21. bölüm · Mafya Boy Aile

Bölüm 21. Nefreti Kazanmak

Tuğba.K K

Bana başka bir gece daha görmeden öleceğini bilen kelebeğin neşesinden bahset, çok yorgunum...

Cahit Zarifoğlu.

****

Güneş ışıkları çekili perdeden içeri zarifçe sızarken, Yakup keyifle kahvaltı hazırlıyordu. Bir yandan çayı demlenirken diğer yandan domatesleri ve salatalıkları doğruyordu. Ankara'ya taşınalı tam bir ay olmuştu. Herşey şaşırtıcı bir şekilde güzel ilerliyordu. Akşamları işine giden Yakup sabahları kızlarıyla zaman geçiriyor ve dinleniyordu.

Kızları henüz uyanmamıştı bu yüzden sesizce şarkı mırıldanıyordu. Kızlarını uykudan kaldırmak istemiyordu. Aslında onlarla birlikte kahvaltı yapmak istiyordu ama kaldırmaya kıyamıyordu. Bu yüzden de tek başına kahvaltı yapacaktı. İşten geldikten sonra iki saat uyumuştu ama bu bile ona yetmişti.

Kızlarıyla gezmeyi düşünüyordu bu gün. Birkaç parça kıyafet alır sonrada dışarıda zaman geçirirlerdi. Hem kızlarada hava değişikliği olurdu bir aydır hiç dışarı çıkmamışlardı. Çayın altını kapatarak bir bardak doldurdu ve masaya koydu. Doğradığı salatalık ve dometesleride koydu.

Masaya oturacağı sırada kızların odasından birkaç mırıltılı ses geldi. Ev sessiz olduğu için en ufak ses bile kolayca duyulabiliyordu. Yakup hızlıca kızların odasına girdiğinde etrafa baktı ama hiç bir şey yoktu. Tam kaşlarını çatacakken uyanmış iki kızını gördü.

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştuğunda yavaşça kızlarına ilerledi. "Benim kızlarım uyanmış mı?" Sevecen bir sesle yatağa yaklaştığı. Kızları garip sesler çıkararak etrafa bakıyordu. "Günaydın meleklerim! " Diye şakıdı Yakup. Kızlarını görmek ona mutluluk veriyordu.

"Bende diyorum ki bu ev neden huzur kokuyor? Meğer kızlarım uyanmış." Kızlar anlamış gibi güldüğünde Yakup ikisininde yanağına birer öpücük kondurdu. "Günlük tatlı ihtiyacımızıda karşıladığımıza göre güzel bir kahvaltı yapmaya ne dersiniz?" Kızlar gülümseyerek ona baktığında Yakup iç çekerek gülümsedi.

Hızlıca kızlarının altını temizleyip kızyafetlerini giydirdi. Tabi bu sürede de sürekli kızlarıyla konuşmayı ihmal etmiyordu. "Bitti. Şimdi hemen kahvaltı yapmaya" Kızlarını kucağına aldığında Asi'nin karnı guruldadı. Yakup dudak büzerek kızına baktı.

"Acıktı mı benim bitanem? Hadi hemen mama yapmaya gidiyoruz o zaman. " Yakup mutfağa girdiğinde ilk işi masadaki çay bardağını ve çatalı alarak tezgahın üzerine bırakmak oldu. Her şeyle oynamaya meraklı kızları yanlışlıkla kendine zarar verebilirdi.

Önündeki çekmeceyi açarak mamayı çıkarttı. Bir diğer çekmeceden küçük bir tencere çıkartarak su koydu. Üzerinede yeteri kadar mama boşaltarak ocağa aldı. Mamayı karıştırmaya başladığında açlıktan elini ağzına koyan İnci ve Asiyi gördü.
Kafasını iki yana sallayarak kızlarının yanına geçti.

"Ellerinizi ağzınıza koymayın kızlar. Bak ellerinizi acıtacaksınız" Yavaşça önce İnci'nin ardından ise Asi'nin ağzındaki elini çekti. Minik elleri şimdiden ısırdıkları için kızarmıştı. Yakup'un kaşları çatıldı. "Bunu bir daha yapmıyoruz tamam mı meleklerim? Canınızı acıtacak her şeyden kaçınmalısınız" Kızların eline birer öpücük kondurdu.

"Zaten minicik eliniz var. Hemen kızarmışlar." Yüzü düşerken mırıldana mırıldana mamanın başına geçti. Minik ellerinin kızarması canını sıkmıştı. Mamayı karıştırıtken kızlarınıda kontrol etmeyi unutmuyordu. Tekrar ellerini ısırmalarını istemiyordu.

"Babacım peçeteyi ağzına sokma" Diye mırıldanarak kızların önündeki peçeteyi kaldırdı. "Siz böyle her şeyi ağzınıza sokacak mısınız?" Dertli dertli kafasını salladı. Sanırım bundan sonra kızlarının önünde hiçbir eşya bırakmamalıydı.

Olan mamanın altını kapatarak iki küçük kaseye boşalttı. Biraz soğumaları için tezgahın üzerine bıraktı kaseleri. Kızlarının yanına ilerleyerek masaya oturdu. "Bu gün gezmeye gideceğiz bebeklerim. Bir güzel gezip tozalım ama değil mi? Ne bu böyle eve tıkılıp kalmışız" İnci'nin yanağını şefkatle okşadı.

"Tatlış elbiselerde alalım mı size? Böyle minnoş minnoş gezin ortalıkta." Gülümsedi. Her şeyin en güzelini hakediyorlardı. Yakupta elinden geldikçe onlara iyi bir baba olmaya, ve hakettikleri her şeyi kızlarına vermeye çalışacaktı.

Bir süre sonra soğuyan mamaları aldı ve sırasıyla kızlarına yedirdi. Kendide birşeyler atıştırdıktan sonra önce kızlarını giydirip kısa saçlarını taradı ve minik tokalarla bağladı.

"Kurban olurummm" Yakup saçını taramayı bitirdiği Asi'nin burnunun ucuna minik bir öpücük kondurdu. Bununla birlikte odada minik bir kıkırtı yankılandı. Yanağındaki gamzeyi ortaya sererek gülen Asi bir elini Yakup'un yanağına koydu.

Yakup gülerek kızının avucunun içine kocaman sesli bir öpücük kondurdu. Asi daha fazla güldü. Çok geçmeden odayı Asi ve İnci'nin gülme sesleri doldurdu.

"Ya siz ne kadar cilveli kızlarsınız böyle?" Yakup şakadan bir sinirle kaşlarını çattı. "Her gördüğünüz erkeğe gülmeyin. Harem mi kuracaksınız Aaaa" diyerek cıkladı. İkili bebek arabasını ittirerek ilerlemeye devam etti.

