hem de Pusat'ın ben de ne bulduğunu düşünüyordum. Kesinlikle bağımsızlardı ama ikisi arasında bir önem sıralaması yapamamıştım. Kaya'nın kimseye bilerek zarar vermeyeceğini biliyordum, bratva dünyası için doğduğunu söyleyemezdim. Ancak Pusat'ın Kaya ile konuştuktan sonra babam ve amcamı çağırmasına bakılırsa gerçekten bir şey yapmıştı, belki de Pusat'ın çalışanlarından birine zarar vermişti. Kaşlarını çattım, Pusat'ın çalışanı aklıma bir tek Ömer geliyordu. Vahşi yakalandıktan sonra onu tekrar Pusat'ın yanında çalışmaya devam etmesi için göndermiştim. Yasemin'den çantamdan telefonumu uzatmasını istedim ve Ömer'i aradım. Açılacak mı açılmayacak mı diye yüreğim ağzımda beklerken telefon açıldı ve Ömer'in sesi duyuldu, "Efendim Vera Hanım?" diye sordu meraklı bir sesle. Belli etmesem de rahat bir nefes aldım, "Nasılsın Ömer?" diye sordum ne diyeceğimi bilemeyerek.

"Teşekkür ederim Vera Hanım, siz nasılsınız?" dedi Ömer.

"İyi, iyiyim."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Neden aradığınızı sorabilir miyim?" diye sordu Ömer.

"Aradığımı Pusat'a söyleme." diye uyardım onu. Pusat'ın kendisiyle alakalı bir şey merak ettiğimi düşünmesini istemiyordum.

"Tabii ki, aramızda. Neden aradınız?"

"Söylemeyeceğim, görüşünüz!" Ömer'in yüzüne kapattım ve telefonu Yasemin'in kucağında duran çantama attım.

"Ömer kim?" diye sordu Yasemin bana dönerek. Ona kısa bir bakış attım, bana fazla benziyordu, tekrar yola döndüm. "Arkadaşım." dedim omuz silkerek.

"Ama sana Hanım dedi."

"Her şeyi de duy, eskiden korumamdı."

Yasemin gözlerini kocaman açarak bana doğru eğildi, "Özel koruman mı vardı?" diye sordu.

"Evet, akıllım. Hani peşimde bir katil vardı? Dinlemiştin bu hikâyeyi."

Yasemin geri yaslanırken başını sallıyordu, "Doğru, korkunç! Ama romantik, yakışıklı mıydı?"

Romantik, dediğinde duraksadım. Ömer'i yanımda çalışması için Pusat görevlendirmişti, sadece vizdsn azabı duyduğu için beni korumaya çalıştığını düşünüyordum ama hayır, söylemesine göre o; tüm bunları yaparken beni seviyordu. Kendi çalışanını beni koruması için görevlendirmişti ve evet, bu romantikti. Pusat Demir'in romantik biri olacağı kırk yıl düşünsem de aklıma gelmeyecek bir şeydi.

"Oha abla! O kadar mı yakışıklıydı?"

Yasemin'in sesiyle irkilmiştim ve ne dediğini anlatmamıştım, "Ne? Ne diyorsun ya?"

"Abla daldın gittin resmen, o kadar mı yakışıklıydı Ömer?"

"Ne, hayır!" Durdum, hakkını yemek istemezdim çünkü yakışıklıydı. "Yani, evet ama öyle bir şey düşünmedim."

Yasemin uzun uzun başını salladı ve sonra, "Çünkü sen Pusat Demir'den hoşlanıyorsun." dedi kısık sesle. Benim bile kendimden beklediğim bir şekilde büyük bir kahkaha attım, "Ben mi Pusat Demir'den hoşlanıyorum? Ben?" diye sordum üstüne basarak. Keşke yaşı biraz daha büyük olsaydı da ona anlatabilseydim ancak aşka olan inancını bu kadar erken kaybetmesine sebep olmak istemiyordum.

"Şuan bayağı bayağı kendini ele veriyorsun, Vera Erginsoy." dedi büyük, mavi gözlerini yüzüme dikerek. Kendimden emin bir şekilde başımı iki yana salladım, "Pusat'a mı kaldım Yasemin?"

"Oraya vardığımızda ikinize dikkat edeceğim, gözüm üstünüzde!" Söylediklerine güldüm, Pusat ile konuşmayacağıma hatta yüzüne dâhi bakmayacağıma emindim.

