25. bölüm · Mafya Boy Aile
Bölüm 25. Planlar ve Oyunlar
Kalp midir insana sev diyen, yoksa yanlızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek? Bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
Şems-i Tebrizî
****
Gözlerim tekrar çalmaya başlayan telefon ziliyle zorda olsa açıldığında esnedim. Kimdi zır zır arıyan bilmiyorum ama Allah onu ne etmesindi! Bir uykumuz var onunda içine çomak sokuyorlardı.
Elimi komidine uzatarak telefonu aradım bir kaç saniye. Elime değen telefonu açarak kulağıma dayadım. "Alo" uykulu olduğum için kalın çıkan sesimle boğazımı temizlemek zorunda kaldım. Borozana dönmüştü mübarek. "Kızım gelmiyor musunuz?" Canan hanımın sesini duyunca yerimde dikleştim.
Nereye gelmiyor muyduk? "Nereye?" dedim. Anlamadığımı belirterek. Canan hanım'ın kısa bir an duraksadığını hissettim. "Yemeğe gelecektiniz ya meleğim" Haa dercesine bir ses çıkardım. Ben onu unutmuştum lan. "Tamam geleceğiz birazdan. " diyerek esnedim. Uykum hala geliyordu ya.
Kim kabul etmişti lan bu yemeği?
Ben. Tabiki de ben başka kim olacak!
"Tamam kızım bekliyoruz." Canan hanımla kısaca vedalaştıktan sonra yataktan çıktım. Oflayarak yüzümü sıvazlarken banyoya girdim ve işlerimi hallederek elimi yüzümü yıkadım. Dişlerimi de fırçaladıktan sonra banyodan çıktım. Serdar uyanmış mıydı acaba?
Odamdaki dolabın kapağını açtığımda kaşlarım çatıldı. Birkaç tişört ve pantolondan oluşan dolap şuan tıka basa doluydu. İyide kim alıp yerleştirmişti bunları? Müsrif insanlardan nefret ederdim. Ne gerek vardı bir sürü kıyafete anlamıyordum ki, zaten yırtılınca yenisini alacaksınız neden dünyada bir anda kıyafet kıtlığı olacakmış gibi alırdı ki bir insan?
Şahsen ben almazdım.
Neyse.
Havalar artık soğumaya başladığı için üzün kollu siyah bir body ve altına kahverengi kumaş pantolonu aldım. Onları giydikten sonra saçlarımı taradım ve ördüm. Dolabın alt kısmına dizilmiş topuklu ayakkabıları es geçerek beyaz spor ayakkabıyı ayağıma geçirdim.
Şimdi diyeceksiniz ki az önce müsrif diye o kadar atıp tuttun ama şuan giyiyorsun. Bir kere alındığı için tabikide giyecektim. Ben almam dedim. Alınınca giymem demedim.
İşim bitince telefonumu cebime attım ve yatağımın üzerinde hala uyuyan kedimin yanına yaklaştım. Mışıl mışıl uyuyordu canını sevdiğim.
Kafasına minik bir öpücük kondurdum. Büyümüştü. Kediler çok erken büyüyorlardı sanırım. Henüz üç dört aylık olan bu kedi yavruluktan biraz çıkmış gibiydi.
Odamdan çıkarak Serdar'ın odasına doğru ilerledim. Sanırım o da uyanmamıştı. Zaten ev fazlasıyla sessizdi. Akşam çoktan olduğu için etraf karanlıktı. Koridorun ışığını açtım ve Serdar'ın odasının kapısını tıklattım. Ses gelmeyince tekrar tıklattım. Uyuyordu galiba.
Kapıyı yavaşça açtığımda önce karanlık oda karşıladı beni. Işığı açtım. Bir zahmet uyansındı Serdar bey de, Serdar yoktu. Gözlerimi kırpıştırarak tekrar baktım. Harbiden yoktu lan çocuk. Kaçırdılar mı acaba? İyide kim niye kaçırsın Serdar'ı?
Lan yoksa diğer böbreğini de mi almaya götürdüler. Ay Allah korusun. Odanın içine girerek etrafı kısaca kontrol ettim. "Serdar nerdesin lan?" Dedim ama ses yoktu. Tamam kesin kaçırdılar çocukcağızı. "Kaçırdılar mı yoksa seni? Serdar!" Herhangi bir ses bekledim ama yine yoktu.
Nereye kayboldu ciddi ciddi bu çocuk?
Yine iş çıktı başıma gelde Serdarı ara.
Belime bir şeyin temas ettiğini hissettiğimde "Ananı avradını!" Diye bağırarak öne doğru attım kendimi.
Bismillahirrahmanirrahim.
Benim bağırmamla birlikte arkamdan da "Ay!" Diye bir ses çıktı. Elim kalbime atarak arkamı döndüm. "Serdar?" Dedim şaşkın şaşkın. Lan bu çocuğu kaçırmamışlar mıydı? "Ne bağırıyorsun ya ödümü kopardın. Az daha böbreğimi düşürüyordum." Kaşlarımı çatarak kafasına bir tane geçirdim.
"Sen niye sinsi sinsi yaklaşıyorsun lan arkadan?" Serdar elini kafasına atarak okşadı. "Deli gibi bağıracağını bilmiyordum ki." Sabır çekerek güldüm. "Seni kaçırdılar sandım" Gülmeye devam ederek söylendiğimde Serdar'da güldü. "Kim beni niye kaçırsın ya? Hayır yani zengin ailesi olan sensin benim gibi çulsuzu ne yapsınlar." Serdar'ın saçlarını karıştırdım.