Kızları yolda onlara bakan her erkeğe gülüyordu. Küçük veya büyük farketmeksizin her XY kromozomlu erkek canlısına hemde!

Boşuna kızlarla başım belada demiyordu ki. Böyle tatlı ve cilveli kızları varken başı çok ağrıyacak gibiydi. Hele birde okul dönemleri olsun dedi Yakup içinden dertli dertli. Önüne baba bu benim sevgilim diye çıksalar muhtemelen Yakup kalpten giderdi.

Kendi kendine düşündüklerine sinirlendi. Daha önlerinde kocaman bir yol vardı. Şimdiden kendine kuruntu yapmasına gerek yoktu.

Parkın önüne geldiklerinde kızları ellerini çırptı. Sevinmişlerdi. Yakup gülümsedi ve parka girdi. "Bence önce salıncakta sallayayım sizi" Mırıldanrak İnciyi kucakladı ve boş olan salıncaklardan birine oturtup önündeki emniyeti kapattı.

Hızlıca Asi'yi de kucakaldıktan sonra onuda diğer salıncağa bindirdi. Düşmemeleri için kısa bir kontrol etti salıncakları ardından ise yavaşça kızlarını sallamaya başladı.

"Güzel mi?" Dedi minik kızlarına bakarak. Kendisi daha önce birkaç kez binmişti. Ülgen beyin evinin bahçesinde salıncak vardı. Oğlu için yaptırmıştı. Onun oğluyla birlikte bir kaç kez sallanmıştı o salıncaklarda.

Minik kızlarının kıkırdadığını duyunca yüzündeki gülümseme genişledi. "Sizi ilk ben salladım salıncakta. İlk kez ben parka getirdim." Yüzünde huzurlu bir gülümseme belirdi. "Yemin ederim kocaman kızlar olsanız bile sizi parka getireceğim." Yakup bir süre kızlarını salladı.

"Biraz da kaydıraktan kaymak ister misiniz?" Kızlarının saçlarına birer öpücük kondurdu. "Yine mis gibi kokuyor benim meleklerim" Dedikten sonra Asi'yi kucağına aldı. "Merhaba" Diye bir ses duyduğunda Yakup'un bakışları önündeki kadına döndü. Sarı saçları ve acık kahve gözleri olan kadının kucağında kumral bir çocuk vardı.

"Merhaba" Yakup'ta onun gibi mırıldandığında kadının salıncakta çocuğu sallayacağını düşündü ve "bu salıncak boş. Oğlunuzu sallayabilirsiniz" Kadına yer vermek amaçlı kenara çekildiğinde sarışın kadın gülümsedi.

"Oğlum değil. Yeğenimi getirdim oynaması için" Dedi kadın yeğenini salıncağa yerleştirirken. "Siz." Diye sordu. Ardından "Sizin mi kızlarınız?" diyerek yeğenini yavaştan sallamaya başladı.

Yakup İnciyi bir eliyle sallarken kafasını salladı. "Evet. Benim kızlarım" Derken sesi sahipleniciydi. Kadının yüzü belli bir şekilde asıldı. "Yaaa. Evli misiniz yani?" Diye sordu. Yakup ne kadarda saçma bir soru diye düşündü. Benim çocuğum diyorsa ne olmasını bekliyordu ki kadın?

"Evet. Evliyim" Diye bir yalan uydurdu kadının niyetini anlayan Yakup. "Eşiniz neden yanınızda değil?" Kadın asla haddi olmayan bir soru sorduğunda Yakup Asi'yi göğsüne iyice yasladı. "Size ne hanım efendi?" Yakup'un sözleri kadını dumura uğrattı.

Resmen kızlarının yanında kadın ona yürüyordu!

"Sadece merak ettim beyefendi. Neden tersliyorsunuz?" Dedi kadın şaşkın bir sesle. Yakup İnciyi kucağına aldı ve kızlarını çocuk arabasına yerleştirirken kadına kısa bir bakış attı. "Evli bir adamla nasıl konuşacağınızı bilmiyorsunuz hanımefendi. Size ne benim karımın neden yanımda olmadığı?" Kadın kaşlarını çattı.

"Sanırım beni yanlış anladınız? Adınız neydi?" Kadın'ın arsızlığına hayret etti Yakup. "Size ne?" Kızlarını bebek arabasına iyice yerleştirdikten sonra ayaklandı. "Benimki Sude. Sizinki ne?" Sorusunu yineledi Sude denilen kadın.

Sen iflah olmazsın bakışları attı Yakup kadına. Ne garip insanlar vardı şu hayatta anlamıyordu ki?

"Genç yaşınıza rağmen iki tane çocuk zor olmuyor mu?" Yakup sabır çekti. Ve kaydırağa doğru ilerledi. İnciyi kucaklayarak yavaşça kaydıraktan kaydırmaya başladığında tekrar kadın yeğeniyle birlikte yanında bitti.

Yakup kadına aldırış etmeden İnciyi birkaç kez daha kaydırıp bebek arabasına geri koydu. Asi'yi kaydırağa bindirip eliyle aşağı doğru kaydırdığında minik bir kıkırtı bıraktı kızı. Yakup gülümsedi.

"Sevdin mi bebeğim?" Diye sordu ve tekrar kızını kaydırdı. Asi tatlı bir kıkırtı daha dışarı bıraktığında Yakup'ta kıkırdadı. Asi kaydıraktan kaymayı sevmişti. "Ayy!" Diye bir ses duyduğunda Yakup kızını göğsüne bastırıp kaşlarını çattı ve İnciye doğru eğilmiş kadına çatık başlarla baktı.

"Bıraksana parmağımı cadı!" Kadın parmağını çekmeye çalışarak bağırdığında Yakup bebek arabasına eğildi. İnci kadının parmağını ısırmış bırakmıyordu. Gülmemek için kendini zor tuttu Yakup.

"Kızıma cadı demeyin hanımefendi" Yakup takıldığı tek nokta buymuş gibi konuştuğunda kadın kızaran parmağını kendine zorda olsa çekti. "Kızınız parmağımı koparıyordu beyefendi. Tek sorun benim cadı demem mi?" Yakup onaylarcasına kafasını salladı ve İnci'nin ağzının kenarını peçeteyle sildi.

"Kirli ellerinizi kızımın ağzından uzak tutun. Mikrop kalabilir sizin yüzünüzden" Kadın kaşlarını sinirle çattı. "Karınız size nasıl dayanıyor bu laubali tavrınızla acaba!" Sözleri biter bitmez Asi'nin eli kadının saçlarını buldu.

