10. bölüm · Matmazel Bela
8. Bölüm (Sezon finali)
Bu kitaba bir süre ara vermek zorundayım canolarım. Umarım bu bölümü beğenirsiniz. İyi okumalar. Bu kalpler size veda hediyem olsun.💖💖💖
☆☆☆☆
Bir insan açlıktan ölebilir miydi? Ben ölüyordum. Gün bitmiyordu. Hava bir sıcak bir soğuktu. Hayır bu havaya da anlam veremiyordum ki. Koltukta yayılmış halde uzanıyordum. Azra tekli koltuklardan birinde oturmuş telefonunda takılıyordu. Helin ve Doğa yan yana oturmuş en sevdikleri diziyi izliyorlardı.
Bi sen boşsun aralarında. Neden acaba? Baklavanın pişmesini bekliyordum. "Kızlar sıkıntıdan ve açlıktan ölebilirim. Ne zaman çıkacağız?" Üçü aynı anda başlarını bana çevirdi. Azra takmayıp telefonuna tekrar gömüldü. Helin ve Doğa aynı anda ayağa kalktı.
"Baş belası en azından bir işe yaradın. Biz saatin farkında değildik." Helin'in bu sözlerine kaşlarımı çattım. "Ben mi baş belasıyım? Neyse öyle değilim. Bu nedenle kızmayacağım. Ben fırını kapatayım artık pişmiştir. Sonra da hazırlanıp çıkalım."
Hızlıca mutfağa girip fırını kapattım. "Ben alt kattayım."
Bu evleri ayıramayacaktım. Onlardan ayrı hazırlanmak çok sıkıcıydı. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Merdivenlerden inip bir alt katta bulunan kendi evimin kapısını açtım. Kapıyı kapattığım gibi odama girdim.
Evet,en önemli konuya giriş yapmış bulunmaktayız. Ne giyecektim. "Of! Koca bir elbise yığının olsun ama hiçbir şey giyme. Bu nasıl iş arkadaş,anlayamıyorum ki?" Elime ilk gelen birkaç parçayı aldım. "Bakalım hanginiz iş görecek?"
Krem uzun bir etek dikkatimi çekti. Ayak bileklerimin birkaç parmak üstünde bitiyordu. Uzun bir yırtmacı vardı. İddialı olmak şart tabi. Üstüne siyah, bel detayı ve hafif göğüs dekoltesi olan bir bluz seçtim. Seçtiğim kıyafetleri giyip aynanın karşısına geçtim. "Taş gibiyim be."
Aynada ki yansımama öpücük atıp saçımı yapmaya başladım. Açık mı bıraksaydım yoksa toplasa mıydım? Karar da veremiyorum ki. Nihayet karar verip ensemde sıkı bir topuz yaptım. Siyah bir çanta seçtim. Hangi ayakkabıyı seçsem diye düşünürken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda üç afet duruyordu.
"Yakıyorsunuz ha." Azra beni baştan sona süzdükten sonra yorumunu esirgemedi. "Bize diyorsun ama senin de bizden bir farkın yok gibi. He şu yırtmaç. Neden benim de yırtmaçlı bir şeyler giymeme izin vermediniz?" Anlaşılan kıyafet konusunda kısıtlama yaşamıştı. "Bu giymemiş halin ise giymiş halin ortalığın anasını ağlatır herhalde. Neyse siyah bir ceket bi krem bir trençkot mu?"
Kurabiyem anında cevap verdi. "Krem bir trençkot ve kısa topuklu bir stiletto müthiş olur." Moda anlayışı benden iyiydi. Zaten o olmasa ben pantolon tişört takılmaya devam ederdim. 2 yılda bende devrim yaratmıştı. Tabi bunda moda tasarımcısı olmasının payı da vardı. Krem trençkotumu ve stilettolarımı giydim.
