24. bölüm · Mafya Boy Aile

Bölüm 24. Yine Ben Buldum

Tuğba.K K

Ağlasa da siliyor gözlerinin yaşını, bir kere eğemedim bu kadının başını.

Nazım Hikmet.

****

"Serdar... " Diyen Güneş'e uzun uzun baktı Serdar. Bu kız ciddi ciddi Serdar'ı tanımış mıydı lan? Hayır yani daha önce görmüş olma ihtimal olmadığına göre hatırlamış veya nasıl olduğunu anlamadığım bir biçimde tanımıştı. Kızdaki hafızaya bak lan.

"Pardon siz kimsiniz?" Dedi Serdar kendine gelerek anında. Güneş yutkundu. "Serdar değil misin sen?" alık alık sorduğu soruyla kısa bir an bakışları beni buldu ama ne var dercesine kafamı salladığımda hızla Serdar'a döndü. "Beni nerden tanıyorsunuz hanım efendi?" Serdar baya iyi rol yapıyordu şuan ve eve gidince alnından öpmeyi aklımın bir köşesine yazdım.

"Ne demek nereden tanıyorsun. İnci ben hatırlamadın mı?" Güneş'in sesindeki hayal kırıklığı göz devirmeme sebep oldu. Bizi bırakıp gittikten sonra çocuk kollarına mı atlayacaktı Güneş?

Boşuna bu kız salak demiyorum. Ahanda kanıtı.

"İnci adında birini tanımıyorum. Çakır abiye sorarsanız daha iyi bilir bence." Güneş'in kaşları şaşkınlıkla çatışldı. "Çakır abi mi?" Diye sorduğunda gözleri yine kısa bir an bana değdi. Benim alnımda alt yazı geçiyor da benim mi haberim yok lan acaba?

Serdar'ın her konuşmasından sonra bu kız bana niye dönüyordu? Hayır yani tercüman olarak Türkçeyi, Türkçeye mi çevirecektim?

"Evet. Kuzenim Çakır abi burada çalışıyor. Asiyle de onun sayesinde tanıştık. Ama sizi tanımadığıma eminim" Serdar bu kadar kibar konuşmayı biliyor muydu oğlum? Bize gelince lanlı lunlu konuşuyor, başkasına gelince hanımefendi falan.

"Ben karıştırdım sanırım. Pardon" Güneş mutsuzca koltuğa oturdu ve halıyla bakışmaya başladı. Hasbama bak sen Serdar değil diye üzülüyor ama bana yaşattıklarından azıcık olsun pişmanlık duymuyor. "Sorun değil. Gidelim mi artık Asi?" Serdar bana yandan kaş göz yaptığında kafamı salladım.

Bence de gitme vaktimiz çoktan gelmişti.

"Sohbetinize baya doyduk sağolun. Biz artık gidelim. Hadi Serdar" Tam gitmek için arkamı dönmüş bir adım atıyordum ki Canan hanım, "Arkadaşınla birlikte yemeğe kalın kızım" dedi ilgi dolu bir sesle. Narin sesiyle birlikte ekledi. "Hem ben sevdim Serdar oğlumu. Oda bizimle şöyle güzel bir akşam yemeği yesin" Bu sefer bakışlarının hedefi Serdar olmuştu.

Ben olsam hayır derdim ama şuan konunun muhattabı Serdar'dı. Bu yüzden de sessizce cevabını bekledim diğerleri gibi. Serdar'ın bakışları ben ve Güneş arasında bir süre gidip geldi. Ardından ise "Yok sağolun. Size hiç zahmet olmasın biz gidelim" Bence gayette olması gereken bir cevaptı.

Tabi Canan hanım ikna olmadı. "Ne zahmeti oğlum Aaa. Asi'nin misafiri bizimde misafirimizdir. Hadi kırmayın beni" Naif sesi umut dolu olduğu için omuzlarım düştü. Gelde şu kadının yüzüne bakarak kalamayız de!

Yeşil gözleri ben ve Serdar arasında gidip geliyor, vereceğimiz yanıtı heyecanla bekliyordu. "Peki o zaman. Ama şimdi gidelim biz sonra geliriz" Dedim mecburen. Şu kadının üzülmesini hiç istemiyordum. Canan hanım heyecanla ayağa kalktı. kocaman gülümsemesiyle bize yaklaştığında "Tamam bende yemeklere yardım edeyim o zaman. Sevdiğin bir yemek var mı oğlum?" Son sözlerini Serdar'a bakarak söylediğinde gülümsedim.

Bu kadın neden bu kadar iyi kalpliydi?

Serdar kafasını iki yana salladığında omuzlarının düştüğünü gördüm. İlk defa biri ona oğlum demişti ve bu içinde bir arbede oluşmasını sağlamıştı. İlk defa biri ona iğrenerek değil de dünyanın en değerli şeyiymiş gibi bakıyordu. Onun yaşadığı duyguları bende yaşadığım için şuan içinden neler geçtiğini çok iyi anlıyordum.

Belkide onu bırakan gerçek ailesine lanetler ediyordu.

"Hayır efendim. Yemek seçmem ne olursa yerim." Sesi kırık çıkmıştı ama bunu sadece ben anlamıştım. İçindeki acı tanıdıktı...