Kadının saçlarını kendine doğru çekmeye başladığında Yakup'un dudakları keyifle kıvrıldı. Bu kadının hakkından ancak kızları gelebilirdi. "Ay saçım! Yardım edin adam öldürüyorlar" Kadın bağırdığında Yakup güldü. "Kızlarım sinirini böyle atıyor hanımefendi sessiz olur musunuz?"

Kadın ağlak bir ifadeyle kızının elini tuttuğunda Yakup kaşlarını çatarak kadının elini kızından uzaklaştırdı. "Bebeğim bırak ablanın saçını. Hadi bitanem" Kızının minik ellerini yavaşça uzaklaştırdıktan sonra acunun içine minik bir öpücük kondurdu.

"Bir daha böyle birşey yapmıyoruz bebeğim. Saçlarını birden çekse elin acıyacak." Asiyi bebek arabasına bindirdiğinde kadın bir birine girmiş saçlarıyla birlikte yeğenini kucakladı.

"Salaklar!" Dedikten sonra koşa koşa parktan çıktığında Yakup yüzünü buruşturdu. "Yelloz kadın. Oh oldu sana daha az yaptı benim kızlarım!" Arkasından sinirle bağırdığında kızlarının tatlı kıkırtıları duyuldu.

Yakup kızlarına doğru eğildi. Canınız böyle terapi istediğinde bana söyleyin. Hemen birilerini yolmaya getiririm sizi. " Kızlar daha fazla güldüğünde Yakup'ta güldü.

"Hadi gidip güzel bir yemek yiyelim. Sonrada eve gidip birlikte çizgi film izleriz." Yakup gülümseyerek parktan çıktığında bu günü hiç unutmamak adına beynine kazıdı.

Kızları bu gün babalarını ilk defa kıskanmıştı.

Hatta sadece kıskanmakla kalmamış küçücük olmalarına rağmen kadını bir güzel yolmuşlardı.

****

Bir insana olan tek sevgi kırıntısı, tek umut zerresi ne zaman biterdi biliyor musunuz? Yaptığı hataları düzeltmek yerine sürekli sizde farklı yaralar bıraktığında ve yaşadıklarından asla ders almadığında. İşte o zaman onu içinizde komple gömmeniz gerekir.

Ben ne mi yapacaktım?

Karşımda bana hesap sorabileceğini düşünen pislik kıza haddini bildirecektim. Utanmadan sıkılmadan benden hesap soruyordu birde!

Hızlı adımlarla ona ilerlediğimde sinirim adımlarıma bile yansımıştı. Bir çırpıda yanına ulaştığımda ilk işim elindeki telefonu almak oldu. "Ne bu Asi!?" Yüzüme doğru bağırdığıda boynundan tutup arkasındaki duvara çarptım bedenini.

"Bana hesap mı soruyorsun!?" Diye yüzüne doğru bağırdım. Şoktan çıkan Aile üyeleri hızlıca etrafımızı sardığında kimseden çıt çıkmıyordu. Hepsi sessizce olanları izliyor ve anlamaya çalışıyordu. Boynunu biraz daha sıktığımda Canan hanımın. "Aman. Durun kızlar canınızı acıtacaksınız" diyen sessiz mırıltısını duydum.

Aldırış etmedim.

"Kim bu adam Asi? Neden o telefonda bebeklik fotoğraflarımız var?" Gözlerimi sinirle kapattım ve çenemi sakin olmaya çalışarak sıktım. "Seni öldürürüm. Yemin ederim her şeyi siktir edip senin boynunu burada kırarım." Yüzüne doğru eğildiğimde burnumdan derin soluklar çekerek sakinleşmeye çalışıyordum.

"Odama neden girdin? Hangi hakla karıştırırsın kızım sen benim odamı!" Korku dolu gözlerine rağmen kendinden ödün vermedi. "Kedini besleyecektim. Mamayı ararken gördüm" Sesini düz çıkarmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi.

"Sana mı kaldı benim kedimi beslemek lan!?" Boynunu biraz daha sıktığımda Hasan bey, "Sakin ol Asi. Gel güzelce konuşalım kızım. Hadi bırak kardeşini" Beni ikna etmeye çalışarak sessizce konuştuğunda güldüm.

Sikerdim kardeşliğini!

"O benim kardeşim değil." Diyerek Güneş'in gözlerinin içine baktım. Gözleri titredi. Alaylı bir gülüş kaçtı dudaklarımdan. "Sana ne olmuş bilmiyorum ama keşke o gün, o sokak arasında ölseydin. Keşke ölseydin de nefretimi kazanmasaydın." Boğazını bıraktım. Bedeni yere yığıldığında dolu gözleri yere dönüktü.

Yazık ama bu kıza. Bebek gibi ağlayacak şimdi yaptığı şeylere bakmadan, ağlattığı geceleri umursamadan.

"Nefretimi kazandığın için sağol Güneş. Bundan sonra sana yapacaklarımdan asla pişman olmayacağım sayende." bir adım geriye çekilerek Hasan beye döndüm.

"Bu evde kalmak istemiyorum. Bu kızın kaldığı evde kalmam ben!" Sonlara doğru sesim sert çıktı. Orkun Güneşin kızaran boynuyla ilgilenmek için ona doğru ilerlediğinde Güneş'in kızarık gözlerini üzerimde hissettim. Alaylı bir bakış attım Güneş'e. Ardından ise dalga geçercesine dudak büzdüm.

"Kıyamammm" Diye mırıldandım ve hemen ardından, "Abisi üf olmuş yerlerini mi iğleştirecek?"diye ekledim. "Ne olduğunu anlatsın biri" Levent sabırsızca ikimize baktığında hiç üzerime alınmadan Hasan beye bakmaya başladım. Kardeşi ona ne bok yediğini anlatsındı bir zahmet. İzinsiz bana verilen odaya girdiği yetmiyormuş gibi birde bana hesap soruyordu. Haspama bak sen!

Hasan beyin omuzları düştü. "Kardeşinin odasına nasıl izinsiz girersin Güneş?" Sesi sertti. Güneş'in dudakları titredi. "Baba..." Diye mırıldandı. Baba. Nede güzel söylüyordu bu kelimeyi? Nede güzel baba demeye alışmıştı. Peki ben? O baba derken ben kaç kere ölmek için yalvarmıştım Allah'a? Sayamamıştım bile.

