27. bölüm · Mafya Boy Aile

Bölüm 27. Affettim...

Tuğba.K K

Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.

Didem Madak.

****

Ellerindeki poşetlerle birlikte hızlıca binaya giren Yakup panik içerisindeydi. İnci kızı hasta olmuştu. İki günlük iş yerinden izin almıştı ve ilk işi kızını hastaneye götümek olan Yakup önce kızının ilaçlarını almış ardından ise koşa koşa markete gitmişti.

Kızına sıcak bir şeyler yedirip ilacını içirmek için sabırsızlanıyordu çünkü minik kızı öksürdükçe boğazı tahriş oluyordu. Eh tabi buda İnci'den çok Yakup'un canını yakıyordu. Kapının önüne geldiğinde poşetleri yere indirdi ve anahtarı deliğe koyarak hılzıca çevirdi. Kapı açıldığında poşetleri kaptığı gibi kendini içeri attı.

Önce ellerini yüzünü bir güzel yıkadı. Kızlarının dışardan gelen mikropları kapmasını istemiyordu. Odasına geçerek yeni bir tişört ve eşofmanını giydi. Poşetleri mutfağa bıraktıktan sonra kızlarının odasına yavaş adımlarla ilerledi.

İnci solgun bir yüzle yatağında yatarken iki buçuk yaşındaki Asi elindeki ayıcığı ağzına sokarak oyun oynuyordu. Yakup yavaş adımlarla kızlarının odasına girdi ve yatakta uyuyan İnci'nin alnına elini yavaşça koydu. Ateşi yoktu. Hastanede serum aldıktan sonra uyumuştu ve henüz kalkmamıştı.

Yakup kızının terleyen boynuna kısa bir bakış atarak üzerindeki ince örtüyü aldı. Terlemesi iyi demişti doktor ve bu kadar terleme yeterdi. Birde o ter üzerinde kurusa daha fazla hasta olurdu minik kızı.

Yakup ayıcığı ağzına koymaya çalışan Asi kızına ilerledi bu sefer. Gördüğü her şeyi ağzına koyma huyu vardı minik kızının. Bu yüzdende onun yetişebileceği yerlere asla ama asla tehlikeli şeyler bırakmıyordu. Kızını kucağına alarak boynuna içli bir öpücü kondurdu.

"Kardeşine yemek yapalım mı bitanem?" Dedi sessizce. Hemen ardından tekrar bir öpücük daha kondurdu kızının boynuna. Mis gibi dalin kokuyordu. Asi, Yakup'un yanağına minik bir öpcük kondurdu. Yakup kısa bir an şaşırsa bile hemen kendine gelerek gülümsedi.

Son bir haftdır Asi kızı babası her onu kucağına aldığında yanağından öpüyordu. Ve buna hala alışmış değildi Yakup. Asi ilk babasını öptüğünde Yakup bir kaç dakika kendine şaşkınlıktan gelememişti ama hemen ardından içini sıcacık eden kızının bu hareketine kocaman gülümsemiş ve şefkatle kızına sarılmıştı.

Mutfağa girdiğinde kızını sandalyesine oturttu ve dolaptan bir tane muz çıkardı. Muzu soyarak Asi kızına uzattı. "Yemek olana kadar bunu ye babacım. Biraz miden dinsin" Asi anında muzu kaptı ve minik dişleriyle kocaman bir ısırık aldı. Yakup dertli bir nefes verdi.

Ne yapacaktı kızının minicik ağzına rağmen olan kocaman ısırıklarıyla. Sert şeyler asla vermiyordu ama aldığı kocaman muzun ısırığı bile Yakup'u korkutuyordu. Ya boğazında kalsa diye düşünmeden edemiyordu. Kızının dolu yanaklarına son kez bakarak mutfak dolabından tencereyi çıkardı.

Aldığı poşetleri tezgahın üzerine indirerek hepsini tezgahın üzerine yerleştirdi. Marketten aldığı tavuk butlarını bir güzel yıkadıktan sonra tencereye koyarak üzerine su ekledi. Tencerenin kapağını kapatarak ocağa koydu ve altını açtı.