"Hadi hazırlan o çok sevdiğin zengin evine yemek yemeye gidiyoruz" Serdar beni onayladığında odasından çıktım ve salona geçtim. Acaba adamları konuşturabildiler mi? Selim pisliği kesin konuşmazdı çünkü onun ipini baya sıkı tutuyorlardı. Ama diğer adam konuşabilirdi. Zaten ilk defa görmüştüm onu.
Merak ediyordum açıkçası. Elini cebime atarak telefonumu çıkardım. Birkan abimi arayıp sorsam ne olurdu ki? Birşey olmazdı canım. Adamların konuşup konuşmadığını merak etmiştim sonuçta. Elim abimin numarasının üzerinde kararsızca dolaşırken hiç beklemediğim birşey oldu.
Ben onu aramadan Birkan abim beni aradı. Heyecan her yanımı sararken yerimde istemsizce dikleştim ve aramayı yanıtladım. "Alo abi" dediğimde diğer taraftan abimin sesi anında duyuldu. "Güzelim napıyorsun?" Terleyen bir elimi pantolonuma sürdüm. "Serdar'ı bekliyorum. Birazdan yemeğe size geçeceğiz." Abim onaylayan birkaç mırıltı çıkardıktan sonra, "Asi patlamayı yapanı öğrendik" Dedi bir çırpıda.
Heycanla ayağa kalktım. Sonunda!
"Kim?" Diye sordum heyecanla. Abim bir süre sessiz kaldı ardından ise. "Ülgen Amcamız. Tabi artık amcamız değil orası ayrı" Bir süre karşımdaki duvarla bakıştım. Psikopat amca beysi mi? Ben tahmin etmiştim zaten. Allah'ın cezası adam beni bile az daha kurşuna diziyordu!
Akıl hastası adam!
"Ne yapacaksın peki?" dedim merakla. Amcası diye birşey demeyecek veya yapmayacak mıydı? "Onu önceden uyarmıştım Asi. Madem uyarılarımı dikkate almadı o zaman cezasını çeker. Sen düşünme şimdi bunları ben Çakır'ı yolladım. O sizi eve bırakacak" Gülümsedim. Abimin doğru kararlar verme gibi mükemmel huyları vardı.
"Tamam. Geleceksiniz sizde değil mi?"
"Geleceğiz güzelim. Hadi Çakır birazdan orada olur bekletmeyin adamı" Gülerek onu onayladım ve telefonu kapatarak cebime attım. Sevinçten yerimde zıplamamak için kendimi zor tutuyordum şuan. Patlamayı yapan oysa, bizi kaçıran da oydu. Yani bence hatta kesinlikle oydu.
Bunuda Birkan abimle konuşmam gerekiyordu.
"Ne oldu ya iki dakikada" Serdar üzerini silkeyerek içeri girdiğinde üzerine atlayarak sarıldım. "Bulduk lan bulduk." Bağırarak Serdar'dan ayrıldım. Bana şaşkın ve hiç bir bok anlamayarak bakan Serdar, "Neyi bulduk?" Diye sordu.
"Ya sana anlatmıştım ya patlama filan oldu diye, onu yapan adamı bulduk." Serdar'ın gözleri ışıldadı. "Oha. Ee kimmiş?" Dediğinde yüzüm hafiften düştü. "Biyolojik amcam. Ama adam psikopat zaten." Serdar'ın ağzı şaşkınlıktan bir karış açıldı.
"Amcan mı?" Dedi son derece inanamaz bir ifadeyle. Tabi şaşırır çocukcağız sonuçta kaç kişinin amcası davet salonu patlatırdı ki? Ben hiç şaşkın değilim Serdarcım. Çünkü öyle bir aileye düşmüştüm ki, her bok yapılıyor.
Ailede adam öldürmek var, mafyacılık var, suikast var, çocuk kaçırmada var bence. Ee daha ne olsun?
"Evet canım psikopat amca beyi yapmış. Neyse çok şaşırma bu ailede her şey mübah. Serdar şaşkınlığını üzerinden yavaş yavaş atarken kafasını salladı. Daha sabah sıcacık dediği ailenin tam şuan akıl hadtalarıyla dolu olduğunu öğreniyordu garibim.
Serdar ağzını açacak gibi olduğunda hızla, "Neyse sen çok şey yapma alışırsın zaten." dedim. Birde bunun sorularıyla uğraşamazdım şuan. Kapı çaldığında Serdarı bileğinden tuttum. "Hadi" Diyerek kapıya doğru ilerlememizi sağladım.
"Şey giderken birşey almalı mıyız? Tatlı falan?" Kapıyı açarken Serdar'a ne alaka diyen bakışlarımı attım. "Gittiğime şükretsinler neyin tatlısı? Boş ver sende onlar yapmıştır zaten bir şeyler. Hem yabancı değiliz" Açılan kapının ardında Çakır belirince kısa bir an bakakaldım. Yanında Ceylan vardı! Evet evet bildiğiniz elinden tutarak Ceylan'ı da kendiyle getirmişti.
Gözlerimi sinirle kapatıp açtım. Bu kız ne alakaydı şuan?