"Yemin ederim kötü bir niyetim yoktu. Sadece kedisine yemek vermek istemiştim" Kendince haklı bir sebep bulmaya çalışıyordu ama kesinlikle hatasını telafi edecek bir bahane değildi bu. "Madem yemek verecektin ne diye telefonu karıştırıyorsun o zaman?" Gözlerimi ona çevirerek sorduğumda yutkundu.

"Merak ettim." Diyerek başını önüne eğdi. Merak etmiş hanımefendi. Ayyy ne kadarda haklı bir sebep hadi hemen saçını okşayıp bağrımıza basalım.

Salağız ya biz.

"Ben bu evde kalmak istemiyorum. Ya bırakın gideyim. Yada bu kızın olmadığı bir eve götürün beni" Kendimden emin gözlerim tekrar Hasan beye döndü. Hasan bey bir bana birde Güneş'e baktı. Ardından ise kafasını salladı. "Yarın senin için güvenli bir ev bulurum olur mu?" Dedi.

Kafamı iki yana salladım. "Olmaz" Hasan bey ofladı. "Kiraya vermediğimiz bir evimiz var. Ama o da hiç temizlenmemiş bir ev. Yarın temizlensin söz veriyorum oraya taşınmana izin vereceğim. Ve yardımda edeceğim. " İnatla kafamı iki yana salladım.

"Sorun değil. Kirin ve tozun içinde yatmaya alışığım. Bir gece o evde kala bilirim" Hasan beyin kaşları çatıldı. "Kızımı kirli bir evde yatıracak değilim." Hasan bey sözlerinin ardından düşünmeye başladığında Birkan abim, "Kafa dinlemek için gittiğim bir evim var. Asi'yle birlikte orada kalırız." Dedi.

Bence gayet güzel bir fikirdi. Bu ev harici her yerde kalırdım ben. Sokak bile olurdu yani, hiç sorun değildi.

"Peki. Yarın diğer evi temizletir yeni mobilyalar ayarlarız. Bir süre orada kalsın Asi hanım." Hasan bey yanıma yaklaşıp kollarını omuzlarıma attı. "Daha sonra telefon mevzusunu konuşacağız unutma." Kafamı onu geçiştirmek için salladım. Ve hemen ardından omzumdaki ellerini indirdim.

Bok konuşurduk. Onlara birşey açıklamak zorunda değildim. İstediğimi yapar, istediğimle konuşur ve istediğim bokları karıştırırdım. Kimseyi ilgilendirir miydi?

Tabikide hayır!

Onları orada bırakıp bana verilen odaya koştum. Çantama iki tişört ve pantolon attıktan sonra kedimide kaptığım gibi tekrar aşağı koştum. Çok şükür şu evden artık çıkıyordum. Kapının önünde beni bekleyen abimi görünce hızlıca yanına ilerledim. "Hadi güzelim" dedi ve sırtımdaki çamtayı aldı.

Yakup'un telefonunun cebimde olduğuna teyit getirmek amaçlı kısaca kontrol elitim. Tamam buradaydı. Kapıdan tam çıkacağımda Canan hanımın sesini duydum. "Kızım... " Mırıldanarak bana doğru iki adım attığını hissettiğimde ona döndüm. Bana doğru çekingen bir adım daha attı. "Yarın yanına gelirim ben tamam mı? Ararımda zaten." Ağzının içinden bir şeyler gevelediğinde gözleri yine dolmuştu.

Ofladım. Şu kadının gözlerinden yaş akmasın artık yeter ya! "Sarılmak ister misin?" Diye sordum masum haline dayanamayıp. Gözlerinin için anında parladı. Heyecandan elleri bile titredi. Normalde hep sarılabilir miyim diyen oydu ve her seferinde geri çeviren bendim. Şimdi ise ona bu soruyu ben sormuştum.

Bence artık sarılmamızın zamanı gelmişti.

Canan hanım bir çırpıda bana sarıldı. Ama sarılışı dikkatliydi. Omuzumun acımasından korkarcasına sarılıyordu. Kollarım ona doğru dolandığında nefesim bir an boğazımda takılı kaldı. Nasıl desem bilmiyorum ama ona sarılmak güzel hissettiriyordu. Böyle güven, sevgi ve şefkat gibi. Evet hiç tatmadığım duygular olabilirdi ama hissediyordum.

Canan hanıma sarılmak böyle hissettiriyordu.

On ilk defa sarılmıştım ve sanırım bundan sonra son olmayacaktı.

"Güneş adına özür dilerim meleğim" Canan hanım sırtımı okşayarak sakince konuştuğunda yavaşça ondan ayrıldım. "Başkaları adına sürekli özür dilemekten vazgeç. Suçlu olan sen değilsin onlar" Gülümseyerek yüzüne son kez baktıktan sonra, başka kimseye dönmeden Birkan abimin arkasından ilerledim ve evden çıktık.

Birkan abimin arabasının önünde durduğumuzda abim çantamı arka koltuğa koyarak binmem için beni bekledi. Önce Zeytini koydum ve hemen arkasından yavaşça arabaya binerek kapıyı kapattım. Derin bir nefes vererek arkama yaslandım. Hiç bir yerde bana huzur yoktu.

Kocaman evde karıştıracak oda bulamamış resmen bana verilen odaya girip karıştırmış ya kız. Birde utanmadan karşıma geçmiş bu ne diyor. Elinin körü amına koyayım! Hayır bir insan telefonu neden araştırır ya?

Tamam odaya girdin ne amacın vardı bilmiyorum ama bari telefonu karıştırma. Gelde kendini güvende hissett o evde. Gelde Güneş'e güven.

Hayır zaten o kıza asla güvenmem ama olsun yani. Ona karşı olan son sabrımıda taşırmıştı artık.

Kafamı önüme çevirdiğimde hangi ara yola koyulduğumuzu ve sürücü koltuğuna oturduğunu bilmediğim Çakıra şaşkın şaşkın baktım. Sanırım o kadar dalmıştım ki, Çakır'ın arabaya bindiğini bile fark etmemiştim. Bakışlarımı ondan çektim.

Bir anda aklıma Ceylan denilen kız geldi. Nerden düştü şuan aklıma bilmiyorum ama acayip gıcık kapmıştım ben o kıza. Nedir o öyle üstten üstten bakmalar, emir verir gibi 'boşko koromoylo got' demeler falan?

Salak!

Sen az önce içten içe kızın taklidini mi yaptın? Diyen iç sesime göz devirdim. Yok ananın münasip yerini yaptım! Sence ne yapmış olabilirm Allah'ın cezası iç ses?

Hayır yani dışımdan söyleyeyim de delirdiğimi mi düşünsünler?