Asi'ye kısa bir bakış attı. Muzunu büyük bir aşkla yiyordu. "Afiyet olsun kızıma" Dedi içli içli. Asi, Yakup'a ela gözleriyle kısa bir bakış attı ve muzunu tekrar ısırdı. "Baba." dedi nazlı nazlı. Yakup içinin sıcacık olduğunu hissetti.

"Babamm" diyerek kızına yaklaştı Yakup. Nede güzel baba diyordu minik kızı. Yavaş yavaş konuşmaya başlamışlardı. Minik minik kelimelerle Yakup'u dumura uğratmaya bayılıyorlardı özellikle. "Çüzel" diye ince sesiyle mırıldandı Asi. Minik yanakları muzdan dolayı şişmişti.

"Baba sana hep alır bitanem. Sen yeterki beğen" Yakup mest olmuş gözlerle kızına bakarken her zamanki gibi gülümsüyordu. Kızı ilk defa bir şeye güzel demişti. Bundan sonra kasalarla muz alırdı eve. Asi beğenen mırıltılar çıkararak muzunu yemeye devam ettiğinde Yakup kızının alnına içli bir öpücük kondurdu ve tekrar yemeğin başına döndü.

Poşetten havu ve patetes çıkardı. Onları bir güzel yıkayıp küçük küçük doğramaya başladı. Hemen ardından pişen tavuğunu ocaktan alarak bir kabın içerisine koydu. Tavuk suyunun içerisine doğradığı sebzeleri attıktan sonra ocağın altını tekrar açtı.

Tavuğu ve ayrı bir kabı alarak masaya geçtiğinde minik Asi hala muzu yiyordu. Sıcak olmasına aldırış etmeden tavuğu didiklemeye başladı. Çorba ne kadar çabuk olursa kızı o kadar çabuk iyileşirdi. Minicik boğazı nasılda ağrıyordu bebeğinin.

Asi elini birden tavuğa attığında Yakup'un gözleri şokla açıldı. Önce sıcağı hissetmeyen Asi elinin yandığını hissettiğinde acıyla ağlamaya başladı. Yakup hızlıca ayağa kalkıp kızını kucakladı. "Ah benim obur kızım ya" diye sitem eden Yakup hızlıca kızının elini suyun önüne tuttu.

Yakup onların canı yanmasın diye uğraşırken kızları ona bu konuda pek yardımcı olmuyordu maalesef. Ağlayan kızının yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. "Tamam babacım bak geçti hadi ağlama" Musluğu kapatarak minik bir öpücük kondurdu minik avucuna.

"Öpünce geçiyormuş. Geçti mi?" Yakup kızına döndüğünde Asi titreyen dudağına rağmen. "Geci" diye mırıldanı. Yakup kızının dönmeyen diline güldü ve minik bir öpücük daha kondurdu avucunun içinde.

"Sen elleşme şimdi ete ben senin için üfleyeyim tamam mı?" Yakup kızını tekrar sandalyesine oturturken Asi "Hıhı" diye bir ses çıkardı. Yakup ince ince tavuğu ayıklayarak üfledi ve kızına uzattı. Asi etini güzelce yerken Yakup bir yandan çorba için, bir yandan da kızı için eti ayıklayıp üflüyordu.

Kısa sürede ayıkladığı tavukla birlikte ayaklandı ve pişen sebzelerin içine tavuğu da koydu. Çorbası olduktan sonra onları kaselere koyarak soğuması için tezgahın üzerine indirdi. Bulaşıklarını da hallettikten sonra Asi kızına minik bir bakış attı. Önündeki plastik kaşıkla oynuyordu.

"Sen bekle bırtanem ben kardeşini alıp geleyim" diye bir açıklama yaptıktan sonra mutfaktan çıktı. Kızının odasına girdiğinde yarı uyanık yarı uykulu İnci'yi yatağında otururken buldu. Yeşil gözleri hafifçe kısıktı ve siyah saçları yüzüne düşmüştü. Uymaktan hafifçe şişen gözleri ona tatlı bir hava katmıştı.

"İnci'mm" Mırıldanarak kızına yaklaştı ve yatağına usulca oturdu. "Günaydınn" dedi kızının önüne düşmüş saçlarını arkaya doğru atarak. "Acı" İnci boğazına minik parmağıyla dokunduğunda Yakup dayanamayan bir bakış attı kızına.