Canan hanımın kaşları yalandan bir kızgınlıkla çatıldı. "Ne hanımı oğlum? Canan teyze de, Canan abla de ama hanım deme lütfen." Sözlerinin ardından elini Serdar'ın çenesine koyarak eğik başını hafifçe kaldırdı ve "Ama tercihim abladan yana. O kadarda yaşlanmadık bence" diyerek güldüğünde Serdar kocaman gülümsedi.

"Tamam Canan abla" Oha! Serdar'da dünden razıymış abla demeye. Neyse böylesi onun için daha iyi en azından çocuk gibi paçama yapışıp çekinmez di. Hem belki Canan hanımdaki fazlaca olan sevgiden o da nasibini alırdı.

"Akşam görüşürüz o zaman. Hadi bize müsadeee" Arkamı dönerek merdivenlere ilerlediğimde arkamdan Canan hanımın 'Allah'a emanet olun.' Dediğini duydum. Merdivenleri üçer beşer koşarak bana verilen odaya çıktığımızda Serdar bir karış açılan ağzıyla bana döndü.

"Ev dört katlı" Dili tutulmuş gibi söylendiğinde kafamı sallayarak köşede uyuklayan kedime ilerledim. "Evet" Zeytin beni gördüğünde miyavlayarak ayaklarıma sürttü kendini. Dizlerimin üzerine çöktüğümde Serdar, "Zenginsin" Serdar'ın sesi buruktu.

Zeytini kucakladım ve kafasına minik bir öpücük kondurdum. "Yooo benim param değil ki? Onların parası ve zerre kadar ilgimi çekmiyor" Sözlerime güldü Serdar ve yanıma yaklaşarak kucağımdaki kedinin kafasını okşadı.

"Para, mal, mülk bakımından değil zaten. Aile bakımından çok zenginsin... Annen bana oğlum dediğinde sıcacık oldum lan. Sen ona bir adım atsan seni sevgiye boğar o kadın." Yutkundum.

Annen...

Annem...

Benim bir annem vardı ve ben ona karşı soğuktum. Hemde hiç suçu yokken. İyide ben nasıl adım atacağımı, nasıl sevgimi belli edeceğimi bilmiyordum ki? Benim daha önce annem olmamıştı ki, onunla nasıl konuşacağımı bileyim.

"Sesi çok huzur verici değil mi?" diye sordum yüzümdeki buruk gülümsemeyle kedimin başını okşarken. Serdar kafasını salladı. "Öyle... Hani böyle hüzünlü bir gecede hafifçe çalan, insanın tüm derdini kederini götüren ince bir melodi olur ya öyle hissettiriyor." Bence Canan hanımın sesi daha güzel bir şekilde ifade edilemezdi.

"Neyse boş verelim şimdi biz işimize odaklanalım. Bu gün mutlaka gelir değil mi söylediğin adam?" Sesimi hafif kıstığımda Serdar kafasını onaylarcasına salladı. "Gelir de yapacağımız şey tehlikeli değil mi Asi?" Güldüm. "Tehlikeli. Ne oldu lan bana pes etme diyen sen değil miydin? Etmiyorum işte. Savaşmaya devam ediyorum" Serdar'ın dudakları düz bir hal aldı.

"Peki bu yapacağımız şey seni bebekken kaçıran adama ulaşmamızı sağlayacak mı?" Sesinde saf bir merak vardı. Açıkçası emin değildim ama içimden bir ses doğru yolda olduğumu söylüyordu. Denemeye değer miydi?

Kesinlikle evet.

Bu yüzden de kendimden emin bir sesle. "Evet sağlayacak" Dedim. Serdar elini bana doğru uzattı. "O zaman birlikte savaşalım. Kardeşimi yanlız bırakacak değilim" Gülerek bir elimle kedimi tuttum. Diğer elimi de Serdar'ın avucuna bıraktım.

Birlikte hızlıca aşağı indiğimizde hiç salona uğrama gereksinimi duymadan kapıya ilerledik ve çıktık. "Güneş beni ciddi ciddi tanıdı farkında mısın?" Nasıl tanıdığını kesinlikle anlamamıştım. "Daha önce bir yerde karlılaştınız mı?" Diye sordum el ele bahçede arabaya doğru ilerlerken.

"Sanmıyorum karşılaşmış olsaydık hatırlardım." sıkıntılı bir nefes verdim. Güneş bir işler karıştırıyordu bence. Serdar'ı bunca seneye rağmen tanıması normal değildi. Tanımış olsa bile anında olmazdı bu, birkaç gün konuşunca anlayabilirdi. Hareketleri veya konuşmalarından. Kız resmen içeri girdi. Bir kere baktı ve Serdar dedi.

Yok kesin bir boklar karıştırıyor bu kız.

Arabaya doğru ilerlediğimde çardakta oturan Çakır'la göz göze geldim. Kaşları ürkütücü derece çatıktı ve gözlerini üzerimizden bir saniye olsun ayrılmadan bize bakıyordu. Boğazımın kuruduğunu hissettim.

Kalbimin bu adamla ne sorunu vardı? Daha doğrusu böyle atarak bana sorun çıkarmasına gerek var mıydı?