Aşağı inmiştik. "Kimin arabası ile gideceğiz?" Sormamın nedeni Azra'nın da arabasının olmasıydı. Bu sorum hepsinin pişmanlık dolu bakışlar atmasına neden oldu. "Lütfen ben götüreyim. Hızlı sürmem. Söz veriyorum." Yalan! Kız tövbe et çarpılacaksın. Yalansa yalan izin vermemelerinden iyidir. Ayıp be! Bari ramazan ayında yalan söyleme. Ayıp mı? Bunu bana yatak imasında bulunan iç sesim mi söylüyor.
Anahtarlarımı çantamdan çıkarıp arabayı çalıştırdım. Ben sürücü koltuğuna,Azra yanıma ve diğerleri de arkaya oturmuştu. "Sana güvenmememiz gerekiyordu." Leydi duygusuz haklıydı. Hayır yani ne akılla bana güvendiler ki. "Güneş! Yavaşla,yemin ederim seni gebertirim." Bu tehdit karşısında biraz yavaşladım. Bu tehdit yüzünden değil geldigimiz için yavaşladın.
"Geldik." Kapıyı açıp arabadan indim. "O kadar kızdınız ama bakın ne güzel hızlı geldik." Herkes inince arabayı kilitledim. Kapıya geldiğimizde Azra zili çaldı. Kapıyı Ali açmıştı.
"Komutanım hoş geldiniz." Kapıyı tamamen açıp kenara çekildi. "Hoş bulduk." Sırayla içeri girdik. Trençkotumu askıya astım. Helin elindeki baklava tepsisini Ali'nin eline verdi. Hepimiz içeri geçtik. Tüm tim ve Doğu buradaydı. Gözlerim Bars'ı aradı. O yoktu. Neredeydi?
"Kızlar bir el atında sofrayı kuralım az kaldı." Aslıhan ablanın seslenişi ile mutfağa doğru ilerledik. "Ooo Aslıhan hanım döktürmüşsünüz." Bu kadının sihir güçleri olabilir mi? Hem öğretmenlik yapıp hem de bu kadar iş yapıyor. Ben de anlam veremiyordum. Sihir güçleri vardı sanırım.
Vakit kaybetmeden sofrayı kurduk. Arka bahçede iftar yapacaktık. Ezanın okumasına az kalmıştı ve Bars ortada yoktu. "Merak etme 2 dakikaya gelecek işi varmış." Bakışlarımı Doğu'ya çevirdim. "Niye merak edeyim onu?" Doğu dudaklarını ben bilmem dercesine kıvırdı. "Geldiğinden beri kapıya bakıp duruyorsun. Burada sadece Bars eksik. Başka kimi bekleyebilirsin?"
Konuşmama fırsat kalmadan cevap geldi. "Ben dışında kimseyi bekleyemez." Bars gelmişti. "Güneş şu sürahisi eksik getirebilir misin canım?" Fırsat bu fırsattı. "Tabi ablacım." Ayağa kalktım. Mutfağa ilerlerken Bars'a ölümcül bakışlar atmayı ihmal etmedim.
Sürahi elimde gelirken Bars'ın karşıma oturduğunu gördüm. Pislik. Onu zerre takmadan yerime oturdum.
☆☆☆☆
Yemekler yenmiş herkes salonda oturuyordu. Aslıhan ablalar çay ve tatlı servisi yapıyordu. Çayımı aldım. Bir yudum aldıktan sonra telefonuma bildirim geldi.
Öküz:Bu yırtmaç az sanki. Daha yırtmaçlısı yok muydu?(20.01)
Etegime laf mı etmişti o?
Siz:Vardı da kalpten gidersin diye gitmedim:) (20.02)
Telefonu kapatıp yanıma bıraktım. Ata konuşmaya başladı. "Madem hepiniz buradasınız şimdi söyleyelim." Lara elini kaldırıp yüzüğünü gösterdi. Ata evlenme teklifi etmişti. Sonunda. "Biz evleniyoruz." Başta ben olmak üzere hepimiz tebrik ettik. Can parçam evleniyordu. "Yalnız Ata benden kız almaz zordur. Hele Ekrem albay. İşin zor aslanım."
