8. bölüm · Mafya Boy Aile
Bölüm 8. Nefret
Kardeş payı yaptık acıyı... Ama nedense benim payıma hep zehir düştü.
Ahmet Erhan
**
Hani bazen ağlamak istersiniz ama olduğunuz yer uygun değildir de kendinizi sıkardınız ya, işte ben çocukluğumdan beri her canım yandığında böyle hissediyordum. Tam gelip boğazımda duran o yumrular canımı hep çok yakmıştı. Ama ben hiç bunu dışa yansıtmamıştım. Yansıtamamıştım çünkü olmuyordu. İstesemde hiçbir işe yaramıyordu.
Göz yaşları olan insanları hep kıskanmıştım. Ne güzel canı yandığında onu destekleyen göz yaşları var derdim. Sanırım benim göz yaşlarımın bile benimle ilgili sorunları vardı. Allah'ın cezası! Ne vardı yani arada birde bana uğrasaydı? Yemin ederim her şeyim değişikti. Acayip bir şekilde bedenim veya organlarım benimle asla barışık değildi.
Eğer barışık olsalardı tam şuan olduğum durumda ağlamam gerekirdi.
Gözlerim yatağın üstündeki kimlik ve Güneş arasında gidip gelirken nefes alamıyordum. Sanki bir anda tüm oksijen dünyadan yok olmuştu da bana uğramıyordu. Tam kalbimin üzerindeki yanma hissi yutkunmama sebep oldu. Ağzımı açtım ama hiçbir şey söyleyemedim. Onun yerine titrek bir nefes dudaklarımdan firar etti.
Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyordu çünkü sindiremiyordum. Ben artık yaşadığım şeyleri gerçekten sindiremiyordum! Burnumun ince ince sızladığını hissediyordum. Güneş bana doğru bir adım attığında kucağımdaki kimliği yüzüne hırsla fırlattım.
Anlına değen kimlik yerle buluştuğunda şaşkın ve dolu gözleri beni buldu. Dudakları titredi hafifçe. Bir süre bana bakarak yutkundu ama daha fazla dayanamayıp gözünden bir damla yaş düştü. Baktım. Eskiden olsa canımdan can götürecek o bir damlaya baktım ama, hiçbir şey hissetmedim.
Artık onun üzülmesi canımı yakmıyordu. "Asi ben.. " Diyerek sustuğunda gözlerimde oluşan batma hissi sinirlerimin dahada bozulmasına sebep oluyordu. "Ben sana söyleyecektim" Güneş titrek sesiyle birlikte hem gözlerini siliyor hemde konuşmaya çalışıyordu ama onu değil dinlemek, onunla aynı ortamda bile durmak istemiyordum!
"Çık!" Hızlı hızlı nefesler alarak dudağımın içini ısırdım. Canım değil. Kalbim yanıyordu. Çok acıyordu! "Beni dinlemelisin Asi. Lütfen!" bana doğru tekrar bir adım attığında kaşlarımı çattım. "Tekrar söylemeyeceğim. Çık!" Bastıra bastıra söylediklerime aldırış etmeden bana doğru tekrar bir adım attığında, ayağa kalkmaya çalıştım. Canım yansa bile durmadan tek ayağım üzerinde duramayı başardığımda, ellerimi yumruk yapmıştım.
Bileğim ağrıyordu ama şuan tek derdim tabikide bu değildi. "Ayağa kalkma ayağın daha kötü olacak" Diyerek bileğimi tuttuğunda kolunu itekleyerek canının yanacağını umursamadan yumruğumu yüzüne çaktım. Yere düştüğünde eli elmacık kemiğinde şaşkınca bana bakıyordu.
Umursamadım. Benim canım yeterince yanmıştı ve bundan sonra kimin canının yandığı zerre kadar umrumda değildi. "Defol çık şurdan! Yemin ederim gebertirim seni!" Dişlerimi öyle sıkıyordum ki, birazdan tüm dişlerimi elimde bulabilirdim.
Odanın kapısı açılınca bakışlarım gülerek içeri giren ama aynı hızla kaşları çatılan Milas ve Leyla'yı buldu. "Lan!" Diyerek üçüzüne eğilen Milas'la birlikte Güneş dudaklarını büzdü ve kafasını kardeşinin göğsüne yasladı.
Kıyamam nasılda tatlı kardeş olmuşlar ama.
Sıçardım kardeşliklerini!
"Ne yaptığını sanıyorsun sen! Vurdun mu ona!?" Leyla sinirle bana bağırdığında güldüm. Nasıl da düşünceli bir kardeşti böyle. Yazık!
"Vurdum lan vurdum! Sana mı soracağım?" Dilimi sinirle dudaklarımda gezdirdiğimde bir adım atarak üzerime gelmeye başladı. Ciddi miydi? Onu buraya gömmemi mi istiyordu? Eğer istiyorsa yapmaktan asla çekinmezdim. Seve seve bir güzel ağzını burnunu dağıtırdım!