"Baba senin boğazına kurban olsun. O acı bana geçsin." Kızının kızarık yanağına içli bir öpücük kondurdu. "Gel baba sana mama yaptı. Sonrada ilacını verelim hemen bitsin acı tamam mı?" İnci dudaklarını büzerek kafasını anlamış gibi salladı.

Yakup minik kızını kucaklayarak mutfağa doğru ilerledi. "Güzel kızım benim" Yakup, İnci'nin saçlarına minik bir öpücük kondurdu. Bu sıradada mutfağa girmişlerdi. İnciyi yerine oturttuktan sonra çorba kaselerini masaya aldı.

Bir İnci'ye bir Asi'ye çorbasını içerirken yüzünde sakın bir gülümseme vardı. Asi her zamanki gibi obur obur içmiyordu. Sırasını bekiyordu ve İnci'ye bakarak koluna yada saçına dokunup gülüyordu.

Kendince kardeşine destek oluyordu.

Yakup kızlarına yemeklerini yedirdikten sonra İnci'ye ilacınıda bir güzel içirdi. Bundan sonra kızları hasta olmasın diye akşamları camı açık bırakmayacaktı, havanın sıcaklığına bakarak az olsa bile soğuk su vermeyecekti, akşamları mutlaka zencefil ve balla karışık süt verecekti ve aynı zamanda yaz olduğuna bakarak klima olan alanlara asla ama asla kızlarını sokmayacaktı.

Kedi gibi anında hasta oluyorlardı zaten.

Telefonu çaldığında bakışlarını oyuncaklarıyla oynayan kızlarından çekti ve cebindeki telefonu çıkararak arayana baktı. Murat atıyordu. Aramayı cevaplayarak kulağına dayadı telefonu.

"Efendim" dediğinde Murat "Nasılsın kardeşim" Demişti. "İnci hasta ona bakıyorum kardeşim sen nasılsın?" dedikten sonra halıyı yalamaya başlayan Asi'yi kucaklayarak oturur pozisyona getirdi.

"Bende kardeşimi okuldan aldım. Müsaitsen size gelelim. Hem kardeşim anlar hasta bakmaktan" Yakup tekrar hareketlenen Asi'yi tuttu. "Valla hiç fena olmaz." Diye mırıldandı. Şayet Asi'nin tam şuan yaramazlık yapası tutmuştu.

"Süper. Birşey lazım mı gelirken alayım?" Yakup "Gerek yok siz gelin yeter" dedikten sonra kısaca vedalaştı Muratla ve telefonu kapattı.

Asi kumandayı ağzına sokmaya çalıştığında Yakup dertli dertli elini alnına vurdu ve kızını tutmak için hareketlendi. "Mikrop kapacaksın bebeğim ağzına sokma onu" dediğinde Asi ona aldırış etmeden kumandayı yemeye çalışmaya devam etti.

Yakup'un başı minik kızıyla dertteydi.

Oysaki birazdan evine gelecek melekle dahada derde gireceğini bilmiyordu...

****

Gerçeği arayan kişi, hoşuna giden düşünceleri ter etmeyi göze almalıdır; Hakikat konforlu değildir. Diyor Platon. Peki ben duyacağım gerçek kelimelere hazır mıydım? Yada aklımda bir ümit gerçek değildir diyen sesin susturulmasına hazır mıydım? Sanırım değildim.

Gözlerinin tam içine bakarken yutkunamadım. Şayet belimdeki eller düşüncelerimi bir araya getirmeme fazlasıyla engel oluyordu. Sıcacık nefesi dudaklarıma vururken içimde bir yerler şuan ki konumumuzun çok yanlış olduğunu haykırıyordu.

"Ben Ceylan'ı gerçekten seviyorum" dedi tek seferde Çakır. Kalbimin bir an durduğunu sandığımda nefesim boğazıma tıkandı. Gerçekten seviyordu Ceylan'ı. Seviyor... diye fısıldadı içimden bir ses. Bu sefer düşüncelerinde ve hislerinde yanıldın.