"İyi misin güzelim kaşlarını çatıp duruyorsun?" Birkan abimin sesini duyunca boğazımı temizleyerek kendime geldim. Adam bizi deli sanacaktı şimdi. Hoş onlar ailecek zaten kafadan kırıklardı ama olsun. Biz karizmayı çizmeyelim şimdi.

"İyiyim abi dalmışım biraz." Diye bir şeyler mırıldandım. Abim bana doğru hafiften dönerek gülümsedi. "Takma kafaya güzelim. Güneş sen geldiğinden beridir bir değişik davranıyor zaten. Bizde anlamadık." Omuz silkerek gülümsedim.

"Yok ya ne takacağım o manyağı kafaya. En fazla ağzını burnunu kıracağım o olacak yani" Abim sözlerime güldü. "Kafa göz dağıtmayı çok mu seviyorsun?" Gözlerim kısa bir an Çakırı buldu. Ama hızlıca tekrar abime çevirdim.

"Bulaşan olmadığı sürece gayet sakin bir insanım. Dayağımı yiyen kesin hak etmiştir zaten." Burnumu havaya kaldırarak konuşunca abim ve Çakır aynı anda güldü. Gözlerim dikiz aynasından Çakıra kaydı. Dişleri inci gibiydi. Maşallah.

Oo Asi hanım dikiz aynasından adam mı dikizliyorsun? Diyen pislik iç sesimle kendime geldim. Ne? aynanın ismi dikiz aynası değil miydi? Bende isminin hakkını veriyordum işte.

Tövbe tövbe.

Ben şu Çakır'ın bulunduğu ortamda olduğumda azıcık kafayı sıyırıyorum galiba.

"Yarın sesin için bir kaç parça kıyafet almaya gidelim. Hem ihtiyaçlarında vardır belki onlarıda alırsın." Birkan abime kafa sallamakla yetindim. Acilen uyuyup şu lanet günün son bulmasını sağlamalıydım.

Ağlasam göz yaşlarım yok.

Sussam ve içime atsam, artık dayanacak gücüm yok.

Bu yüzden de en iyi seçenek uyumaktı.

Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladığında kendimi serbest bıraktım. Zeytinin kucağıma oturduğunu hissettim ama gözlerimi açmadım. Zaten sonrası karanlık.

Kocaman bir karanlık...

***

"Yavaş yürü Asi hemen uyanır" Havada süzülüyormuş gibi sallanırken kulağıma Birkan abimin sesi doluştu. Uzandığım yere iyice yayıldığımda burnum duvar olduğunu düşündüğüm yere sürtündü. Oha! Abimin evindeki duvarlar böyle mi kokuyordu.

Çok güzel bir kokuydu. Bu yüzden de iyice duvara sürttüm burnumu. Böyle ev kokusu mu vardı lan? Yani tamam hayatımda ev kokusu hiç kullanmamış olabilirim ama bu kadar ferah bir ev kokusu olduğunu düşünmemiştim doğrusu.

"Ben mi taşısaydım ne? Uzaklaştır kardeşimi kendinden" Birkan abimin sinirli sesini duyduğumda kaşlarım çatıldı. Ne taşıması lan? Bilincim iyice yerine gelirken sallandığımı tekrar hissettim.

Siktir!

Evde değildim. Ve şuan burnumun içine namusuymuş gibi çektiği koku duvardan yayılmıyordu.

"Uzaklaştırırsam düşer Birkan bey. Hem siz yaralısınız Asi hanımı taşırsanız dikişleriniz açılabilir."

Bismillahirrahmanirrahim.

Ben Çakır'ın mı kucağındaydım? Gözlerimi açsam bir dert açmasam bir dertti şuan. Kafamı çok az çekerek kısık gözlerimle olduğum bedene baktığımda kokunun kaynağı olan Çakır'ın göğsüyle bakıştım. Beyaz tişörtünden göğüs kısmı mı belli oluyordu ne?

Kafamı tekrar yaklaştırdığımda cidden de içinin göründüğünü gördüm. Oha! Niye böyle şişikti lan adamın göğüsleri? Yoksa kadın olmaya falan mı çalışıyordu?

Yok ama kadın olamayacak kadar erkekti bu adam.

Tövbe tövbe.

Spor yaptığı için göğüs kasları olmuş olamaz mı Asi? Diyen iç sesime hak verdim. Olabilirdi evet. Zaten saçmaydı az önce düşündüklerim. Adam korumaydı sonuçta elbette ki kaslı olması lazımdı.

"Ben odasına bırakırım Asi hanımı. Siz gidip iyice dinlenin Birkan bey." Çakır'ın sesini duyduğumda aldırış etmedim şayet şuan daha önemli işlerim vardı. Neden bu kadar iç gösteren tişört giydiğini düşünmek gibi!

Tamam kendi tercihi kendi hayatıydı
ama böyle salaş tişörtler de giymesin bu adam. Hayır yani Ceylan çok yaklaşırdı falan. Zaten baya meraklı gibi bakıyordu Çakır'a. Direkt üstüne atlardı adamın Allah korusun.

En iyisi ben bu tişörtü bulup yırtayım. Yanlışlıkla oldu derim ohh mis gibi. Bir tişört için olay çıkartacakta değil zaten.

De ben onun tişörtünü nasıl ele geçirecektim?

Düşüncelerimi bölen şey sırtımın yumuşak yatakla buluşması oldu. Üzerime doğru eğilmek zorunda olan Çakır'ın nefes alış verişlerini duydum. Zaten nefesi dudaklarımdan yukarı doğru sakince yayılıyordu. Bedenim istemsizce kasıldı. Elleri belimden usulca çekildiğinde tüm bedenim titredi.

Benden uzaklaştığında üzüldüm. Neden bilmiyorum ama bedenim sanki onun benden uzaklaşmasından hoşlanmamış gibiydi.

Ayakkabılarımı nazikçe çıkardığını hissettiğimde yutkundum. Elleri bileğimi narince tuttu ve sakince indirdi. Diğer ayağımada aynı işlemi yaparak ayakkabımı çıkardıktan sonra gittiğini düşündüm ama gölgesi üzerime düştü.

Nefesimin değişmemesi için büyük bir çaba harcadım. Elinin gölgesi gözlerimin üzerine düştüğünde irkilmemek için kendimi zor tuttum. Ne yapıyordu?

Tek gözümü parmaklarıyla açtığında gözümü sabit tuttum. Ne oluyordu anasını satayım ya?!

Gözümün içi birden sulandığında nefesim çok kısa bir an göğsümde tıkalı kaldı. Damla koyuyordu gözüme...