Ata'nın yüzündeki gülümseme soldu. "Kıymayın be komutanım. Yapmayın bize bunu." Lara Ata'nın bu hallerine üzülerek baktı. Babası konusunda doğru söylemiştim. Adam sırf evlenme teklifi etti diye kalpten giderdi. "Hiçbir şey yapamaz koçum. Kendi haline yansın o. Hem Ekrem albayı da ikna ederim."
Ata Bars'a minnet dolu bir bakış attı. "Sağ olun komutanım." Kendi halime mi yansaydım. O ne demekti? "Güneş konuşmamız gerek mutfağa gelir misin?" Ne diyeceğini merak ettiğim için mutfağa doğru yürüdüm. Peşimden beni takip etti.
Mutfağa girdiğimizde kapıyı aralık kalacak şekilde kapattı. "Senin bana kastın mı var? Bu ne?" Arsız bir şekilde gülerek "Etek,beğenemedin mi?" dedim. Kolumdan tutup kendine çekti. Sırıtarak "Beğendim." dedi genişçe. "Eee o zaman sorun ne?"
Beni daha çok kendine çekti. "Onca erkeğin arasında bu giyilir mi?" Hiç biri bana o gözle bakmazdı. "Beni korumaya mı çalışıyorsun? Koruma Bars. Onlar beni kardeşleri gibi görüyor. Onlar abilerim gibi ya sen?" Bu sözlerim onu sekteye uğratmıştı. Beni tutan eli gevşeyince uzaklaşıp aramıza mesafe koydum.
Az once dediklerimi takmayıp "Güneş sen benden kaçıyor musun?" Nasıl anlamıştı? Adam zeki. Hızlıca savunmaya geçtim. "Yok ya ne alakası var?" O gür sesi ile kahkaha attı. "Kaçıyorsun. Ama benden değil gizleyemediğin duygularından." Gerçekleri yüzüme tokat gibi çarpmıştı.
"Sana ne ya kaçıyorsam." Onu arkamda bırakıp salona geçtim. Ben gelince Yavuz mutfaga gitti. Bir süre geri gelmediler. Hay ben bu merakımın. Ayağa kalkıp tekrar mutfağa gittim. Yavuz sigara içiyor Bars ise konuşuyordu. Beni görünce sustu.
☆☆☆☆
1,5 ay sonra;
Sayısız göreve ardarda gitmiştik. Beni oruçlu halimle o dağa çıkmak zorunda bırakan her teröristi acımadan vurmuştum. 5 günlük bir zoraki izin yapmıştık. Bize kalsa direkt yeni göreve giderdikte Albay emir verince kabul etmiştik. Yarın büyük operasyon vardı. Operasyon hakkında konuşmak için toplantı yapıyorduk. Albay konuşmaya başladı.
"Evlatlarım,yarın ki görevde Allah yardımcınız olsun. Görevin detaylarına geçmeden önce söyleyeceklerim var." Hepimizin onu dikkatle dinlediğini anlayınca devam etti. "Görevde Gözeten ve Kara olmayacak. Ayrıca keskin nişancı olarak Kara'nın yerine Doğu Akay görev yapacak."
Kapı çalınıp açıldı. Doğu içeri geldi. "Gel oğlum geç otur." Eliyle Ali'nin yanını işaret etti. Söz aldım. "Komutanım Lara ve ben görevden neden uzak kalıyoruz?" Albay iç çekti. "Sizin için ayrı bir görev var. İranli iş adamı olan Ebulfezl'i getireceksiniz." O iş adamı ile işimiz neydi? "O adam normal değil. Terör örgütünün ortaklarından. Şu an Urfa'da. O adamı sessiz sedasız getirebileceğine inandığım tek ikiniz varsınız. Bu koca adamlar ses yapmadan duramaz."
Bu görev hoşuma gitmişti. Bu vatana yapılan her ihanet ölümle sonuçlanacaktı. "Emredersiniz komutanım." Yanımda oturan Lara'nın kulağına "Çok eğleneceğiz." diye fısıldadım. Karşıma çıkanı ezip geçecektim. Lara onaylar bir mırıltı çıkardı. "Kara ve Gözeten siz çıkabilirsiniz." Albayın emri ile ayağa kalktık ve odadan çıktık.
