14. bölüm · Mafya Boy Aile
Bölüm 14. Zeytin!
Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz.
Martin Eden.
***
Birinin benim yüzümden canının yanması bile vicdan azabından gebermemi sağlarken Çakırın öldüğünü söylüyordu karşımdaki çocuk. Kalbimde hissettiğim kasılma elimin göğsüme gitmesine sebep olurken gözlerim Milas'ın üzerindeydi. "Öldü mü? " Diye sorduğumda sesim kısıktı. Kendime bile zorla yetişen sesimde korku vardı. Milas elini ensesine atarak kaşıdı.
"Yok ya ne ölmesi uyandı." Dediğinde kısa bir an şaşkın bakışlarım onu buldu. "Kalbi durdu dedin" Kaşlarımı çattığımda salak salak güldü. "Kalbi durdu ama şimdi uyandı diyecektim. Babam birden koşunca yarım kaldı lafım" Rahatlayarak nefesimi dışarı verdim. Çok Şükür iyiydi.
Bu çocuğun beyinden kontak olduğunu biliyordum ama bu kadar olduğunu bilmiyordum.
Sinirli bakışlarımdan nasibini alan çocuğa dalmak istiyordum. "Oğlum insan kalbi durdu mu der? Uyandı desene adam gibi. Salak ya!" Hasan bey zaten şokla adeta uçarak gitmişti adam neye uğradığını şaşıracaktı aşağıda.
"Ya bana niye kızıyorsun ki? Olanı söyledim" Sabır çekerek "İyi bok yedin. Baban aşağı inene kadar kalpten gider artık" Milas panikle yutkundu. "O kadar mı korkuttum?" Dediğinde yediği bokun gayette farkına varmıştı. Keyifle sırıtıp omuz silktim.
"Sen dua ette baban aşağı inene kadar kalbi durmasın panik ve korkudan" Milas korkuyla gözlerini belerttiğinde onu korkutmanın verdiği keyifle sırıtıyordum. Korkmuştum ve onu korkutarak açığı kapatmam gerekiyordu. "Olur mu ki öyle birşey?" Sesindeki panik görülmeye değerdi.
Muhteşem bir oyunculukla kafamı salladım. "Tabikide olur. Elli yaşında adamdan bahsediyoruz" Sözlerimin ardından gözleri dolan Milas "Babaaaa" Diye ağlayarak Hasan beyin peşinden koştu.
Güldüm. Hatta öyle bir keyifle güldüm ki elim acıyan karnımı buldu. "Ay hiç güleceğim yoktu" Mırıldanarak arkama yaslandım. Çakır'ın uyanması içimin rahatlamasına yol açmıştı. Vicdanım rahatlamış, kalbimdeki sıkıntı bununla birlikte yok olmuştu.
"Açım ya. Kimsede sormuyor şu kız beş gündür yatıyor hiç mi acıkmadı diye." Memnuniyetsizce cıklayıp yerimde hafifçe kıpırdandım. "İnsanlık ölmüş üstadım" Boğazımı temizlediğimde genzimde bir yanma hissettim. Ha bire boğazım yanıyordu benimde.
"Kızım" Canan hanımın sesiyle birlikte illallah edercesine kafamı salladım. "Zıkkım" Diye karşılık verdiğimde Güldü. "Sana yemek getirdim acıkmadın mı?" Kapıyı kapatarak içeri girdiğinde gözlerim ışık hızında elindeki tepsiye döndü. Çorba, salata ve pilav. Hastane yemekleri kötü olabilirdi ama sokaklarda daha beterlerini yediğim için bana göre güzeldi.
Sana her şey güzel diyen iç sesime el hareketi çekmek istiyordum ama malesef Canan hanım buradaydı ve delirdiğimi düşünebilirdi. Bu yüzden sadece göz devirmeyle yetindim.
"Hadi bakalım yemeğini ye. Eğer istemiyorsan evden getirtebilirim." Kafamı iki yana sallayarak önüme konan tepsiye baktım. "Gerek yok. Bu yeterli." Elime kaşığı alarak sessizce çorbamdan bir kaşık aldım.
"Çakır uyandı." Elimdeki kaşığı dudaklarımdan çekerek, "Milas söyledi" Diye mırıldandım. Ben çorbamdan bir kaşık daha alırken, Canan hanım bakışlarını üzerimden çekmeden beni izliyordu. "Uyandığında ilk sorduğu kişi sendin" Elimde kaşıkla kala kaldım. Şaşkınca göz kırğıştırdım ve Canan hanıma döndüm.
"Anlamadım. Nasıl beni sordu?" Ben ne alakaydı şuan? Hayır yani, Çakır soracak kimseyi mi bulamamıştıda beni sormuştu? "Asi diye sayıklıyordu. Sonra birden uyandı ilk seni sordu işte. Asi hanım nasıl diye." Elimdeki kaşığı tepsiye bırakarak arkama yaslandım.
"Merak etmiş demekki" Diye ağzımda bir şeyler geveledim. Adam en son beni kurtarmak için üzerime atlamıştı tabikide merak ederdi. Benim yüzümden az kalsın ölüyordu. Canan hanım merakla yüzüme yaklaştığında alık alık yüzüne baktım. Boğazımı temizleyerek biraz arkaya çekildiğimde Canan hanım, "Sen dün hasta halinle onun yanına gittin. Oda bu gün ilk seni sordu." Canan hanımın yüzünde munzur bir ifade vardı.