Çakır önündeki çaydan son bir yudum alarak ayaklandı ve hızlı adımlarla bize doğru ilerledi. "Asi hanım" Dediğinde sesinin sorgulayan bir tını vardı. Tam önümde durduğunda onu görmek için kafamı kaldırdım.

Bakışları Serdar'la birleşen ellerimiz arasında gidip gelirken çatılı kaşlarını düzeltmeye çalışarak çenesini sıktığını gördüm. Bana döndüğünde dilimi kuruyan dudaklarımda gezdirdim. Şu adamla her göz göze geldiğimde dilim tutuluyordu resmen. Ya çenem düşüyordu, yada söyleyecek söz bulamıyordum. Boğazımı temizledim ve "Efendim Çakır?" Dedim düz tuttuğum sesimle. Çakır, Serdar'a üstten bir bakış attı.

"Bu arabayla gideceğiz." gözlerini yüzümde gezdirirken eliyle hemen yandaki gri arabayı gösterdi. Normalde tüm arabalar siyahtı ve ilk defa farklı bir renk araba görmüştüm kuzgunlar da. Kafamı onaylarcasına sallayarak gözlerimi ondan çektim.

"Tamam" Onunla konuşmak istemediğim için kısaca onayladım ve Serdar'ın elini daha sıkı tuttum. Gözleri tekrar ellerimize düştüğünde sinirli bir soluk verdiğini duydum. Ne oluyordu bu adama şuan hiç anlamış değildim.

Çakır arabanın kapısını benim için açtığında ilk ben bindim. Serdar hemen arkamdan girecekken Çakır kapıyı hızla kapattı ve ön yolcu kapısını açtı. Serdar şaşkın şaşkın Çakır'a baksa bile Çakır onu umursamadan sürücü koltuğuna geçti. Serdar şaşkınlığını üzerinden atınca arabaya bindi ve bana kısa bir bakış attı.

Çocuk neye uğradığını şaşırdı.

"Nereye gidiyoruz Asi hanım?" diye sordu Çakır arabayı bahçeden çıkarırken. Arkama iyice yaslanarak kollarımı bir birine bağladım. "Sokaklarıma gidiyoruz. Daha önce Serdar'ı aldığımız yere." Çakır'ın kaşları anlamazca çatıldı. Neden oraya gideceğimizi merak ediyordu.

"Kendinizi tehlikeye atmayacaksınız değil mi?" Sesinde sorgulayan bir ifade vardı. Dikiz aynasından Çakıra baktım. "Bilmem yaşayıp göreceğiz" Çakır'ın kaşları yine çatıldı. Bu adam erkenden kırışacaktı. Bu iki gündür fazla çatmaya başlamıştı zaten, normalde bu kadar çatmıyordu.

"Hasan beyin haberi var mı?" tek kaşımı kaldırarak hafifçe öne doğru eğildim. "Olması mı gerekiyordu?" Dikiz aynasından bana bakınca yutkundu. Neden soğuk cevaplar verdiğimi anlamadığı için kafası oldukça karışmış görünüyordu.

"Hayır gerekmiyor" Mırıldanarak yola döndüğünde yine arkama yaslandım. Sonrasında yol sessiz ve hızlı geçmişti. Araba deponun arkasında durduğunda camdan etrafı kontrol ettim. "Serdar sen arabada kal. Hadi" Dedim sonda Çakır'a bakarak. Onunla gideceğime ihtimal vermediği için şaşırdı.

Arabanın kapısını açarak çıktığımda hala çıkmadığını gördüm. Oflayarak kapısını açtım. "Buyrun Çakır bey. İsterseniz kırmızı halıda serelim inmeniz için" Alaycı tavrım dudağının çok kısa bir an kenara kıvrılmasını sağlasa da kendini tutarak arabadan indi.

Deponun çıkıntı bölümüne girdiğimde hemen ardımdan oda girdi. "Şu yakaladığımız adam iki kişinin ismini vermişti ya" Dedim Çakır'a olayı anlatmaya çalışarak. "Evet ama ne alaka şuan?" dedi hızlıca.

"İşte oradaki sarışın adam bu gün buraya gelecek" Sessiz kalacağını düşünüyordum ki birden kolumdan tutularak arkaya çekildim. Gözlerim şokla açıldığında neye uğradığımı şaşırmıştım. Ne yapıyordu bu aptal koruma?

Kafam göğsüne değdiği için hızlıca elini kolumdan ayırdım. "Ne yapıyorsun be!" Sessiz ama sert sesime aldırış etmedi. "Kafanıza göre nasıl böyle bir tehlikeye atlarsınız!?" Sesi en az benimki kadar sertti. Kaşlarım anında çatıldığında bakışlarımı kısaca yüzünde gezdirdim.

"Sana ne ya? Anam mısın babam mı? Kimsin oğlum sen benden hesap soruyorsum?" Göğsünden sertçe ittiğimde bunu beklemediği için bir adım geriledi. "Senin bu hesap sormaların sıktı artık. Korumam olman her boka karışacağın anlamına gelmiyor" Tekrar göğsüne vuracağımda bileğimi tuttu ve kendine doğru çekti.