"Açıkçası onlarla gitmeyi isterdim." Gözlerindeki hüznü gördüm. Ata ile savaşmayı seviyordu. "Ama bunu onsuz bir tatil olarak düşüneceğim. Hem seninde dediğin gibi ikimiz çok eğleneceğiz?" Gülerek ve birazda tartışarak askeriyedeki odama gittik.
☆☆☆☆
Şu an Urfa'daki özel bir meyhanedeydik. 3 gündür o soysuzun bu meyhaneye gelmesini bekliyorduk. Bu gün gelecekti. Ve görecekleri de vardı. Elimdeki alkolsüz şarabı yudumlarken radarıma içeri giren kirli sakallı,saçları fazlası ile özenilmiş ve siyah bir takım elbise giymiş olan Ebulfezl takıldı. Yakışıklıydı ama orta boylu ve çelimsizdi. Sonuç olarak haindi. İranli olduğu biliniyordu. Ama Türkiye vatandaşıydı. Bunu çok az kişi biliyordu.
"Lara,geldi soysuz piç." Lara gösterdiğim yöne çaktırmadan bakmaya başladı. Allah'ım sen yardım et,kuvvet ver. Bu görevi elimize yüzümüze bulaştırmayalım. Lara Ata'ya ihanet etmiş sayılırım diye mızmızlandığı için adamın dikkatini çekmeye çalışan ben olacaktım. Üzerimde kırmızı beli açık,epey bir göğüs dekoltesi olan ve kalçalarımın biraz altında biten bir elbise tercih etmiştim. Lara ise siyah, uzun fakat dizinin biraz üstüne kadar bir yırtmaçı olan ve minimum göğüs dekoltesi olan bir elbise tercih etmişti.
"Arkamı kolla. Gidiyorum." Sallanarak Ebulfelz'in yanına ilerledim. "Bu gece tek misiniz beyefendi?" Bu gece bir an önce bitmeliydi. İğrenç sesiyle "Tektim ama eşlik etmenizi isterim." diye bir yanıt verdi. Yüzümde memnun bir ifadeyle yanına oturdum. Ellerimi yakalarına götürüp düzeltiyor gibi yaptım. "Daha önce bu kadar yakışıklı birini burada görmedim. Yabancı mısınız?" Yakalarındaki ellerimi tuttu. Birini dudaklarına götürüp elimin tersini öptü.
"Yabancıyım. Bir iş için buradayım. Ama bu iş eğlenmemize engel olmaz." Beni çekip dizinin üzerine oturttu. Alçak adam. "Neden olmasın. Üst kattaki odalardan birini ayarlayabiliriz. Değil mi?" Beni dizinden indirip ayağa kalktı. "Tabi." Yanındaki adamına dönüp "Hemen bir oda ayarlayın hanımefendiyi bekletmeyelim."
Adam aldığı emirle içeri gitti. Lara adamı takip etmeye başladı. Adam bir süre gelmeyince Lara'nın işi hallettiğini anladım. "Adamınız halleden kadar bekleyemem. Hızlıca çıksak olur mu?" Ebulfezl başını onaylar şekilde salladı. Elimden çekerek ilerlemeye başladı. Merdivenlerin orada ölü adamını görünce duraksadı.
"Lan? Tuzak mı kurdunuz yoksa?" Elimi sıkmaya başladı. Şu ana kadar anlamamasından salak oldugu belliydi. Benim kadar zeki değildi. Ses etmedim. Lara arkadan gelerek boynuna uyuşturucu iğneyi sapladı. "Türk vatanın selamı vardı. İletelim dedik. Hain." Bilinci yavaşça kapandı. Her şey saniyeler içinde gelişmişti. Kapıda bekleyen iki askeri çağırdım. Onlar Ebulfezl'i taşırken Lara ile havalı bur şekilde mekandan çıktık.
Bir hain daha cezasını bulmuştu. Belaya bulaşan elbet karşılığını misliyle alırdı. Hele bu cennet vatana el uzatan yaşayamazdı.