Ne olduğunu zerre anlamıyordum. Ne olmuş yani ben onun yanına gittiysem? Vicdanım rahat etmiyordu ne yapsaydım? Oda beni merak etmiş olabilir. Sonuçta son gördüğü insan evladı bendim.
"Doğru söyle aranızda bir şey mi var? Ay sevgilin mi yoksa!" Heyecanla şakıyan kadına göz devirdim. "Aynen başımdan bela eksik oluyor ya birde sevgili yapayım. O eksik çünkü götümden" Canan hanım gülerek geri çekildi ama yüzündeki munzur ifade hala yerli yerindeydi.
"Ne bileyim kızım öyle şey olunca, bende sevgili oldunuz sandım." Birde o salak korumayla sevgili mi olacaktım? Kendi canını önemsemeyen bir insanla sevgili olacağıma ömür boyu sap kalırdım daha iyiydi.
Zaten kendi derdime düşmüşken aşk meşk işleriyle uğraşacak değildim. Hem daha on yedi yaşındaydım ne alaka yani?
"Aman siz birşey sanmayın. Boş işlerle uğraşacak vaktim yok. Aç karnımı doyuracağım izin verirsen" Canan hanım kafasını sallayarak "Afiyet olsun kızım." Dedi. Çorbamı içtikten sonra başka bir şeye elimi sürmedim. Yani sürmek istedim ama maalesef ki doymuştum. Az önce açlıktan guruldayan karnım bir çorbayla anında doymuştu.
Bir bardak su içtikten
tepsiyi önümden itekledim ve kendimden uzaklaştırdım. Canan hanım kaşlarını çatarak tepsiye kısa bir bakış atıp bana döndü. "Yemeğini ye kızım. Ne oldu?" Dediğinde normalde önüme konulanları bitirdiğim için şaşkındı. Bende şaşkındım Canan hanımcım. Ama sanırım midem fazlasını kaldırmak istemiyordu.
"Doydum" Diye kısa bir cevap verdiğimde dudak büzdü. "Acaba serumlar dan dolayı mı bu kadar çabuk doydun?" Diye mırıldandı. "Olabilir." Arkama yaslandığımda sanki beş gündür uyumamış gibi göz kapaklarım ağırlaştı. Sanırım hep serumlar dan böyle oluyordu. Ha bire uykum geliyordu.
Canan hanım tepsiyi komidinin üzerine bırakarak yanıma oturduğunda çoktan uykunun beni kendine çekmesine izin vermiştim. Çakır'da iyi olduğuna göre rahatça uyuyabilirdim.
"Sırtın rahat mı kızım? Arkana yastık koymamı ister misin?" Bilmem kaçıncı kez sorulan soruya boş boş göz kırpıştırdım. Canan hanım bitiyor. Nazlı hanım başlıyordu, o bitiyor Hande hanım başlıyordu. İlgiden bıkmıştım iki saate yemin ederim. Artık kafamı duvarlara vura vura kendimi imha etmek istiyordum.
Peki bu onların umrunda mıydı?
Tabikide hayır!
Susadın mı? Acıktın mı? Meyve ister misin? Taze meyve suyu sıktım sana bir bardak getireyim? Ayy dolapta pasta vardı dur sana getireyim. Ne izlemek istersin? Bir yerin ağrıyor mu? Canın bir şey çekiyor mu? Tuvalete gitmek ister misin?
Diye daha nice sorular ile canımdan bezdirmişlerdi. Beynim bir saat önce Eror vererek hayata tutunma çabasını kaybetmişti. Midem yemekten içmekten iflas etmişti. Dilim istemem demekten artık dönmüyordu. Ve her şeye rağmen gözlerim hala açıktı. Uykumda gelmiyordu. Dün hastaneden çıkmıştık ve şuan ki durumum tekrar hastaneye yatmak isteyeceğim kadar vahimdi.
Tamam iyi niyetle söylüyorlardı ama vallahi bıkmıştım artık. Dünden beridir başımda dört dönmeleri bir yana sürekli dedikodu dinlemekten de gına gelmişti artık. Hayır bize ney kim kime kaçmış, kimin kocası kimi aldatmış, kim hamile kalmış? Bize neydi canım milletin hayatından?
Kendi hayatımı çok düzene koymuşum gibi birde elalemin hayatıyla mı ilgilenecektim?
"Yok vallahi yerim iyi Nazlı hanım." Susmasını umarak yüzüne kısa bir bakış attığımda çayından bir yudum aldı. "Nazlı hanım deme demedim mi ben sana? Yenge diyeceksin kızım. Yenge" Oflayarak çayımdan bir yudum aldım.
"Tamam yenge oldu mu?" Dediğimde gülümsedi. "Oldu tabi! Olmaz mı?" Keyifle ağzına kurabiye attığında bakışlarımı televizyona çevirdim. Ne izlediğimi zerre kadar anlamamıştım. Kim kimi seviyor, kim kimle evleniyor belli değildi. Çok saçmaydı ama yanımdaki dört kadın büyük bir keyifle önümdeki diziyi izliyordu.
"Bak kızım bu sarışın kadının kocası şu boyu devrilesice siyah saçlı, takım elbiseli olan. Adam karısını şu esmer olanla aldatıyor. Karısıda bunu öğrenince adamdan boşanıyor. Birde esmer kadın hamile adamdan. Sonra sarışın olan esmer yılanın abisiyle intikam almak için yalandan evleniyor " Yüzümü buruşturarak Ebrar hanıma baktım.
