7. bölüm / 9
Mafyanın Aşkı6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI
Bölümler 9Şu an: 6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI
- 1 Karakter Tanıtımı57 kelime
- 2 BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler837 kelime
- 3 2. BÖLÜM: TEHLİKELİ MİSAFİR518 kelime
- 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE717 kelime
- 5 4. BÖLÜM: CAN PAZARI586 kelime
- 6 5. BÖLÜM: YOĞUN BAKIM VE YENİ SÖZLER578 kelime
- 7 6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI711 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. BÖLÜM: ÇAPRAZ ATEŞ622 kelime
- 9 8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA550 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dolunay’ın Anlatımıyla:
Yoğun bakımdan çıkıp normal odaya alınmamın üzerinden birkaç saat geçmişti. Ağrılarım ilaçların etkisiyle hafiflemişti ama kafamdaki soru işaretleri gitgide büyüyordu.
Yatağımda hafifçe doğrulmaya çalışırken odanın kapısı aralandı. İçeri giren Ateş’in arkasındaki koridorda, takım elbiseli en az dört adamın heykel gibi beklediğini gördüm. Sadece basit bir trafik kazası geçirmiştik ama hastane katı resmen abluka altındaydı. Bir iş adamının bu kadar korumaya, hem de özel bir hastanenin koridorunu kapatacak kadar güce sahip olması normal miydi?
Ateş elindeki taze sıkılmış meyve suyu bardağıyla yatağın kenarına oturdu. Yüzündeki yorgunluğa rağmen bana bakarken gözlerinin içi parlıyordu.
"Kendini nasıl hissediyorsun? Ağrın var mı?" diye sordu, bardağı komodinin üzerine bırakırken.
"Daha iyiyim," dedim gözlerini onun yüzünden ayırmadan. "Ateş, bir şey soracağım. Koridordaki o adamlar kim? Neden kapıda bekliyorlar?"
Ateş’in yüzündeki o sıcak ifade bir anlığına kasıldı, gözlerini benden kaçırdı. Ama hemen toparlayıp rahat bir ses tonuyla cevap verdi: "Şirketin güvenlikleri güzelim. Kazayı duyunca hastaneye akın etmişler. Endişelenecek bir şey yok."
"Sıradan bir kaza için fazla büyük bir önlem değil mi? Ayrıca karşı şeritten bize çarpan o adam... Kim olduğu belli oldu mu?" diye sordum. Polislik içgüdülerim devreye girmişti.
Ateş tam ağzını açıp cevap verecekken odanın kapısı sertçe vuruldu. İçeriye nefes nefese, üzerinde üniformasıyla polis okulundan en yakın arkadaşım olan Umut girdi. Umut beni bu halde görünce hızla yatağın yanına koştu. "Dolunay! İyi misin kızım? Okulda kazayı duyunca deliye döndüm!"
"İyiyim Umut, sakin ol... Geçti bitti," dedim gülümsemeye çalışarak.
Umut rahat bir nefes alıp başını kaldırdığında, yatağın kenarında oturan Ateş’le göz göze geldi. Ateş, oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Boyuyla ve o karanlık, sert aurasıyla odadaki havayı bir anda değiştirdi. Umut, bir polis adayı olarak Ateş’i baştan aşağı süzdü; gözlerinde net bir şüphe belirdi.
"Geçmiş olsun beyefendi," dedi Umut, sesini resmi tutmaya çalışarak. "Kazayı yapan arabanın sürücüsü sizsiniz herhalde?"
Ateş, Umut’un elini mesafeli bir şekilde sıktı. "Ateş Barutçu. Evet, arabayı ben sürüyordum."
Umut, "Barutçu mu?" diye mırıldandı. İsmi bir yerden hatırlıyor gibi kaşlarını çattı. Tam o sırada Ateş’in cebindeki telefon titremeye başladı. Ateş ekrana baktı, yüzü anında ciddileşti.