☆☆☆☆
14 gündür dağlardaydık. Civan bize azınlık halde askerler gönderip duruyordu. Bu canımı fazlası ile sıkmaya başlamıştı. O yılanın başını ezmenin zamanıydı. Onun yüzünden kaç Mehmetçik şehit olduysa o da kaç katını yaşayacaktı. Ölmeyecek ölmekten beter olacaktı. Ölmek için bize yalvaracaktı.
"Komutanım mühimmatımız çok az yakınlarda bir köy var. Eksiklerimizi karşılayacak kadarını alsak iyi olur." Savunma için şarttı. "Tim toparlanın gidiyoruz." Dağdan köye inmeye başladık. Köydeki karakola vardığımızda eksiklerimizi hallettik. Küçük bir karakoldu. Köye biraz uzak bir mesafede harabeye dönmüş evler vardı. Civan işte tam oradaydı. O evlerden birindeydi.
Onların savunmalarını çökertmiştik. Korunakları yok denecek kadar azdı. Ama hemen saldırmayacaktık. Bu sadece yıkım getirirdi. Köylülere zarar vermeden halletmeliydik. "Bence direkt gidip tarayalım. Savunacak ya da saldıracak güçleri artık neredeyse yok denecek kadar az."
"Batuhan,böyle bir aptallık yapamayız. Her ne kadar zayıf olsalar bile köylülere zarar gelecek en ufak hareketten kaçınmalıyız. Köyün etrafı güçlü bombalar ile çevrili. En ufak hatada herkes ölür." Neyse ki Mert abi benim yerime açıklama yapmıştı. Gözüme bir şey çarpmıştı.
Üç asker yoktu. "Yavuz üç asker eksik. Onlar nerede?" Yavuz sırıttı. "Merak etmeyin komutanım. Onların üç askerini etkisiz hale getirdim. Bizim askerleri yolladım. İçeri sızacaklar." Ne ara yapmıştı bu kadarını. Bu adam deliydi. "İyi. En azından biri ben emir vermeden mantıklı bir şey yapmış."
Kulaklığımdan Doğu'nun sesi geldi. "Teessüf ederim ama ben böyle yapsam evire çevire sikerdin." Görevde bile laf yetiştirme derdinde. Ya sabır. "Aynen abicim sana özel bu tavırlarım." Tok sesi ile kahkaha attı. "Valla ben Güneş'in yerinde olsam şimdiye postalardım seni. Kızda peygamber sabrı var."
Derin bir iç çektim. Kaç gündür görmüyordum. Bana saydırmasını bile çok özlemiştim. Gök gözlü sevdamdı. Kaç yıldır yüreğimde taşıyordum. Bir sesini duysaydı ölsem bile gam yemezdim.
Harabelere yaklaşmıştık. "Herkes dikkatli olsun. Bir ölüm daha istemiyorum." Civan'ın bulunduğu evin etrafını sardık. "Akay her ihtimale karşı hazır ol. Sessiz bir görev olsun. Anlaşıldı mı tim?" Kulaklığımdan herkesin onayladığı duyunca dudağım yukarı doğru kıvrıldı.
"Yavuz ve ben içeri gireceğiz. Arkamızı kollayın. Gevşeklik istemiyorum Akay." Tam içeri girecekken bir silah sesi duydum. Tüm dikkatim dağılmıştı. "Tim iyi misiniz?" Sesim olduğundan endişeli çıkmıştı. "Komutanım Ertürk... Göğsünden vuruldu. Bir an önce müdahale edilmeli. "
Sikerler böyle işi. Fark edilmiştik. Yavuz'a döndüğümde yerinde olmadığını gördüm. Ensemde hissettiğim keskin acıyla inledim. Kulaklıktan Doğu'nun sesi geliyordu. Ne olduğunu bile anlamamıştık. Bilincim gittikçe kapanıyordu. En son sertçe yere düştüğümü hissettim.
