5. bölüm · Maskenin Gerçek Yüzü : Başlangıç
4.BÖLÜM: Kuzuların Son Kumsalı
O akşam, hepimiz sahildeydik. Katilin bizi çağırdığı saatte, mahallenin çıkmaz sokağında yer alan terk edilmiş akıl hastanesine gidecektik. Ve daha üç saat vardı. Yani saat tam gece yarısıydı.
Bakışlarımı denize vermiştim. Deniz o kadar güzel gözüküyordu ki, insanın içini açıyordu. Suyun sesi ve kokusu, dalgaların kayalara çarpışı. Her şey çok güzeldi. Dünya mükemmel bir yerdi ama kötülükler yokken. Düşüncelerimi bölen Selin oldu:
“Bir şey diyeceğim...” dedi elindeki çekirdeği çitlerken. Dudağına yapışan çekirdek kabuğunu eliyle aldı ve tekrar konuşmaya başladı “Bu akıl hastanesinin bir hikayesi vardı ya, onu anlatsın biriniz.”
Emre avucunda tuttuğu çekirdekleri, çekirdeğin paketin içine bıraktı ve çekirdeğin tuzundan dolayı terlemiş olan ellerini siyah kotuna sildi. Ve konuşmaya başladı :
“Benim bildiğim kadarıyla, bu hastane elli yıl öncesine ait bir hastane. ” dedi ve bekledi “Hastane ilk yapıldığında çok iyi bir hastaneymiş, ama zamanla... hastanedeki hastalar kaybolmaya ve sebepsiz yere ölmeye başlamış. Bu kayıplar zaman geçtikçe artmaya başlamış. Hastane personelleriyse, hastanede dolaşan bazı varlıklar gördüklerini iddia ediyorlarmış. Hastanenin kapanmasına neden olan olaysa, yirmi altı hastanın bir sabah, gözleri mosmor olmuş yüzleri kıpkırmızı kesilmiş bir şekilde ölü bulunmasının üzerine kapatılmış. ” dedi ve sustu.
O sustuktan sonra Melih konuşmaya başladı ve Emre’nin söylediklerine bazı eklemeler yaptı :
“Hatta, çevredekilerin bazıları geceleri hastaneden çığlıklar duyduğunu iddia ediyor. Yirmi altı hastanın ölümünden sonra devlet hastaneyi mühürlemiş ama bazı kişiler arkada ki çitlerin açıklığından içeriye giriyor. ”
“Ben korktum. Aşırı esrarlı bir olay. ”dedi Çiğdem korkuyla.
“Siz gelmeyin bana kalırsa. ” dedi Emir.
“Asla olmaz! ” diye bağırarak Emir’e çıkıştı Meva.
Meva’nın tam sol yanında oturan Hüma, sağ elinin baş parmağını üst dişlerine getirdi ve kafasını hızla geriye doğru ittirdi “Ne bağırıyorsun kızım kulağımın dibinde” dedi ve Meva’nın koluna hafifçe vurdu.
“Tamam gelin ama yeter ki bağırma.” dedi Emir. Dirseklerini dizlerine dayadı ve başının ağrıdığını belli edercesine, parmaklarıyla başını ovuşturdu.
Başını kaldırdı ve sağ tarafında oturan Melih’i “Lan saat kaç ?” Melih telefonunu açtı ve ekranı Emir’e doğru döndürdü. Emir, ekrana bakıca derin bir nefes verdi “Daha iki buçuk saat var. ” dedi.
Ellerini dizlerine vurdu ve bir hışımla ayağa kalktı “Bu saat geçmez. ” dedi “Ben biraz sahilde dolaşacağım. ” diyip arkasını döndü ve yürümeye başladı.
Meva da yerinden kalktı ve Emir’in peşinden “Kalender Meşrebim! Ben de geliyorum, beni bekle. ” diye haykırdı. Koşar adımlarla, durup onu bekleyen Emir’in yanına ilerledi.
...
Gitmelerinin üzerinden daha yarım saat bile geçmemişti ki, Emir ve Meva koşarak ve tedirgin bir şekilde yanımıza geldiler.
“Kalkın kalkın! Gidiyoruz. ” dedi Emir. Nefes nefese kalmış bir şekilde. Kim bilir ne kadar süredir koşuyorlardı. Emir bir yandan eliyle bize bakarak “Hadi kalkın. ” anlamına gelen hareket yapıyordu.
“Ne gitmesi Emir? Daha iki saat var. ” dedi Emre şaşkınlıkla.
Emir hiçbir şey söylemedi. Emre’nin başına gitti, sanki küçük bir çocuk gibi Emre’nin lacivert rengi tişörtünü çekiştirmeye başladı. Onu ilk defa bu kadar korkmuş görüyordum.
“Bu anlatmıyor, bari sen anlat. ” dedi Selin, Meva’ya hitap ederek.
“Ya... bize mesaj atan gizli numara var ya, ” dedi. Durdu. Yutkundu ve bir defa nefes alıp tekrardan konuşmaya başladı. Hepimiz pür dikkat kesilmiş onu dinliyorduk “Yine mesaj attı. Sürüden ayrılanı kurt kapar kuzucuklarım diye. ” dedi ve telefonunu çıkarıp her birimize mesajı gösterdi.
Bu ruh hastası resmen üzerimize çip takmış bizi takip ediyordu.
“Kimse bir yere gitmiyor bundan sonra.” dedim “Tuvalete bile gidilecekse birlikte gideceğiz. ”
...
Telefonumdan saate baktım ve yavaş yavaş yerimden kalktım “Artık kalkmalıyız bence, otuz yedi dakika kalmış. ” dedim.
Benim bunu demem üzerine, sanki herkes bu anı bekliyormuş gibi yerinden kalktı.
...
Hastanenin sokağı o kadar korkutucuydu ki. Adeta kuş uçmaz, kervan geçmez sözü bu sokak için söylenmişti. Ağı ağır hastaneye doğru yürüyorduk.
Hastane eski bir yapı olmasına rağmen oldukça görkemli gözüküyordu. Tamamen taştan yapılmış bir binaydı. Görkemli görüntüsünün yanında bir o kadar da ürkütücü duruyordu. Binaya giriş için kullanılan, iki taraflı sarmal merdivenin bazı basamakları yıkılmıştı. Üst kattaki balkonun korkulukları kırılmıştı ve camları paramparça olmuştu
O görkemli bina gökyüzüne kadar uzanıyordu. Adeta gökyüzünün bir parçası gibiydi.
Hastanenin önüne geldiğimizde durduk. Etraf çok sessizdi ve ben sessizlikten hiç hoşlanmazdım. Sadece baykuşların ötüşleri vardı.
Bu sessizliği bölen yine bir bildirim sesi oldu. Yine o ruh hastasından gelmişti kesin. Telefonumu almak için elimi cebim attım ve “Haydi bismillah! Yine başlıyoruz.” dedim. Evet doğru bilmiştim. Mesaj aynı ruh hastasından gelmişti.
Bilinmeyen Numara: Hoş geldiniz kuzucuklarım.