"Kardeşime dokunan ellerini bir birine monte ederim Asi! Sen kimsin de ona bulaşıyorsun!? " Alaycı bakışları, gözümün sinirden seğirmesine sebep olurken yumruklarımı sıktım. Kendini benden daha üstün görüyordu ve bunun tek sebebi zengin bir ailesinin olmasıydı ama bilmediği birşey vardı. Hepimizin bir canı vardı ve hepiniz eşittik. Onun ailesinin olması hiçbir şey değiştirmediği gibi, zengin olması da hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Ama klasik zengin kızı işte! Aklınca beni küçük görüyordu. Peki öyle miydi?
Tabikide hayır!
"Kim olduğumu kardeşine sor bence. O daha iyi bilir" Elimle Güneş'i gösteriğimde ellerini göğsüme bastırarak beni arkaya doğru itekledi. Beklemediğim bu hamle arkaya düşmeme ve bileğimin sertçe yatağın kenarına değmesini sağlarken dişlerimi sıktım.
"Ne yapıyorsun sen!" Güneş ayağa kalkarak Leyla'ya bağırdığında, Leyla şok olmuş gözlerle kardeşine baktı. "Sana vurdu farkında mısın? Canını yakması karşılıksız mı kalmalıydı?" Leyla kırgınca kardeşine baktı. Kendince haklıydı. Sadece kardeşinin canı yanmasın istiyordu. Yada buna sebep olanlarında canının yanmasını.
Benim canımı yaktığı günlere saysın dedim içimden.
Peki benim canımı yakan insanlar da hesabını verecekler miydi? Yaktıkları kadar yanacaklar mıydı? Mesela Selim pisliği, onunda canı benim kadar acıyacak mıydı? Bana çektirdiği tüm acıları kendide yaşayacak mıydı? Yada İnci.... Oda günün birinde en sevdiği tarafından terk edilecek miydi?
Benim çektiğim tüm acıların aynısını yaşamadıkları sürece, acımı anlayamazlardı çünkü....
"Bu benimle onun arasında olan birşey Leyla. Benim için kimse Asi'yle arasını bozmayacak ve ona kötü davranmayacak. Anladın mı beni?" Leyla Güneş'in sözleriyle birlikte kafasını sallayarak sessizce odadan çıkmıştı. Bence benimle değilde, böyle giderse kendi ailesiyle arasını bozacaktı.
Peki bunu umursuyor muydum?
Asla!
"Ona bu kadar sert çıkışmamalıydın Güneş! seni düşündüğü için böyle yaptı." Milas sinirle kardeşine bağırıp odadan çıkınca alayla güldüm. Cidden ne saçma şeyler yaşamıştım az önce?
Boşuna bu evde kalan delirir demiyordum. Bunlar çoktan motoru yakmışlardı.
"Asi-" Konuşmak için ağzını açan Güneşe elimle kapıyı işaret ettim. "Ya odadan çıkarsın. Yada burada bir saniye dahi durmam!" Sıkıysa çıkma der gibi baktığımda oflayarak kapıya ilerledi ama hemen ardından birşey unutmuş gibi bana döndü. "Seni kaldırmama izin ver en azından. Hem bileğinin acıdığına adım kadar eminim, onuda bir doktora gösterelim" Göz devirdim ve kafamı iki yana salladım.
"Adın kadar eminsen işimiz yaş. Ve hayır senin elinden gelecek hiçbir yardımı istemiyorum. Çık artık şu odadan" Sinir bozucu bir şekilde gülümsediğimde homurdanarak odadan çıktı. Onun çıkmasıyla birlikte kafamı arkamdaki duvara yasladım ve dudaklarımı ısırdım.
Neden kimse beni umursamıyordu? Hiç kimsenin iyikisi olmamak çok koyuyordu insana. Bahsettiğim şey sevgili falan değildi. Onları düşünmeyecek kadar zor bir hayatım vardı zaten. Benim bahsettiğim şey belkide anne, baba veya aileden biriydi işte. Her kimse.
Zaten bir bana garezi vardı hherkesin orası ayrı mesele. Kimse istemiyordu mutlu olmamı. Hiç kimse canımın nasıl yandığını görmüyordu mesela. Eskiden göreni ise ben istemiyordum. Bir zamanların İncisi acımı görürdü. Ne kadar yorulursam o kadar öperdi ama o gittikten sonra. Yani benim için öldükten sonra kimsenin umrunda olmamıştı.
Bundan sonra olmasınada gerek yoktu zaten. O kadar alışmıştım ki sevgisizliğe. Biri yanlışlıkla beni sevse sinirlenirdim. O dereceydi yani.
Han'ın diyor ya CarI Gustav Jung; İnsanlardan nefret etmiyorum, sadece onlar etrafımda olmadığında kendimi daha iyi hissediyorum. İşte benimkide tamda böyle bir şeyi artık. Az insan rahat kafa diye boşa dememişler sonuçta.
Bileğimdeki ağrı keskinleşiğinde acı içinde önce inledim. Ardından ise daha fazla bastıran ağrıyla birlikte bağırdım. Köz ateşi bileğimin üstüne versem daha az yanarmış gibi hissediyordum. Boğazımım baya kurumuştu ve gözlerimde oluşan batma hissi dahada sinirlerimi bozdu.