☆☆☆☆
"Lan konuşsanıza!" Tüm tim esir düşmüştü. Gözlerimin önünde. Tek başıma bu işin üstesinden gelemezdim. Hepsinin cani tehlikedeydi. Telsizi cebimden çıkardım. "Sancak acil durum." Bir süre cevap alamadım. Onları burada bırakamazdım. Hem de hiç birini. Nihayet cevap geldi. "Sancak dinlemede. Sorun ne Akay."
Sesimin titrememesine dikkat ettim. "Gök timi esir alındı. Harekete geçemiyorum. Köyün etrafı bombalar ile çevrili. Acil destek istiyorum. Timimi orada bırakamam." Albay'ın birkaç emir verdiğini duydum. "Sakın yerinden ayrılma Akay. Acil destek gönderiliyor. Gök timini orada..." Hat kesilmişti. "Siktir."
Sinirle telsizi fırlattım. Telsiz parçalanırken bir el ateş edildi. Şanslıydım kılpayı kurtulmuştum. Teröristlerden biri titreyerek silah tutuyordu. Tahminen 40-45 yaşlarındaydı. Saçlarında yer yer beyazlar vardı. Kirli görünüyordu. Yaklaşınca keskin bir koku geldi. Burnumun direği sızladı. "Lan it. O silahtaki her mermiyi bir yerlerine sokarım. İnan bunu yaparım."
Bir el daha ateş etti. Kolumu sıyırmıştı. Kanlar akmaya başladı. Elindeki silaha tekme atarak yere düşürdüm. Boynumu önce sağa sonra sola yatırdım. Saniyeler içerisinde boynunu çevirerek etkisiz hale getirdim. Pis bedeni yere düştü. "Gereğinden fazla yaşadın gibi. Neyse en azından bir işe yaşayacaksın."
Üzerindeki kıyafetleri çıkardım. "Bunu yapmaktan nefret ediyorum ama vatana canım feda." Once koluma bir bez sardım. Sonra pis kokan kıyafetleri giyip silahını aldım. Onu geride bırakıp Harabe eve ilerledim. En azından oyalayabilirdim. Yaklaşınca iki terörist gördüm. Teröristlerden kısa olan "Nerdeydin sen Civan kızacah ha!" dedi bozuk türkçesi ile.
"Bir Türk askeri gördüm. Kaçmaya çalıştı. Vurdum." İkisi de güldü. Beni onlardan sanmışlardı. Yüzüme puşi takmak iyi olmuştu. "Eyi aferin." Konuşamıyor bile. Bu piç nasıl insan olarak görülüyordu. "Diğer askerler nerdedir?"
Kirli sakallı olan adam konuştu. "Bilirsen Civan misafiri en eyi şekilde ağırlar. Şu yeşil evdelerdir. Hepsi baygındır." Demek yeşil evdeler. Civan'ın askerlerini değiştirmesi lazım fazla salaklar. Tabi yaşayabilirse. "Tamam."
İki askerden uzaklaştım. Bir telsiz bulmalıydım. Tek bir terörist gördüm. Yanında telsiz vardı. Allah'ım sana şükürler olsun yardımını esirgemedin. Teröriste arkadan yaklaşıp başına vurdum. "E sizde dünden razısınız bayılmaya." Dilimi iki defa damagima vurdum. Elindeki telsizi aldım.
Birkaç ayarlama yaptım. "Sancak." Hışırtılı sesler geliyordu. Sesler netleşti. "Akay iyi misin?" Başarmıştım. "İyiyim,teröristlerin arasına sızdım. Timin yerini öğrendim." Gizli bir yer aradım. Orta yerde konuşmam timin canına zarar gelmesine neden olurdu. "Akay destek gelene kadar yerinde kal dedim. Derhal gizlen destek ekip yolda." Umarım destek bir an önce gelirdi.
2372 kelime yazmışım oylarını eksik etmeyin. Sağlıcakla kalın. Unutmayın hiçbir veda son değildir. Tekrar bu satırlarda buluşmak dileğiyle.💋💋💋
Sözüme çokta güvenmeyin bir bakmışsınız bölüm atmışım:)
