Mafyanın Aşkı kitap kapağı

2. bölüm / 9

Mafyanın Aşkı

BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler

Vaveyla Yazarı: E Toplu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler

Dolunay
Sabahın erken saatlerinde üzerime rahat bir şeyler geçirip kendimi dışarı attım. Polis okulunun o yoğun, stresli temposundan kaçıp biraz nefes almaya ihtiyacım vardı. Mezuniyetime çok az kalmıştı ve zihnim sürekli gelecekteki görevlerimle meşguldü. Yolumun üzerindeki o şirin kafeye geçip oturdum. Kendime sıcacık, dumanı tüten bir kahve ve yanında enfes bir çikolatalı pasta söyledim. Bir yandan tatlımı yerken bir yandan da telefonuma dalmıştım; ekrandaki bildirimleri inceliyor, dış dünyadan tamamen soyutlanıyordum.
Kafeden çıkıp karşı kaldırıma geçmek üzere hamle yaptığımda da gözüm hala telefonun ekranındaydı. Çevremdeki sesleri, yaklaşan motor gürültüsünü fark edemeyecek kadar dalgındım. Tam o anda, keskin bir fren sesi caddede yankılandı. Başımı kaldırmaya vaktim kalmadan, devasa bir zırhlı aracın bana çarptığını ve bedenimin acıyla asfalta savrulduğunu hissettim. Sonrası derin bir karanlıktı.
Ateş
Sabah feci bir baş ağrısıyla gözlerimi açtım. Dün gece yeraltındaki o ihtiyar mafya babaları yine tepeme çökmüş, evlenmem gerektiğine dair saçmalıkları önüme koymuşlardı. "İmparatorluğun başına geçiyorsan bir düzenin olmalı Ateş Barutçu" deyip duruyorlardı. Sinirlenip masayı terk etmiş, sabaha kadar içmiştim. Sızıp kaldığım yataktan kalkar kalkmaz kendimi soğuk bir duşun altına attım. Su, zonklayan şakaklarımı biraz olsun hafifletmişti.
Evden çıkıp depoya doğru sürmeye başladım. Direksiyon başındayken aklımda hala aynı soru vardı: Törenin ve konseyin istediği o kadını nereden, nasıl bulacaktım? Tam bu düşüncelere dalmışken, aniden önüme bir kız çıktı. Son anda panikle frene bassam da artık çok geçti; araba kıza çarpmıştı. Kalbim hızla çarparken kapıyı açıp aşağı fırladım. Kız yerde hareketsiz yatıyordu.
"Hanımefendi! İyi misiniz?" diye bağırdım, sesimde ilk kez kontrol edemediğim bir panik vardı. Cevap vermedi. Hemen yanına çöküp parmaklarımı boynuna bastırdım; nabzı zayıf da olsa atıyordu. Çok dikkat ederek onu kucağıma aldım, adeta kırılacak bir porselen gibi taşıyarak Range Rover’ın arka koltuğuna yatırdım. Gaza sonuna kadar basıp en yakın hastaneye sürdüm.
Acilin kapısından içeri girer girmez sesim duvarları titretti: "Sedye getirin! Çabuk!"
Kızı hızla sedyeye yatırdıklarında doktor yanıma koştu. "Ne oldu, nesi var?" diye sordu telaşla. Nefes nefese, "Yolda giderken aniden karşıma çıktı, frene bastım ama çarpmaktan kurtulamadım," dedim. Doktor hemen arkasındaki hemşireye döndü: "Tamam, acil tomografi alıyoruz!"
Tam bir saat boyunca koridorda adımladım. Sonunda doktor içeriden çıktığında sabırsızca öne atıldım. "Neyi var? Durumu nasıl?" Doktor sakinleştirmek ister gibi elini kaldırdı: "Sakin olun Ateş Bey. Kafasını çarpmış, bir de sağ ayağında kırık var. Hastayı normal odaya alıyoruz."
"Görebilir miyim?" diye sordum hemen. "Tabii, 117 nolu odada. Uyanınca tekrar kontrole geleceğim, geçmiş olsun," deyip uzaklaştı.
Dolunay
