5. bölüm / 9
Mafyanın Aşkı4. BÖLÜM: CAN PAZARI
Bölümler 9Şu an: 4. BÖLÜM: CAN PAZARI
- 1 Karakter Tanıtımı57 kelime
- 2 BÖLÜM 1: Kesişen Kaderler837 kelime
- 3 2. BÖLÜM: TEHLİKELİ MİSAFİR518 kelime
- 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK RAPOR VE ANİ TEHLİKE717 kelime
- 5 4. BÖLÜM: CAN PAZARI586 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5. BÖLÜM: YOĞUN BAKIM VE YENİ SÖZLER578 kelime
- 7 6. BÖLÜM: ŞÜPHE TOHUMLARI711 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ÇAPRAZ ATEŞ622 kelime
- 9 8. BÖLÜM: NAMLUNUN UCUNDA550 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ateş Barutçu’nun Anlatımıyla:
Dolunay’ın dehşet dolu, "ATEŞ!" diye bağıran çığlığıyla hızla önüme döndüm. Ama her şey için çok geçti. Dönmemle karşıdan gelen arabayla kafa kafaya çarpışmamız bir oldu. Kulakları sağır eden bir metal gürültüsü ve ardından gelen zifiri karanlık...
Gözlerimi zorlukla açtığımda, görüşüm bulanıktı. Beynim uğulduyor, etraftaki duman kokusu genzimi yakıyordu. Yavaş yavaş her şeyi idrak etmeye başladım. Kaza yapmıştık. Ve en önemlisi... Dolunay da arabadaydı!
"Dolunay! Dolunay!" diye haykırdım. Arkaya dönmeye çalıştım ama yerimden hareket edemiyordum. Sıkışıp kalmıştım. "Allah kahretsin!"
Telefonum... Telefonum neredeydi? Cebime uzanırken her kemiğimin sızladığını hissettim. Telefonu zorlukla çıkartıp hemen adamlarımı aradım ve konumu bildirdim. Çünkü arka koltuğa uzanamıyor, Dolunay’ın ne durumda olduğunu göremiyordum. Tam o sırada yüzümden aşağı sıcak bir sıvının süzüldüğünü hissettim. Elimle yokladım; kafam kanıyordu. Ama şu an kendi canım zerre kadar umurumda değildi. Dolunay nasıldı? Kafayı yemek üzereydim.
"Dolunay, ses ver güzelim... Lütfen iyi olduğunu söyle!"
Öfke ve çaresizlikle önümdeki direksiyonu yumruklamaya başladım. Bu zamana kadar yeraltı dünyasında elimi kana buladığım, canını aldığım çok adam olmuştu. Hiçbirinde içim sızlamamıştı, bir kere bile canım acımamıştı. Ama şimdi... Ya Dolunay’a bir şey olursa? Düşüncesi bile nefesimi kesiyordu.
Çok geçmeden uzaktan kulak tırmalayan o siren sesleri duyulmaya başladı. Adamlarım ambulansı aramıştı. Korkuyla ve sesimi ona duyurabilmek için güçlü bir şekilde arkaya doğru bağırdım:
"Dayan güzelim! Bak, ambulans da geldi! Dayan!"
Arka koltuktan çok soluk, adeta fısıltı gibi bir ses yükseldi: "Ateş..."
Kalbim göğüs kafesimi delecek gibi çarptı. "Güzelim! İyi misin? Bir yerine bir şey var mı? Göremiyorum seni!"
"Ateş... Canım yanıyor..."
"Dayan güzelim, bak ambulans geldi! Biraz sık dişini, yalvarırım dayan!" diye tekrar seslendim; sesimdeki o çaresiz ton arabanın içinde yankılanıyordu.
"Yapamıyorum... Canım çok yanıyor..."
Sesi gittikçe kısılıyordu. Neden bilmiyorum ama daha iki gündür tanıdığım birine nasıl bu kadar bağlandığımı, canının acısıyla nasıl bu kadar kavrulduğumu bilmiyordum. Sadece o iyi olsun istiyordum. Ambulans ekipleri sonunda arabaya ulaşıp kapıları zorlamaya başladı. Beni sürücü koltuğundan çıkarmaya çalışırlarken bağırdım:
"Arkada Dolunay var! Önce ona bakın, benim bir şeyim yok!"
Sağlık ekiplerinin bir kısmı arkaya yönelirken, diğer ekip beni sıkıştığım yerden çıkarmak için uğraşıyordu. "Dolunay'ın durumu ne şu an?" diye sordum görevliye.
"Şu an bir şey söyleyemiyoruz beyefendi."
"Nasıl söyleyemiyorsunuz lan?!" diye kükredim.
"Beyefendi lütfen sakin olun, biz de işimizi yapmaya çalışıyoruz."
Dişlerimi sıktım, sustum. Bir şey diyemedim. Dolunay’ı sonunda arabadan çıkardılar ama bana tek bir kelime bile etmeden hızla sedyeye aldılar. İkimizi farklı ambulanslara bindirdiler. Hareket eden aracın içinde kendi kendimi yiyordum. O iyi değildi, biliyordum. "Allah kahretsin!"
Yaklaşık on feş dakika sonra hastaneye gelmiştik. Ambulanstan indirilir indirilmez yanıma en yakın adamlarımdan Hakan koştu. "Abi iyi misin?"
"Ben iyiyim! Dolunay’ın durumu ne Hakan, onu söyle!"
Hakan’ın yüzü kireç gibiydi, gözlerini benden kaçırdı. "Abi... Şey..."
"Ne şeysi Hakan? Geveleme ağzında, söyle!"
"Abi, durumu biraz ağırmış..."
Duyduğum şeyle sedyeden kalkmaya çalıştım. "Ben böyle işin..."
"Abi sakin ol, ne olur! Yaralısın sen de."
"Nasıl sakin olayım lan?!" diye bağırdım, hastane koridorunu sesimle inlettim. "Kızı iki günde iki kere ölüme sürükledim, nasıl sakin olayım?!"
"Abi senin bir hatan yok ki. Karşıdaki araç doğrudan sizin şeride girmiş."
"Önüme bakmıyordum Hakan! Dolunay’la konuşuyordum!" dedim suçluluktan gebererek.
"Önüne baksan da kurtulacak yer yokmuş abi, virajda sıkıştırmışlar sizi."
Hemşireler beni muayene odasına sokmaya çalışıyordu ama onları sertçe ittim. "Beni hemen bu odadan çıkar Hakan!"
Hakan endişeyle araya girdi: "Abi, doktor..."
"Başlatma doktoruna! Beni Dolunay’ın yanına götür!"
"Tamam abi, sakin ol."
Hakan’ın desteğiyle koridorun sonundaki ameliyathanenin önüne geldik. Kapının üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu. Dolunay içeride yaşam savaşı verirken, ben dışarıda çökmüş bir halde beklemeye başladım. İçimde minik, direnen bir umut vardı. O umut, bana ona hiçbir şey olmayacağını söylüyordu.
Sadece öyle olmasını umuyordum...
Bölüm etkileşimi
