4. bölüm / 9
Mafyanın Aşkı3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE
Bölümler 9Şu an: 3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE
- 1 Karakter Tanıtımı57 kelime
- 2 BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler837 kelime
- 3 2. BÖLÜM: TEHLİKELİ MİSAFİR518 kelime
- 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE717 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. BÖLÜM: CAN PAZARI586 kelime
- 6 5. BÖLÜM: YOĞUN BAKIM VE YENİ SÖZLER578 kelime
- 7 6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI711 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ÇAPRAZ ATEŞ622 kelime
- 9 8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA550 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ateş Barutçu’nun Anlatımıyla:
Dolunay’a yukarı yemek götürmek için merdivenleri çıktım. Odanın kapısını hafifçe çaldım ama içeriden ses gelmedi. "Dolunay?" diye seslendim, yine çıt yoktu.
Merakla kapıyı yavaşça açtım. Yatakta adeta melekler gibi uyuyan bir güzellik duruyordu karşımda. Aç uyumasını istemiyordum, bu yüzden onu uyandırıp uyandırmamak arasında kaldım. Tam yanına adımlarken zihnime birden o gerçek dank etti: Bu kız, bu duru güzelliğiyle neden polis olmak istemişti ki? Manken gibi kızdı resmen... Sonra kendi kendime düşündüm; Neyse, iyi ki manken olmamış. Bunu düşünürken içten içe onu kıskandığımı fark edip irkildim. Ateş kendine gel oğlum, ne yapıyorsun?
Boğazımı temizleyip tekrar seslendim: "Dolunay..."
Dolunay’ın Anlatımıyla:
Ateş’in kalın ve erkeksi sesini duymamla birlikte yavaş yavaş gözlerimi açtım. Başımda dikilmiş, bana bakıyordu.
"Efendim?" dedim uykulu bir sesle.
"Kalk, bir şeyler ye de öyle uyursun," dedi sevecen bir sesle.
Gözlerimi ovuşturarak, "Ama çok uykum var..." diye mırıldandım. Yine de tepsiyi görünce gülümsedim. "Teşekkür ederim, ellerine sağlık."
"Rica ederim." Yemeğimi bitirmemi beklerken beni izledi. Tepsidekileri atıştırıp suyu içtikten sonra sordum: "Sen uyuyacak mısın geri?"
"Yok, uyumayacağım."
Birden aklıma gelen şeyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Aptal kafam! Aklımdan tamamen çıktı. Raporu bugün okula götürmem lazım, yoksa devamsızlıktan kalacağım!"
Ateş gayet sakin bir tavırla, "Sakin ol, beraber götürürüz," dedi.
"Ama ben yürüyemiyorum ki!"
"Hallederiz," dedi ve gözleriyle üzerimdeki kıyafetleri süzdü. "Böyle mi gideceksin okula?"
Ateş'in benim için hazırlattığı, yatağın üzerindeki o kısa ve dar kıyafetlere bakıp gözlerimi devirdim. Okul için hiç uygun değillerdi ama başka çarem de yoktu. "Ne var ki halimde?" dedim dikleşerek.
"Hiç... Ne bileyim, fazla kısa ve dar sanki? Neyse sen bilirsin," dedikten sonra milisaniyeler içinde eğildi ve beni yine kucağına aldı!
Beklemediğim için odada resmen bir çığlık patlattım. "Ya ne yapıyorsun?!"
"Bir şey yapmıyorum, sadece kucağıma aldım."
"Bir anda yapma şöyle şeyleri, ani hareketlerden korkuyorum!" diye çıkıştım göğsüne vurarak.
Ateş derin bir nefes alıp gözlerimin içine baktı: "Peki, güzelim."
Duyduğum kelimeyle kaşlarımı çatarak doğrudan yüzüne baktım. "Güzelim mi?"
Ateş bir an duraksadı, ardından hafifçe toparlanmaya çalışarak, "Kusura bakma, alışkanlık ya..." dedi gayet rahat bir tavır takınarak.