"Hayırdır?" Diyerek kafamla Ceylan'ı işaret ettim. Çakır boğazını temizleyerek Ceylan'a kısa bir bakış attı. "Hasan bey Esra hanımları yemeğe çağırmış. Ceylanla birlikte sizi almaya geldik. " Kaşlarım öyle mi dercesine havaya kalktı. Bundan neden bizim haberimiz yoktu.
Sadece ben ve Serdarı çağırmamışlar mıydı?
Sinirle kısa bir an gözlerimi kapatıp açtım. Yine bana sormadan birşey yapmışlardı! Serdar koluma dokunduğunda bakışlarım onu buldu. Şuan kimden bahsettiğimizi anlamamıştı. Sorun yok dercesine gözlerimi kapatıp açtım.
Birkan abimin haberi yoktu sanırım. Çünkü Çakırı göndereceğim dediğinde evde değildi. Bunu çok net bir şekilde anlayabiliyordum. Hasan beyin bu sefer benden çekeceği vardı. Madem bana haber vermeden yine bir iş yapıyordu o zaman o yemeği ona zehir ederdim.
Serdar'ın kolunu bıraktım ve evin anahtarını cebime koyarak kapımı kapattım. "İyi gidelim." Onları beklemeden asansöre doğru ilerlediğimde Serdar hızla yanımda bitti. "Birileri mi yemekte olacakmış? Gitmeyelim Asi boşver." Neden ben gitmeyecektim ki?
Madem bende bir Kuzgun'um o zaman tabikide giderdim. "Gideceğiz. Unutma giderken tatlı alalım." Asansöre bindiğimizde diğerlerinin binmesini beklemeden düğmeye bastım. Kapı kapandığında zaten diğer tarafta kalmışlardı.
"Hani yabancı değildik Asi." Diyerek bana döndü Serdar. Az önce yabancı değiliz demiştim ama sanırım öyle değildi. "Demekki yabancıyız onların gözünde. Hem şöyle bol şerbetli bir baklava hiç fena değil gibi. Ne dersin?" Serdar güldü. "Süper olur derim." Bende güldüğümde asansör durmuş kapıda açılmıştı.
Siteden çıktığımızda bahçede bekleyen arabalara doğru ilerledim. Üç tane araba bekliyordu. Ercan'ı görünce ona doğru ilerledim. "Nasılsın Ercan abi?" Diye sordum. Adam benden büyüktü bence abi demem daha iyi olurdu. Yüzüne baktığımda kocaman gülümsediğini gördüm. Ona abi dememi sorun etmemişti.
"İyiyim Asi hanım siz nasılsınız?" Diye oda aynı şekilde bana sordu. Omuz silkerek gülümsedim. "Bende iyi abi sağol." Dedikten hemen sonra elledim. "Bizi sen bırakırsın artık eve" Ercan abi kafasını sallayarak kapıyı bizim için açtı. Önce ben ardından ise Serdar arabaya bindiğinde Çakır ve sevgilisi de daha yeni bahçeye çıkmışlardı.
Kaşlarını çatarak bize doğru ilerleyen Çakır'ı umursamadan "Gidelim abi" Dedim. Çakır ve sevgilisi bize yetişemeden araba hareket etti ve bahçeden çıktı. Onlarda diğer arabayla gelirlerdi artık. Ciddi ciddi sevgilisini kolundan tutmuş yanımıza getiriyordu ya adam.
Pislik!
"Abi unutmadan yakın bir yerlerden tatlıda alalım." dedim ve arkama yaslandım. Diğer iki arabada arkamızdan geliyordu. Bir süre ilerledikten sonra Ercan abi tatlıcının önünde durdu. Cebimdeki kartı çıkararak Ercan abiye uzattım. Ercan abi kartı alarak arabadan indiğinde arkamızdaki arabanın da kapısının açılma sesi geldi.
Kafamı koltuğun arka kısmına yaslayarak kollarımı birleştirdim ve gözlerimi kapattım. Gözlerimde yine batma hissi oluşmaya başlamıştı. Canı istediğinde batıyor canı istemediğinde batmıyordu sanırım.
"O kartı sana kim verdi?" Dedi yanımdaki Serdar. Gözlerimi açmadan "Hasan bey" Diye mırıldandım. Serdar'ın şuan gözlerinden para işareti çıktığına yemin edebilirdim ama gözlerim kapalı olduğu için kanıtlayamazdım.
"Oha ne kadar limit olduğunu biliyor musun?" Heyecanla tekrar konuştuğunda ofladım. "Nerden bileyim Serdar? Hiç sormadım." Serdar'ın tekrar konuşmasını bekledim ama birden açılan kapı buna engel oldu.
Gözlerimi açarak tam yanımdaki kapıyı açan mahlukata baktım. Çakır. Kapıyı neden açtığını zerre anlamadığım için boş bakışlarımı üzerine diktim.
"Hayırdır?"
"Sizi ben götürecektim" Çakır küçük bir çocuk gibi mırıldandığında omuz silktim. "Ama ben senin götürmeni istemiyorum." Çakır dilini duaklarında kısa bir an gezdirdi ve "Neden?" Diye sordu. Neden mi? Her ne kadar, 'Sevgilinle iyice vakit geçir diye' Demek istesem de sözlerimi yuttum.
"Canım öyle istedi." Sesim gayet kendinden emin ve netti. Çakır'ın kısa bir an duraksadığını gördüm. "Canınız istedi?" Dediğinde sesinde garip bir ton vardı. Şaşkın gibi duruyordu. Canım onsuz gitmek istemiş olamaz mıydı?