Aynı saniyelerde vuran ağrıyla birlikte kafamı arkamdaki duvara vurdum. Canım yandığında hırsını kendimden çıkarırdım ve bunu çoğunlukla istemeden yapardım. Tekar vuran acıyla birlikte acı içinde haykırdım bu kez. Kafmı tekrar arkamdaki duvara vurduğumda odamın kapısı telaşla açılmış ve içeri Canan hanımla Orkun girmişti.
Üst üste iki kez yutkundum. Yaşadığım herşey çok ağır geliyordu. Ve ben artık dayanmak istemiyordum.
"Asi! neden ayağa kalkıyorsun sen?" Orkun beni kaldırmaya çalıştığında elini hızla üzerimden çektim. "Dokunma bana! " Diyerek kendimden uzaklaştırdığımda Canan hanım telaşla odadan çıkmıştı.
"Neyin var Asi? Bana söyleyebilirsin ne oldu?" Orkun'un ılımlı sesi gözlerimin ona dönmesini sağlarken kafamı arkamdaki duvara yasladım ve "Sana ne?" diyerek göz kırptım. Onu ilgilendiren birşey yoktu ortada. Hatta bu evdeki kimseyi ilgilendirmiyordu olanlar. Hoş artık beni de ilgilendirmiyordu ama, gel görki insan duygularına söz geçiremiyordu bazen..
"Peki. En azından seni kaldırmama izin ver." Yavaşça ayağımın dibine oturdu. ayağıma saplanan sancılar derin ve acılı bir soluk almamı sağladı. Ayağımı koparsam daha az acırdı bence. "İstemiyorum. Burası iyi" Sözlerime göz devirerek eliyle yeri işaret etti.
"Burası mı iyi? Saçmalama Asi kaldırayım işte seni" Orkuna boş boş baktım. Bundan daha sert yerlerde yatığımı bilmiyordu sanırım. Sert ve soğuk betonun aksine, üzerinde olduğum halı ve parke gayette sıcak ve yumuşaktı oysaki.
"Ya sana ne cidden? Canım isterse kalkarım, istemezse kalkmam yeter be! Gına geldi artık sizden" Zaten canım burnumdaydı birde şununla uğraşak değildim. Hayır yani ona neydi olduğum yerden? Zaten evde zorla tutulduğum yetmiyormuş gibi, birde nerede oturduğuma mı karışacaklardı?
Şunlar bir anda pıt deyip yok olsalar çok güzel olmazmıydı ama? Kesinlikle süper olurdu ama öyle birşey mümkün müydü?
Tabikide hayır!
"Bağırmadan duramıyor musun sen? Senden büyük olduğumun farkındasındır umarım." Sesi bu defa sert çıkmıştı ama umrusamadım. Zira şuan yaştan daha önemli bir şey vardı ve oda ayak parmaklarımın morarmaya başlamış olmasıydı. Korkuyla yutkundum bu sefer.
"Parmaklarım neden morarmış?" Diyerek gözlerimi Orkuna diktiğim de hızlıca ayağıma bakmış ve sinirli bir soluk vererek sabırekmişti. Banada sabır! Ayağa kalktığında ben daha ne olduğunu anlamadan kendimi onun kucağında bulmuştum. Tam ağzımı açacak ve kendim yürüyebileceğimi söyleyecektim ki, sanki ne diyeceğimi biliyormuş gibi "Sakın ağzını açma! Bu ayakla birde yürürsen kangren olursun. Eğer bileğinin kopartılmasını istemiyorsan sus" Demişti.
Bileğim bana gerektiği ve zaten ağrıdığı için sesimi çıkarmadım. Allah Leyla'nın belasını versin.
Amin çok çok amin!
Nedir benim bunlardan ve psikopat aile üyelerinden hatta sülalelerinden çektiğim? Ah bir bilsem bende bu soruma cevap verecektim ama malesef ki bende bilmiyordum.
Orkun merdivenler yerine sağa sapınca kaşlarımı çattım. Kesin beni öldürerek benden kurtulacaltı. Bak demedi demeyin her zaman sessiz sakin olandan korkacaksınız. buda benden size pekte güvenmemeniz gereken bir bilgi aktarımı olsun. Şayet ben pek doğru kararlar veremiyordum da. Verince de götümde patlıyordu malumunuz.
Duvar kenarına neden geldiğimizi anlamak istercesine kafamı çevirdiğimde bana el sallayan bir adet asansör gördüm. Evet evet bildiğiniz evin içinde asansör vardı. Tamam kaçtığım yerde de asansör vardı ama o tamamiyle tehlike anları için yapılmıştı.
Resmen alt kata inmek için evin içinde asansör vardı. Hayret edercesine asansörle bakışırken kapı açılmış ve içinden Hasan beyle Canan hanım çıkmıştı. Heh bende diyorum her yerden bölüm sonu canavarı gibi çıkan Hasan bey nerde?
"Ne oldu oğlum!?" Hasan bey telaşla kenara çekilerek bize yer açtığında Orkun asansöre girmişti. "Düşmüş sanırım ve parmakları morarmaya başlamış. Hastaneye gideceğiz" Diyerek açıklama yaptığında Canan hanımın ellerini saçlarımda hissettim. Bu kadın neden bir türlü bana dokunmadan duramıyordu anlamıyorum ama çok sinir bozucuydu.