Yasemin ile birbirimize laf atarak yolu bitirdiğimizde arabamı diğer araçların yanına bıraktım ve binadan içeri girdik. Yasemin'in üstünde beyaz, çiçek desenli bir elbise ve beyaz spor ayakkabılar vardı ve buraya ait olmadığını bağırıyorlardı adeta ancak onu gören herkesin kardeş olduğumuzu anlayabileceği kadar çok benziyorduk. Onun da benim gibi küçük bir yüzü, ince bir vücudu ve sarı saçları vardı, aramızdaki tek fark onun benim çekik gözlerime nazaran oldukça büyük ve mavinin en koyu tonunda irislere sahip gözleriydi, bakışlarıyla her istediğini elde ederdi.

Uzun koridoru bitirip toplantı salonunun olduğu tarafa döneceğimiz esnada köşede Kaplan göründü, onu görmezden gelip devam edecektim ancak bize doğru hızlı birkaç adım attı ve el sallayarak yaklaştı, "Vera, naber? Bu güzellik de kim?" dedi gülümseyerek. Kaplan tatlı biriydi, Pusat yüzünden ona da kaba davranmak istemediğim için gülümsedim; "Nasılsın Kaplan? Kardeşim, Yasemin. Yasemin, bu da Kaplan."

Kaplan Yasemin'e gülümsedi, "Sormak hata, ne kadar çok benziyorsunuz. Cidden, senden bir tane daha varmış da haberimiz yokmuş." Dedi ve Yasemin'e elini uzattı, "Memnun oldum Yasemin." Yasemin, Kaplan ile tokalaşıp onun basit tanışma sorularını cevaplarken dikkatim dağıldı, Pusat az önce Kaplan'ın arkasından geçmişti ancak bu tarafa hiç bakmamıştı.

"Hadi Yasemin, toplantı odasına geçelim artık." diyerek Yasemin'i kolundan tuttuğumda Kaplan gülümseyerek geri çekildi ve elindeki dosyaları işaret ederek kendisinin de gitmesi gerektiğini söyledi. O, odasının olduğu tarafa doğru gözden kaybolurken biz de toplantı odasına geçtik. Yasemin'i kendi koltuğuma oturttuktan sonra ben de çantamı Kaya'nın koltuğuna bıraktım ve amcamı bulmak üzere toplantı odasından çıktım.

Söylemek bile istemiyordum ama Kaya'nın kimi öldürmekle suçlandığını merak ediyordum. Pusat, "Belki de öldürmedi, gidip işin aslını öğrenmeme bile izin vermiyorsun." demişti. İşin aslını çoktan öğrenmiş olmalıydı ancak ona değil amcama soracaktım. Amcamın odasının önüne geldiğimde aralık kalan kapıdan içeri baktım ve amcamın tek başına oturuyor olduğunu gördüm, kapıyı tıklatarak içeri girdiğimde bana döndü; "Sen mi geldin, duymamışım. İçeri gelsene." dedi sandalyesinde doğrulurken.

İçeri girip kapıyı kapattım ve masanın karşısındaki koltuklardan birine oturdum ve uzatmadan sordum, "Amca, Kaya nerede? Neler oluyor?"

Amcamın babama nazaran oldukça genç olan yüzüne bir anda yorgunluk çöktü, sanki Kaya'nın adını duymak canını sıkmış gibi. Amcam ve Kaya, baba oğuldan çok arkadaş gibilerdi çoğu zaman ancak son yıllarda eski yakınlıklarını görmüyordum ikisi arasında. Yine de Kaya'nın başına her ne bela bulaştıysa amcamı da üzdüğü belliydi.

"İnan ki bilmek istemezsin Vera, inan ki... Dün gece neye uğradığımı şaşırdım; Kaya karşımda ağlıyordu, bir yandan Pusat'a derdimi anlatmaya çalışıyordum, bir yandan abim..." Amcamın neredeyse ağlamak üzere olduğunu fark ettiğimde kendime kızarak yüzünü buruşturdum ancak bunu görmedi. Uzanıp masanın üstündeki elini tuttum, "Bilmek istiyorum, Pusat bana Kaya'nın birini öldürdüğünü söyledi. Kimi öldürdüğünü bilmek istiyorum ya da bu gerçek mi, değil mi..?"

Babam olsa sorgulardı ancak amcam, Pusat'ın bana bunu ne ara ve neden söylediğini sormadı, sadece ağır ağır başını salladı ve ben, Kaya'nın gerçekten birini öldürdüğünü o an anladım. İçimde büyük bir yıkım başlamadan önce düşüncelerimi dizginlemeye çalıştım, biz bir bratva örgütüne üyeydik ve bu, bizim için normaldi. Kimseyi yargılama hakkım yoktu, çünkü ben de bu örgütün üyesiydim. Etrafımdaki herkes zaten birilerini öldürmüştü ve ölen kimse masum değildi, sadece kafamın içinde başka bir dünyada yaşıyormuşuz gibi düşünüp öyle davranan tarafım; Kaya'yı bir bratva olarak görmüyordu o kadar.

