9. bölüm · Matmazel Bela
7. Bölüm
İçimdeki duygu karmaşası beni boğuyordu. Tamı tamına 2 saattir ağlıyordum. O kelimeleri dememeliydim. Salak salak konuşmuştum. Üzerine böyle gitmemeliydim. Kendimi affettirmem lazımdı. Nasıl yapacaktım, affeder miydi? Off.
Tabi affederdi kızım. Ama sorun şu kuru bir özürden fazlası lazım. Şu an askeriyede olduğuna eminim. Gidip onu basalım ve dudaklarına yapışalım. Bence kesinlikle bunu yapalım.
Önce bir fikir sunmuş sonra da kendi kendini onaylanmıştı. "Ağlamayı keser misin? İki saattir ağlıyorsun. Burada zırlayacağına git affettir kendini." Saçlarıma geçirmiş olduğum ellerimi saçlarımdan çektim. Azra acımasızdı,acımızı bile yaşayamıyoruz. "Nasıl yapmam gerek leydi duygusuz?"
Doğruyu söylemek gerekirse en iyi fikirler ondan çıkardı. Benim fikrim dururken başkasının fikrini önemsemeni yasaklıyorum. "Önce şu an nerede olduğunu sor,eğer müsait bir ortamda ise yanına git. Özrü nasıl dileyeceğin sana kalmış." Bunu demesinin altında bir ima vardı.
"Peki ya affetmezse ne olacak?" Hep bir ağızdan "GÜNEŞ!" diye bağırınca yüzümü ekşittim. "Tamam,önce nerde olduğunu sorayım. Sonra giderim." Telefonumu elime aldım ve odamın yolunu tuttum.
Holden geçip odama girdim. Kapıyı kapatıp kapının dibine çöktüm. Onun ismine tıkladım.
Siz:Bars.(15.35) Bir süre cevap gelmedi.
Öküz:Efendim Güneş.(15.42)
Siz:Şu an neredesin?(15.42)
Öküz:Askeriyede, neden sordun? Yoksa askeriyeye mi geleceksin?(15.43)
Siz:Hayır,sadece sordum.(15.43)
Öküz:Kızım adamı delirtme. Neden sordun?(15.43)
Siz:Merak ettim sadece.(15.45)
Öküz:İyi,görüşürüz. İşlerim var benim.(15.46)
Siz:Görüşürüzz. O önemli işlerinle ilgilen.(15.46)
Öküz çevrimdışı.
Güneş çevrimdışı.
Telefonu yatağa attım ve kıyafet seçmeye başladım. Beyaz boğazlı bir bady,siyah bir pantolon ve siyah deri ceketimi giydim.Hafif dalgalı saçlarımı düzleştirdim. Bordo bir ruj sürdüm. Kirpiklerim uzun olduğu için maskara sürmeyi sevmezdim ama özensiz görünmemeliydim.
Parfümümü sıktım ve krem çantamı elime aldım. İşte bu be! Eski beni özlemiştim. Kapıyı açtım ve odamdan çıktım. Kızlara odaklanmadan holden geçtim. Ayakkabılarımı giydim. Anahtarlarımı alıp dışarı çıktım.
Koşar adımlarla aşağı indim. Beyaz renkteki Mercedes-Benz CLE Coupé karşımdaydı. Özlemiştim arabamı. Kapıyı açıp içeri girdim ve arabayı çalıştırdım. Hızlı sürmek bana göreydi. Ama hızlı süremiyordum. Ellerim titriyordu.
10 dakika sonra askeriyeye gelmiş bulunuyordum. Arabayı park ettikten sonra anahtarı çantama attım. Kızım odasını biliyor musun? Hayır meraktan yani. Nasıl gidicez yanına?
Şaka gibi bir gündü. Odasını dahi bilmiyordum. Yatakhane bölümüne ilerledim. Nasıl olsa birine sorar öğrenirdim. Sahiden ben bunca zamandır odasını nasıl bilmiyordum?
Yavuz'u görünce bir rahatlama geldi. Ona sorsam kimseye tek kelime etmezdi. "Yavuz." Sesimi duyunca etrafa sert bakışlar attı. Beni görünce elindeki evrakları yanında ki askere verdi ve yanıma geldi.
"Güneş niçin geldin? Bi sorun mu var?" Şaşkın bakışları yüzümü tarıyordu. "Hiçbir sorun yok Yavuz." Yüzümü tarayan bakışları durdu. "Bars odası nerede?"
Anlamaz biçimde yüzüme bakıyordu. Ama cevap vermeyi akıl etmişti. "Hemen soldan dönünce 3. oda. Onu öldürmeyeceksin değil mi?" Gülmeye başladım. Cidden onu öldüreceğimi zannediyordu. Senden beklerim,yapmadığın şey değil nasıl olsa. Gerçi sen ruhsal anlamda da öldürürsün de neysee.