"Siktir" Diye bir mırıltı dudaklarımdan çıktığında iki elimi birden arkamda birleştirerek sırtımı duvara yasladı. Hayır geniş bir alanda da değildik ki azıcık uzak olsun. Resmen adam içime kadar girmişti. "Bir anda tavırlarınız neden değişti?" Diye sorduğunda bakışlarımı havaya diktim.

"Sabır. Çokça sabır ver Allah'ım" sözlerimi duyunca güldüğünü işittim. Bakışlarım onu buldu. Zaten yakın olan yüzlerimizi daha da yaklaştırdığımda dudakalarımızın arasında santimler kalmıştı.

Bismillahirrahmanirrahim.

Nefesi çok sıcak!

Dilin uzun mu? Diye sordu iç sesim. Kaşlarım çatıldı. Ne alaka lan?

Azıcık uzatsana herifin ucundan tadına bakalım. Gözlerim şaşkınlıkla açışacağında zorla kendimi tuttum. Allah senin belanı versin iç ses!

Tövbe tövbe.

Bana odaklan Asi. Saçma sapan hareketler yapma Allah'ın cezası kendine gel. Diye kendini uyardım.

Derin bir nefes alarak verdim. Ama vermez olaydım nefesim Çakır'ın dudaklarına çarptığında gözlerinin koyulaştığını gördüm. Kurt adam mı olacaktı lan? Bir bu eksikti hadi buda olsun iyice belamızı bulalım.

"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?" Diye fısıldadığımda dudaklarımı fazla oynatmamaya çalışıyordum. Azıcık daha oynatsam dudaklarım Çakır'ın dudaklarının ırzına geçebilirdi. Tek korkum şuan buydu.

"Hatırlıyorum" Koyulaşan gözleri yüzümün her bir santiminde dolaştı. Gözlerim hariç. "İlk ne olmuştu peki hatırlıyor musun?" Dudaklarımı yaladığımda yutkunduğunu duydum.

O değilde ben böyle arsız şeyler yapmayı nerden öğrenmiştim lan?

"Kaçmıştınız" Sesi kısık çıkmıştı ve odağı hala dudaklarımdı. Öyle bakma pislik adam! Yemin ederim şimdi ben yapışacağım dudaklarına o olacak yani. Ferah kokusu beni zaten esir almışken birde sıcacık nefesi iyice başımın dönmesini sağlamıştı. Ne yapıyordu bu adam bana böyle?

Titrek bir nefes bıraktığımda adem elması yukarı doğru kıvrılıp aşağı indi. Yine yutkunmuştu.

"İzle yapacağım şeyi o zaman. İnan bana bunu yaptığıma asla pişman olmayacağım" Dudaklarına doğru tekrar fısıldadığımda gözleri titredi. Elimi tutan parmakları gevşediğinde bileğimdeki sıcaklık da kayboldu.

Hiç beklemedim ve düşünmeye bile fırsat tanımadım. Dizimi kaldırdığım gibi malum yerine geçirdim. Bunu beklemeyen Çakır iki büklüm olduğunda "Siktir ya hemen köşede sevişeceksiniz sandım. Niye böyle birşey yaptın Asi?" Serdar'ın sesini duyduğumda minik bir küfür savurarak duvarın en başında üzgünce bize baktığını gördüm.

Tek bir akıllı dahi yoktu hayatımda yemin ederim.

"Lan gerizekalı senin ne işin var burda" Sinirle sesimi yükselttiğimde Serdar küçük bir çocuk gibi omuz silkti. "Gidiyorum ben. Zaten öpüşmediniz bile. " Küskün küskün geri döndüğünde sinirden gülerek elimi alnıma attım.

Her otun bokun içinden çıkan klasik Serdar.

Çakır zorda olsa ayaklandığında bana sinirli bakmasını bekliyordum ama aksine yaptığım hoşuna gitmiş gibiydi. "Siz benim soyumu kurutmaya fazla meraklısınız" Sırıtarak söylediklerine göz devirdim. "Sevgilisi olan bir insanın davranması gerektiği gibi davran o zaman sende" Çemkirmem hoşuna gitmiş gibi güldüğünde arkamı dönerek ilerlemeye başladım.

Hemen arkamdan adım seslerini duydum. Ukala koruma!

Araba sesleri duyduğumda daha yavaş adımlarla ilerledim. Depo göründüğünde durdum. Çakır'da benimle birlikte durunca kafamı çok hafif bir şekilde dışarı uzattım. Beyaz bir arabanın kapısını takım elbiseli bir adam açtı. Daha iyi görebilmek için biraz daha yaklaştığımda Çakır, "Fazla yaklaşmayın Asi hanım. Tehlikeli" Elimi geçiştirircesine salladım. Başlatmasındı şuan tehlikesine.

Adamı görmem lazımdı.

Bu kadar yaklaşmışken geri çekilecek değildim. Kapısı açılan adam arabadan indiğinide nefesimi tuttum. Sarı saçları arkadan bağlanmış adamın sırtı bize dönük olduğu için yüzünü göremedim. Biraz daha öne çıkmaya çalıştığımda Çakır, belimden tutarak arkaya doğru çekti beni.