"Kimi öldürdüğünü söyle." dedim amcama. Bunun onun için ne kadar zor olduğunu bilmeme rağmen söyledim çünkü babam bana anlatmazdı. Ve benim öldürdüğü kişinin hiç de masum biri olmadığını duymaya ihtiyacım vardı. Ancak amcam hemen cevap vermedi ve belki bir dakikadan uzun süren sessizliğin ardından, "Gerçekten uzun hikâye, Vera. Daha sonra zaten öğrenirsin, toplantıya yetişelim haydi." dedi.

En sonunda sesimi yükselttim çünkü yalan söylüyordu, "Amca, bu hâlde toplantıya falan girmeyeceğini biliyorum. Kaya'nın kimi öldürdüğünü söyler misin!?" dedim. Bu cümleden nefret etmiştim. Kaya, kimi öldürdü?

"Aral! Kaya, Rusya'ya Aral'ı öldürmek için gitmiş! Çünkü benim aptal oğlum... Kaya..." Amcam devam edemedi, öfkeyle masasının üstünden alıp duvara fırlattığı kuş biblosu tuzla buz olup etrafa parçaları saçılırken yerimden sıçradım ve gürültünün hemen ardından odanın kapısı açıldı. Gözleri aralayıp kapıya baktığımda hâlâ oturduğum koltukta büzüşmüş ve kollarımı yüzüme siper etmiş hâledeydim, karşımda ise Pusat duruyordu.

Kaşları çatılmıştı ve ifadesi her zamanki gibi sertti, içeride ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kırılan biblonun parçalarını gördüğünde kapının önünde dikilmeyi kesip içeri girdi ve yanıma yaklaşıp üstüme eğildi, "İyi misin? Bir yerine geldi mi?" diye sordu. Konuşurken gözlerime değil, yüzünme ve kollarıma bakıyordu. Bir eliyle tuttuğu kolumu elinden çektim ancak ondan fazla uzaklaşamadım çünkü koltukta oturuyordum ve geniş cüssesiyle önümü tamamen kapatmıştı.

Çok geçmeden doğruldu, "Az önce tam olarak ne olduğunu sorabilir miyim? Hıncını Vera'dan mı çıkarıyorsun? Kızın ödünü patlatmışın, aklından ne geçiyordu?" diye sordu amcama dönerek. Üstümden kalkmasını fırsat bilerek koltuktan kalktım ve arkasına geçtim, "Bir şey olduğu yok, Pusat Demir. Konuşuyorduk ve takdir edersin ki amcamın sinirleri epey gergin. Ayrıca korkmadım."

Pusat omzunun üstünden bana baktı ve hiç ondan beklemeyeceğim, çocukça, alaycı bir tavırla şöyle söyledi: "Öyle mi?" Ve hemen önüne dönüp tekrar amcama hitaben konuştu: "Kaya konusunu toplantıda açmaya çalışma, bunu kimse öğrenmeden sessizce halledeceğiz. Biraz aklın varsa Zikri'nin olduğu ortamda Kaya'nın ismini bile anmazsın zaten."

"Neden? Neden Zikri'nin yanında Kaya'dan bahsetmiyoruz?" diye sordum ve o an amcamın Pusat gelmeden hemen önce söylediği ve benim tepki bile veremediğim cümlesi geldi. Derin bir nefes aldım ve "Ayrıca Kaya neden Aral'ı öldürmüş?" diye sordum. Pusat bir şey söylemek üzereydi ki amcam onu durdurdu, "Ben anlatırım, Pusat Demir sen karışma." dedi.

Pusat başını sallayarak kapıya yöneldi ve çıkmadan önce durup bir bana, bir amcama baktı. "İstersen toplantıdan sonra anlat. Masada herkesi görmek istiyorum." dedi ve çıkıp gitti.

"Masa'yı sen yönetimiyorsun!" diye bağırdım arkasından ancak çoktan çıkmıştı. Konuşmayı başka zaman yapmanın daha iyi olacağı konusunda hem fikir olacağız ki amcam da benimle birlikte hiçbir şey söylemeden kapıya yöneldi ve toplantı odasına gidip yerlerimize geçtik. Babam ve Yasemin yan yana oturmuş, arta arda içeri giren yüzü beş karış Erginsoylara şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Yasemin ne olduğunu sorsa da cevap vermedim, zaten hemen sonra Valnikov ve Pusat'ın içeri girmesiyle toplantı başladı.