Genzimin derin bir sızıyla yandığını hissettiğimde belimdeki ellerinden anında kurtuldum ve ondan iki adım uzaklaştım. Zaten uzaklaşınca asansörden çıkmıştım. Eğer göz yaşlarım olsaydı şuan ağlayacağıma o kadar emindim ki, iyiki yok diyordum. İyiki beni aciz bir duruma düşürecek göz yaşlarım yok...

"Ne güzel." Dedim gülümsemeye çalışarak. "Sizin adınıza gerçekten çok mutlu oldum" diye devam ettirdim kelimelerimi. Benden bu kadardı çünkü sevgilisi vardı ve onu seviyordu. Bundan sonra ondan tamamiyle uzak duracaktım. Hoş ona yakın olma düşüncesi şuan iğrenç geliyordu çünkü bir sevdiği vardı!

Çakır gözlerini kaçırarak kafasını salladı. "Sağolun" dedikten sonra asansörün kapıları kapandı. Dudaklarım titremeye başladığında yanağımın içini sertçe ısırdım. Saçma salak aşık olursam böyle olurdu işte!

Senin neyine sevmek acaba?

Allah aşkına kimse sevmemiş bu adam mı sevecek seni Asi!

İçime titrek bir nefes çekerek kendimi sıktım ve evin ziline bastım. Kendine gel salak Asi! Bir koruma için kendini heba edecek değilsin ya. Bok değilim amına koyayım! Bu kalbimdeki acının sebebi ne o zaman? Ben düşüncelere dalmışken kapı açıldı. Işıkların kapalı olduğunu gördüpümde kaşlarım çatıldı. Ne oluyordu oğlum. "Ne oldu?" diye mırıldandım kafasını bana doğru uzatmış olan Serdar'a hitaben.

"Elektirik faturasını ödememişsin Asi" kınayıcı bakışlarını baştan aşağı bana gönderdiğinde kaşlarım çatıldı. Ne elektirik faturası lan? Onları benim mi ödemem gerekiyordu? Yok artık!

"Sen iyi misin?" Serdar bir anda bana yaklaştığında kafamı onaylarcasına salladım. "İyiyim hadi ne duruyorsun çekilde içeri geçelim" Serdar tek kaşını inanmadığını belirtircesine kaldırarak kenara çekildi. "Bu konuyu konuşacağız Asi. İyi olmadığını anlayacak kadar seni tanıyorum" Her bokumu da bilmesen olmuyordu zaten Serdar bey!

Ayakkabılarımı çıkararak içeri geçtim ve arkamdan kapıyı kapattım. "Oğlum içeri geçsene ne dikiliyorsun başımda?" Zaten kendimi bok gibi hissediyordum birde başımda dikilmişti beyefendi. "Hiç ya öyle seni bekliyorum" Bir işler çeviriyordu bu çocuk ama hadi neyse. Eninde sonunda ne haltlar karıştırdığı çıkacaktı ortaya.

Salona doğru ilerlediğimde hemen arkamdan pıtı pıtı yürüyen Serdar vardı. Salona girdiğimde "Sürpriz!" diye bir ses duydum. Arkaya doğru sıçradığımda birden salonun ışığı yandı. Gözlerim aniden gelen ışıkla kısıldığında bir süre şaşkın şaşkın göz kırpıştırdım.

Önümdeki pastaya ve muma acayip bir şeye bakar gibi baktığımda Nisan'ın sesini duydum. "Ay kal geldi kıza" Bakışlarımı pastayı tutan Sevgi'de ve hemen yanında sırıtarak bana bakan Nisada gezdirdim. "İyiki doğdun Asi!" Ekin bağırdığında Mert ve diğerleride koro halinde bağırmaya başladı.

Doğum günüm müydü benim?

Ben tamamen unutmuşum ya onu.

"Allah aşkına susun. Ben size daha kaç kere nefret ederim doğum günlerinden diyeceğim?" Sitemle bağırıp koltuklardan birine kendimi attığımda susmuşlardı. Doğduğum bok gibi dünü mü kutlayacaktım birde?

Ne olursa olsun ben doğduğum gün bir çöpün yanında açmıştım gözlerimi, yıllarca kirli sokaklarda hayat bulmuştum. İsteyerek veya istemeyerek ailesi tarafından terk edilen bir bebektim.