Ona dönmeden karnımdaki elinin üzerine bir tane yapıştırdım. "Dursana ya" Mırıldanarak belimdeki elinden kurtuldum. "Sakin olun böyle yaparsanız fark edilirsiniz" Dediğinde oflayarak biraz geri çekildim.

Onu kendimle getirerek iyi mi yapmıştım kötü mü anlamıyordum. Sadece getirdiğime pişman olmuştum.

Adamların sesleri kesilmediğinde kafamı tekrar hafiften dışarı uzattım. Korumalar harici kimse dışarıda kalmamıştı. Şimdi adamın çıkmasını beklemem gerekiyordu. Yavaşça yere oturduğumda Çakır kaşlarını çattı.

"Beton soğuk, yere oturmayın. Sizin için örtü bulmamı ister misiniz?" Güldüm ve sırtımı duvara yasladım. Senelerce bu betonlarda uyumuştum ben. Azıcık oturunca mı soğuktan rahatsız olacaktım. Aslında özlemiştim sokaklarımı. Hiç ses olmayan sokaklara tezat benim büyüdüğüm sokaklar fazla gürültülüydü.

Çakır kalkmayacağımı anlayınca pes ederek yanıma oturdu. cebinden sigarasını çıkararak bir dal dudaklarının arasına yerleştirdi. Paketi elinden kaparak bir dal çıkardım ve hızla dudaklarımın arasına yerleştirdim. Çakır kaşlarını çatarak elimdeki paketi aldı ve cebine attı.

Dudaklarımın arasındaki sigaraya uzanmaya çalıştığında elini tutarak kendimden uzaklaştırdım. "Sigaramı verir misiniz Asi hanım? " Sigara içmemi istemiyordu. Peki bu benim umrumda mıydı?

Tabikide hayır!

"Artık benim sigaram. Çakmak versene" Elimi uzattığımda sinirli bir soluk bıraktı. "Sigara içmek için küçüksünüz" Dudaklarımın kenarı acıyla kıvrıldı. Kimse bu kız küçük bu kadar dayağı kaldıramaz demedi ama. Kimse bu kız küçük tehlikeli işler yapamaz da demedi. Kimse bu henüz bir bebek ailesine ihtiyacı var da demedi.

Şimdi bir sigara için mi küçük oldum?

"Çakmağın var mı?" Sözlerine aşdırış etmeden tekrar sorduğumda sıkıntılı bir nefes vererek cebindeki çakmağı çıkardı. Kendi sigarasını yaktığında bana vermesini bekledim ama o düşündüğümün aksine çakmağı tekrar cebine attı. Gözlerimi kapatıp açtım ve sabır çektim.

Kafamı hafifçe ona çevirdiğimde gülümsediğini gördüm. Benimle dalga mı geçiyordu bu aptal koruma? İyi kendisi istedi o zaman.

Bedenimi komple ona çevirdim ve üzerine eğildim. Düşmemek için iki elimide kalçasının kenarına koyduğumda ellerimle kendimi tutmasam üzerine komple çıkmış olurdum. Dudaklarımın arasındaki sigarayı onun yanan sigarasına yaklaştırarak yanmasını beklediğimde dudakları hafifçe aralandı.

Böyle birşeyi hayatta beklemiyordu. Yüzündeki gülümseme donmuştu ve şuan acayip komik bakışalar atıyordu bana. Şaşkın bir fok balığı gibiydi. Sigaram yandığında içime derin bir nefes çektim ve ondan uzaklaştım.

O gözlerini kırpıştırarak duvarla bakışırken keyifle sigaramı içtim.

Bir süre sessizce bekledik. Adam çıkmak istemiyordu galiba. Ne bok yiyordu o depoda saatlerdir acaba?
Susadığım için dilimi dudaklarımda gezdirdim. Çık artık Allah'ın cezası adam!

Düşüncelerimi bir kenara bırakmamı sağlayan şey adamın depodan çıkması oldu. "Çakır, adam çıktı." Dediğimde Çakır zaten elindeki telefonla benden önce kafasını hafifçe öne çıkardı. Bundan hızlısı da mezarda. Onu hafifçe kenara itmeye çalıştım. "Adam o mu?" diye sorduğumda sesimden merak akıyordu.

Sırtı yüzünden şuan hiçbir şey görmüyordum. "Evet o" Telefonuyla plakayı ve adamı çektikten sonra bana döndü. "Gitmemiz gerekiyor hadi" Kolumdan beni tutarak ayaklandırdığında elimi ondan kurtarmaya çalıştım. "Ya bende bsksaydım bir kere. O kadar adamı buldum size ya" Çakır eliyle burun kemerini sıkt.

"Adamı yakalayınca görürsünüz Asi hanım. Şuan gitmemiz gerekiyor Hasan beye haber vermeliyim." Haklı olduğu için sustum ve peşinden ilerlemeye başladım. Birlikte arabaya bindiğimizde ilk işi Hasan beyi aramak ve adamlarını arabanın peşine takmak olmuştu.

"Buldunuz mu adamı?" Serdar bana doğru döndüğünde kafamı onaylarcasına salladım. "Bulduk." Dedim ama cevabım Serdar'a yeterli gelmemiş olacak ki, "Şimdi onu yakalamaya mı gidiyoruz?" dedi heyecanla. Evet Serdar götümüze kurşun yemek istiyoruz. O yüzden gidiyoruz.

