19. bölüm · Maskenin Gerçek Yüzü : Başlangıç
17. BÖLÜM: Kritik Anlar
Saat iki buçuğa geliyordu ama biz hiçbir şey yapmamıştık. Daha doğrusu yapamamıştık. Boş boş odada oturuyorduk ve halen daha üzerimizde toz toprak içinde ki palyaço kıyafeti vardı.
“Sizce kızlar dediklerini yaparlar mı?” dedi, ayaklarını uzatmış bir şekilde yatağında oturan Melih.
“Yok be,” dedim ama sözümü bitiremedim. Çünkü odanın kapısı açılmıştı. Hepimiz, gözlerimizi kapıya dikmiş merakla bakıyorduk. Kapının açıklığından bir silah gösterildi. Devamında bir kahkaha koptu.
“Ne oldu? Şiştiniz mi?” diye bir ses duyuldu. Bu ses Selin’e aitti “Gelin gelin, şu tiplere bakın.”
Kızlar birer birer içeriye girdiler. Halen şoku atlatmış değildik. Nasıl o adamı atlatmışlardı?,
“Vallahi şey gibi kaldınız,” dedi Meva sırıtarak.
“Siz nasıl yaptınız?” dedim.
“Cazibemizle demek isterdik... Ama, bilek gücüyle,” diye cevap verdi Selin. Sağ elinin parmaklarını içe doğru büktü, hafifçe üfledi ve elini ters çevirip parmaklarına bakmaya devam etti.
“Hadi hadi, uyuşuklanmayın da şu manyakla olan hesabımızı kapatalım,” dedi Selin.
Her birimiz olduğumuz yerden kalktık. Melih’se hala oturuyordu.
“Ben bunlardan korkmaya başladım,” dedi Melih.
“Kork bence de,” dedi Çiğdem tehditkar bir tavırla.
“Kalk geri zekalı kalk. Biraz daha oyalanırsak sıçırtacaklar,” dedi Emre.
Odanın kapısının önünde, maskeli adam boylu boyunca, baygın bir şekilde yatıyordu. Adama aldırış etmeden yanından geçip merdivenlere ulaştık. Merdivenden inerken Emir, Selin’in arkasına doğru yanaştı “Ben onu alayım,” dedi ve Selin’in elinden silahı çekip aldı. “Adamı alt etmiş olabilirsiniz ama... Yine de silah bende kalsın” diye ilave etti ve en öne geçti.
Sakın ses çıkarmayın. Adam varsa ben indireceğim, siz burada durun” dedi ve gözden kayboldu. Peşinden iki defa silah patlama sesi duyuldu “Aşağıya gelin,” diye kısık bir sesle bize selendi.
Aşağı kata indik. Yerde, kanlar içinde, maskeli iki adam yatıyordu. Emir adamların silahlarını aldı ve birini bana diğerini Emre’ye verdi. Melih’i işaret ederek “Buna hemen vermeyelim. Bu kendini falan vurur,” dedi.
Merdivenlerden yukarıya koşarak maskeli iki adam çıktı. Gözünü bile kırpmadan, eli dahi titremeden adamları indirdi. Adamların silahlarını aldı ve birini Melih’e uzattı “Düzgün ve dikkatli kullan,” dedi. Melih başını “Tamam” anlamında salladı. Diğerini ise Selin’e uzattı “Sen zaten kullanırsın.”
Silahıyla aşağı katı işaret ederek “Aşağıya ineceğiz, kızları ortamıza alalım,” dedi bize bakarak. Dediğini hemen yaptık ve kızları ortamıza alıp giriş katına indik.
Ruh hastasının her zaman oturduğu, yemek yediğimiz odanın önü geldiğimizde durduk. Emir alçak bir sesle konuştu:
“Ben sanki adamlarından biriymişim gibi kapıyı tıklatacağım ve içeriye gireceğim, siz de peşimde gireceksiniz, eğer buradaysa işini bitireceğiz. Dikkat edin içeride adamları olabilir. Herkes silahına sarılsın”
Emir kapıyı tıklattı. İçeriden hiçbir ses duyulmadı. Acaba yok mu? diye düşünüyordum ki, içeriden “Gir, ” diye bir ses duyuldu ama bu ses ruh hastasının sesinden biraz farklıydı. Sanki hasta olmuş gibiydi. Gebersin şerefsiz.
Bu herif hep bu odada mı bekliyor?
Emir yavaş yavaş kapıyı araladı ama tam olarak açmadı. İlk olarak, kapıdan gözüken kısımda kimse var mı diye kolaçan etti. Ama, kimsecikler görünmüyordu. Hızla kapının tamamını açtı ve içeriye daldı.
Odada ruh hastasından başka kimse bulunmuyordu. Yine, o iğrenç maskesiyle masanın en başında oturuyordu. Emir silahını doğrulttu, onunla birlikte biz de silahlarımızı ona doğrulttuk. Ruh hastası o iğren sesiyle “Beni mi öldüreceksiniz kuzucuklarım. Silahı tutmak değil, önemli olan tetiği çekebilmek, siz de onu asla yapamazsınız,” dedi iğneleyici sesiyle. Hiçbirimiz ağzımız açıp tek bir kelime dahi etmedik. Bir tek Emir konuştu:
“Bir daha görüşmemek dileğiyle... Orospu çocuğu,” diye tıslayarak ve işaret parmağı art arda dört defa tetiğe baskı uyguladı. Acımada, ruh hastasını kalbinin en orta yerinden vurmuştu. Bu an karşısında her birimiz gözlerimizi kıstık refseksel olarak.
“Bakalım şerefsiz kimmiş?” dedi Emir. Kanlar içerisinde, deri sandalyede yatan ruh hastasının yanına doğru adımlarken.
Biz kapının önünde dikiliyorduk. Çiğdem, açık olan kapıyı eliyle ittirdi ve “Biri gelir Maazallah,” dedi.
Emir, kafası geriye düşmüş olan ruh hastasının maskesini araladı. Yüzünü hem korku, hem de şaşkınlık olan bir ifade kapladı.
“Ne oldu? Kimmiş?” dedi Emre. Sesi hem heyecanlı, hem de meraklıydı.
“Gelin kendiniz bakın. Ben söylemeyeyim.”
Koşar adımlarla Emir’in yanı gittik. Emir bir adım geriye çekildi. Katilin yüzünü gördüğümüzde, hepimizin yüzüne Emir’in ifadesi gibi bir ifade kapladı. Dehşetle birbirimize baktık.
“Bu olamaz, bu o olamaz,” dedi Hüma dehşetle.
Ama bu oydu. Yine ve yine, hiç aklımıza gelmeyecek biriydi.