Kimse kusura bakmasın ama ben doğduğum günü kutlayacak kadar çektiğim acıları unutmamıştım. Kos koca on yedi senemde kayda değer hiçbir şey yoktu. Doğum günü benim neyimeydi be?

"Yapma ama şöyle." Nisa yanıma oturarak omzuma dokunduğunda sessiz kaldım. "Ne yani sırf diğer insanlar gibi normal bir ailede doğmadık diye her şeyden vaz mı geçelim?" Sözlerinin ardından omzuma tekrar dokunduğunda kafamı kaldırdım.

"Ne var Nisa?" dedim sıkkın bir sesle. Her şey zaten üst üste gelirken cidden doğum günümü kutlayacaktım? "Hadi kırma bizi en azından mumu üfle de pastamızı yiyelim" Melül melül bakan gözlerine kısaca bakıp ofladım. Sevgi pastayı bana uzattığında hızlıca üfledim. Çok önemliydi mumu üflemek çünkü. Eğer üflemezsek pastayı yiyince zehirlenirdik."Ya ama ya!" Ekin bir anda bağırdığında irkilerek ona döndüm.

"Ne bağırıyorsun oğlum?" dedim sinirle. "Dilek niye tutmadın Asi?" diye oda sitem etti. Bende ne oldu diyorum salak ya bu çocuk. "Boş ver sanki olacakta ciddi ciddi dilek tutalım." Böyle şeylere pek inanan bir insan olmadığım için saçma geliyordu bana.

"İyi hadi pastamızı yiyelim bari" Sevgi pastayı orta sehpaya koyarak kestiğinde bakışlarım Serdar'la kesişti. Çocukları kesinlikle o buraya getirmişti. İyi yapmıştı ama doğum günü konusunda fikrim hala netti. Sevmiyordum. Kutlamak falanda istemiyordum.

Yinede kızamıyordum işte. Heves etmiş bir sürpriz yapalım demişlerdi...

"Evin güzelmiş bu arada Asi. Hayırlı olsun" Mert diğer yanıma oturduğunda etrafa kısaca bir bakış atmıştı. Ev güzeldi de işte hayatımız güzel değildi. "Sağol. Daha güzelleri sizin olsun inşallah" dedim buruk bir sesle. Mert gülümseyerek kısaca sırtımı hafiften patpatladı.

"Kızlar heves etti kursaklarında bırakma. Seni sevdiğimiz için buradayız bizi pişman etme" sessizce bana doğru fısıldadığında saçından birkaç teli tutarak bana doğru eğilmesini sağladım.

"Oğlum sen harbiden mal mısın? Hevesinizi götünüze dizmek isteseydim şuan o pasta önündeki sehpada olmazdı." Saçını bırakarak çektiğim yeri okşadım. Kıyamıyorum da amına koyayım!

Önüme uzatılan pasta tabağını aldığımda hepsi bir köşeye oturmuş gülümseyerek bir biriyle konuşmaya başlamıştı. Derin bir iç çektim. Allah'ım. Diye mırıldandım içimden. Sen bu çocukların yüzünü güldür, Hepsine sağlıklı uzun ve güzel ömürler ver yarabbim. Hepimizi içinde olduğumuz sıkıntılardan kurtar yeni birer nefes ver Allahım.

Amin.

Çok çok amin.

Bir süre oturup sohbet ettiğimizde Mert ayaklandı. "Ben artık gideyim annem tek kalmasın evde." Onunla birlikte ayaklandığımda diğerleri de ayaklandı. "Bende gideyim Ece tek evde korkmasın" Kafamı onaylarcasına salladığımda Kapıya doğru ilerledik. "Bari siz kalsaydınız" diyerek Nisa ve Sevgi'ye döndüm.

Hemen dönmelerine gerek var mıydı? Kalsınlardı işte biraz.

"Yarın erkenden okul var." dedi Nisa Sevgi'de ekledi, "Benimde saat sekizde dersim var" Peki dercesine kafamı salladım. Onlarla kısaca vedalaştıktan sonra arkamda duran Serdar'a döndüm. "Git o salonu topla Serdar. Bu iş senin başının altından çıktığına göre toplamak da sana düşüyor değil mi?" Serdar itiraz etmeden kafasını salladı.