"Tamamda madem böyle bir pislikten boşanıp kurtulmuş ne diye tabımadığı biriyle evleniyor. Kendi hayatına baksın işte salak mı bu kadın?" Gayette haklı sözlerime dördü de güldü. Ne yani hazır kurtulmuşken kendi hayatına odaklansaydı kadın. Tekrar aynı boku yiyerek ne diye evleniyordu?
"Öyle ama intikam almak için evlendi yavrum. Hem sonradan kocası çok pişman olacak ama kadın evlendiği adama aşık olacak" Canan hanıma döndüm bu sefer. "Saçma. Adam aldatıyor, yetmiyor kadın hamile kalıyor. Sırf karısı başkasıyla evlendi diye tekrar aşık mı oluyor? İğrenç" Nazlı yenge sözlerime güldü.
"Dizi işte kızım mecbur saçma şeyler olacak. İzleyelim diye çekiliyor sonuçta diziler" Omuz silkerek çayımı elime aldım. "Zaten insanlar bu saçma diziler yüzünden etkilenerek aynı şeyleri yapıyor. Şahsen zamanımı böyle boş diziler izleyerek harcamam" Film izleyeceğime kendimi iyi yönden etkileyecek şeylerle uğraşırdım. Ne gerek vardı böyle boş dizilere?Çayımdan bir yudum aldığımda Handan hanım, gülümsedi.
"Haklısın. Ama can sıkıntısı işte bizimki de" Handan hanımın sözlerine omuz silktim. "Onun yerine kitap okuyabilirsiniz. El işi yapabilirsiniz. Ne bileyim sanatla uğraşa bilirsiniz. Çok boş zamanınız varsa kendinizi geliştirecek şeylerle uğraşmanız daha iyi" Hepsine kısa bir bakış atarak önüme döndüm.
"Yaş ilerledikçe hafızanız eskisi kadar dinç olmaz. Ama kitap okursanız zihniniz her zaman berrak kalabilir. Stres için el işi çok iyi bir kafa dağıtma yöntemidir. Resim çizmek, tüm dertlerinizi birkaç boyayla kağıda veya tuvale dökmek hem can sıkıntınızı hemde içinizde biriktirdiklerinizi sizden kolayca alabilir. Çiçek ekebilirsiniz. Ne bileyim yapacak bir çok şey var işte." Dediklerim akıllarına yatmış olacak ki üçüde memnuniyetle beni süzdü.
"Valla hepside çok iyi fikirler aslında. Kesinlikle bundan sonra deneyeceğim." Ebrar hanımın sözlerine diğer üçüde destek çıktığında bir an kendimle gurur duydum. Demekki arada sırada bende iyi fikirler verebiliyor muşum? Çayımı bitirdiğimde ve herkes tekrar sohbetilerine döndüğünde zaman çok hızlı geçmişti.
Bir süre sonra kadınlar yemek yapmak için mutfağa gittiğinde, Milas, Güneş ve Leyla okuldan gelmişlerdi. İki kızda direkt yukarı çıktıklarında onlara muhattap olmayacağım için keyfim yerine gelmişti. Milas bir anda önümde bittiğinde ise hevesim kursağımda kalmış gibi hissettim. Keşke oda hemen odasına çıksaydı.
"Al canın sıkılmasın evde" Dediğinde bana uzattığı şiir kitabına baktım. Milas gülümseyerek bana bakarken benim şaşkın bakışlarım kitabın üzerindeydi. Ne yani canım sıkılmasın diye bana kitap mı veriyordu? Hemde kendi okuduğu kitabı.
"Hadi alsana. Sevdiğini biliyorum" Ellerimi zorlukla kaldırıp bana uzattığı kitabı aldım. İlk geldiğim günlerde bahçede elinde gördüğüm kitaptı. "Sağol" Diye mırıldandığımda kocaman gülümsedi. "Babam iyileştiğinde seninde bizim okula geleceğini söyledi. Bu en sevdiğim şiir kitaplarından biri okula başlama hediyesi olarak düşün" Yutkunarak kafamı salladığımda ne diyeceğimi bilemiyordum.
Kelime özürlüsü olduğun için olabilir mi diyen iç sesime dalmak istiyordum ama maalesef böyle birşey mümkün değildi.
"Ben duş alıp geliyorum. Konuşuruz biraz" Diyerek hızlıca salondan çıktığında, ben hala elimdeki kitaba şaşkınca bakmaya devam ediyordum. Sanırım bu bana hediye edilen ilk eşyaydı. İlk kez aldığım hediye bir şiir kitabıydı ve ben bundan daha güzel bir hediye düşünemezdim.
Kitabı araladığımda önüme ilk düşen şiir Nazım Hikmet'indi.
Alt tarafı bir çiçek koklayıp,
Bir hayvan sahiplenip,
Birkaç insan tanıyıp,
Sevip gidecektik bu dünyadan.
Nasıl kötü bir zamana
denk geldi ömrümüz..
Gülümseyerek bir diğer sayfaya geçtiğimde Milas'ın bu sayfayı işaretlediğini gördüm.
Herkesin,
yanına gitmek istediği birileri vardır.
Gecenin üçü
Sabahın körü
Hatta cehennemin dibi olsa...
Nazım hikmet.
Kitabın kapağını kapatarak kucağıma indirdim. Benim yoktu. Yanına gitmek istediğim kimse yoktu. Gecenin üçü veya sabahın körü fark etmeden gideceğim kimsecikler yoktu. Buda beni farklı kılıyordu sanırım diğer insanlardan. Şuan yoktu, öncede yoktu ve sanırım bundan sonrada olmayacaktı.