"Hayır sizi eve bırakacağım." Kaşlarım sinirli bir yavaşlıkla çatıldı. Hayır derken? "Ne demek hayır? Tabikide geleceğim" Çakır ışıklarda durunca dikiz aynasından bana baktı. "Tehlikeli ve sizi böyle bir ortama kendimle götüremem."

"Adamı bulan benim. Tabikide geleceğim. Hem nereye gidip gidemeyeceğime sen karar veremezsin" Kendimden emin çıkan sesimle birlikte sabır çekerek önüne döndü. Asıl bana sabır!

"Yani gidiyoruz?" Serdar heyecanla ellerini bir birine vurduğunda güldüm. Elbette ki gidecektik.

Bir süre sonra araba deponun önünde durdu. Beyaz arabayı görünce gülümsedim. Yakalamışlardı. Terleyen ellerimi pantolonuma sürdüm. Heyecanlanmıştım.

Serdar yanıma geldiğinde üçümüz birlikte depoya doğru ilerledik. Deponun etrafı yine korumalarla doluydu. "Ay çok havalı" Serdar etrafa aşık bakışlar attığında göz devirdim. Şu ortama havalı diyecek tek bir salak vardı. O da Serdar.

İnsanların pis işler yaptığı yerler asla güzel olmazdı. En azından benim düşüncem bu yöndeydi. Birini dövmek veya öldürmek havalı değildi. "Oğlum mal mısın kendin az dayak yemişsin gibi birde buraya havalı mı diyorsun?" Dediğimde Serdar, "Lan ben ona demedim. Baksana arabalara ve korumalara, onlar havalı." Ha diyerek önüme döndüm.

Ne bileyim bir an adam öldürmeyi havalı buldu sanmıştım.

Depoya girdiğimizde bakışlarım hemen deponun ortasında olan iki sandalyeye kaydı. Birinde yüzü dağılmış Selim pisliği, diğerinde ise yeni yeni dudağı patlamış sarışın adam. Gülerek içeri girdim.

Selim pisliğinin gözleri beni bulunca kısa bir an sinirle parladı. Hadi ama her seferinde böyle dayak yiyen bendim. Sırf azıcık yumruk yemiş diye mi böyle sinirlenmişti. Bana daha beterini yapan kendisiydi oysaki.

"Sen!" Diye sinirle bağırdı Selim. Güldüm ve tam önünde durdum. "Evet ben." Yüzümdeki heyecanlı gülümsemeyi görünce yerinde kıpırdamaya çalıştı ama hem bağlı kolları hemde onu omzundan aşağı ittiren korumalar buna engel oldu.

"Seni öldürmem gerekiyordu zamanında!" Ağzından tükürükler saçarak konuştuğunda yüzüm buruştu. Harbiden iğrenç bir herifti.

"Öldürseydin o zaman. Bak şimdi ölen sen olacaksın" Dudak bükerek ellerimi iki yana açtım. "Son bir isteğin var mı? Hoş olsa da yapmayacağım." Alayla göz kırptım ve ondan uzaklaştım. "Asi?" Diye bana hitaben döndü Hasan bey. Neden buraya geldiğimi oda sorguluyor olmalıydı.

"Ne işin var kızım senin burada? Hadi git evine güzelim tehlikeli burası." Omuz silkerek onlara doğru ilerledim. "Adamı ben buldum. Burada kalmak benimde hakkım" Hasan bey gülümsedi ve bana doğru eğilmek zorunda kaldı. Adamın boyuda maşallah.

"Kızım benden bile güçlü. Benden daha yetenekli ve zeki" Burnumun ucuna parmağıyla yavaşça vurdu. "Ben bile bulamazken sen nasıl buluyorsun anlamıyorum ama her geçen gün babanı kendine daha da hayran bırakıyorsun." Gülümseyince yanağındaki gamze ortaya çıktı.

Utanmıştım sanırım çünkü yanaklarım yanıyordu. Yanağımı okşayarak geri çekildi. Açıkçası konuşması ve yanağımı okşaması hoşuma gitmişti. Garip hissetmiştim kendimi.

"Siz artık eve dönün hadi. Bundan sonrası bizde." Zaten yeterince yorulduğum için kafamı tamam dercesine salladım. Açıkçası şuan gözlerimin önünde birilerini dövmelerini istemiyordum. Artık eve gidip dinlenmeliydim.

"Patlamayı kimin yaptığını öğrenince bana haber verin ama" Hasan bey sözlerime kafasını salladı. "Merak etme ilk sana haber vereceğim" Birkan abim bana doğru ilerlediğinde yorgun bakışlarla gülümsedim. Kollarını sıkıca etrafıma sarınca bende kollarımı ona doladım ve abime sıkıca sarıldım.

"Yarın yanına geleceğim güzelim. Misafir kabul ediyor musun?" Şakacı sesi beni güldürdüğünde yavaşça ondan ayrıldım. "Hazırlık yapmamı beklemiyorsundur umarım." sözlerim abimi güldürdü. Siyah saçları alnına dökülmüş ve yeşil gözleri kısılmışken ne kadar yakışıklı olduğunun farkında mıydı acaba?