"Annen arayınca panik yapmıştım da, yapılmayacak gibide değilmiş doğrusu. Kızım sen hiç yerinde durmak nedir bilmez misin?" Hasan beyin sert sesi asansörde gergin bir havaya sebep olurken göz devirdim. Yemin ederim şu adamın yanına gelince benim duygular birbirine girerek bağımsızlıklarını ilan ediyor ve kendileri hareket ediyorlardı.
O kadar sinir bozucu bir adamdı yani siz düşünün.
"Valla ben birşey yapmadım. Leyla itekledi beni." Dediğimde fazlaca umursamaz görünüyordum ama bileğimdeki ağrı nefesimi bile götümden almamı sağlıyordu. Üstelik Leyla beni iterek kendi başını yakmıştı. Eğer bileğim böyle olmasaydı onu odaya gömmeden bırakmazdım ama gel görki bileğim bu haldeydi.
"Leyla böyle birşey yapmaz Asi yalan söyleme!" Orkun kardeşini korumak istercesine konuşarak bana inanmadığını belli edince yutkundum. Tamam bana inanmalarını zaten beklemiyordum çünkü durduk yere kimse böyle birşey yapmazdı. Yani inanmamaları normaldi. Ama Leyla beni kardeşi için itmişti ve bunun hesabını elbette ki ona soracaktım. Sadece bileğimin bir an önce iyileşmesini beklemeliydim.
Yutkunmamın tek sebebi boğazımın kurumuş olmasıydı. Yani saçma salak bir şeyden ve ona karşı asla hissetmediğim ve hissetmeyeceğim bir kırılma duygusu yoktu.
"Leyla mı yaptı? Neden peki?" Hasan bey Orkun'un aksine neden yaptığını sorguladığında Canan hanım sessizce iç çekiyor ve saçlarımın ırzına geçmek istercesine hem okşuyor hemde seviyordu. Uykum geldi lan!
"Baba cidden ona inanıyor musun?" Asansörün kapısı açıldığında ve indiğimizde Orkun, babasına inanamazcasına bakıyordu. Hasan beyin bana inanabilecek olması onu fazlasıyla rahatsız etmiş gibiydi. Aman haspama bak sen!
"İkisinide dinleyeceğim oğlum. Kimseyi dinlemeden yargılayacak değilim" Hasan beyin sesi toktu. Sanki oğlunun daha fazla onu sorgulamasını istemiyor gibiydi. "Al kızını kendin götür doktora o zaman. Çünkü ben ona değil Leyla'nın böyle birşey yapmayacağına inanıyorum" Beni fırlatırcasına karşısındaki Hasan beye attığında, Canan hanım panikle bağırmıştı ama Hasan bey beni çoktan tutmuştu.
Top gibi oradan oraya atılıyordum resmen. Sen bu hallere düşecek kız mıydın be Asi? demeden edemedim içimden.
"Allah seni kahretmesin emi deli doktor!" diyerek arkasından bağırdığımda orta parmak çektiğini gördüm. Oha! Lan ben seni gebertirim dağ ayısı pezevenk! Bildiğin yaşından başından utanmadan bana orta parmak çekmişti. Şeytan diyor git o parmağı ona monte et ama ayağım buna mani oluyor. Zaten şeytanıda dinlememek gerek.
"Bir yerin ağrıyor mu meleğim? Söyle hadi bana kızım" Canan hanım endişeyle bana bakıp konuştuğunda ofladım. "Eğer biraz daha burada durmaya devam ederseniz bende ayak diye birşey kalmayacak." Diyerek elimle parmaklarımı geçerek morarmaya başlayan ayağımı gösterdim. Gözlerim korkuyla açıldı. "Ya hadisenize ayaksız kalmak istemiyorum!" Panikle bağrıdığımda Hasan bey ve Canan hanım sonunda hareket etmeyi başarmışlardı.
Hızlı adımlarla evden çıktığımızda. Hasan vey önce beni arka koltuğa bırakmış, ardından ise Canan hanım için kapıyı açmıştı. Ben burada felç oluyorum onlar romantiklik peşinde. Delireceğim!
Hasan bey sürücü koltuğu yerine diğer koltuğa geçtiğinde tip tip baktım ona. "Araba kendiliğinden mi gidecek? Hayır yani istiyorsanız o koltuk boş kalsın biz inip itelim arabayı?" Sözlerime kıkırdadığında Canan hanımda ona eşlik etmişti. Ben komik birşey söyledim de benim mi haberim yok?
Tam ağzımı açıp tekrar konulacaktım ki, Sürücü kapısı açılınca ve Mavi gözlü koruma arabaya binince sözlerimi yuttum. Tamam zengin olduklarını bir an unutmuş olabilirim onuda benim fakirliğime versinlerdi. Ama cidden bu koruma bizi götürmek zorunda mıydı? Şahsen şu gıcık adamla gitmek asla istemiyordum.
Bana aynadan kısa bir bakış attığında ona delici bir bakış gönderdim. Yediği yumruk yetmemişti ve sanırım yenisini istiyordu. Vallahi seve seve çakardım bir tane. Hiç sorun değildi.