"Neyi sorguluyorsun Çakır?" Dedim en sonunda dayanamayarak. Ne istediğini anlamıyordum çünkü yaptıkları fazla saçmaydı. Sabahı ne olduğunu anlamadığımız bir çekim oluyordu aramızda akşamı bir bakıyorum sevgili yapıyor, kızı kolundan tutup yanımıza getiriyor. Kendi de ne istediğini bilmiyordu bence.
"Sizi korumak benim görevim. Özel korumanızım ben sizin" Sesi fazla kendinden emindi. Alaylı bir sırıtış belirdi dudağımda. Özel korumam. Vereceği tek neden cidden bu muydu?
Siktir etsene!
Konuşmaya dahi tenezzül etmediğimde arabanın kapısı açıldı.
"Asi hanım" diyen Ercan abi, arabaya bindikten sonra kartı ve poşeti bana uzattı. "Sağol" diyerek kartı ve poşeti aldım. "Aynı yere gidiyoruz zaten Çakır. Korumalığı da arkadan arkadan yaparsın" Kapıyı kapatarak Ercan abiye döndüm.
Ne demek istediğimi anlayan Ercan abi arabayı çalıştırdı. Çakır arkadaki arabaya doğru hırsla giderken gülümsedim ve kucağımdaki poşeti açtım. Baklava paketini açarak bir tane ağzıma attım ve keyifle çiğnedim.
Oha tadı baya iyiydi.
Ercan abide iyi tatlıdan anlıyormuş gerçekten.
Paketi öne doğru uzattım. "Al sende abi" Ercan abi he ne kadar yememek için ısrar etse de, zorla verdim. Serdar'ın aç bakışlarına şahit olduğumda kutuyu ona doğru uzattım. Oda ağzına bir tane attığında paketi kapattım ve tekrar poşete koydum.
"Biz böyle yedik ama ayıp değil mi ya?" Saf çocuğum Serdar yine masum masum sorduğunda güldüm. "Oğlum üşenmemiş tatlı almışım birde ayıp mı olacak? Takılma bu kadar herşeyi ya. Senin benim gibi insanlar işte" Serdar peki dercesine kafasını salladığında bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.
Hızlca geçen yolun ardından araba nihayet bahçeye girmişti. Ercan avi benim için kapıyı açtığında "Görüşürüz abi. Yine sen bırakırsın bizi" dedim Ercan abiye bakarak. Ercan abi beni onayladığında Serdar'la birlikte eve doğru ilerledik.
Hemen arkamızdan Çakır ve Ceylan geliyordu. Şuan tek eksik insan parçası Ceylan ve ailesiydi cidden.
Kapı bizim için yardımcı tarafından açıldığında Canan hanım da hemen ardından kapıda belirdi. Canan hanım önce bana hemen ardından ise Serdar'a sıkıca sarıldı. "Hoşgeldiniz!" Serdar elindeki tatlı poşetini Canan hanıma uzattı. Utanıyordu.
Canan hanım poşeti elinden alarak yanındaki yardımcıya uzattı. "Ne zahmet ettin oğlum? Ben zaten tatlı yapmıştım." Canan hanım tatlı bir gülümsemeyle Serdar'ın yanağını okşadı. "Ne zahmeti Canan abla? Asıl zahmeti siz yaptınız" Vay Serdar vay. Nerden buluyordu acaba böyle konuşmaları?
"Oy tatlı oğluşum benim. Hadi içeri geçelim" Dedi ama hemen arkamızdaki Çakır ve Ceylan'ı fark etti. "Hoş geldin Çakır!" Canan hanım aynı tatlı sesiyle Çakıra da gülümsedi. Ama aynısını Ceylan'a yapmadı. "Sende Hoşgeldin Ceylancım" Sesinde memnuniyetsiz bir ton vardı.
"Hoşbulduk Canan teyzecim" Teyze mi? Hadi lan ordan Canan hamım teyze olamayacak kadar genç duruyordu. Asıl sana teyzeydi!
Uzun uğraşlar sonucu salona geçtiğimizde Serdar dibime girmek istercesine yanımda duruyordu. Çekiniyordu. Zaten kalabalık sevmezdi de. Her seferinde gerilir ve genellikle korkardı. çocukluktan kalma travma gibi birşeydi. Esra hanım sahte bir gülümsemeyle elini uzattı.
"Hoşgeldin canım" dedi abartılı bir sesle. Göz devirmemek için kendimi zor tuttum ve elini kısaca tuttum. "Asıl siz hoşgeldiniz" Diye bende bir şeyler geveledim ağzımda. Sesim samiyetten fazla uzaktı. Esra hanımın gözleri hemen yanımdaki Serdar'a takıldı. Bir süre Serdar'ı inceleyerek elini uzattı.
"Merhaba canım ben Esra" dedi yine aynı samimiyetsiz sesiyle. Gına gelmişti bana tam şuan. Serdar çekingen bir biçimde onun elini sıktı. Daha fazla evin kolonu gibi ortada beklememek için boş olan koltuğa doğru ilerledik ama Esra hanımın kocası olduğunu düşündüğüm adam buna engel oldu ve elini uzattı.