"Hayır Yavuz." Yavuz'u arkamda bırakıp Bars'ın odasına ilerlemeye başladım. Ay cidden odasını basıp öpecek miyiz? Lütfen yapalım. Ne münasebetle. Sadece özür dileyeceğim. Kapısının önünde durdum. Derin bir nefes aldım ve kapıyı çaldım.
İçeriden Bars'ın "Gir." dediğini duyunca içeri girdim. Bars çalışma masasında birkaç evrak ile ilgileniyordu. Beni fark edince ayağa kalkıp yanıma ilerleyişini seyrettim. "Güneş nede-" Sert bakışlarım susmasını yetmişti.
"Özür dilemeye geldim. Sakın ben sana kırılmadım benzeri laflarını boşa kullanma. Kırıldığını biliyorum. İzin ver de özür dinleyeyim." Çantamı yanımda duran askıya astım. Her hareketimi dikkatlice izliyordu.
Kızım sadece kuru bir özür dileyeceksin ne uzattın ya. KURU BİR ÖZÜR. Hani şu öpüşme olmayanından. Ya ben napabilirim bana da zor geliyor. Sabır ver Allah'ım.
~Tatlım sus derim. Bize yalan söyleyip kandıran bir adamı öpemeyiz. Katiyen olmaz. Hayır.~ Sonunda geldi aşina olduğum ses. Oh be! ~Ay bende sana aşinayım. Neyse konuyu dağıtmayalım. Özrünü dile ve gidelim.~
Yapabilirim. "Bars ben bugün dediklerim için özür dilerim. Bakışları dudaklarıma düştü ve tekrar gözlerimde sabitlendi. "Şey aslında ben sen özür dilemek için beni öpersin sanmıştım."
Eliyle tahminen yeni tıraş etmiş olduğunu düşündüğüm çenesini kaşıdı. "Ya da seni seviyorum dersin falan." Bak adam bile öpmeni beklemiş.
"Bars ben sadece özür dilemek için gelmiştim. Seni öpmemi veya seni seviyorum dememi bekleme. Ne seni seviyorum derim ne de seni öperim. Asla böyle bir şey olmayacak." Kaşları öyle mi dercesine kalktı.
"Demek asla böyle bir şey olmayacak ha! Bu kadar eminsin yani. Bak Güneş tam burada yemin ediyorum. Seni kendi rızan ile karım yapacağım ve sen kendi isteğinle beni öpeceksin. Birde sana unutamayacağın bir gece yaşatacağım." Başımı hay hay der gibi eğdim.
"Bu sözünü unutma Bars." Sadece gülmekle yetindi. Ay gülüşü ne güzel onun. Tam aşık olmalık sebep. Hem o bize yatak imasında mı bulundu. Gerçekten yaptı bunu.
"Sen de unutma müstakbel Güneş Kızıltan." Benim içim bir hoş oldu. Bize Güneş Kızıltan dediii. Koluna bir tane geçirip çantamı elime aldım. "Bu arada unutmadan söyleyeyim. İki gün sonra ki görevde bende varım komutanım."
Şaşkınca bana bakan onu geride bırakıp odadan çıktım. Bu konuştuklarımızı sindirmem gerekiyordu. Ona aşık değildim ama bu his? Tanımsızdı.
☆☆☆☆
Saat daha 03.05'ti. Ve biz gecenin bu saatinde sahur yapacaktık. Ben ve Azra dışında herkes sofrayı hazırlıyordu. Ben ise hâla tam olarak uyanmamıştım. Azra gözlerini telefondan kaldırmıyordu. Parmakları klavyenin üzerinde dolanıp duruyordu.
Ne yaptığını çok merak ediyordum. "Kiminle konuşuyorsun sen?" Kafasını en nihayetinde telefonundan kaldırdı. Yeşillerini benim mavilerimde sabitledi. "Kiminle konuşuyormuşum ben?" Soruma soruyla cevap vermişti. ~Hep böyle yapıyor alıştık.~
Gözlerimi kısarak ona baktım. "Yeni sevgili mi yaptın yine?" Güzel bir kızdı ve peşinde koşan çoktu. Ama Doğu ne olacak? Doğu Azra'dan sadece etkilenmişti. Buna aşk ya da sevgi demek saçma olurdu.
"Hayır." Cevabı beni şaşırtmaya yetmişti. "Bilinmeyen numara. Senden hoşlandım diye saçmalayıp duruyor. Bana yeşil gözlü kadın diyor. Ama kim olduğunu söylemiyor. Çıldıracağım."