"Tamam ben toplarım da, sen önce gel bana olanları anlat. Hem sen benide kendinle götürmeyecek miydin Ülgen'in yanına?" Sen eksiktin orada Serdar. Biz kendi götümüzü kurtardık sen eksiksin. Salona girerek kendimi az önce oturduğum yere attım. Serdar'da hemen yanıma oturduğunda derin bir nefes aldım.

Gel birde olanları baştan sona Serdar'a anlat.

"Hasan beyde orada olacağı için seni götürmedim. Çünkü neden orada olduğunu açıklayamazdım. Zaten adama birşeyde yapamadık. Polisi aramış lan psikopat herif. Hayır aklına polisi aramak nerden geldi? Hem benim orada olacağımı biliyor olmasa nasıl polisi önceden aramayı akıl edebilmiş ki?" Serdar analttıklarımın hepsini aklında düzene sokmaya çalışırken önümdeki bir bardak suyu kafaya diktim.

Çok az kalmıştı lan adamdan hesap sormama. Çok az!

Güneşe şimdiye kadar neler yaptırdığını öğrenecektim daha ben. Siktir ama ya!

"Yani diyorsun ki bu adam senin orada olacağını biliyordu?" Serdar emin olmak istercesine yüzüme baktığında yani dercesine kafamı hafifçe eğdim. "Öyle olmasaydı neden polisi arasın ki?" dedim bende Serdar'ın kararsız yüzüne dönerek. Bir şekilde öğrenmişti. Zaten fazlasıyla kurnaz ve akıllı bir adamdı.

"Ev diyeceğim ama ne alaka?" Serdar etrafa kısa bir bakış atıp kafasını iki yana salladı. "Yok ya nasıl kamera koysun eve" Kaşlarım çatıldı. Eve koyamazdı ama Güneş'in telefonunu dinlemeye almış olabilirdi. Siktir ben bunu nasıl düşünemedim!

Odama doğru koştuğumda Serdar peşime takıldı. "Ne oldu Asi birden koşuyorsun?" elimi kaldırarak susmasını istedim. Odama girdiğimde ilk işim komidin de ki telefonu almak oldu. Etrafında herhangi birşey zaten yoktu ama telefon kesinlikle dinlemiyordu. Yoksa o adamın benim orada olacağımla ilgili tek bir bilgisi dahi olamazdı.

Telefonu tekrar komidine koydum ve elimle Serdar'a odanın dışını işaret ettim. Serdar aklının karışmasına rağmen tek bir şey bile söylemeden odadan çıktığında bende hemen ardından çıktım ve kapıyı kapattım. "Telefon dinleniyor" dedim bir çırpıda. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yoktu.

"Ciddi misin?" diye sordu Serdar şaşkın bir sesle. Göz devirdim ve ters bir bakış attım. "Sence? Şaka yapıyor gibi mi duruyorum Serdar Allah aşkına?" Serdar göz devirdi "At o zaman telefonu camdan gitsin. Böylece dinlenemez artık o telefon" Dilimi dudaklarımda gezdirdim.

Atamazdım çünkü henüz mesajlaşmalara bakmamıştım. Evet Güneş'in telefonunu ondan izinsiz karıştırmam yanlıştı ama keyfimden araştırmayacaktım ki. Bir şeyler bulmak umuduyla bakacaktım sadece.

"Önce bir telefonu kurcalamam gerekiyor belki bir şeyler bulabilirim"

"Peki o zaman sen git dinlen. Zaten yarın okul yok bir güzel araştırırsın telefonu." Serdar'ın sözlerini kafamı sallayarak onayladım ve odama girmek için arkamı döndüm ama Serdar, "Bu konu için bu kadar üzüldüğünü düşünmüyorum Asi. Yarın seni üzen şey hakkında mutlaka konuşacağız bunu unutma" Her şeyi de merak etme be Serdar. Valla bak manyak olursun.