"Ben Ahmet Atılgan küçük hanım." Elini sıkmak istemiyordum ama bir insanı böyle küçük düşürmekte bana göre değildi. O yüzden mecburen çok kısa bir an elini sıkıp bıraktım. "Asi Kuzgun" diye kısaca ismimi söyledim. Hemen ardımdan Serdar'la da el sıkıştığında nihayet oturabileceğimizi düşünmüştüm ama önüme yine bir el uzatıldı.
Sabır!
Ha bire el mi sıkışacaktık biz böyle? İsminizi söyleyip geçin işte nedir bu el sıkma merakı anlamıyorum ki.
"Ben Tunç Atılgan." Kafamı kaldırıp elini uzatan adama baktım. Rüzgarla yaşıt gibi duruyordu. Bal rengi gözleri ve açık kahve saçları vardı. Onun elini çok hızlı bir şekilde sıkıp bıraktım. Beş saniye falan tutmuştum. "Asi" Dedikten sonra nihayet boş olan koltuğa kendimi attım. Serdar'da hemen yanıma oturduğunda gözlerim Birkan abimi aradı. Ama henüz gelmemişti.
Tüh ya evdeki tek akıllı insanda şuan burada değildi.
Çakır ve Ceylan boş koltuklardan birinde yan yana oturduğunda boğazımın düğümlendi. Tamda karşımda oturuyordu insafsızlar. Pislik koruma beni kendine aşık edip, Ceylan'la sevgili olmuştu resmen. Tamam tam olarak aşık etmek için bir şeyler yaptığı söylenemezdi ama her seferinde beni kurtarınca istemsizce sevmiştim işte ne yapayım?
Koruman olduğu için seni her seferinde kurtarmış olabilir mi acaba? diye araya girdi iç sesim. Olabilirdi ama ne yapabilirdim ki şuan? Bir kere olmuştu zaten olan. Hem o benimle ilgilenince hoşuma gitti işte ne bokunu çıkarıyorsun?
İç sesimle ettiğim kavgayı bölen ses Hasan beyden çıkmıştı. "Asi ve Serdar'da geldiğine göre yemeğe geçelim mi?" O yemek masası sana girsin inşallah Allah'ın cezası adam! Sanki çok umrundaydı herifin gelip gelmememiz, birde ciddi ciddi konuşuyor.
Herkes onaylayınca, tabiki ben hariç. Ben ağzımı dahi açmadım. Onlarla yemek yeme fikri şuan çok zırt geliyordu bana ama başa gelen çekilirdi. Sonuçta bir kere gelmiştik artık. Bir daha da nah görürlerdi zaten.
Masaya geçtiğimizde Sedar'ı hemen yanıma çektim. Ben kendi yerime oturunca o da Güneş'in yerine oturmak zorunda kalmıştı. Zaten Güneş'te bunu sorun etmeden başka bir sandalyeye oturdu. Hasan beyle aramızda olan boş sandalyenin çekildiğini duyunca bakışlarım anında yanımı buldu.
Tunç denilen herif oturmuştu. Bana bakarak gülümseyince yüzüne tip tip bakmakla yetindim ve önüme döndüm. Bu adam niye yanıma oturdu lan şimdi? Hayır yani boş yer kalmamış desem iki metrelik masaya ayıp olurdu. Üzerimde hissettiğim rahatsız edici bakış, kaşlarımın çatılmasına neden oldu.
Serdar'a yandan bir bakış attım. O da etrafına oldukça şaşkın ve anlamsız bakışlar atıyordu. Ne oldu dercesine kafamı salladım ve bunu yaparken bakışlarımın hedefi Ahmet bey oldu.
Adam bildiğin dik dik bana bakıyordu. Gözlerimi etrafta kısaca gezdirdim. Biraz daha bana bakarsa kesin önümdeki tabağı ağzının ortasına geçirirdim.
Hasan bey, kaşlarını çatarak Ahmet beyi göz hapsine aldığında ortam hafiften gerildi. Biri bana diğeri bana bakana bakıyordu ve benim beynim yine hafiften sinyaller vermeye başlamıştı. "Bir sorun mu var Ahmet?" Hasan bey sert ve uyarıcı sesiyle birlikte adamın gözleri üzerimden çekildi.
"Kızın sana çekmiş." Dedi Ahmet lavuğu Hasan beye dönerek. "Dik bakışları ve korkusuz bir duruşu var." Hasan bey onun sözlerine kafasını sallamakla yetindi. "Senin kızında sana çekmiş." Diyerek güldü Hasan bey.
"Aynı karşıki dağları ben yarattım bakışları. Aynı bakmaması gereken yere fazla bakma" Hasan bey sözlerini gülümseyerek söylemişti ama altında yatan tehditi herkes anlamıştı. Bu yüzdende konuyu uzatmamak için herkes yemeğe başladı. Serdar yemek almaya utandığı için kendi tabağıma ne koyduysam onunkine de aynısını koydum.
"Yemeğini ye" diyerek hafifçe Serdar'a doğru eğildim. Ben söylemesem aç bile kalkardı masadan o derece utangaç bir insan evladıydı. Serdar kafasını sallayarak yemeye başladığında suyumdan bir yudum aldım.
"Ay ne kadar yakışıyorlar" Esra hanımın sesini duyunca bakışlarım onu buldu. Sinsi parıltılar saklayan gözleri ben ve Serdar üzerinde gidip geliyordu. Kaşlarım çatıldı. Bize mi diyordu? Yok artık!