Kuzgun ailesine alışmaya çalışacaktım ama tamamen bir aile olacağımızı asla düşünmüyorum. Sadece alışacak ve en azından reşit olana kadar onlarla kalacaktım. Çokta birşey kalmamıştı zaten ön sekizime girmeme. 12 Kasım doğduğum gündü. Altı ay varmış lan daha ne azı!
Neyse sanırım alışabilirdim. Yani inşallah.
Zaten daha hayatıma sıçan insan evladını bulacaktım. Hasan bey bulamazdı çünkü. Onu bulduktan sonrada ya bu aileye alışıp yeni bir sayfa açmaya çalışacaktım. Yada reşit olduğum gibi kendime başka bir şehirde yeni bir hayat kuracaktım.
Şu eve geldiğimden beridir verdikleri tek doğru karar, beni okula kaydetmeleri olmuştu sanırım. İlk defa gülümsemek istiyordum. Hemde çenem yırtılırcasına. Ama yapmadım. Minik bir tebessümle elimdeki kitaba bakmakla yetindim.
"Geldimmm!" Milas yanıma kendini attığında bakışlarımı ona çevirdim. Islak saçlarına çevirdim. Kurutmamış mıydı? Saçlarına baktığımı gördüğünde gülümsedi. "Kurutmayı sevmem. Kendiliğinden kurumaları hoşuma gidiyor" Göz devirerek kollarımı önümde birleştirdim.
"Üşeniyorum demiyor da. Hoşlanıyorum diyor" Arkasına yaslanarak ayaklarını üst üste attı. Kollarının benim gibi bir birleştirdikten sonra kafasını koltuğa yaslayarak bana döndü. "Üşengeç bir insan olduğum doğrudur. Ama saçlarımın ıslak olması gerçekten hoşuma gidiyor. " Omuz silkerek "Beni daha çekici gösteriyor bence" Dedi.
Kıkırdayarak ona döndüm. "Islak bir sıçana benzediğinin farkında değilsin galiba." Bu dediğime aldırış etmeden gülümsememe baktı. "İnsanların yüzüne iyi bakın, acısı çok olanın gülüşü çok güzel olur." Dediğinde sesinde hüzün vardı. Yutkunarak kafamı salladım.
"Dostoyevski" Diye mırıldandığımda oda kafasını salladı. "Öyle" Uzun süre yüzüme baktığı için ellerimin titrediğini hissettim. "Önüne dön" Diye mırıldandığımda hızlıca önüne döndü. Bedenimdeki kasılma yavaşça yok olduğunda derin bir nefes vererek önüme döndüm.
Gülüşüm güzel miydi onu bilmiyordum ama çok acı çektiğim doğrudur. Eskiler aklıma geldiğinde çektiğim acılar belki canımı artık yakmıyordu ama, ruhumu acıtıyordu. Çocukluğumu esir alan geçmişim bir köşede sürekli yüzündeki iğrenç gülümsemeyle duruyordu.
"Bize kızgınsın biliyorum. Ama uzak olma olur mu? En azından bana uzak olma. Bencilce gelebilir evet. Sen yinede bana yakın ol. Kardeşiz Biz Asi. Ben ve sen aynı annenin karnında canlandık." Yüzünü tekrar bana döndüğünde kırık bir tebessüm vardı dudaklarında.
"Güneşi affetmemeni anlarım. Kimse anlamaz belki ama ben seni anlarım. Bana kızgın olma olur mu?" Çocuk gibi masum masum bana bakarken ona kızgın veya kırgın olmam zaten imkansızdı. Dilimi dudaklarımda gezdirdim. "Sana veya abilerine kızgın değilim Milas. Benim bu ailede kızgın olduğum iki kişi var. Biri Baban. Beni koruyamadığı için. Biride Güneş. Bana ihanet ettiği için. Biliyor musun ikisine sadece bir kere değil iki kere kızgınım." Durdum. Derin bir nefes aldım.
"İlkinde beni koruyamayan baban, ikincisinde beni bulamadı. İlkinde beni ardında bırakan Güneş, ikincisinde beni bulmak için çabalamadı. Benim şu hayatta affetmeyeceğim tek insan Güneş. Baban değil. Güneş... " Milas yutkunarak dudaklarını bir birine bastırdı.
"Senden bunu isteyemem ama hiç mi affetmeyeceksin?" Milas fazla masumdu. Dilimi dişlerimde gezdirip güldüm.
"Hadi baban beni bulamadı. Hadi yerimiz değişti oda bulamadı diyerek affedeyim. Peki Güneş. Söylesene onun affedilecek bir tarafı var mı?" Kafasını salladı. "Haklısın. Her zaman yanında olduğumu bil yeter" Sözlerine kafamı sallamakla yetindim.
"Eyvallah"
"Hadi gel bahçeye çıkalım." Sıkıldığım için teklifini kabul ederek yavaşça ayaklandım. Milas'ta benimle birlikte ayaklandığında salondan çıkmak için kapıya döndük. Gözlerim kapının önünde dolu gözleriyle bana bakan Güneş'i buldu. Dudakları çocuk gibi büzülmüştü ve titriyordu. Dişlerimi sıkarak çıkışa ilerledim.
Önünde durduğumda gözlerinin içine baktım. Bir damla yaşı yanağından süzüldüğünde kafasını kaldırmadan sadece yere bakıyordu. Yumruklarımı sıkarak ona doğru eğildim.