Yoksa... ~Doğu.~ "Hem bana seni bir kere gördüm ama sanki hep tanıyormuşum gibiydi diyor." Siktir,cidden Doğu. Demek numarasını bunun için istemişti. Azra'ya Doğu olduğunu söylemeli miydim?
~Hayır. Bizlik bir durum yok.~
Ama Azra benim kardeşim gibi. Ona yalan söylemem kötü olur. En azından Doğu olup olmadığını öğrenelim. Aynen önce Doğu mu onu öğrenmeliyim.
Telefonumu cebimden çıkardım. Doğu'nun ismine tıkladım. Bu saatte müsait miydi? ~Bazen salak mısın diye düşünmüyor değilim ha! Eğer Azra'ya yazan Doğu ise zaten müsaittir. O değilse bile adam sahura kalkacaktır.~
Siz: Doğu uyanık mısın?(03.11)
Doğu: Evet,bir sorun mu var?(03.12)
Siz: Sana bir kere sorucam. Azra'ya yazan bilinmeyen numara sen misin?(03.12)
Dogu: Benim ama ona söyleme Güneş. Lütfen.(03.13)
Siz: Doğu kapatmam lazım. Size iyi sahurlar.(03.13)
Güneş çevrimdışı.
Doğu: Ona söyle tamam mı?(03.14)
Doğu çevrimdışı.
"Kapatın şu telefonları da karnınızı doyurun." Sofra hazırdı. "Kurabiyem her şey çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık. " Azra ağzına ballı ekmeğinden kocaman bur ısırık alarak beni başıyla onayladı.
Sahurda yenilen yemeklerin tadı da bir ayrı oluyordu. Ben de bir ballı ekmek alıp yemeye başladım. Sıcacık çayımdan bir yudum aldım. Artık sabah kahvaltısı yapamayacaktım. Çay da içemezdim.
Acaba Bars'ta şu an sahur mu yapıyordu. ~Bize ne sahur yapıp yapmamasından bizi ilgilendiren tek şey şu an karnımızı doyurmak.~ "Lara şu peynirli börekten verebilir misin?" Uzattığı böreği önümdeki tabağa koydum.
"Ata ile konuştum. Bu gece timdekiler Yavuz'un evinde sahur yapacakmış. Büyük ihtimal kuru ekmek yerler." Ben de dahil herkes gülmeye başladı. "Merak etme Bars yemek yapmayı biliyor."
Masadaki bütün gözler bana döndü. Siktir,ben bu bilgiyi nerden biliyordum? "Yani Doğu bana öyle demişti." Azra Doğu'nun ismini duyunca konuşmaya başladı. "Bu Doğu ne diye her taşın altından çıkıyor?" Bu nasıl bir soruydu.
"Her taşın altından çıkıyor derken?" Helin de anlamamıştı. "Cidden bana yazanın o olduğunu anlamadığımı mı sanıyor. Karşısında ben olduğumu bilmiyor gibi." Azra zeki kızdı. Bunu anlamasa şaşardım zaten.
"Her neyse sonuçta senden hoşlanıyor." Azra kısa saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. "Hoşlanıyor. Bunu bende biliyorum ama sorun bu değil. Sorun onun da benden sadece fiziksel özelliklerim için hoşlanması."
"Sadece bedenin için sevdiğini nereden çıkardın?" Lara da anlamamıştı. Azra tip tip Lara'ya bakınca olaya bir el attım. "Kes Lara'ya tip tip bakmayı Doğu ile yüz yüze konuşmadan bilemezsin."
Ağzına aldığı börekten tıktı. Bu kız neden bu kadar umursamazdı. "Konuşacağınıza yemek yiyin." Sürahiyi elime alıp boşalan su bardağını doldurdum.
"Yarın Aslıhan ablalardayız. Ona göre hazırlanın." Bunu onlara söylemeseydim hazırlanamadıkları için beni öldürebilirlerdi. "Gitmeden bir şeyler hazırlayalım. Elimiz boş gitmek olmaz." Doğa ağzı dolu olmasına rağmen konuştu. "Hazırlayın demek istedin herhalde."
Yemek yapmaktan nefret ederdim. Ama yaptım mı güzel yapardım. "Haberin olsun ben yapacağım kurabiyem." Ağzındakileri yutup tekrar konuştu. "Ne yapacaksın peki?" Çalışmadığım yerden sormuştu. Bi cesaretle ben yaparım demiştim ama ne yapacaktım?
"Ne yapayım?" Doğa'nın ağzından tek bir cümle çıktı.
"Bize brownie uygun." Bak işte bunu çok iyi yapıyordum. "Emriniz olur kurabiyem." Hem gülüp hem de tartışarak sahuru bitirdik. Ve herkes namazını kıldıktan sonra tekrar uyudu.
Umarım beğenmişsinizdir. Beğendiyseniz oylarını eksik etmeyin:)