"Kim yakışıyor?" Dedi Canan hanım saf saf. Esra hanım çatalını ve bıçağını tabağa bıraktı. "Asi ve Serdarı diyorum canım. Maşallah tamda uyumlu bir çift olmuşlar" Serdar şaşkın şaşkın bir bana birde Esra hanıma batı hemen ardından. "Yanlış anladınız sanırım. Biz sevgili değiliz" Esra hanım üzülmüş gibi dudaklarını büktü Serdar'ın konuşmasına.
"Hmm çokta yakışıyorsunuz. Neyse hayat belli mi olur bir bakmışsın olmuş" Esra hanımla göz göze geldiğimizde hiç çekinmeden göz devirdim. "Bizi yakıştırdığınıza göre ya çöpçatan olmaya çok meraklısınız, yada zevksiz" Sözlerim sinirden kızarmasına sebep oldu ama yinede yüzündeki sahte gülümsemeyi silmedi.
"Yani herkes bizim gibi mükemmel bir çift olamaz sonuçta." Diye mırıldandı bir köşeden Ceylan. Alaycı gözlerim onun ve Çakır'ın üzerinde gezindi. Yakışıyorlar mıydı bilmem ama bence o kadarda mükemmel bir çift değillerdi.
Çakır'ın bakışları kısa bir an Hasan beye döndü. İkisi bir birine baktı bir süre gözleriyle kendi aralarında konuşuyormuş gibilerdi. Çakır, Ceylan'a döndü ve gülümsedi. "Kesinlikle" dediğinde tek kaşım anlamsızca havaya kalktı.
Hasan bey ve Çakır bir işler karıştırıyordu.
Hislerimde asla yanılmazdım ve bence, hatta kesinlikle bir işler karıştırıyorlardı.
"Ender ve Hale'nin düğünü yakın bir tarihte olacakmış diye duydum? Doğru mu Esracım?" Canan hanım, Esra cadısına hitaben konuştuğunda çatalımı salataya batırarak ağzıma attım. "Ender kim?" Serdar sessizce bana doğru eğilip sorduğunda ağzımdakini yuttum.
"Geçen nişanına gitmiştim ya işte o bunların oğlu. Ondan bahsediyorlar" Serdar anladığını belirterek kafasını salladı. "Anladım. Bu kadın neden dilinin ucuyla konuşuyor?" Dedi hemen ardından. Kısık bir sesle kıkırdadım.
Haklıydı.
"Bilmiyorum ki herhalde böyle konuşunca kendini cool falan sanıyor" Serdar'da benimle birlikte kıkırdadığında önümdeki bardağa şapur şupur su doldurdu biri. Kafamı kaldırarak kim olduğuna baktım. Çakır önümdeki bardağa su dolduruyordu ama ateş saçan gözleri Serdar'ın üzerindeydi.
Suyun taşacağını gördüğümde sürahiyi tuttum. Elim onun elinin üstünde durduğunda bakışları beni buldu. Sinirli gözleri yavaş yavaş yumuşadı ama hemen ardından bakışları düz bir hal aldı. Sürahiyi yerine koyarken ellerimi çektim.
Neye sinirlenmişti diyeceğim de, aptal bir kız değilim. Bas baya beni Serdar'la yakın görünce kıskanıyordu işte.
Yemeğin ardından herkes salona geçtiğinde tuvalete gitmek için ayaklandım. Serdar nereye gideceğimi sorduğunda hemen geleceğimi söyledim ve odama çıktım. Banyoya girerek işlerimi halletiğimde kapının açılma sesini duydum. Kaşlarım çatıldı. Kapıyı çalmadan kim odama girmişti?
"Ya yeter artık bıraksana yakamı!" Güneş'in sesini duyduğumda kaşlarım çatıldı. Kiminle konuşıyordu? Hemde bu odada? "İstediğini aldın zaten pislik! Daha ne istiyorsun?" Sessizce kapıya daha çok yaklaştım. Telefonla konuşuyordu.
"Hayır yapamam. Hayır!" Bu sefer sesini daha fazla kıstı. "Ya sen bana peşlerini bırakırım demedin mi? Ben senin yüzünden kardeşimin odasını karıştırdım!" Oha! Odasını karıştırdığı kişi bendim de, bu kız kiminle konuşuyordu lan cidden?
"Amca Allah rızası için dur artık. Ben bunca sene Asi'ye dokunmaman için her istediğini yapmadım mı?" Ne saçmalıyordu bu kız şuan? Konuştuğu kişi psikopat Ülgen miydi?
"Hayır başka hiç birşey yapmayacağım. Bana ne! Ya geberirsen geber bana ne? Yıllarca bize yaptıkların yetmedi mi." Sesini kısık tutmaya çalışsa bile pek başarılı olamıyordu. Ne yaptırmıştı lan yıllarca bu piç Güneş'e!?
Belasını sikmezsem bende Asi değildim!
"Yapmayacağım" Güneş sözlerinin ardından odadan çıktığında bir süre bekledim. Güneş'le acilen konuşup neler döndüğünü öğrenmem gerekiyordu. Ben boşuna bu kız bir işler çeviriyor demedim zaten!
Odadan çıktığımda koridorda kimse yoktu. Gitmişti. Konuştuğu kişi Ülgen olabilirdi ama olmaya da bilirdi çünkü sadece Amca demişti. Telefonuna ulaşabilir miydim acaba? Sanırım denemeden göremezdim. Merdivenlerden ineceğim de asansörün kapısı açıldı.