"Benim göz yaşlarım yok diye çok kez oyuncu damgası yedim ama, asıl oyuncu sensin. Boşuna üzgün taklidi yapma Güneş. Üzerinde fazla eğerti duruyor" Sözlerimle birlikte kurşun yemiş gibi geriledi. "İnci. Adım İnci" Diye mırıldandı. Güldüm. Yalandan bir kahkaha patlattım hatta.
"İnci'nin öldüğünü bilmiyor musun? Ah o zaman sana kötü bir haberim var. İnci on sene önce öldü. Hemde bir sokak kenarında." Göz yaşları sözlerimle daha da çoğaldığında yanından geçerek bahçeye ilerledim. Milas yanıma geldiğinde sessizce bahçedeki çift kişilik salıncağa oturduk.
Kardeşinin peşinden gitmedi. Neden üzerine gittin demedi. Sadece sessizce yanımda oturdu. Az önce söylediği gibi sessizce yanımda durdu. Elimdeki kitabı kucağıma bırakarak hafiften sallanmamız için yerden destek aldım. Milas'ta benim gibi hafiften ayağıyla itekledi. akşama doğru olduğu için hava hafiften esiyordu ve bağlamadığım saçlarım rüzgarla birlikte savruluyordu.
Sanırım yanlız başıma olsam kocaman gülümserdim. Ama yanlız değildim ve bu günlük gülme kotamı çoktan doldurmuştum. Yinede rüzgarın saçlarımı savurması hoşuma gitmişti.
"Normalde bu salıncakta hep tek başıma otururdum. Ama bu ikinci seferdir seninle oturuyorum." Gözlerimi gökyüzünden ayırmadan "Neden? Diğer kardeşlerinle otursaydın ya" Diye mırıldandım.
Milas'ta benim gibi gökyüzüne bakmaya devam etti.
"Abimlerin işleri vardı. Kızlarda genelde arkadaşlarıyla takılırdı. Babam desen işte. Annemle genelde ya serada yada mutfakta takılırdık. O yüzden kimseyle birlikte oturmadım burada." Kafamı salladım. "Diğerleriyle zaman geçirmiyor muydun peki?" Sözlerime derin bir nefes verdi.
"Abimlerle genelde oyun odasında takılırız. babamla ya satranç oynarız, yada at binmeye gideriz. Güneş ve Leyla ile de akşamları toplanıp ya dedikodu gecesi yaparız yada dışarıda takılırız." Dediğinde boş bir bakış attım Milasa. "Eee daha ne istiyorsun oğlum sen? Hepsiyle zaman geçiriyor muşsun" Güldü.
"Ama ilk defa biriyle şiirlerden konuşuyorum. Ve ilk defa burada biriyle oturuyorum. Diğerleriyle tabikide zaman geçiriyor ve eğleniyoruz ama hobilerimi ilk defa biriyle paylaşıyorum." Gökyüzüne dönerek sırıttım. "Aynı şeyleri seviyoruz Milas. Sevmesem burada oturmaz, seninle şiirlerden konuşmazdım."
Milas "Allah razı olsun o zaman" Dediğinde gülerek "Senden de" Diye karşılık verdim. Akşama kadar bir çok şeyden bahsettiğimiz de genellikle ya şiirlerden, ya şairlerden yada yıldızlardan bahsetmiştik. Canan hanım yemek için bizi çapırdığında ise birlikte yemek odasına girmiştik.
Sessizce yerime oturdum. Gün boyu ayakta olduğum için kemiklerim biraz ağrıyordu. "Nasılsın Asi kız?" Merdan amca beyin bana yönelik sorusuna, "İyi çok şükür " Diyerek kısa bir cevap vermiştim. "Seninle şöyle bir amca yeğen günü yapalım mı Asi?" Yaman amca beyin sorusuna "İnşallah" Dedim. Ne diyecektim başka. Yok desem üzülürdü falan hiç uğraşamazdım. Evet dersem de kendi topuğuma sıkmış olurdum. Bu yüzden de en makul cevap bence İnşallah dememdi.
"Bunu da kırmazsın umarım" Hasan bey önüme kimlik bıraktığında göz devirdim. "Üzerine benden izinsiz tekrar yeni bir isim eklemediysen kırmam korkma" Kimliği elime aldım. İsim yerinde Asi kuzgun yazıyordu. Anne adı Canan kuzgun. Baba adı Hasan kuzgun. Kimliği cebime koyarak Hasan beye döndüm.
"Beni nüfusuna da aldın. Mutlu musun?" Tabağıma birkaç şey koyduğumda Hasan bey, "Çoook" Diyerek önündeki sudan bir yudum aldı. Kafamı iki yana sallayarak yemeğimi yemeye başladığımda bir süre masada sessizlik hakim olmuştu.
"Asi" Hasan beyin sesiyle birlikte bakışlarım onu buldu. Kafamı ne var dercesine salladığımda çatalını ve bıçağını tabağının kenarına bıraktı.
"Bir hafta sonra okula başlayacaksın. Direkt on birinci sınıftan başlayacağın için eğer istersen sana önceki konular için ders verecek bir özel hoca ayarlayalım." Bana fikrimi mi soruyordu? Sanırım yavaştan kendisine çeki düzen vermeye başlamıştı. Hoşuma gitmişti bu.
"Olur ama direkt on birinci sınıftan nasıl başlayacağım? Sonuçta orta okuldan sonra gitmedim." Hasan bey gülümsedi. Eski sert ifadesi yoktu yüzünde. En azından benimle konuşunca artık eskisi gibi sert bakmıyordu.
