9. bölüm / 9
Mafyanın Aşkı8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA
Bölümler 9Şu an: 8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA
- 1 Karakter Tanıtımı57 kelime
- 2 BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler837 kelime
- 3 2. BÖLÜM: TEHLİKELİ MİSAFİR518 kelime
- 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE717 kelime
- 5 4. BÖLÜM: CAN PAZARI586 kelime
- 6 5. BÖLÜM: YOĞUN BAKIM VE YENİ SÖZLER578 kelime
- 7 6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI711 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ÇAPRAZ ATEŞ622 kelime
- 9 8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA550 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dolunay’ın Anlatımıyla:
Umut’un anlattığı gerçeklerin şokunu henüz atlatamamıştım ki odanın kapısı adeta kırılırcasına gümbürtüyle açıldı. İçeriye Ateş’in kapıda bekleyen sağ kolu Hakan girdi. Yüzü buz gibiydi ve gözlerinde daha önce görmediğim cinsten vahşi bir panik vardı. Arkasındaki korumalardan ikisi de hızla odaya sızıp kapıyı arkalarından kilitledi.
Hakan doğrudan Umut’a doğru yürüdü ve yakasını kavradığı gibi onu sandalyeden havaya kaldırdı. "Dışarı çıkıyorsun çocuk. Hemen, şimdi!" diye kükredi.
Umut bir polis refleksiyle hemen Hakan'ın bileğini yakaladı, gözlerini dikti. "Ne yapıyorsun sen lan?! Bırak beni! Ben polis adayıyım, bana dokunamazsın!"
"Zorluk çıkarma, o üniformanı burada bana parçalatma!" dedi Hakan, silahının kabzasını ceketinin altından bilerek göstererek. "Abi kesin emir verdi, bu odadan sağ çıkmak istiyorsan ikile!"
"Hakan, ne yapıyorsun?!" diye bağırdım yataktan, dikişlerimin acısını umursamayan bir feryatla. "Bırak arkadaşımı! Ne oluyor burada?!"
Hakan bana döndüğünde sesini biraz yumuşattı ama acelesi her halinden belliydi. "Yenge, vaktimiz yok. Hastane kuşatıldı. Seni hemen buradan çıkarmamız lazım." Sonra adamlarına döndü: "Atın şunu dışarı!"
İki devasa koruma Umut’u kollarından kavradığı gibi, o ne kadar dirense de kapıyı açıp koridora fırlattılar. Tam o sırada, kapının dışından derin bir patlama sesi ve ardından çığlıklar yükseldi. Hastanenin alt katlarından gelen o kuru silah sesleri odaya kadar yankılandı. Çatışma başlamıştı.
Hakan hiç vakit kaybetmeden yatağın kenareti geldi, üzerimdeki çarşafı hızla çekti. "Yenge, yürüyemezsin biliyorum. Kusura bakma," dedi ve beni yavaşça kucağına aldı. Alçılı bacağı sızlarken korkuyla göğsüne tutundum. Umut’un haklı olduğunu o an anladım; Ateş Barutçu’nun dünyası tamamen kan ve baruttan ibarettir.
Ateş Barutçu’nun Anlatımıyla:
Gaza sonuna kadar basmıştım, arabanın lastikleri hastanenin önündeki asfaltta çığlık atarak durdu. Arabadan indiğim an hastanenin ana girişinden dışarı kaçışan, çığlık atan insanları gördüm. Kulakları tırmalayan silah sesleri yukarıdaki katlardan yankılanıyordu. Yavuz’un şerefsizleri hastaneye girmişti bile.
Belimdeki siyah Glock marka silahı çıkarıp namluyu doldurdum. Yanımda getirdiğim Kerem ve diğer üç adama döndüm. "Arka kapıya gidiyoruz. Hakan Dolunay'ı aşağı indirmeye çalışıyor olmalı. O kızı o koridordan sağ salim çıkaracağız. Karşınıza kim çıkarsa indirin!"
Hastanenin acil servis kapısından içeri daldık. Her yer duman altındaydı, camlar aşağı inmişti. Tam merdivenlere yönelecekken koridorun diğer ucundan siyah maskeli iki adam belirdi. Ellerindeki otomatik silahları bize doğrulttukları an acımadan tetiğe bastım. İkisi de göğüslerine yiyen kurşunlarla yere serildi.
"Kerem, merdivenleri tutun!" diye bağırdım ve asansörlerin olduğu koridora fırladım.
Onlara bir an önce ulaşmam gerekiyordu. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, yeraltında girdiğim hiçbir çatışmada bu korkuyu yaşamamıştım. Ben ölümden korkmazdım, ama o kızın o kör kurşunlardan birini yeme düşüncesi beni delirtiyordu.
Sonunda yangın merdiveninin kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Hakan, kucağında suratı korkudan bembeyaz olmuş Dolunay ile merdivenlerden aşağı fırladı. Onu o halde, Hakan'ın kucağında gördüğüm an nefesim kesildi. Dolunay da beni elinde silahla, etraf kan gölüyken gördüğünde gözlerindeki o saf dehşeti yakaladım. Kim olduğumu, ne olduğumu artık tamamen anlamıştı.
Hızla yanlarına koştum, Dolunay’ı süzdüm. "İyi misin? Bir şeyin var mı?!" diye haykırdım silah seslerinin arasında.
Dolunay ağlamaklı ama öfkeli bir sesle yüzüme haykırdı: "Sen kimsin?! Bırak beni, sen ne tür bir canavarsın?!"
Cevap vermedim. Hakan’ın kucağından onu sert ama canını yakmayacak bir şekilde kendi kucağıma aldım. Onu göğsüme bastırıp arkamı kurşunların geldiği yöne çevirdim. Vücudumu ona siper etmiştim; gelecek her mermi Dolunay’a değil, önce bana gelmeliydi. Tam o sırada arkamızdan bir şarjör mermi daha boşaldı, yangın merdiveninin demir kapısı delik deşik oldu.
"Şimdi hesap sorma vakti değil güzelim," dedim, onu kurşunlara karşı kendi gövdemle koruyarak çıkış kapısına doğru hızla koşarken. "Şimdi yaşama vakti."
Bölüm etkileşimi