Tunç'u görünce kaşlarım istemsizce çatıldı. Ne işi vardı bunun burada? Bana doğru ilerlediğinde anlamayan bakışlarım onun üzerindeydi. "Bende seni arıyordum." Dedi gülümseyerek önümde durduğunda. Sert bakışlarımı ona diktim. Beni neden arıyordu beyefendi acaba?
"Ne oldu? Niye beni arıyorsun?" dedim mesafeli bir sesle. Daha iki saat önce tanıştığım adam beni neden arardı ki? Tunç elini ensesine atarak güldü.
"Şey diyecektim ben, Çakır kardeşimi eve bırakacakmış bende seni bırakabilirim eğer istersen" Tek kaşım öyle mi dercesine havalandı. "Kardeşini kendinle götürmeye ne dersin onun yerine" Sesimde hafif bir alay vardı çünkü şuan söylediği şey çok saçmaydı.
Diyelim ki Çakır, Ceylan'ı götürdü. Sen ne alaka şuan? Hayır yani beni bırakacak başka koruma mı kalmamıştı. Ki kalmasa bile onunla gitmezdim. Ayaklarım vardı çok şükür yürüyebilirdim.
"Konuşacakları varmış sanırım." Kafamı anladım dercesine salladım. "Çakır kardeşini bıraksın. Ben başka korumayla gidebilirim." Tunç'un yüzü düştü. "Tanışmak amaçlı söylemiştim ben ama." Diye bir şeyler gevelediğinde asansörün kapısının açılma sesi geldi.
"Ne oluyor?" Diyen Rüzgar'ın sesini duyduğumda omuz silktim ve bir iki adım geriledim. "Beni eve bırakmayı teklif etti Tunç ama gerek olmadığını söyledim." Rüzgar kaşlarını çatarak Tunç'a baktı. "Sağol düşündüğün için ama ben bırakırım kardeşimi" Kolunu omzuma atarak beni hafiften kendine çekti.
Ne yapıyordu ya bu?
"Aşağıdan çağırıyorlar hadi. Bekletmeyelim." Rüzgar beni kendiyle ilerletmeye bşaladığında omzumdaki elini çektim. "Bıraksana ya" diye mırıldandım arkama kısa bir bakış atarak.
"Kızım sen bu piçle niye konuşuyorsun?" Sessiz konuşmuştu ama sesindeki sinir her halinden belli oluyordu. Kaşlarımı çatarak ayağına bastım. "Sana ne ya? Hem konuşmadım ben mecburen cevap verdim." Rüzgar ayağının acısından kızarırken güldüm.
Domates olma yolunda iyi ilerliyordu.
"Bunun masum yüzüne aman kanma Asi. Herif pezevenk'in teki." Göz devirdim ve asansöre bindim. Bahsettiğimiz adamın arkamızdan gelmesi onun hakkında konuşmayacağımız anlamına gelmiyordu. "Ya zaten kanan kim? Ne yapayım elin adamını?" Rüzgar sözlerime gülümsedi.
"Akıllı kızsın ha Asi cadı!" Yanağımı sıktığında eline bir tane vurdum. "Rahat dur" Tunç asansöre bindiğinde alt katın düğmesine bastık. Tunç bana, ben yere, yer bana ve Rüzgar Tunç'a bakıyordu.
Garip bir ortamdı.
Bir yanım Tunç'a bok mu varda bakıyorsun de demek istese de, diğer yanım boş ver hiç çeneni yormana gerek yok diyordu. Asansör nihayet kimse kimseye dalmadan durduğunda hızlıca indim. Şuan çok önemli bir işim vardı.
Mesela Güneş'in telefonunu ele geçirmek gibi önemli işler!
Salona geçtiğimde Birkan abimin geldiğini gördüm. Beni gören abim gülümseyerek ayaklandığında koşarak ona sarıldım. Kolları anında etrafımı sararken kulağına doğru. "Neden bu kadar geciktin?" Diye fısıldadım. Abim saçlarımın arasına kocaman bir öpücük kondurdu.
"İşler uzun sürdü güzelim. Sonra anlatırım ben sana gelişmeleri." abimin sözlerine gülümseyerek kafamı salladım. "Benimde sana söylemem gereken şeyler var" diyerek abimden ayrıldım. Abim gözlerini açıp kapattı. Yani tamam sonra konuşuruz diyordu. Valla gözle konuşma işinide yavaş yavaş öğreniyordum.
Serdar'ın yanına geçerek oturduğumda Canan hanımla gülüşerek konuştuklarını gördüm. Canan hanım, Serdar'ın omzunu okşadığında yüzümde minik bir gülümseme belirdi. Canan hanımda herkese yetecek kadar sevgi vardı. Yanındaki herkesi gülümsete biliyordu.
Yanlarına oturduğumu gören Canan hanım. "Bir sorun yok değilmi meleğim" diye ilgiyle sorduğunda kafamı iki yana salladım. "Hayır yok. Siz ne konuşuyordunuz?" Dedim sohbetlerine dahil olmak isteyerek. Onlarla sohbet etmek diğerleriyle muhattap olmaktan daha iyiydi. En azından içinde kötülük yoktu kadının.
"Serdar küçükken yaptığı yaramazlıklardan bahsediyordu." Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi Canan hanımın. "Keşke sende benim oğlum olsaydın" şefkatle aydınlandı yüzü Serdar'a bakarken. Bu kadar çocuk meraklısı olma be kadın.
