5. bölüm · Matmazel Bela

4. Bölüm

💋Ceyy💋

Olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti. Durumum şu an daha iyiydi. Doğa ve Helin'in zorlamaları yüzünden üst katta onların yanında kalıyordum.Helin benim yanımda kalmak için işinden izin almıştı.

Babam ve abim işleri olduğu için dün gitmişlerdi. Babam gidince annemde istemesede gitmişti. Her ne kadar burada kalıp bana bakmak istesede ikna etmiştim.

Hastanede Alaz'ın bana iyi olduğuna sevindim dedikten sonra çekip gitmesine de anlam veremedim. Doğa'nın
anlattığına göre O'da çok endişelenmiş. Madem endişelendin ne diye kuru bir geçmiş olsunla kapatıyorsun konuyu köpek! Neyse sakindim sonuçta öküz,öküzden ne beklersin ki.

Burnuma yemek kokuları gelince okuduğum kitabı -daha çok okuyamadığım- sehpaya bıraktıktan sonra koltuktan kalkıp mutfağa yöneldim.

Askeriye de sık sık yemek yemezdim.
Çünkü çoğunlukla Azra'yla yemek yerdik -Doğa ve Helin'in yaptığı yemekleri- Onlarla tanışmak en büyük şansım olabilirdi.

Mutfağa girdiğimde masayı görünce bir süre sırıtarak masaya baktım. Sonra Helin'i elinde mantı tabağı ile görünce bende devreler yandı. Kendimi "MANTII" diye çığlık atarken buldum.

Hızlıca masaya oturdum. Onlarda oturunca yemeğe başladık. Dolu bir kaşık mantı alıp yedikten sonra "Ellerinize sağlık da manti yapmak aklınıza nasıl geldi?" diye sordum.

Cevap Helin'den geldi "Meltem teyze sağ olsun gitmeden önce Deren çok sever deyip yaptıktan sonra dolaba atmış." Canım anam ne de güzel düşünmüş. "Tahmin etmeliydim." deyip güldüm. Onlarda gülmeye başladı.

Gülmeye devam ederken telefonuma tiz bir bildirim sesi geldi. Numara kayıtlı değildi. Sadece ~Deren~ yazmıştı. Bir süre boş boş ekrana baktım. Yoksa O muydu diye geçirdim içimden. Saçmalama Deren O olsaydı şimdiye dek yazardı. Sonra parmaklarımı hızlıca klavyede gezdirerek ~Kimsin?~ yazdım ve telefonumu kapattım.

Yemek yemeye devam ettik. Yemek yedikten sonra Doğa sen otur biz yaparız diyince mecbur geri oturdum. Aynı bildirim sesi tekrar gelince telefonumu elime aldım.

İki kelime yazıyordu ~Ben Alaz~ Ne?! Şu an ne diye yazıyordu yani. Verilecek cevap belliydi ~Ne var?~ 10 saniye kadar bir süre sonra ekranda yazıyor... imgesini görünce beklemeye karar verdim.

Beklerken Doğa "Kiminle konuşuyorsun?" deyince ona döndüm. "Alaz'la." O'nun ismini söylediğimi bi süre sonra fark ettim. Siktir. "Ayy! Ne konuşuyorsunuz? Yoksa..." lafı ağzına tıktım. "Sadece ~Deren~ yazmış."

Sonra tekrar telefonuma döndüm. ~İyi misin?~ Ne demek iyi misin?! Tabi bilemezsin. En son hastanede görüşmüştük. Ne ben askeriyeye gitmiştim ne de o bir geçmiş olsuna gelmişti.

Cevap vermek için hiç beklemeye gerek duymadım. ~Seni görmedikçe ve konuşmadıkça iyiyim.~ Onu görmedikçe huzurluydum.

Bu cevabıma karşılık olarak ~Tüh şansına küs. Kapındayım.~ Şoka uğramış halimle ~Nee?!~ yazdım. Kapımda mıydı? Aynı saniyelerde kapının açıldığını duydum. Doğa "Alaz ne işin var burada?" deyince kendime geldim. Hızla kapıya koştum.

Karşımda bütün heybetiyle Alaz duruyordu. "Alaz?"cevap için bekletmeye gerek duymadı. "Konuşmalıyız."Yüzümdeki şaşkınlık dağılmıştı. Yerini öfkeye bırakmıştı.

"Konuşacak bir neden yok Alaz." Sırıtarak "O halde komutanın olarak emrediyorum. Hadi yürü." Siksinler komutanını. Sakin ol Deren küfür yok.

Oflayarak "Üzerimi değiştirip geliyorum. Böyle gelemem." An itibariyle komutanıma rezil olmuştum çünkü karşısında mavi pijama takımı ve açık bıraktığım hafif dalgalı saçlarımla duruyordum.

Gözleriyle beni süzdükten sonra bıkkınlık dolu bir sesle "Acele et Deren." Cevap vermeden kapıyı yüzüne kapattım.

Odama yöneldim.
Hızlı adımlarla içeri girip kapıyı kapattım. Gelince kızların beni sorguya alacağını biliyordum.

Hızla üzerime mavi bir sweat ve siyah bir eşofman geçirdim. Saçımın açık kalmasında sorun yoktu. Odamdan çıkıp Doğaya "Ben çıkıyorum." dedim."Tamam, geç kalma ve sıkı giyin." demesiyle ofladım. Acaba içine annem mi kaçmıştı?

Beyaz spor ayakkabılarımı giyip ceketimi aldım ve kapıyı açtım. Alaz tam karşımda duvara yaşlanmış telefonuna bakıyordu. Beni görünce telefonunu kapatıp cebine koydu. Hâla burada olmasını beklemiyordum.

"Hadi gidelim." deyip inmeye başladı bende onu takip ettim. Dışarı çıktığımda karşımda siyah bir Bugatti w16 mistral beklemiyordum. Alaz arabaya binince bende bindim.

"Hâla nereye gideceğimizi söylemedin." dedim yola bakarak. Bana dönüp "Gidince görürsün." dedikten sonra arabayı çalıştırdı. Söyleseydin ne olurdu köpek!

"Peki ne konuşacağız?" Tekrar bana baktı "Gerçeklerin bir kısmını öğrenmeye." İç sesimi disa yansıtarak "Ne gerçekleri?" diyebildim. Ne gerçeklerinden bahsediyordu.

☆☆☆☆

Sonunda 1,5 yıllık görev bitmişti. Artık tekrar Bars KIZILTAN'dım. Düşmana korku salan Komutan Kızıltan.

Bugün birkaç gerçeği Deren'e söyleyecektim. Doğu Deren'i götüreceğim yerde bizi bekliyordu. O da Deren hakkındaki gerçekleri biliyordu.

Deren camdan yolu izliyordu. Yine mavi giymişti. Sanırım asla maviden vazgeçmeyecekti. Küçükken bilmem kaç kere sen kız çocuğusun pembe giy derlerdi. Ama o inatla mavi giyerdi.

Felaket derecede yakışıyordu. Siyah saçları hâla geceyi anımsatıyordu. Bir çift mavi göz de yıldızları. Benim için kusursuz bir manzaraydı.

Ama adının Güneş olduğunu hâla bilmemesi garipti. İyi olsun diye ona eski anıları hatırlatan her şeyi yok etmişti Tuna amca. Eskileri unutmak adına yıllar önce Ankara'ya taşınmışlardı.

Şu an ölen ikizinin adını taşıdığını bile bilmiyordu. Bu kadar yalanın içinde büyümesi gerçekleri öğrendiğinde ne hissettirecekti?

Bölüm sonuna geldik. Sizce nasıldı?