"Çayın kahven varsa yeter güzelim"

"Var ama kendin yaparsın." Abim hoş bir kahkaha attı ve beni tekrar göğsüne çekti. "Kendim yaparım bitanem. Senin yorulmana hiç izin verir miyim ben?" Saçlarımın arasına minik bir öpücük kondurduğunda kıkırdayarak geri çekildim.

"İyi o zaman. Görüşürüz" Arkamı dönerek Serdar'a hadi dercesine kafamı salladım. Serdar hemen peşimden depodan çıktığında herşey çok hızlı gerçekleşti. Çakır bizi eve bıraktıktan sonra tekrar depoya döndü. Serdar akşam yemeğine kadar uyuyacağını söyleyerek odasına gitti.

Elimdeki telefonu açarak yatağıma uzandım. Galeriye girdiğimde derin bir nefes aldım. Bakalım daha neler görecektim. Önüme ilk çıkan fotoğrafa bastım. Ela gözlü bebek. Yani ben, üzerinde yeşil renk tulumuyla kameraya dişlerini göstererek gülüyordu.

Saçları iki yandan minik topuzlar yapılmıştı ve ucuna yeşil renk tokalar takılmıştı. Elinde biberonu vardı ve sanırım üç yaşlarında falandı.

Gülümseyerek diğer fotoğrafa geçtim. Bu sefer bir seradaydık. Yakup bey kahverengi bir tişört ve aynı renk kumaş pantolon giymişti. Üzerinde yeşil ve kahverengi çiftçi tulumu vardı. Ellerinde ise eldiven vardı. Büyük beyaz renk kasalardan birinin için beni ve Güneş'i koymuştu. Kasayı havaya kaldırarak ipe asılı domates sarmaşıklarına doğru uzatmıştı. Güneş pembe tulumuyla kameraya gülerken ben üzerimde kırmızı renk bir tulumla bir domatese uzanmıştım.

Güldüm.

Sanırım obur bir bebek mişim.

Yüzümdeki gülümseme dahada büyüdü. Hemen yanındaki fotoğrafa kaydırdım. Yine aynı seradaydık ve bu sefer elime büyük gelen bir çileği iştahla ısırmıştım. Minik dişlerim çileğe değer değmez fotoğrafımı çekmişler. Çileğe baya iştahlı bakıyormuşum yanlız.

Hemen yanındaki fotoğrafa geçtim. Yine seradaydık ama bu sefer yanımızda daha önceki fotoğraflarda gördüğüm kadın vardı. Ayağında çizme elinde eldiven ve üzerinde Yakup beyin kine benzeyen bir tulum vardı. Bir eli Yakup Beyin belinde diğeri ise göğsüne yaslanmıştı. İkisi de gülümseyerek kameraya bakıyordu.

Diğer fotoğrafa geçtim bu sefer. Bunda da ben, Güneş, Yakup Bey, Murat Bey ve yine o kadın vardı. Yakup beyin kucağında Güneş, kadının kucağında ben vardım. İkisi yan yana dururken Murat bey arkadan hepimize sarılmıştı. Yine gülümsüyorlardı.

Tüm fotoğraflarda gülümsüyorlardı.

Genzimin yandığını hissedince telefonu kapattım ve komidine koyarak başımı yastığa yasladım. Akşama kadar sanırım bende uyuyacaktım. Murat beyle tekrar görüşmeyi aklımın bir kenarın yazarak gözlerimi kapattım.

*****

Yazar'ın ağzından.

Hava yavaş yavaş kararırken Hasan bey nefes nefese bir şekilde son bir yumruk indirdi Selim'in yüzüne. Alnından akan teri elinin tersiyle sildiğinde Selim'in pis kanı alnına yapıştı. Yerde dayak yemekten bayılan diğer adama ilerledi. Yorulmuş muydu fazlasıyla. Ama yinede durmayacaktı.

Depoyu patlatan ve kızlarını onlardan ayıran kimse bulacaktı. Uzun sarı saçları olan adamı saçından tutarak kendine çevirdi. Şişen ve moraran elmacık kemiğinden gözleri dahi görünmeyen adam acı içinde inledi.

"Kime çalışıyorsunuz?" Diye sordu Hasan bey sürekli tekrarladığı soruyu sorarak. Adamın dudakları açıldı ama konuşamadı. İki dişi çoktan kırılmıştı. Eğer konuşmazsa tek bir dişi dahi kalmayacaktı.

"Size ihtiyacım olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hiç düşünmeden alnının ortasından vururum seni." Dişlerini sıkarak sarf ettiği sözler adamın korkuyla titrek bir nefes vermesine neden oldu.

Dudaklarını tekrar araladı ve zorla bulduğu sesiyle "kim olduğunu söylersem beni bırakacak mısınız?" Kesik kesik ve acıyla çıkan sesi Birkan'ın arkadan gülmesini sağladı. "Sen söyle kafamız eserse belki bırakırız" Dedi. Yalandı. Bu adam ölmeyi hak ediyordu.

Yakaladığı insanları bırakmak gibi bir huyları yoktu.

