15. bölüm · Maskenin Gerçek Yüzü : Başlangıç
13.BÖLÜM: Süpriz Oyunlar
Büyük bir odadaydık. Odada yan yana, tek kişilik, dört yatan yer alıyordu. Yatakların her birini karşında minimal boyutta giysi dolabı bulunuyordu. Yerde antika bir halı ve duvarda antika bir saat vardı. En sağda, camın önünde, küçük ve eski tarzda bir oturma köşesi bulunuyordu.
Kısa bir süre odayı inceledim. Oturma grubunun hemen yanındaki yatağa oturdum. Elimi yatağın çarşafında gezdirdim.
“Ne yapacağız?” dedi Emre tedirginlikle.
Kimseden çır çıkmadı. Melih oturma grubuna oturdu. Ben de yerimden kalktım ve Melih’in yanına camın önüne yerleştim.
Burası ormanın içerisinde yer alıyordu. Malikanenin etrafı uzun ve sık ağaçlarla çevriliydi. Camdan atlayabilirdik belki. Ama olmazdı. Hem en üst kattaydık, hem de camlarda parmaklıklar bulunuyordu. Uzun uzun camın önünde nasıl kaçabiliriz diye düşündüm durdum ama hiçbir şey bulamadım.
...
Uzunca bir süre bir şey yapmadan dışarıyı seyrettim. Hızla kafamı kaldırdım ve duvardaki saate diktim gözlerimi. Saat gece on ikiyi geçmişti bile. Bu gece uyumayı düşünmüyordum ama bazen hayat hayat bizim düşündüğümüz gibi olmazdı.
Gözlerime hakim olamamıştım. Sanki gözlerim halatlarla aşağıya çekiliyordu. Uyumamak için çok direnmiştim ama olmamıştı en sonunda uyuya kalmıştım.
...
Uykumdan ruh hastasının bet sesiyle uyandım.
Uyanın kuzucuklarım.
Sıçrayarak uyanmıştım. Gözlerimi ovuşturdum ve esneyerek diğerlerine baktım. Ardından “Ne oluyor ya?” dedim bitkinlik dolu bir sesle.
Beni duymuş olmalıydı, tekrardan konuştu:
Dolaplarınızda size ait kıyafetler var. Onları giyin ve beklemeye başlayın. Birazdan sizi almaya gelecekler kuzucuklarım.
Emir yerinden kalktı ve yatağının karşısında bulunan dolaba doğru ilerlemeye başladı. Dolabın kapağını açtı ve “Bu ne lan?” diye bağırdı.
Kaşlarımı çattım “Ne oldu? Ne var?” anlamına gelen meraklı bir bakış attım.
Elini dolabın içine daldırdı ve kıyafeti eline alıp bize gösterdi,
Elinde, renkli renkli bir palyaço kıyafeti vardı. Hızla yerimden fırladım ve bana ait olan dolabı açtım. Benimkinde de aynı palyaço kostümü vardı. Ve diğerleri, onlarda da aynı kostüm vardı.
“Giymem lan ben bunu,” diye haykırdı Emir.
Giyeceksin kuzucuk. Süzgeç olmak istemiyorsan giyeceksin.
Dediğini yine yaptık ve istemeye istemeye kostümleri giydik.
Melih bir kahkaha patlattı bize bakarak.
“Sen kendi tipine bak önce. Mal,” dedi Emre.
Emir’in siniri gözlerinden okunabiliyordu. Sinirli olduğu halde o kostümün içinde hiçte ciddiye alınacak gibi değildi. Emir’e laf ediyordum ama ben de sinirliydim. Bu adam iyice bu işin cıvığını çıkarmıştı.
Kapının kilidi açıldı ve içeriye o adamlardan biri girdi. Hepsi birbirinin aynısıydı, ayırt etmek çok zordu. Kalın ve kart sesiyle “Hadi kalkın, patron sizi bekliyor.”
Odadan çıktık ve kapının önünde kızların dışarıya çıkmasını bekleye başladık. Kızlar sonunda odadan çıktı.
Onlar da tıpkı bizim gibi bir durumdaydı..
Meva kıkırdadı ve Emir’e bakarak “Bizden daha beterleri de varmış,” dedi.
Meva’nın lafı üzerine diğerleri de kıkırdadı.