Bana döndü, sesini yumuşatmaya çalışarak: "Bana müsaade. Dolunay, sen dinlenmene bak. Bir ihtiyacın olursa Hakan kapıda," diyerek hızla odadan çıktı.
Ateş Barutçu’nun Anlatımıyla:
Cebimdeki telefon titrediğinde gözlerimi o üniformalı çocuktan zorlukla ayırdım. Ekranda Kerem’in adını görünce yüzüm ciddileşse de içimdeki asıl gerginlik bambaşkaydı.
Odaya fırtına gibi giren o çocuk, Dolunay’a "kızım" diyerek öyle bir yaklaşmıştı ki, ellerimi yumruk yapmamak için kendimi zor tutmuştum. Hayatımda ilk kez birini bu kadar deli gibi kıskandığımı hissediyordum. Kimdi bu velet? Polis okulundan arkadaşı olması, ona Dolunay’ın yatağının dibine kadar sokulma hakkını mı veriyordu? Dolunay da ona gülümsemişti üstelik. Odadaki varlığım o çocuk içeri girdiği an sanki gölgelenmişti ve bu durum canımı fena halde sıkmıştı. Bir çırpıda Dolunay’a döndüm, sesimin kıskançlıktan sertleşmesini engellemeye çalışarak, "Bana müsaade. Dolunay, sen dinlenmene bak. Bir ihtiyacın olursa Hakan kapıda," dedim. Çocuğa dik dik, adeta 'Ayağını denk al' der gibi ters bir bakış fırlatarak hızla odadan çıktım.
Odadan çıkıp kapıyı kapattığımda Hakan’ın eşikte nöbet tuttuğunu gördüm. Ona başımla içeriyi, özellikle de o veledi işaret ederek tersçe mırıldandım: "Gözün içeride olsun Hakan. Kimsenin Dolunay'a fazla yaklaşmasına izin verme."
Ardından koridorun tenha köşesine geçtim ve Kerem’den gelen aramayı açtım.
"Söyle Kerem, ne oldu?"
"Abi, hastanenin kapalı otoparkında şüpheli bir hareketlilik vardı," dedi Kerem, sesini alçaltarak. "Bizim çocuklar otoparkta dolanan bir iti yakaladı. Kazayı yaptıran o yeraltı masasındaki Yavuz Sancaktar’ın tetikçilerinden biri çıktı abi. Yukarı sızıp Dolunay yengenin odasının numarasını öğrenmeye çalışıyormuş. Belli ki yarım bıraktıkları işi hastanede bitirmek istiyorlar."
Yavuz Sancaktar ismini duyduğum an kıskançlığın yerini saf bir nefret ve öfke aldı. Elimdeki telefonu parçalayacak gibi sıktım. "Demek Yavuz pisliği hastaneye kadar adam gönderme cesaretini gösterdi..." dedim fısıltıyla. "Kerem, o iti hemen alıp depoya götürün. Hakan! Katın güvenliğini iki katına çıkarın, Dolunay'ın odasının yakınından kuş uçmayacak!"
Hakan yanıma gelip yutkunarak ekledi: "Abi bir sorun daha var. İçerideki o polis çocuk... Umut. Bizim isimleri sisteme girip sorgulamaya başlamış. Eğer derin kurcalarsa senin sadece bir 'iş adamı' olmadığını, Yavuz Sancaktar gibi adamlarla nasıl bir savaşın içinde olduğunu anlaması uzun sürmez."
Dolunay’ın odasının kapısına, içerideki o çocuğa baktım. Hem Dolunay'ın etrafında dolanıyordu hem de benim kim olduğumu çözmek üzereydi. Arkamı dönüp hastane çıkışına doğru yürümeye başladım. "Umut'u bir şekilde odada tutun Hakan, ben dönene kadar gitmesine izin vermeyin. Ben şu depodaki itin yanına gidiyorum. Yavuz'un ne planladığını o itin ağzından tek tek söküp alacağım."
Bölüm etkileşimi