Onun bu cevabı üzerine gözlerimi devirdim. Kalbim hızla çarparken içimden, kusura bakma alışkanlık diyor bir de! Demek ki her kıza güzelim diyor zaten. Hem üzerimdeki bu dar kıyafetlere bakıp öyle dedi kesin, diye geçirdim. Ama yalan yok, yakışıklı adamdı. Buna bakmayan kızlar salaktı herhalde. Neyse ne...
Hiç konuşmadan aşağı indik ve arabaya geçtik. Üzerimdeki kıyafetler dar olduğu için arka koltuğa yerleşirken iyice zorlandım ve ayağımı hafifçe çarptım. Ağzımdan acı dolu küçük bir inilti kaçtı.
Ateş anında gerilerek sordu: "Ne oldu, iyi misin?"
"İyiyim, iyiyim... Sadece biraz acıdı. Kusura bakma, senin suçun değil. Sürekli ağrıyor zaten."
Ateş suçlulukla ensesini kaşıyarak ön koltuğa, direksiyon başına geçti. Radyoya uzanıp, "İstediğin bir şey varsa açayım?" dedi.
"Fark etmez, kafana göre takıl," dedim dışarıyı izleyerek.
Sonunda okula gelmiştik. Sadece iki günde bile burayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Ateş kapımı açıp beni yine kucağına almaya yeltenince, üzerimdeki kısa kıyafetlerin de açılmasından korkarak hemen elini tuttum: "Okula böyle giremem! Herkes bana bakar, hem kıyafetlerim de rahat değil."
"Yürümen yasak Dolunay, zorlama."
"Of!" diyerek teslim oldum. Beni kucağına aldığı gibi bahçedeki nöbetçi öğrencilere müdürün odasını sordu. Tarif edilen yöne doğru koridorlarda büyük adımlarla yürümeye başladı. Herkes şaşkınlıkla hem bu koca adama hem de benim üstümdeki dar kıyafetlere bakıyordu. Müdürün odasının önüne geldiğimizde fısıldadım: "Bari bırak da burada yürüyeyim, çok ayıp."
"Olmaz dedim Dolunay, zorlama."
İnadı inattı. O şekilde, kapıyı çalıp müdürün odasına girdik. Müdür beni devasa bir adamın kucağında, üstelik o alışılmadık dar kıyafetlerle görünce gözleri yerinden fırlayacak gibi oldu. Şok içinde, "Ne oldu Dolunay? Ayağına ne oldu senin?" diye sordu.
Ateş beni yavaşça misafir koltuğuna bıraktı. "Küçük bir kaza müdürüm, önemli bir şey yok."
Müdür şüpheyle bir Ateş’e, bir bana baktı. "Emin misin kızım?"
"Eminim müdürüm," dedim aceleyle. Raporumu masasına bırakıp gerekli izin kağıdını imzalattım. "İzninizle."
Odadan çıktık ve bilin bakalım yine ne oldu? Evet, evet... Yine Ateş’in kucağındayım!
Ateş Barutçu’nun Anlatımıyla:
Dolunay'ı arabaya bindirdikten sonra ben de sürücü koltuğuna geçtim. Aynadan arkaya, ona baktım. "Acıktın mı?" diye sordum.
"Evet ama canım pek bir şey istemiyor," dedi halsizce.
"Ama yemen lazım biliyorsun Dolunay, ilaç alıyorsun."
"Evet, biliyorum..." dedi o da.
Ben arkaya doğru dönmüş, onunla konuşarak arabayı sürüyordum. Tam o sırada yolun virajından, karşı şeritten bir araç fırladı. Önündeki arabayı hatalı bir şekilde sollayarak, delice bir hızla doğrudan bizim üstümüze doğru geliyordu! Kaçacak yer yoktu.
Dolunay’ın dehşet dolu çığlığı arabada yankılandı:
"ATEŞŞŞŞŞ!"
Bölüm etkileşimi