Toplantı boyunca konuşulan hiçbir şeyi dinlemedim, katili kimin kiraladığını öğrenmiş olsalar bile bundan haberim yoktu çünkü aklım masada değildi. Amcamın ve Pusat'ın söylediklerini düşünüyordum ancak Aral ve Zikri arasında bir bağlantı kuramıyordum. Ve sanki toplantı bitip amcamdan olanları dinlediğimde bu ana, hiçbir şeyi henüz bilmediğim bu vakitlere dönmek isteyecekmiş gibi hissediyordum. Sonra konuşun çünkü herkesi masada görmek istiyorum, demişti Pusat. Üzülecektim. Sorun değildi, şu sıralar üstüme gelen ilk yıkıcı darbe olmayacaktı.

"Abla, Pusat abi sana bakıyor."

Yasemin'in sesini duyduğumda zihnim içinden Pusat kelimesini ayırt etti ve dinlemeye karar verdi. Yüzümü buruşturdum, "Pusat abi mi?" diye sordum tuhaf bir sesle. Yasemin gözlerini kırpıştırarak başını salladı, "Aramızda on yaştan fazla vardır abla, ne diyeyim?" Mesela ondan bahsetmesen Yaseminciğim, canım, olur mu?

"Boş yapma, Yasemin." diyerek önüme döndüm ve gözlerimi itinayla Pusat'tan kaçırdım. Bu Rus ayısıka muhakkak dudak okumayı da öğretmişlerdir, ne söylediğimizi biliyor ve ona bakmamı bekliyordur!

Toplantı uzun sürmedi, aslında sürmüş de olabilirdi çünkü pek etrafta olanların farkında olduğum söylenemezdi, toplantının ardından salon hemen boşalmadı ve birkaç kişi iş konuşmaya başlarken Orya ile Selen de Yasemin ile tanışmak için yanımıza geldi. Selen de tıpkı abisi Kaplan gibi cana yakın ve sevimli bir kızdı, ayrıca çok da güzeldi, esmer teni ve açık kahve saçları ona Avrupai bir hava katıyordu.

Onların Yasemin ile olan sohbetine az çok katılırken masanın öbür ucunda oturmuş çalışmaya devam eden Pusat'ın yanına oturan Alina'yı gördüm. Alina'nın orada olmasına hiç şaşırmadım ancak Pusat her zaman toplantı bittiği gibi çıkardı, şimdi neden burada çalışmaya devam ediyordu bilmiyordum. Alina, gözlerini önündeki kağıtlardan ayırmayan Pusat'a iyice yaklaştı ve kısık sesle bir şey sordu. Yüzündeki cevap bekleyen ifadeden soru sorduğunu anlamıştım ancak ne sorduğunu duyamıyordum. Pusat, muhtemelen cevap vermek üzere ona döndüğünde burun buruna geldiler çünkü Alina resmen Pusat'ın kişisel alanını ihlal ediyordu. Ki bu benim tamamen umursamadığım bir durumdu. Ancak o sadece Pusat değildi, aynı zamanda Maskeli Yabancı da oydu.

Pusat'ın gözleri bana döndü, kendisini izlediğimi daha önce fark etmiş miydi bilmiyordum ama etmediyse bile şimdi biliyordu çünkü gözlerini kaçıracak vaktim olmamıştı. Bakışları çok hızlı bir şekilde tekrar Alina'ya döndü ve ona cevap vermeden çekildi, cevabını yüzleri arasında bir santimden daha fazla mesafe varken verdi ancak yine ne söylediğini duyamadım.

Yasemin burada oyalanıyorken amcamla konuşmanın tam zamanı olduğunu düşünerek sessizce yerinden kalktım, Orya ve Selen ile sohbete dalmış olan Yasemin; kaldığımı fark etmedi bile. Yine sessizce arkalarından geçtim ve toplantı salonundan çıktım. Koridoru hızlı adımlarla geçerken arkamda açılan kapının sesini duydum, arkamdan gelenin kim olduğunu çok iyi biliyordum. Pusat Demir'in neden çıkmayıp beklediğini de.

Köşeyi döndüğümde sağ tarafımda kalan kapı ile Pusat arasında sıkışmıştım, Pusat da bir eliyle kapıyı açmış diğeriyle de beni kolumdan tutup içeri itmişti. "Pusat! Beni kolumdan tutup sürüklemekten vazgeç artık! Konuşmak istemiyorum, anlamıyor musun!?" Pusat, hiçbir şey söylemedi ve kapıyı üstümüze kilitleyip beni kapıyla bedeni arasında kıstırdı. "Dinlemiyor musun? Konuşmak istemiyorum! Bırak, gideceğim!"