"Benim okulumda okuyacaksın Asi. Babanın okulunda. Bu yüzden herhangi bir sorun olmayacak ama dediğim gibi özel ders alman daha iyi olur. Hemen yarın başla istersen. Hem önden başlamış olursun hemde iyileşene kadar evde sıkılmazsın." Kafamı salladım. "Tamam" Kısa cevaplar veriyordum ama adam olan çoktu bile.
Boş boş oturmaktan iyidir. Ve adamın özel okulu vardı! Hayır yani resmen adamın özel okulu vardı! Nerden geliyor bu değirmenin suyu anlamadım ki. Yok yoktu heriflerde.
Yemek yedikten sonra hepsinin uzun uğraşlarına rağmen zorlada olsa, bana verilen odaya çıkmayı başardım. Kapıyı kapattıktan sonra ilk işim çantamdan bir dal sigara çıkarmak oldu. Pencerenin yanındaki puflardan birine oturarak pencereyi dumanın çıkması için açtım.
İki duman üst üste içime çektiğimde bedenimin gevşediğini hissettim. Gözlerimi kısa bir an kapattım. Kapattığım gibi gözlerimde oluşan batma hissi tekrar içime derin bir nefes çekmeme sebep oldu.
İçinde kum varmış gibi çoklu batma hissi oluştuğunda oflayarak başımı ellerimin arasına aldım. Şakaklarımı ovuşturarak sigaramdan bir duman daha çektim. Sigaram bittikten sonra kendimi yatağa bıraktım. Gözlerim kendiliğinden kapanmaya başladığında ağrıyan bedenime rağmen hızlıca uykuya daldım.
Sabah Biricik beni uyandırarak çıktığında sıcak bir duş aldım. Üzerime beyaz bir tişört ve siyah bir kumaş pantolon geçirdim. Tişörtün eteklerini pantolonun içine koydum. Yumuşak oldukları için yaralarıma sürtünüpte canımın yakmazlardı en azından. Saçlarımı kurutarak taradım ve dağınık topuz yaptım. Sıkı olunca başım ağrıyordu.
Cebime sigara paketimi ve bir miktar para koydum. Odadan çıktığım gibi hızlıca asansöre bindim. Güneş ve Leyla ile karşılaşmak istemiyordum. Asansör bir alt katta durduğunda kapı açıldı. İçeri Milas ve Levent girdiğinde biraz kenara çekildim. Kapı kapandığında Milas gülümseyerek bana döndü.
"Günaydın"
"Günaydın" Diyerek karşılık verdiğimde bir adım yanıma yaklaştı.
"Bana söz vermiştin seninle büyüdüğün sokaklara gidecektik. Hatta yıldızları gösterecektin bana" Kaşlarımı çatarak ona döndüm.
"Ne zaman söz verdim?" Sesimden şaşkınlık akıyordu çünkü söz verdiğimi hatırlamıyordum. Hayır yani söz verdim de benim mi haberim yok?
"Birlikte bahçede oturmuştuk ya ilk geldiğin günlerde. O zaman bana sokaklarında yıldızların daha güzel olduğunu söylemiştin." Haa dercesine bir tepki verdim. "Doğru da ben söz vermedim ki?" Dudak bükerek bana bakmaya devam etti. "Olsun yinede gitmek istiyorum. Gidelim mii?" Kafasını hafifçe sola yatırdığında dudaklarımı bir birine bastırdım.
Çok tatlı duruyordu ya şerefsiz!
"Tamam. Zaten benimde görmem gereken birleri var." Sevinçle yerinde sıçradığında asansörde olduğumuzu unutmuş gibiydi. Kolundan tuttum. "Zıplama oğlum salak mısın? Asansör boşluğunu boylayacağız senin yüzünden" Gülümsemeye devam ederek heyecanlı ifadesiyle bana bakmaya devam etti.
"Pardon ya unuttum. Bir an şey olunca" Diye bir şeyler gevelediğinde neyseki asansör durmuştu. Asansörden çıktığımızda kolundaki elimi çektim.
"Babamdan izin almayı unutmayın ufaklıklar. Üstelik koruma olmadan oraya sakın gitmeyin. Tehlikeli oralar" Levent'in sözlerine burun kıvırdım. "O tehlikeli sokaklarda büyüdüm ben. Korkma birşey olmaz." Sözlerim hoşuna gitmemiş gibi homurdandı Levent.
"Malesef tehlikeli sokaklarda büyüdün ama artık o sokaklarda değilsin. İzin verde korumalar seni korusun. Zaten henüz yaraların iyileşmiş değil" Levent yüzüme doğru eğilerek önüme düşen bir tutam saçımı kulağımın arkasına yerleştirdi.
"Asi ve korkusuz bir kız olabilirsin. Ve inan bu sana çok yakışıyor ama sana zarar verecek her şeyden kaçınmalısın. İşaret parmağını cebimdeki sigara paketine iki kere vurdu. "En başta da bu zehiri." Benden uzaklaştıktan sonra gülümsedi ve elini cebine attı.
"Bu arada bu senin." Diyerek cebinden bir telefon çıkardı. "İçinde hepimizin numarası var. Al bakalım" Avucumun içine bıraktığı telefona kısa bir bakış atarak tekrar ona uzattım. "Buna ihtiyacım yok. Al" Kaşlarını çatarak elimi bana doğru itekledi.