Bu haldeyken bile gülebiliyorlardı.
Emir kaşları çattı ama hiçte sert olmayan bir bakışla Meva’ya bakmaya başladı.
“Tamam tamam.. Bir şey demedim,” dedi Meva ama hala gülmeye devam ediyordu. Onun gülmesini durduran maskeli adam oldu:
“Gülmeyin, patron sizi bekliyor.”
...
Dün akşam yemek yediğimiz odanın önüne geldiğimizde yine kapının önünde durduk. Aynı adam kapıyı tıklattı ve içeriye girdi.
Adam içeriye girdiğinde Meva yine konuştu:
“Kalender meşrebim gerçekten komik olmuşsun. Bunu kabul et,” dedi. Sağında ve solunda duran Selin’le Çiğdem, Meva’yı dirsekleriyle “Sus artık” anlamına gelen bir bakışla dürttüler. Meva kızlara “Ne ya?” der gibi bakış attı.
“Tamam Ballım. Ama, şuan bunu konuşacak bir durumda değiliz,” dedi. Söz konusu Meva olunca sert davranamıyordu.
“Tamam,” dedi ve dudaklarını büzdü.
Maskeli adam içeriden çıktı “Patron sizi bekliyor,” dedi açık olan kapıyı girmemiz için tutarken.
Dün akşamki gibi yine görkemli masa bizi bekliyordu ama bu sefer masa kahvaltı masasıydı. Masanın ucundaysa ruh hastası oturuyordu.
Her birimiz masanın önünde dizildik. Ruh hastası bize bakarak konuştu:
“Hoş geldiniz kuzucuklarım,” dedi “Hepiniz çok güzel olmuşsunuz,” diye ekledi gülerek.
“Ben seni güzel yaparım da...” dedi Emir kısık bir sesle ve dişlerini sıkarak.
“Bir şey mi dedin kuzucuğum? Duyamadım.”
“Demedi demedi,” dedi Hüma hızla.
Eliyle masayı gösterdi “Geçin hadi” dedi.
Dediğini ikiletmeden yaptık ve hepimiz dün oturduğumuz yerlere oturduk.
“Hadi yiyin,” dedi.
“Selin suç işliyorsunuz! Türk Ceza Kanunu’nun 109. Maddesi, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaktır. Cezası bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır,” dedi Selin çıkışarak.
“Adamlar zaten organize suç çetesi. Sence umurlarında mı?” dedi Melih kısık bir sesle Selin’e bakarak. Sonrasında ruh hastasına doğru döndü ve aptalca gülümsemeyle ona baktı.
Yine çok nadir bir an yaşanıyordu. Melih çok haklıydı. Adamlar suç örgütüydü ve hiçbir şey umurlarında değildi. Onlar için suç işlemek bir hobiydi.
“Ne ya?” der gibi bakış attı Selin, Melih’e bakarak.
Ruh hastası kollarını masaya yasladı ve Selin’e doğru eğilerek “Öyle mi kuzucuğum. Çok korktum,” dedi. Kollarını sanki kelepçelenmiş gibi önünde birleştirdi ve ellerini Selin’e doğru uzatarak “Lütfen bana ve aileme zarar vermeyin avukat hanım,” dedi alayla.
Bir anda ciddileşti ve tekrar konuştu:
“Demek... Oyunlarımıza erkenden başlamak istiyorsunuz. Tamam, ben de sizi kırmayacağım,” dedi. Arkasına yaslandı ve adamlarını odaya çağırdı.
“Çok sağ ol, çok sağ ol Selin,” dedi dişlerini sıkarak Meva “Belki yaşama ihtimalimiz vardı ama o ihtimal iyice düştü,” diye ekledi.
Odaya paldır küldür maskeli adamlar daldı. Ama bu sefer sayıları iki katına çıkmıştı.
“Hanımefendi ve beyefendileri bahçeye çıkaralım,” dedi adamlarına. Bize döndü “İlk oyununuz bahçede.”
Allah’ım sen bize yardım et ya rabbim. Kim bilir bu ruh hastası bize neler yaptıracaktı. Adam üzerimize palyaço kıyafeti giydirmişti, bizi iyice şaklabanı yapacaktı.
Sevgili okurlarım önceki bölümlerde bazı hatalarım var. Zamanla onları düzelteceğiz.