Araba hareket ettiğinde Hasan bey kemerini takarak arkasına yaslanmıştı. Bende iç çekerek arkama yaslandım. İnsafsızlar bari önce bir ağrı kesici falan verseydiniz de ayağımdaki sancı gitseydi. "Leyla seni neden itti Asi?" Diyerek arabadaki sessizliği bölen Hasan beyle birlikte dilimle dudağımı ıslattım.
"Ben Güneş'e yumruk atınca sinirlenip beni itekledi." Kısaca açıkladığımda Hasan beyin gözlerinde sinir vardı. Kızına vurduğum için sinirlenmişti. Canan hanım ise endişe ve şaşkınlıkla bana dönmüştü. Bakışlarım aynadan bana bakan korumayla kesiştiğinde tek kaşımı kaldırdım. Sende yemiştin aynı yumruktan dercesine sırıttığımda dudağının kenarının kıvrıldığını gördüm.
"Kardeşine nasıl vurursun sen Asi!?" Diyerek bağırdığında Canan hanımın elini kolumda hissettim. Hasan beyin sesinden korkacağımı düşünüyordu ve korkmamam için bana destek oluyordu ama onun düşündüğü gibi korkmuyordum. Ben sesten korkmayalı çok olmuştu.
"Geçmişte görülmemiş bir hesabımız vardı. Onun faturasını kestim diyelim." Geniş geniş konuşmam onun sinirlenmesine sebep olmuş olmalı ki boynundaki damarlar iyice belirdi. Şu adamı sinirlendirmek kadar hiçbir şey hoşuma gitmiyordu şu dünyada yeminle.
"Büyüklerine karşı saygılı olmak nedir bilmez misin sen!" Diye bağırdığında sesi arabanın içinde yankılanmıştı. Kafamı iki yana sallayarak cıkladım. İyice sinirlenmesini istiyordum. Ve bunu tek lafımla bile başarabilmek kendimle gurur duymamı sağlıyordu.
Aferindi bana!
"Birde Leyla niye itmiş diye düşünüyorum. En azından o kardeşini koruyor! Senin gibi zarar vermiyor!" İşte şimdi elime düştün der gibi gülümsedim.
"Biyolojik olarak oda bir kardeşini koruyup diğerine zarar vermiş olmuyor mu?" Diyerek güldüm. Ardından ise hiçbir şey söylemesine izin vermeden "O zaman bir şeyleri konuşmanın vakti bencede geldi. Hadi konuşalım." Dedim. Canan hanımın kolumdaki eli sırtıma gittiğinde hiçbir tepki vermeden gülümsedim. Ama gülümsemem tamamen sahteydi.
"İnciyi bulduğunuz gibi benide bulamaz mıydınız? Sadece soruyorum size ihtiyacım hiç olmadı ve olmayacakta. Ama bu soruyu çok merak ediyorum." Bana döndüğü için gözlerinin tek odağı yüzümdü. Gözlerim değil. Yüzüme bakıyordu.
"Bulamadım seni o zaman. Ama şimdi buldum." Dediğinde canı yanıyormuş gibi zorlanmıştı söylerken. Alayla güldüm. "Beni sen mi buldun?" dediğimde kaşım şaşkınlıkla kalkmıştı. "Ben kendime garezim varmış gibi gelip sizi buldum! Sen değil. Siz değil! Ben!" Dudağımın iç kısmını ısırdım sinirle.
"Benim bir ailem hiç olmadı ve olmasınıda istemiyorum! Benim tek ailem İnciydi. Onun için her şeyi yaptım biliyor musun?" Dediğimde dudaklarım titredi. İçimdekileri daha fazla tutamıyordum artık. "Onun için yemek buldum, üşümesin diye kendi kıyafetlerimi ona verdim. Sırf o dayak yemesin diye onun yerine ben yedim. Peki ne oldu sonunda biliyor musun? Gitti. Ben yine onu koruduğumda ve onun beklemesini söylediğimde o ben arkamı döner dönmez beni yanlız bıraktı ve gitti!" Dudaklarımın arasından bir hıçkırık kaçtı.
"Öldü... Sizinle birlikte onuda içimde öldürdüm ben. Söylesene yıllar sonra ona bir yumruk attım diye suçlu ben miyim!? Ben onun yüzünden günlerce durmadan kan kustum ve o kanımı yemek diye yuttum. ben onun yüzünden o kadar dayak yedim ama o bir yumruk yedi diye narin canı mı acıdı! Benimki neydi lan o zaman!" Canan hanım hıçkıra hıçkıra ağladığında sırtımdaki elini sertçe çektim.
Hasan bey, baktı. Baktı. Ve baktı. Sadece baktı ama gözlerinden birçok duygu geçti. Çenesi gerildi ellerini yumruk yaptı ama birşey diyemedi güldüm. Ardından ise sanki az önce ağlayacak olan ben değilmişim gibi arkama yaslandım keyifle. "Ama ne var biliyor musun? Harbi güzel dövüyorlardı ha" Resmen kendimle ve acılarımla alay ettim.
Acılarımı belli etsem ne olacaktı ki? Mesela az önce ağlamak istedim. Ne çektiğimi anlasınlar istedim ama boş... Olmadı bir damla bile gözyaşı dökemedim. Canımın ne kadar yandığını görsünler istedim ama olmadı işte. Gösteremedim.