"İhtiyacın var Asi. Bir şey olduğunda ilk arayacağın biz olacağız. Üstelik okula gideceksin. Arkadaşların olacak. Ne bileyim numaralarını alırsın, birlikte kafeye falan gidersiniz. Nasıl haberleşmeyi düşünüyorsun? Dumanla mı?" Son kelimelerine göz devirdim.
"Yok ben güvercin daha iyi olur diye düşünmüştüm. " Dudakarı sözlerimle birlikte kıvrıldığında burnumun ucuna hafifçe vurdu. "Hadi al şu telefonu artık. Vallahi bu kadar inatçı bir insan görmedim ha" Burun kıvırarak telefonu cebime attım.
"Beleş olduğu için alıyorum. Sen dedin diye değil yani" Gülerek kafasını iki yana salladı ve birlikte yemek odasına girdik. Kısa bir günaydın faslı derken kahvaltımızı hızlıca yaptık ve Hasan beyden zor bela izin aldık.
Tabi peşimize takılan Akın, Kuzey ve Rüzgarı saymıyorum. Çocuk gibi zırlaya zırlaya bizimle gelmek istediklerini söylemişlerdi ve Hasan beyde tek gitmemeniz daha iyi olur diyerek koruma yerine üç salağı bizimle göndermişlerdi.
Leyla ve Güneş ne kadar ısrar etseler de onlar gelirse gitmem diyerek neyse ki kurtulmuştum.
Birlikte ezbere bildiğim sokaklardan dar olduğu için arka arkaya ilerliyorduk şuan. Önce Kedimi alacak ardından ise bara uğrayarak çocukları görecektim. Beni deli gibi merak ettiklerine emindim ama gerçek anlamda fırsatım olmamıştı.
"Ya buralar niye bu kadar dar?" Kuzey'in arkamdan gelen sesine göz devirdim. "Maalesef sizin sokaklar gibi geniş ve temiz değiller Kuzey bey kusura bakmayın" Diye iğneleyici bir sesle konuştum. Ben gelmeyin demiştim peşime takılan onlardı.
"Yok be kuzi ne kusuru? Aslında bir yandan iyi gibi. Baksana önümde Rüzgarın yusyuvarlak götü var." Kafamı iki yana salladığımda Rüzgar. "Lan pezevenk arkamda ne işin var senin?"
"Götünü kesiyorum hayatım" Kuzey cilveli bir sesle cevap verdiğinde Rüzgar çok yaratıcı bir küfür savurdu. Ardından ise "Akın sen geç lan arkama vallahi bu puşt hiç güven vermiyor" Akının gülme sesi geldi.
"Emin misin bebeğim? Ben sadece bakmakla kalmam çünkü." Rüzgar dertli dertli başını salladı. "İki yanım sapıklarla dolu. Milas geç abim arkama sen" Arkamdaki Milas "Yok abi sağol. Ben daha on yedi yaşında körpecik bir gencim. Senin yüzünden götümden olamam" Sırıtarak ilerlemeye devam ettim. Az birşey kalmıştı.
"Hepiniz hainsiniz yemin ederim ya!" Rüzgarın yakarışları yol boyunca devam etmişti. Deponun bir arka sokağına geldiğimizde durdum. Benimle birlikte diğerleride durdu. "Burada mı duracağız?" Kafamı iki yana salladım. Ve Milasa döndüm.
"Siz burada bekleyin ben iki dakikaya geliyorum." İki adım hızlıca bileğimden tutuldum. Kaşlarımı çatarak arkamı döndüğümde Rüzgarın çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. "Nereye gidiyorsun? " Dediğinde kolumu kendime çekerek dokunuşun dan kurtuldum.
"Geliyorum dedim ya iki dakika bile sürmez bekle burada" Tam gideceğimde tekrar bileğimi tuttu. Sinirle bileğimdeki elini tutup yüzüne yumruğumu geçirdim. "Bıraksana oğlum. Geleceğim dedim adam gibi bekle burada asabımı bozma benim!" Hızlı adımlarla arkama dönüp Deponun arkasından dolandım.
Duvarın kenarında boşluk vardı. Bu boşluktan deponun önüne çıkılıyordu. Boşluktan hızlıca geçtiğimde kafamı hafifçe depoya çevirdim. Burdan çıkarsam Selim pisliğine yakalanma ihtimalim vardı. Tek dileğim zeytini de alarak hızlıca çıkmaktı.
Bir süre sıkaca etrafa baktım ama kedi ortalıkta görünmüyordu. İnşallah ortalıktan kaybolmamışsındır zeytin. Yoksa benden çekeceğin vardı. "Pisi pisi" Diye mırıldandığımda sesimi duyarak gelmesini umuyordum.
Biraz daha öne doğru geçerek etrafa kısa bir bakış attım. Kimse görünmüyordu. "Asi" diye bir ses geldiğinde kafamı hızlıca sol tarafıma çevirdim. Serdar şok olmuş bir ifadeyle bana bakıyordu. "Nerdesin kızım sen bir aydır?" Elimi dudaklarıma götürerek sesiz olmasını istediğimde iki adımda yanımda bitti.
"Madem gittin ne diye geri gelsin salak? Selim seni gördüğü yerde öldürecek çabuk git burdan" Kafamı iki yana salladım. "Salak sensin aptal. Kedimi almaya geldim. Gideceğim zaten." Yüzüme bakarak bir adım daha attı bana doğru.