Yine bir şey söylemediğinde ben de sustum, o konuşana kadar hiçbir şey söylemeyecektim. Bu adam ne zaman böyle önüme geçse arkasında kalan dünya yok oluyordu sanki, odayı hiçbir şekilde göremiyordum. Bakışlarımı aşağı indirdiğimde altımızdaki zemine serilmiş kırmızı, etnik desenli halıyı gördüm; biraz ileride de bir kitaplığın ve çalışma masasının ayakları gözüküyordu. Burası bir çalışma odası olmalıydı ancak daha önce kimsenin kullandığını görmemiştim. Pusat, beni kolayca kapana kıstırsın diye yapılmıştı herhalde!

"Bana inanmak için daha ne istiyorsun?" diye fısıldadığında bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Bilmiyordu ama ona çoktan inanmıştım, büyük bir aptal olduğum için yabancı ve Pusat arasındaki benzerlikleri, aynı olan şeyleri, hiç fark etmemiştim ancak onlar, aynı kişilerdi. Cevap vermediğimde Pusat biraz daha yaklaştı ve yüzüme eğildi, beklemediğim bir şekilde İngiliz aksanı ile İngilizce konuştu; "Otelde ne dediğimi hatırlıyor musun?" dedi. Duyduğum sesin tıpatıp aynı olduğunu fark ettiğimde ürperdim, Pusat'ın sesini nasıl tanımazdım? Bir aksan, bir dil nasıl değiştirirdi tüm sesini?

"Hatırlamıyorum." dedim net bir şekilde. Pusat yavaşça başını salladı ve konuşmadan hemen önce dudaklarını ıslattı, bakışlarım artık gözlerinde değil dudaklarındaydı; sanki ne diyeceğini biliyormuşum gibi. "Bunu daha sonra kendim olarak yapacağım ve ne yaşadığını unutamayacaksın, demiştim." dediğinde konuşmayı hemen hatırladım, onu öpmek istememden bahsediyordu.

Ona defalarca kez neden bundan pişman olacağımı sormuştum, bu yüzden olacağını ise bir saniye bile aklıma getirmemiştim.

Düşünürken istemsizce Pusat'ın omuzlarına diktiğim bakışlarım tekrar gözlerini bulduğunda Pusat bu anı bekliyormuş gibi eğildi ve bir anda dudaklarını kendi dudaklarımın üstünde hissettim. Öpüşü sert ya da ısrarcı değildi, aksine mükemmeldi. Ona karşılık vermemek için zihnimde sürekli onun beni kandırdığı gerçeğini dolandırıyordum ancak bu, bana onu itip uzaklaştıracak gücü bana vermiyordu. Çünkü bunu en başında ben istiyordum. Yabancıyı öpmek istiyordum ve o da bana istediğimi veriyordu. İstemekte de haklıydım, yumuşak dudakları ve soğuk tenini hissetmek hayalimden bile güzeldi. Ama o, Pusat'tı ve gözümün içine baka baka beni kandırmıştı.

Başımı soluma çevirerek dudaklarının esaretinden kurtuldum, o ise sanki bunu yapmamı bekliyormuş gibi hiç şaşırma belirtisi göstermemiş ve geri çekilmemişti. Dudakları yanağıma değiyordu şimdi. Dudaklarını değdiği yere bastırdı ve kulağıma fısıldadı, "Seni sevmeme izin ver, yoksa delireceğim."

"Neden? Bunca yıl sonra, neden ben?" diye sordum. Rusya'daki eğitimi bitip Türkiye'ye döndüğünden beri Pusat'ı tanıyordum ve onun adı, bu zamana kadar hiçbir kadınla anımamıştı. Yanlış bir dedikodusu bile yayılmamıştı. İşi hariç her şeyden uzak dururdu, gördüğüm en asosyal insandı. Bir anda nasıl aşık olduğunu söyleyebiliyordu?

Omuz silktiğini gördüm, "Bilmiyorum." dedi ilk kez dürüst davranarak. Başımı çevirip tekrar ona baktığımda göz göze geldik, yüzlerimiz arasındaki mesafe çok kısaydı ve ikimiz de göz kırpmadan birbirimize bakıyorduk. Tekrar konuşan o oldu,

"Ama sensin, Vera. Bunu biliyorum." dedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18