Eğer acılarımı gösteremiyorsam kendimi acındırırmış gibi görünmek istemiyordum. İnanmıyordu çünkü insanlar canımın yandığında. Sırf göz yaşlarım yok diye kimse benimde bir canım olduğuna ve onun acıyabileceğine inanmıyordu.
"Geldik" Diyerek ortamdaki garip atmosferi dağıtan mavi gözlü korumayla birlikte Hasan bey dalgınca önüne döndü. Ne yani onlar acılarıyla dalga geçmiyorlar mıydı?
Benim kapım açıldığında Hasan bey beni kaldırmak için eğildi ama ona engel oldum. "Bana dokunma." Kesin bir dille bana dokunmasını istemediğimi belli ettiğimde sert bakışlarının ardından çok kısa bir duygu geçti. Hüzün. Ama o kadar kısa bir an sürmüştü ki, gerçekliğinden bile şüphe etmiştim.
Korumasına dönerek birşey söylediğinde koruması onu onaylamış ve Hastaneye girmişti. "Meleğim..." Canan hanımın zar zor çıkan melodi gibi sesine hiç aldırış etmedim. Gerçek anlamda kimseyle uğraşacak takatim yoktu. Konuşmadığımı gören Canan hanım üzgünce başını yere eğdi.
Hiç oralı olmadan Hastaneye bakmaya devam ettim. Bir süre sonra kapıda elinde tekerlekli sandalyeyle bize ilerleyen Mavi gözlü korumayı gördüm. Neyse en azından azıcıkta olsa aklı varmış.
Çok şükür!
Koruma geldiğinde tekrar bana eğilmişti ki bana uzanan eline hızlıca bir tane yapıştırdım. Bu hareketim şaşkınca bana dönmesini sağlarken ben kolarımı kaldırarak Mavi gözlü korumaya döndüm.
"Buraya oturtsana beni" Diyerek tek elimi ona uzatmış, tek elimle de yerdeki tekerlekli sandalyeyi göstermiştim. Bana kaşlarını çatarak baktığında ofladım. Alt yazı mı geçmem gerekiyordu anlamaları için?
"Ama Asi hanım" Diyerek Hasan beye baktı Mavi gözlü koruma. Sanırım onun izin vermeyeceğini düşünüyordu ama onu benim üzerimde öyle bir hakkı yoktu. "Ben istiyorum. Kimseyi ilgilendirmiyor. Hadi!" Diyerek sabırsızca yerimde kıpırdandım. Hemen beni şu lanet olasıca sandalyeye oturtması ve ayağımı kaybetmemem için hastaneye sokması gerekiyordu.
Kafasını eğerek bana yaklaştı ve tek hamlede kucaklayarak arabadan beni çıkardı. Sert göğsünde atan bir kalbi yoktu sanırım çünkü kafam göğsüne yaslıydı ve herhangi bir ses yoktu. Kalbi mi durdu lan yoksa adamın korkudan!? Ananı avaradını ama ha. En azından beni bıraktıktan sonra dursaydı kalbi. Ben kucağındayken ne diye duruyordu Allah'ın cezası kalbi!?
Popomda tekerlekli sandalyenin sert yüzeyini hissettiğimde korkudan inecek olan kalbim neyseki yerinde durmayı başararak bana kocaman bir iyilik yapmış oldu.
Hasan beyin delici bakışları ardında kenara çekilen koruma kesinlikle bana bakmıyor. Hatta kafasını yerden kaldırmıyordu. Erkek yiyordum da benim mi haberim yoktu? Ne bu vahşilik anlamadım ki?
Canan hanım sandalyeyi itince sessizce hastaneye girdik. Ondan sonra olanlar ise fazla hızlı ve sıkıcıydı. Önce film çekilmiş ardından ise birkaç kontrol yapılmıştı. Saat akşamın beşine doğru gelirken nihayet kendimizi evin önünde bulmuştuk.
Eve girdiğimizde salondan gülüşme sesleri çokça geliyordu. Mavi gözlü korumanın kucağında eve girdiğim için Hasan bey kapıyı sinirle kapatmış ve sert bir soluk almıştı. Hasan beyin kucağında gideceğime ölürdüm daha iyi.
"Pek kasıntı herif değil mi sencede?" Diyerek Hasan beyi hafiften işaret ettiğimde, Mavi gözlü korumanın gözleri bana döndü. Çok kısa bir an bakarak "Seninle patronumun dedikodusunu yapmayacağım" Demişti. Alık alık ona bakakaldım. Aman yesinler senin patronunu!
"Adın ne senin?" diyerek susmadığımda dilini dudaklarında gezdirdi. Benimde bakışlarım dudaklarına kaydığında yutkundum. Adamın dudakları benimkinden kırmızı. Bakışlarımı ondan çektiğimde Salona girdi. "Allah rızası için beni şu kurtların ortasına atma." Diyerek kolunu çekiştirdim.
Peki Allah'ın belası koruma beni dinledi mi?
Tabikide hayır!
Salon zaten tanımadığım insan topluluğuyla doluydu ve şimdiden darlık basmıştı beni. Canan hanım hiç beklemeden kadınlarla selamlaşıp yanıma oturduğunda kapıdan çıkan Allah'ın belası korumaya sendemi brütüs bakışarı arttım.