"Hadi lan söyle!" Hasan bey adamın saçına daha çok asıldığında adam, "Tamam. Tamam söyleyeceğim" Korkuyla hızlı hızlı bağırdığında Çakır. "Bağırma lan" Diye adama bağırdı. Adam korkuyla gözlerini kısa bir an kapattı ve tekrar açtı.

Buradan kurtulacağına dair hala bir umudu vardı.

Boş bir umut.

Adam tam ağzını açmıştı ki kendine zorla gelmeye çalışan Selim piçi, "Söylersen ölürsün lan sus! " Diye bağırdı. Adam anında sustu. Zaten her sikim iş Selim yüzünden başına geliyordu. "Kes lan sesini piç!" Birkan adeta uçarcasına Selim'in üzerine atladı.

İlk yumruğu çenesini bulurken ikinci yumruğu tam burnunaydı. "Senin belanı sikerim lan pezevenk" Diye sinirle bağırdı ve Selim'in boğazını tutarak kafasını ar arda iki kere betona çarptı.

Selim acıyla bağırdı ama Birkan durmadı çenesini kırmak istercesine sıktı ve yüzüne doğru yaklaştı. "Senin dilini sike sike öldürürüm. Anladın mı? Söyle lan! Söyle kinin itisin sen!" Selim'in gözleri arkaya doğru kayıyordu artık.

Kafasını son kez sarstı ve yüzüne tükürerek ayaklandı. Bu sefer hedefinde diğer adam vardı. Hasan bey oğluna yer vererek ayaklandı ve elini yıkamak için köşede duran lavaboya ilerledi. "Çıktığımda konuşmuş olsun. Ha eğer konuşmamışsa sıkın kafasına gitsin" Son sözlerini de söyleyerek lavaboya girdi.

Birkan yerde uzanan adamın yakasını tuttu ve kafasını yerden kaldırdı. "Yandaki piçe iyi bak. Eğer söylemezsen ondan daha beter bir halde olacaksın. İster misin?" Birkan delici bakışlarını adama diktiği için adam birkaç saniyeden fazla gözlerine bakmaya bile korkuyordu.

Yeşil gözleri fazla ürkütücü bakıyordu. Birkan konuşmadığını görünce adamın saçlarını eline doladı. "İyi keyfiniz bilir" Diye mırıldandı ve hemen ardından adamın burnuna yumruğunu geçirdi. Çıt sesiyle birlikte acı dolu bir haykırış depoyu doldurdu.

Birkan güldü. "Ne kemik varmış lan sende? Tüm depoyu inletti mübarek" Adam acıdan hala inlemeye hatta ağlamaya başlarken saçlarından adamı kendine yaklaştırdı. "Söylemeyecek misin hala?" Sadist gibi güldü. "Bencede biraz söyleme. Eğlenelim ama değil mi?" Sesi fazla mı ürkütücüydü ne?

Adam yutkundarak dudaklarını araladı. "Ü... " Diye mırıldandı gerisini getiremedi. Birkan kaşalarını çattı ve "Devam et" diyerek adamı hafifçe sarstı. Bu sırada Hasan bey de ellerini yıkayarak lavabodan çıkmıştı. Yanlarındaki yerini alınca rahatça sandalyeye oturdu.

"Söylemiyor mu hala?" Dedi oğluna bakarak. Birkan eliyle bir dakika işareti yaptı ve adama doğru tekrar eğildi. "Hadi lan tamamla lafını. Kim?" Adamın dudakları tekrar açıldı ama burnundan akan kanlar ağzına doluşunca öksürdü.

Birkan sabır çekti. Sabırlı bir insan değildi ve biraz daha söylemezse bu adamı kesin öldürüldü. Bu yüzden de adamın çenesini tuttu. "Söyle yoksa seni kuşuna oturttururum." Adam'ın dudakları zorlukla açıldı ve tek bir isim söyledi.

"Ülgen Kuzgun" Hasan bey bu ismi duyunca kal gelmiş gibi baka kalırken Birkan tahmin ettiği isimin doğruluğuyla gülümsedi. "Ülgen Kuzgun" Diye mırıldandı adamın yakasını bırakıp ayaklanırken.

"Bakalım seni elimden kim kurtaracak" Tam babasına dönmüştü ki deponun dışında silah sesleri yankılandı.

Ülgen bey patlamayı planlamıştı ve Ülgen bey.

Ölmeyi çoktan hak etmişti.

Selammm.

Nasılsınız ballarım?

Bölüm geç geldiği için çok özür dilerim.

Bundan sonra bölümler bittiği gibi atacağım gün fark etmeden. Haftada bir bölümde olabilir, iki bölümde olabilir ve üç bölümde olabilir. Yazdığım gibi atacağım. Belirli bir sayı veya gün yok.

Sonunda patlamayı yapanı öğrendiler. 🙃

Çakır sakın ol. Sakin ol. 🤭

Serdar'ım bitanem benim çok tatlı değil miii?

Bölüm hakkındaki yorumları buraya.

Karakterler hakkındaki yorumları buraya alalım.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmuyoruz değil mi?

Sizleri çok çok seviyorum. Gelecek bölümde görüşmek üzere Allah'a emanet olunn🌺

Wattpad: Tuğba.K
İnstagram: Kitapyagmuru2