Diğer gözümede aynı işlemi yaptıktan sonra gideceğini düşündüm ama öyle yapmadı. Üzerime örtüyü çekerek uzaklaştı. Odadan çıktığını kapı sesinden anladığımda gözlerimi açtım. Dudaklarım çok kısa bir an açılıp kapandı.

Göz damlasını nereden bulmuştu? Canan hanım mı vermişti acaba?

Elim kalbime gittiğinde kaşlarım çatıldı. Ne bok yemeye bu kadar hızlı atıyordu kalbim? Elimle kendimi biraz yelledim. Sıcak mı olmuştu ne? Gelde yat şimdi amına koyayım ya!

Adam resmen bebekmişim gibi benimle ilgilenmişti. Şaka gibiydi yemin ederim. Bu adamın benden uzak durması en iyisiydi galiba. Her yanına yaklaltığımda kalbim salak gibi ya atıyor yada atmayı komple bırakıyordu. Ölüyorum falan sanıyordum yani artık.

Kimsenin yanında böyle atmayıp Çakır'ın yanında hızlanacak kadar ne vardı yani bu adamda ben onu anlamamıştım.

Oflayarak yatağa geri uzandım. Bu günlerde bende bir şeyler vardı ve ben bile anlam veremiyordum artık olanlara.

Uyku bir yılan misali sessizce beni sarmalamaya başladığında direnmeden kendimi direkt kollarına teslim ettim.

****

"Ya Allah aşkına peşimi bırak be adam! Arkadaşlarımı görüp geleceğim diyorum neyi anlamıyorsun?" Sabır çekerek saçlarımı bağladım. Abime kahvaltıdan sonra arkadaşlarımı görmek istediğim için çıkacağımı söylediğimde canım! Abim. Özel korumam olduğu için Çakır'ın da benimle geleceğini söylemişti.

El mecbur kabul etmiştim çünkü Selim pisliğinin adamları her an bir yerlerden çıkabilirdi. Ama kabul etmez olaydım!

Çenem çıkaydı da tamam gelsin demeseydim!

Ya daha evden çıkmadan peşime düşmüştü bu adam. Şaka gibiydi gerçekten de. Saçlarımı bağlarken bile yanımdan ayrılmıyordu salak! Omzumdan dolayı zaten saçımı bağlayamıyordum birde onun siniri üzerimdeydi, birde o darlayınca bunalmıştım artık.

Bağlayamadığım saçlarımı aşağı doğru acıyacağını bile bile sinirle çektim. "Sizi en son keseceğim Allah'ın cezası saçlar!" Sinirle bağırıp tokayı yere fırlattı. Yanımda duran ve düz bir ifadeyle bana bakan Çakır'ın göğsüne elimin tersiyle bir tane çaktım.

"Sende düş peşime hemen gidip gelelim" Yanından geçerek evden çıktım. Oda hemen arkamdan gelemeye bailadığında hızlıca asansöre bindim ve en alt kata bastım. Çakır'da yanımdaki yerini aldığında asansör kapandı ve aşağı inmeye başladı.

"Sinirli misiniz? Bir sorun varsa yardım edebilirim." Derin bir nefes çektim içime. Yine kokusu dolmuştu zaten burnuma. "Sorun yok. Sadece saçlarımı bağlayamadım." Çakır kafasını anladım dercesine salladı. Asansör alt katta durduğunda ben ve çakır sakince indik. Yavaş adımlarla apartmandan çıktığımızda gözlerim çok kısa bir an etrafta gezindi.

Yeşil ağaçlarla ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş bahçe fazla huzurlu duruyordu. Parçalı bulutlu bir hava hakimdi bugün. Arabanın önünde durduğumuzda Çakır, benim için kapıyı açtı. Arabaya bindiğimde arkamdan kapıyı kapatarak, hızlıca bu şoför koltuğundaki yerini aldı.

Araba bahçeden çıktığında camı açtım. Biraz serin hava yüzüme vursa hiç fena olmazdı.

"Klimayı açmamı ister misiniz?" Diye sordu ağzıma yüzüme rüzgar yüzünden doluşan saçlarımı gören Çakır. Kafamı iki yana salladım. "Gerek yok. Böyle daha güzel" Dediğimde ağzıma tekrar saçlarım girdi. Hırsla saçlarımı çektim ve gülmemek için dudaklarını bir birine bastıran Çakır'a ölümcül bir bakış attım.

Hani arabanın camı açık olunca saçlar arkaya uçuşuyordu? Benimki direkt ağzımın için giriyor. Kesin sorun bendedir ama. Her şeyimin anormal olduğu gibi saçlarım bile anormal. Hatta bana esen rüzgar bile anormal oluyordu o derece sıkıntılı bir tiptim yani düşünün.

"Hala camın açık olması konusunda emin misiniz Asi hanım?" Çakır'ın eğlenen sesini duyduğumda göz devirdim. Eğlenecek bir bok mutlaka buluyordu pislik koruma.

"Eminim. Gayette güzel esiyor. Oh mis gibi" Diyerek tekrar cam tarafına döndüğümde yine saçlarımın insafsızlığına uğradım. Ağzımın içine yer yokmuşçasına tıkanan saçlarımı sinirle çektim. "Allah aşkına aç şu klimayıda sende kurtul bende." Dedim dayanamayıp.

Camı kapattığımda Çakır gülerek klimayı açtı. Çok komikti zaten. Haspam.

Araba alışık olduğum ve özlemini çektiğim sokaklara girdiğinde gülümsedim. Ne olursa olsun insan doğduğu yere hep özlem çekerdi. Pis olmasının hiç bir önemi yoktu. Burada doğmuş ve burada büyümüştüm.

Araba durduğunda Çakır'la aynı anda indik. "Sen burada kal. On dakikaya gidip gelirim" Çakır'ın mavi gözleri kararsızlıkla kısıldı. Gelmek istiyordu ama ben gelmesini istemiyordum. Her yerede peşimden kuyruğum gibi gelmesindi bir zahmet.

"Emin misiniz? Asılan falan olur şimdi" Dediğinde sesi sertti. Sen salak mısın bakışları attım Çakıra. "Asılan olursa cevabını veririm Çakır. Sanki hep korumam vardıda beni o koruyordu. Kendimi korurum. Azıcık ayrıl götümün dibinden" Sözlerimin ardından hızlıca bara girdim.

Sanki eskiden yanımda korumayla dolaşıyordum. Sabır ya. Yemin ederim sabır.

Sigara ve parfüm kokusu anında burnuma doluştuğunda yüzüm buruştu. Her zaman olduğu gibi gözlerim ilk Nisa'yı aradı ve tezgahın arkasında bardakları silerken buldum onu. Sessizce ilerleyip her zamanki yerime, yani var taburesine oturdum.