"Hoş geldiniz abi." Hasan bey adamlarla tokalaşıp kadınlarla selamlaştığında gözüm tam karşımda oturan lavuktaydı. Benim kaçma girişimlerimi büyük bir itina ile sabote eden adamdı bu. Delici bakışlarımı ona gönderdiğimde sırıtarak bana bakmış ve göz kırpmıştı. Gözü götüne giresice manyak ya!
"Meleğim. Halan ve amcalarınla tanış." Canan hanım kolumu sıvazlayarak bana gülümsediğinde boş boş yüzüne baktım bir süre. Hiç mi kızına vurdum diye bana kızmamıştı bu kadın?
"Ben en büyük amcan Merdan. yanımdakide güzeller güzeli eşim Hande." Diyerek elini yanındaki karısı olduğunu düşündüğüm kadının omzuna attı. Kafamı öylesine sallayarak önüme döndüm. Sizinle tanışmaya çokta meraklıydım zaten.
"Ben ikinci amcan Yaman. Yanımdakide Canım eşim Nazlı." onada kısaca başımı salladım. Valla başkada ne yapacağımı bilmiyordum. Ben hayatımda bu kadar insanla bir araya gelmedim. Bu yüzden nasıl davranacağımı bilmiyordum.
"Ben Ebrar. Halan oluyorum ve yanımdakide eşim Kutay." Durmadan eliyle karşımdaki lavuğu gösterdi. "Buda oğlum Akın. Yanındakide küçük oğlum Soner" Hemen Akın'ın yanındaki çocuk sanırım babasına çekmişti. Kumral'dı ve bal rengi gözleri vardı. Akın ise koyu kahve saçlı ve aynı renk gözlere sahipti. Oda annesine çekmişti.
"Ben Koray. Yanımdakide kardeşlerim Kuzey ve Cemre. Merdan amcanın çocuklarıyız" Diyerek kendisini ve aynı zamanda da kardeşlerini tanıttı. Koray babası gibi koyu kahve saçlı ela gözlüydü. Kuzey sarışın ela gözlüydü annesine benziyordu. Cemre ise Sarışın ela gözlüydü. Oda annesine benziyordu.
"Ben Aytaç. Yanımdakiler'de kardeşlerim Orhan ve Kerem. Yaman amcanın çocuklarıyız." Diyen adam. Yani aytaç Mavi gözlü Sarı saçlıydı ama hafif kızılımsı bir havası vardı. Orhan siyah saçlı koyu kahve gözlüydü ama hafif siyaha'da çalıyordu. Kerem ise Orhan ile aynı dış görünüşe sahipti. Sanırım ikizlerdi çünkü bir birbirlerinin kopyası gibilerdi.
Aytaç annesine diğerleri ise babasına benziyordu.
Hepsi kendini tanıttığında sessizce onlara bakmayı sürdürdüm. Bu kadar akrabası olan insanlarla toplanıp boykot yapmalıydık bence.
Fazlaakrababoykotu!
İtina ile fazla akrabalar toplanır. Com
"Kızında sana benziyor. Maşallah" Diyen adamın adı sanırım Yamandı. Evet evet oydu. Hasan beye bakarak gülmüş ve eliyle beni işaret etmişti. Hasan beyin durgun halleri bunu duyunca bir anda düzelmiş ve kafasını sallayarak bana dönmüştü. "Benziyor tabi." Diyerek abilerine döndüğünde ise ortam acayip sıkıcı olmuştu.
Kadınlar mutfakta birşeyler hazırlarken erkekler kendi aralarında sohbete dalmıştı. Herkes bir biriyle sohbet ederken ise ortada boş boş etrafı izleyen bir ben kalmıştım. İşte böyle anlarda gerçekte kim olduğum bir tokat misali yüzüme çarpıyordu. Utanarak bakışlarımı parmaklarıma indirdim. Ortamda dönen muhabbete aşırı yabancıydım ve onlar kendi aralarında gülüşerek sohbet ederken kendimi çok yanlız hissetmiştim.
önümde bir gölge belirince kaşlarımı çattım ve kafamı kaldırdım. Birkan bana bakarak gülümsedi ve ne olduğunu anlamama dahi fırsat vermeden tek seferde beni kucaklayarak kaldırdı. "Lan!" Diyerek koluna sert bir yumruk vurduğumda güldü. Ne oluyordu oğlum!
"Bahçeye çıkıyoruz Asi. Kıpırdanma düşeceksin bak" Diyerek beni uyardığında ofladım. Bunlar neden sürekli bana fikrimi sormadan hareket ediyorlardı ya!?
"İstemiyorum bıraksana beni!" Diyerek tekrar kıpırdandığımda bileğime giren ağrı nefesimin içime kaçmasını sağladı. "Biraz olsun rahat dur Asi. Yemeyeceğiz seni korkma" Göz devirerek önüme döndüğümde çoktan bahçeye girmiştik. Kendimi yere serilen örtü ve minderin üzerinde bulduğumda havanın baya baya karardığını gördüm.
Kafamı kaldırarak gök yüzüne baktığımda yıldızlarla karşılaştım. Azda olsa görünen yıldızlar gülümsememi sağladı.