Serdar yutkunarak gülümsedi. İçinden keşke dediğini biliyordum. Ne kadar çok istediğini gözlerinden, duruşundan ve bakışlarından anlayabiliyordum. İçindeki küçük çocuğun şuan hıçkıra hıçkıra ağladığına yemin bile edebilirdim. Elimle Serdar'ın kolunu okşadım. Onun benden başka kimsesi yoktu.
Benim eskiden İnci'm vardı. Barda çalıştığımda arkadaşlarım vardı. Hatta şuan iyi kötü bir ailem vardı ama Serdar'ın benden başka kimsesi yoktu. Serdar'ın buğulu gözleri beni buldu. "Kalkalım ister misin?" dedim sessizce. Kafasını salladı. "Gidelim" dediğinde elimi kolundan çektim ve ona doğru eğildim.
"Güneş bir şeyler karıştırıyor. Önemli bir şeyler. Onun telefonunu almam gerekiyor aldıktan sonra gitsek olur mu?"
"Olur. Hatta alman için sana yardım edeyim daha kolay olur." Aslında baya iyi bir fikirdi. O Güneş'i oyalarken ben telefonu alabilirdim. "Sen Güneş'i oyalayabilir misin?" Derken gözlerimi etrafta gezdirdim. Birkan abim bana ve Serdar'a kısaca baktı ama sonra onunla konuşan Orkun'a döndü.
Canan hanımda zaten Esra cadısıyla konuşmaya dalmıştı. Diğer genç kesimde toplanmış konuşıyorlardı. Yani kimsenin odak noktası değildik. "Oyalarım da, nasıl yanımıza çağıracağız onu?" Dudağımın kenarı usulca kıvrıldı. Eğer hala onu azıcık olsun tanıyorsam Serdar'ı tek gördüğü an yanına gidecek çünkü benim kimseyle, hele ki iki günlük tanıştığım biriyle böyle sıkı fıkı olmayacağımı bilirdi.
Zaten konuşmalarından sonra Serdar'ı tanıdığına ama susmak zorunda kaldığına kesinlikle emindim.
"Sen şimdi git mutfağa biraz oyalan o yanına gelince bir şekilde telefonunu bırakmasını sağla. Sonrada birlikte bahçeye çıkın." Serdar tamam diyerek ayaklandı ve salondan çıktı. Leyla'yla konuşan Güneş'in gözleri odadan çıkan Serdar'ı bulduğunda bana döndü ama gözlerimi hemen onun üzerinden çektim ve parmaklarımla oyanamya başladım.
Hadi Güneş. Hadi.
Ve Güneş ayağa kalkarak salondan çıktı. Yüzümde minik bir zafer gülümsemesi peydah oldu. Biraz bekleyip öyle kalkmam daha iyi olurdu sanırım. "Asi'cim herhangi bir hedefin var mı?" Bana yöneltilen soruyla birlikte gözlerim Ahmet'i buldu.
Sana ne be adam benim hedefimden?
Umursamazca omuz silktim. "Herhangi bir hedefim yok. Şimdilik" Yaşamaktan ve okumaktan başka hedefim yoktu. Ceylan'ın güldüğünü işittim. Hay çenen kopa!
"Hedefin olmazsa, bir şeyler için çabalamanın bir anlamı olmaz" Çok bilmiş ukala kızımız konuştu yine. Hedefim olmadan bunca yaşıma kadar yaşamışken ve çabalarımın faydasınıda almaya başlamışken bu sözleri sadece bende gülme isteği yaratmıştı.
Hafifçe öne doğru eğildim. "Hedefin olursa yolundan şaşmazsın evet. Ama sadece hedefin üzerine yoğunlaşırsan hayatın tadını alamazsın. Sürekli sadece tek bir şey üzerine çalışmak bana göre değil. Tek seferde birçok şey üzerine yoğunlaşabilirim. En sonunda hedefime ulaşacağımı zaten biliyorum." güldüm.
Şimdiye kadar ne yaptıysam hedefime uzaklaşarak yapmıştım ve her seferinde de başarmıştım. Bazen hedeflerimiz bize uzakken başarmak daha kolay oluyordu.
"Ben bir su alayım" Diyerek ayaklandım. Çok bile kalmıştım burada. Serdar halletmiştir bence her şeyi. Salondan çıktığımda Serdar'la göz göze geldik. Güneş'in telefonu masanın üzerindeydi ve pantolonu ıslanmıştı. Sanırım üzerine su dökmüştü.
Valla çok akıllı bu Serdar.
"Bahçede konuşalım biri duyacak şimdi!" Serdar, Güneşi kolundan tutarak bahçeye çıkardığında hızlıca mutfağa girdim. İşte bu!
Elimi uzatarak masanın üzerindeki telefonu aldım. Telefonu cebime koyacağımda.
"Asi" Diye bir ses duydum.
Siktir.
Siktir kere siktirdi gerçekten!
Selamm.
Nasılsınız ballarım?
Sizce Güneş'in konuştuğu adam Ülgen miydi?
Çakır ve Hasan bey gerçekten de bir şeyler mi planlıyor.
Ahmet?
Tunç?
Bölüm hakkındaki yorumları buraya.
Karakterler hakkındaki yorumları buraya alalım.
Beğenmeyi unutmadın değil mi? 👀
Sizleri çok çok seviyorum. Gelecek bölümde görüşmek üzere Allah'a emanet olunn🌺