"Selam sabah yok mu?" Diye sorduğumda Nisa'nın gözleri şokla bana döndü. "Asi!" Bağırarak beni incelediğinde kaşlarımı çattım. "Kulağımın zarını patlattın kızım. Az sessiz olsana" Dedim memnuniyetsizce. Nisa gülerek elindeki bardağı bıraktı. Ve bir çırpıda tezgahın arkasından çıkarak üzerime atladı.

Omzuma giren derin yanma hissiyle dudaklarımı bir birine bastırdım ama yinede acı dolu bir inleme çıktı dudaklarımdan. Panikle benden ayrılan Nisa üzerimi iyice süzdü. "Bir yerine birşey mi oldu? Neden canın acımış gibi ses çıkardın?" Şuan vurulduğumu ona anlatmak gibi bir bok yemeyeceğim için.

"Birden üzerime atladığın için sırtım acıdı. Birşey yok yani" Ağzımın içinde bir şeyler gevelediğimde kafasını salladı. Etrafa kısa bir bakış atarak, "Nerelerdeydin? Yine merakta bıraktın bizi" diye sitem etti. Yüzü düştüğü için göz devirdim. "Kızım ben bundan önce size her şeyi anlatmadım mı? Ne diye merak ediyorsunuz anlamıyorum ki?" Sitemli bir sesle konuştuğumda Nisa dudak büktü.

Bunlar bana ne diye bu kadar değer veriyorlardı anlamıyordum ki zaten.

"Olsun biz yinede merak ettik." Dedi sözlerime karşı. Hemen ardından ise "Diğerlerini de çağırayım mı?" diye ekledi. Kafamı olumlu anlamda salladım. "Hepinizi görmeye geldim zaten. Sadece senin nur yüzün için değil" Nisa bana göz devirerek arka tarafa ilerlediğinde güldüm.

Elimi cebime atarak sigaramı çıkardım ve zippomla yakarak dudaklarımın arasına yerleştirdim. İki nefes üst üste çekerek içen insanlara kısa bir bakış attım.

Allah hepsinin belasını versin.

Amin. Çok çok amin.

Kimi çoluğunun çocuğunun rıskını burada yiyordu, kimi çalıp çırptığı parayı. Zenginlere diyecek yoktu zaten. Her gün aralıksız buraya gelen insanlar vardı ve ben buradayken gelenler hala gelmeye devam ediyorlardı.

Paraları batasıca pislik herifler.

"Asi!" Sevda'nın sesini duyunca bakışlarım bana doğru gelen çocuklara döndü. Gülümseyerek yanıma adımladılar ve tam önümde durdular. Sevgi ben daha ne olduğunu anlamadan bana sarıldığında dişlerimi dudakalrıma geçirdim ve gözlerimi acıyla kapattım.

İki kız olarak omuzumu sikmişlerdi bu gün!

"Hoş geldin. Sonunda aklına geldik demek" Sevda benden ayrılarak söylendiğinde boş bir bakış atmakla yetindim.

"Hepiniz aynı şeyi söylemek zorunda mısınız?" dedim keyifsizce. Hepsine kısa bir bakış attım ve sigaramdan derin bir nefes çektim. "İki dakika bok yiyip yanınıza geldik. İçine sıçmayın lan" Diye ekledikten sonra sigaramdan bir nefes daha çektim.

Ekin gülümseyerek karşıma oturdu. "Bakma sen şunlara. Ee nasıl gidiyor hayat?" Omuz silktim. "Bok gibi gidiyor. Seninki nasıl gidiyor?" diyerek açık konuştum. Ardından ise aynı soruyu ona sorarak sigaramdan bir nefes daha çektim. Saçlarını kısa bir an karıştırıp ofladı Ekin. "Berbat ötesi gidiyor. Ne zaman düzelecek hayatım bilmiyorum açıkçası" Onun sözlerine Mert. "Sabredeceksin oğlum. Hepimiz aynısını yapmıyor muyuz? Sabrediyor ve hayatımızın dahada kötü olmaması için dua ediyoruz." Dedi.

Haklıydı.

Hangimizin hayatı güzel ilerliyordu ki?

"Bir sorun yok dimi kardeşinle ilgili?" Gözlerimi kısarak sorduğum soruya kafasını iki yana sallayarak cevap verdi Ekin. "Yok ya. Normal her zamanki gibi işte." Kafamı salladım. Yine pislik babasının borcu falan çıkardı Allah korusun.

Zaten zorla diğerini ödemişti çocuk.

"Doğum gününe bir hafta kaldı değil mi?" Diye sordu Sevda şak diye. Şuan tamda sırasıydı zaten bunun. Hiç aklıma gelmemişti doğum günüm ama evet. Tam bir hafta sonra doğum günümdü. Doğum günlerinden nefret ederdim. Neden bir çöpün kenarına bırakıldığım günü sevecektim ki?

"Kutlayalım diyeceğim de, Asi yine istemeyecek." dedi, Mert. Sevmediğimi biliyorlardı bu yüzden de asla zorlamazlardı. Zaten hayatlarımız bir birinden pekte farklı değildi. Hiç birimiz doğduğumuz günü sevmezdik.

Sokak çocukları doğum günlerinden nefret ederdi...

Bizim için doğduğumuz gün acı demekti. Sürekli yorulan ve acı içinde kıvraran bedenlerimiz bize hediye değil, yara getiriyordu. Daha çok çalışmak, daha fazla insanın hayatını karartmak ve daha fazla acı çekmek...

Kim severdi ki bu şartlar altında doğmuş olduğu günü?

"Gerek yok." diye mırıldandım ve sigaramdan derin bir nefes daha çektim. Sakince ayaklandım. Bu kadar görüşme yeterde artardı bile. Hepsi iyiydi ve önemli olan buydu. Zaten işlerinin başına biraz daha dönmezlerse patron salağı kesin sorun çıkartırdı.

Boşu boşuna işlerinden de olmasınlar benim yüzümden.

Sigaramı söndürerek kül tabağına attım. "Hadi bana müsade." diye mırıldandığımda, yüzleri düştü. "Daha yeni geldin. Biraz daha kal" Nisa üzgünce konuştuğunda omuz silktim. "Birinin yanına daha uğrayacağım. Sizde işinize dönün hadi. Kovulursanız başıma falan kalırsınız uğraşamam" Sözlerimle birlikte hepsinden minik kıkırtılar çıktı.

Ne? Haklıydım. Başıma kalırlarsa hiç biriyle uğraşamazdım. Ben daha kendimle baş edemiyorum birde onları mı bela edeyim kendime?