"Oha gamzesi var!" hemen yanımdan gelen heyecanlı sesle birlikte o tarafa döndüm. Parmağını kaldırmış gamzeme dokunmaya çalışan Kuzey'in eline bir tane yapıştırdım. "Çek lan elini" Dediğimde gülerek elini çekti. "Pekte sinirli birşey miş lan bu" Diyerek gülmeye devam ettiğinde ne diyor lan bu deli bakışlarım onun üzerindeydi.
"Karşıma lan kıza" Birkan Kuzey'in ensesine bir tane yapıştırarak diğer yanıma geçtiğinde, Kuzey minik bir küfür savunmuştu. Oh iyi olmuştu. Hatta bir tanede ben mi çaksam? Neyse sonra çakarım şimdilik bir kenarda dursun.
"Ensemi kopardın be abi! O nasıl vurmak?" Kuzey acıklı acıklı konuştuğunda, Rüzgar gülerek Kuzeyi göğsüne çekmiş ve ensesini okşamıştı. "Yıldız kayıyor! " Milas'ın heyecanlı sesiyle birlikte herkesin gözü gösterdiği tarafa çevrildi. Yıldız kaymıştı evet. Üzülmeden edemedim. Ne diye kayıyorlardı ki? Oysaki gök yüzünde çok güzel duruyorlardı.
"Rüzgar'ımm yıldız olsam ilk sana kayardım bebeğim" Diyen Kuzey, kafasını kaldırarak melül melül Rüzgara baktığında herkes gülmüştü. Kafamı önüme çevirerek güldüğümde Rüzgar. "Valla yıldız olmasanda bana kayacakmışsın gibi bir havan var ama neyse" Demiş ve gülmüştü.
"Hayatımda senin kadar yavşak birini hiç görmedim be Kuzey" Levent gülerek Kuzeye baktığında Kuzey çapkınca göz kırptı. "Karından sıkılarak arada yanıma gelebilirsin hayatım" Levent ağzının içinden minik bir küfür savurarak "siktir lan. Karımdan ne diye sıkılacakmışım ben pezevenk!" Demişti.
Kuzey dudak büzerek kafasını Orkun'a çevirdi. "Doktor beyciğim bir serum alabilir miyim? Ex kocam kalbimi kırdıda" dediğinde Orkun salağı gülerek kafasını iki yana salladı. Aynı zamanda da Leyla'yı kollarının arasına almıştı. Bana inanmadığını gözümün içine sokarcasına göstermesi götümün dahi umrunda olmadı.
Aksine gülümseyerek göz devirdim. En azından kardeşini benden koruyarak uzak tutacaktı. Eh buda işime gelirdi çünkü Leyla ve saçma sapan hareketleriyle uğraşacak değildim.
"Üçüncü ex kocacım. Senin şu sinirli cadının yanında ne işin var bakayım? Gel şöyle yamacıma bak çocuklarımız ağlıyor." Diyerek Orhan ve Keremi işaret etti. Tek başıma iki çocukla ortada mı kalacağım ben şimdi? Hemde şu cadı yüzünden!" Eliyle beni işaret ettiğinde güldüm. Komik çocuktu vesselam.
"Hani tek aşkın bendim! Çocuğun mu var birde arsız karı!" Rüzgar, Kuzeyin kafasına bir tane vurduğunda ortamdaki herkesten koca kahkahalar yükselmişti ama ben sadece dudaklarımdaki tebessümle onları izliyordum.
"Ya boşuna mı ex kocam diyorum Rüzgar! Sen şimdiki kocamsın ben ona aşığım mı diyorum!?" Ellerini beline koyan Kuzey, Rüzgara sahte bir sinirle bakıyordu. "Ben bakarım çocuklarına ona gerek yok karıcım!" Rüzgar, Kuzeyin saçlarını okşadığında Kuzey cilveli cilveli sırıttı. "Boşuna şu adama evimin direği demiyorum ki ben."
"Gelin cici babanızın elini öpün yavrularım" Kuzey gülerek Orhan ve Kerem'e Rüzgarı işaret ettiğinde, saçlarımda bir el hissettim. Bakışlarım saçlarımdaki elin sahibine döndüğünde Birkan olduğunu gördüm. Tam ağzımı açıp birşey söyleyeceğim sırada arkamızdan.
"Asi Güngör hanginiz?" Diye bir ses geldi. Arkamı hızla döndüğümde önce Sinirli bir Hasan bey, ağlayan bir Canan hanım ve iki tane polis gördüm. Yutkundum.
Yemin ederim ben birşey yapmamıştım.
Acaba bilmeden başıma yine ne işler açmıştım.
Selamm.
Nasılsınız ballarım?
Akrabaları sevdiniz mi?
Sizce o Polis memurunun ne işi vardı evde?
Yada Asi yine ne yaptı?
Karakterler hakkındaki yorumları buraya.
Kitap hakkındaki yorumları buraya alalım.
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın ballarım. Hasta halimle sizle bölüm yetiştirmeye çalıştım. 🥺
Sizleri çok çok seviyorum. Yeni bölümde görüşmek dileğiyle Allah'a emanet olunn. 🌺