Kolumdaki keskin ve sızılı bir acıyla gözlerimi açtım. Beyaz tavanı ve burnuma gelen o ilaç kokusunu fark ettiğimde hastanede olduğumu anladım. "Ben nasıl buraya geldim?" diye düşünürken, hafızamın köşesinden o zırhlı aracın bana çarpma anı bir film şeridi gibi geçti. Başımı hafifçe çevirdiğimde yatağımın ucunda dikilen o adamı gördüm. Çok yakışıklı, sert hatları olan, heybetli biriydi. İçimden, “Neyse bana ne, Allah sahibine bağışlasın,” diye geçirdim ve çatallı sesimle sordum: "Kimsiniz?"
"Ben size çarpan kişiyim," dedi adam, ses tonu derinden geliyordu ama kendini savunma ihtiyacı hissetmişti. "Ama benim bir suçum yok, önüme birden fırladınız."
Düşününce haklıydı. Telefona o kadar dalmıştım ki koca arabayı bile görmemiştim. "Şey... Evet, haklısınız beyefendi," diye mırıldandım çaresizce. "Ben bir doktoru çağırayım," dedi ve hızla odadan çıktı. Oysaki daha adını bile öğrenememiştim.
Beş dakika sonra o adamla birlikte 40-45 yaşlarında olan doktor içeri girdi. Doktor yatağıma yaklaşıp, "Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" diye sordu. "İyiyim, teşekkür ederim. Ne zaman çıkabilirim?" diye sordum sabırsızca. Doktor gülümsedi: "Bu kadar aceleci olmayın, en az iki gün buradasınız."
"Ama benim okulum var!" diye itiraz ettim panikle. Doktor acıyan gözlerle baktı: "Zaten bir süre okula gidemeyeceksiniz. Bacağınızdaki alçı yüzünden..."
O söyleyene kadar bacağımdaki o ağır beyazlığı fark etmemiştim bile. "Bacağıma ne oldu?" Doktor, "Çarpmanın şiddetiyle kırılmış, iki ay alçıda kalacak," dedi ve ekledi: "Hastaneden çıktıktan sonra çok iyi bir bakıma ihtiyacınız var. Size bakacak, ilgilenecek biri var mı?"
Doktorun sorusuyla suratım anında düştü. Kimsesizdim, yetimhanede büyümüştüm. "Ben kendi kendime bakarım," dedim sesimi dik tutmaya çalışarak. Doktor kaşlarını çattı: "Olmaz, ayağa kalkmanız kesinlikle yasak. İki ay boyunca bu ayağın üzerine basmayacaksınız."
Tam doktora tekrar itiraz edecekken, beni hastaneye getiren o adam aniden lafa atladı: "Ben bakarım doktor bey. Siz reçeteyi ve ilaçları yazın, bugün çıkartalım hastamızı."
Duyduğum şeyle şoka girmiştim. Ağzım açık adama bakarken doktor, "Peki Ateş Bey, çıkış işlemlerini başlatıyorum. Çok ağrısı olursa bu iğneyi yaptırın," diyerek ona bir reçete uzattı. Adamın adının Ateş olduğunu da böylece öğrenmiştim.
"Gerek yok, ben kendime bakabilirim!" diye üsteledim ama Ateş sözümü sertçe kesti: "Hiç itiraz istemiyorum, ben bakacağım."
Daha ne olduğunu anlayamadan beni yatakta kucağına aldığı an bir çığlık bastım: "Ne yapıyorsun! İndirsene beni!" Ateş, gözlerimin içine bakarak sarsılmaz bir sesle konuştu: "Doktor ne dedi? Ayağa kalkmak yok."
Düşününce haklıydı, başka çarem de yoktu. İtiraz etmeyi bıraktım ve düşmemek için kollarımı mecburen onun boynuna sardım. Hastaneden çıktığımızda kapının önündeki son model Range Rover’a doğru ilerledik. Ben hala şaşkın bir şekilde etrafa bakarken, Ateş hafifçe fısıldadı: "Bakmayı kes de cebimden anahtarı çıkartıp kapıyı aç."
Dediğini yaptım, montunun cebine uzanıp anahtarı buldum ve kapıları açtım. Beni dikkatlice arka koltuğa, bacağım koltuğun üzerine düzgünce denk gelecek şekilde yatırdı. Ardından kendisi şoför koltuğuna geçti. Araba yavaşça hareket ederken, hastanede yapılan ilaçların etkisiyle göz kapaklarım ağırlaştı ve derin bir uykuya daldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.