"Yine gel." Dedi Sevda. Kafamı salladım. "Biz hep buradayız zaten. Gelirsen bulursun bizi" Ekin'de eklediğinde "Eyvallah" Dedim ve hemen ardından, "Allah'a emanet olun" diyerek arkamı döndüm. Bir daha gelir miydim bilmiyorum. Ama zamanım olunca ayda bir onları görmek isterdim.

Bardan çıktığımda Çakır'ı arabaya yaslanmış beni beklerken buldum. Arabayla gideceğimizi düşünmüyordur umarım. Sızlayan omzuma kısa bir bakış attım ve yanına vardım.

Sabah ağrı kesici almıştım ama sanırım az önce iki salak tarafından sarılarak darp edilmiş bulunduğum için omzum ağrıyordu. Vücudum ne zaman tamamiyle rahata kavuşacaktı acaba?

"İşiniz bitti mi?" diye sordu Çakır bana bakarak. Kafamı iki yana salladım. "Birinin yanına daha uğrayacağız. Ondan sonra gideriz" diyerek cevap verdim. Sıkılmış olabilirdi Ama bu benim azıcık bile umrumda değildi. Bana neydi canım gelmek isteyen oydu.

Arabanın kapısını benim için açtığında tip tip yüzüne baktım. Arabayla gitmeyecektik be adam!

"Yürüyerek gideceğiz. Hadi düş peşime" Diyerek önden ilerlemeye başladığımda sabır çektiğini duydum. Asıl bana sabırdı! Ayak seslerini duyduğumda peşimden geldiğini anladım. Kafamı gök yüzüne kaldırdım. Hava hala parçalı bulutluydu.

"Havada güzel" Kendi kendime mırıldandığımda Çakır bir anda yanımda bitti. "Anlamadım?" dedi ona söylediğimi düşünerek. "Sana söylemedim" Dedikten sonra kenardaki sokağa girdim. Hemen yanımda oda girerken kimin yanına gittiğimizi merak etmiş olacak ki, "Nereye gidiyoruz" Diye mırıldandı. Sesinde saf bir merak vardı.

Yandan bir bakış attım Çakıra "Gidince görürsün." Dememe rağmen sözlerim onu tatmin etmemiş olacak ki, "Bu tarafta arkadaşınız olduğunu sanmıyorum" Dedi. Şimdi elimin tersiyle sana ne diyerek bir tane yapıştıracağım o olacak.

"Demek ki varmış ve sen bilmiyormuş sun Çakır" Sanki tanıdığım herkesi tanıyordu beyefendi. Sözlerimle birlikte yüzü düştü. "Adını söyleyin en azından. Hasan beye bilgi vermem gerekiyor" Kaşlarım büyük bir şaşkınlıkla havalandı. Pardon! Hasan beye haber mi veriyordu her bokumu bu herif?

"Sen her şeyimi Hasan beye anlatıyor musun?" Dediğimde sesim 'sıkıysa evet de' der gibiydi. Çakır pot kırdığını anlayınca yutkundu. Sen şimdi naneyi yemedin mi bakışlarımı ona attığımda gözlerini çok kısa bir an bana çevirdi ve hemen önüne döndü.

Lan ciddi ciddi her gittiğim yeri söylüyor muydu?

Ağzınaeşekarısısoktuğumunkoruması

"Sadece görüştüğünüz kişilerin isimlerini söylüyorum." Sinirli bakışlarımın hedefi olduğu için sesi kısıktı. "Sen kimin korumasısın Çakır?" Diye sordum gerçeği anlamak için. "Sizin" Dedi hiç düşünmeden. Öyle mi dercesine bir bakış attım.

"Emin misin?" diye sordum. Benim korumam olduğunu düşünmüyordum çünkü şuan. Hasan beyin nereye gidersem haberi olsun diye kuyruk niyetine peşime taktığı, normal bir koruma olduğunu düşünüyordum. Yani benim değil, Hasan beyin özel korumasıydı hala.

"Tabiki de. Hasan beye bilgi vermem sizin korumanız olduğum gerçeğini değiştirmiyor." Sözleriyle birlikte sinirle yakasını tuttum ve kendime doğru eğdim pislik korumayı. "Madem benim korumamsın o zaman Hasan beye benim hakkımda bilgi vermeyeceksin." Çakır onu yakasından çekmeme sesini çıkarmadı.

"Olmaz Asi hanım. Hasan beye bilgi vermek zorundayım." Sözleri sinirimi iyice bozarken yakasından kendime daha çok çektim. Adam resmen boyuma gelmek için iki büklüm olmuştu. Kırılsındı beli!

Burun buruna geldiğimizde yutkunduğunu duydum. "Kimin özel korumasısın Çakır" Diye fısıldadım. Titrek bir nefes verdiğinde nefesini dudaklarımda hissettim.

Tövbe estağfurullah.

Çok yakın durmasa mıydım acaba?

"Sizin" Fısıltı gibi çıkan sesine gülümsedim. "Benim." Diye fısıldadım onun gibi. "Benim korumamsın. Bu yüzdende Hasan beye bilgi vermek yok. Ne yokmuş Çakır?" Diye tekrar fısıldadım ve gözlerine baktım. Çakır'ın adem elması yavşça hareket etti. Gözlerimle buluşan mavi gözleri çok kısa bir an titredi.

"Bilgi vermek yok" Dedi hipnoz olmuş bir sesle. Yakasını bırakarak düzelttim ve etrafını tek elimle silkeledim. "Aferin. Şimdi sen burada bekliyorsun ve ben arkadaşımla görüşüp geliyorum. Tamam mı?" Hala az öncenin etkisinden çıkamayan Çakır Tamam diye mırıldandı.

Yazık adamın kafa uçtu.

Benim korumamsa benim kalacaktı. Kimsenin değil.

Serdar'ı görmek be kadar akıllıca bir fikirdi bilmiyorum ama onu görmem gerekiyordu. Birşeyler biliyor mu diye merak ediyordum. Ve sanırım azıcık dertleşmem gerekiyordu.

Tam kenara döneceğim sırada "Asi" Diye bir ses duydum.

Bismillahirrahmanirrahim.

Selamm.

Nasılsınız ballarım?

Bence Güneşin dayak yemesini hepiniz çok istiyordunuz? Her ne kadar dayak yememiş olsa da😞

Bu bölüm çok içime sinmedi. 😔

Çakır?

Serdar?

Karakterler hakkındaki yorumları buraya.

Kitap hakkındaki yorumları buraya alalım.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın ballarım.☺

Sizleri çok çok seviyorum. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle Allah'a emanet olunnn🌺