"Yüzüne ne oldu senin? Yara olmuş hep" Kaşlarımı çatarak sabır çektim. "Sana ne oğlum? Kedim burada mı onu söyle sen?" Elini yüzüme uzattığında hızlıca eline vurarak kendimden uzaklaştırdım. "Ne yapıyorsun lan!" Bir anda beni kendine çekerek sarıldığında neye uğradığımı şaşırdım.
Birkaç saniye duvarla bakıştığımda hızlıca onu kendimden uzaklaştırdım. "Belana atlarım lan senin puşt. Ne yapıyorsun?!" Serdar dişlerini sıkarak geri çekildi. "Öldün sandım lan! Öldün sandım!" Sinirle gözleri dolduğunda ne olduğunda anlam veremiyordum.
"Öldüysem öldüm lan sana ne?" Aynı sinirle karşılık verdiğimde dişlerini sıkıyordu. Bu hallerine anlam veremiyordum çünkü onu ilk defa böyle görüyordum. "Kızım sen aptal mısın? Lan madem gideceksin bana ne diye haber vermiyorsun? Madem bu bataklıktan kurtulmanın yolunu buldun bana niye söylemiyorsun?" Histerik bir gülüş bıraktım.
"Sende git azıcık paraya Selim pisliğine satsaydın beni dimi sonra" İnanamıyormuş gibi bana baktı. "Ben seni ne zaman Selim'e şikayet ettim Asi? Ben ne zaman sen zarar gör diye o adama gittim." Yutkunarak tek kaşımı kaldırdım. "Yapmamış olman yapmadığın anlamına gelmiyor." Ayağıma dolanan birşey hissettiğimde kafamı hızla aşağı çeviridim.
"Zeytin" Mırıldanarak hızla zeytine eğildim ve kucakladım. Kendini anında bana sürten kedinin kafasına minik bir öpücük kondurdum. Onu özlemiştim. "Yaramaz" Diye mırıldandığımda gitme vaktim gelmişti. Daha fazla burada durarak kendimi tehlikeye atamazdım.
"Gideceğin yerde iyi misin?" Serdardan gelen soruyla birlikte kafamı salladım. "Çok iyiyim"
"Güzel o zaman. Çabuk git hadi kimse görmeden" Yanağımın içini ısırarak kucağımdaki kediyi iyice göğsüme bastırdım. "Eyvallah" Dediğimde kafasını salladı. Arkamı döndüğümde tam gidecekken. "Yardıma ihtiyacın olduğunda burada olduğumu unutma" Dedi. Dişlerimi duağıma geçirerek ona döndüm.
"Niye yardım ediyorsun bana?" Sözlerime tebessüm etti. "Kardeş gibi büyüdük Asi. Tamam anlaşamıyor olabiliriz ama bu çocukların içinde en çok acı çeken sen ve beniz. Bir birimiz bizden başka kimse anlayamaz." Gözlerinin dolduğunu gördüm. "Senin aksine buradan kurtulman beni mutlu eder. Hadi git artık."
Haklıydı. Burada en çok acı çeken ben ve oyduk. Anlaşamadığımız doğruydu ama birbirimizi en iyi biz anlardık.
"Umarım bir gün sende mutlu olursun ve buradan kurtulursun. Serdar kardeş" Sözlerime güldü. "Bu çöpükte öleceğimi biliyorum ama eyvallah Asi kardeş" Bende onun sözlerine güldüğümde eliyle geldiğim yeri işaret etti.
"Hadi git artık." Kafamı sallayarak geldiğim yere geri girdiğimde oda Depoya girdi. İki adım gitmek için attığımda "Asi!" Diye bir ses daha duydum. Şokla açılan gözlerim arkama döndüğünde Selim pisliğini gördüm. Gözlerim şokla açıldığında "Ananı sikim!" Diye mırıldandım.
"Koşun lan tutun şu pisliği!" Selim birden bana doğru koştuğunda arkamı dönerek hızlıca koşmaya başladım. Ara dar olduğu için Selim pisliği zorla ilerliyordu. Buda ondan hızlı gitmeme sebep oluyordu. Çok şükür.
Ama Selim'in arkasındaki adamlardan buradan çıktıktan sonra nasıl kurtulurdum onu bilmiyordum. Kucağımdaki kediye daha sıkı sarılarak dar yerden çıktığımda Kuzey, Rüzgar, Akın ve Milas üçlüsünü gördüm.
"Canını seven kaçsın!" Bağırdığımda gözleri arkama dönen dörtlü kısa bir şok yaşadı.
"Ne yaptın lan iki dakikada?" Rüzgar şaşkınca bana baktığında sabır çektim. "Oğlum koşsanıza götünüze kurşun mu yemek istiyorsunuz?" Arkamdaki adamaların olayını kavrayan salaklar bağıra çağıra koşmaya başladı. Arka arkaya dar sokakta bağıra çağıra koştuğumuz da tek temennim.
En arkada olduğum için kurşun kurşuna dizilmemekti.
Bu beladan da kurtulacaltık inşallah!
Selammm.
Nasılsınız ballarım?
Asi okula başlıyorrr!
Serdara içim acıdı azıcık. 🤏
Asi sonunda Kuzgunları adam edecek gibi ha ne dersiniz?
Çakır kuşum yaşıyor tabikideee😊
Selim köpeğine son anda yakalandık tüh 😅
Bölüm hakkındaki yorumları buraya.
Karakterler hakındaki yorumaları buraya alalım.
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınnn.
Sizleri çok çok seviyorum. Gelecek bölümde görüşmek üzere Allah'a emanet olun ballarımmm. 🌺