"İnşallah Serdar. İnşallah. Bir sabah olsun duruma göre bakarız" Sözlerimin ardından onu arkamda bırakarak odama girdim. Mamasını yiyen kedimin kafasına iki öpücük ard arda kondurduktan sonra üzerime tişört ve pijama geçirip kendimi yatağa attım.

Benim Güneş'le bu konu hakkında kesinlikle konuşmam gerekiyordu. Ülgen psikopatıyla arasında ne geçtiğini, onu neye zorladığını öğrenmek zorundaydım çünkü hislerim bu olayın ardında Güneşin çok fazla yara aldığı yönündeydi.

Zaten kötü olansa benim hislerimde asla ama asla yanılmamamdı. Ülgen Güneşin canını yaktıysa onu buna öyle bir pişman edecektim ki, aklı hayali şaşacaktı.

Düşüncelerim yavaş yavaş kaybolurken kendimi karanlığa teslim ettim. Sabah ola hayrola.

*****

Kırmızı ince kazağımın altına Siyah kot pantolonumu geçirdim. Saçlarımı hızlıca dağınık bir topuz yaptım ve telefonumu alarak odamdan çıktım. "Serdar ben çıkıyorum!" diye bağırdım mutfağa doğru. Bu gün benim için yoğun geçecek gibiydi. Önce Güneş'le konuşacak ardınan ise Murat Yıldırım ile tekrar görüşecektim. Belki Güneş'i bile kendimle onun yanına götürebilirdim.

Tabi o önce aklımdaki tüm soruların cevabını verirse.

"Tamam bende işe gideceğim sonra" Serdar mutfaktan çıkarak yanıma geldiğinde ayakkabılarımı giriyordum. Kafamı salladım. "Tamam dikkat et kendine" Serdar gülümseyerek kafasını salladığında bende gülümsedim ve evden çıkarak asansöre bindim. En alt katın düğmesine bastıktan sonra sırtımı asansörün duvarına yasladım.

Dün bu asansörde alacağım hayır cevabından o kadar emindim ki, şuan o duruma düştüğüm için kendime kızıyordum. Adam seviyordu işte sevgilisini ne bok yemeye kurcalıyordum ki ben. Yok yani ben onu sevmiyorum seni mi seviyorum diyecekti sanki.

Ofladım. Hangi akla hizmet aşık olmuştum ki ben zaten? Sevmek benim neyime Allah aşkına? Önce bir okulumu bitirip hayatımı güzelce bir düzene sokayım dedim dedim dedim. Salak gibi gidip korumama aşık oldum. Şaka gibiydi cidden ya!

Asansör durduğunda dalgın ve üzgün halimden çıkmaya çalışarak asansörden çıktım. Apartmandan da aynı hızla çıktığımda dışarıdaki serin hava yüzüme çarptı. Şuan temiz havaya o kadar ihtiyacım vardı ki anlatamam.

Beni bekleyen Çakır'la göz göze geldiğimizde bakışlarımı hızlıca ondan çektim ve arabaya doğru ilerledim. Bundan sonra ona karşı olan tavırlarım en baştaki gibi olacaktı çünkü adamın sevgilisi vardı!

Arabanın yanında durduğumda benim için kapıyı açtı. Sessizce arabaya bindim ve kemerimi bağladım. Oda arabaya bindiğinde araba usulca sitenin bahçesinden çıktı. Bir yanım dikiz aymsaından ona bakmak istese bile diğer yanım buna hızlıca engel oluyor ve düşüncelerimin önüne geçiyordu.

"Nereye gidiyoruz Asi hanım?" Çakır'ın sesini duyduğumda kısa bir an durdum. Hayır bir gün bile olmamışken onun sesini özlemiş olamazdım değil mi? Yok lan en özlemesi? Siktir git Asi şuan. Bak ciddi ciddi siktir ol git benim asabımı bozma! Saçma sapan şeylerde düşünüp durma!

İç sesimin bana bağırmasına göz devirdim. Tamam be ne dedim sanki?

"Güneş'in yanına gideceğim. Eve sür yani" Sözlerimin ardından kafamı arkama yasladım ve bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Acaba korumamı değiştirsem içimdeki aşk biter miydi? Hiçbir bok bilmiyordum ki ben bu garip duygu hakkında nasıl kurtulacaktım ben şimdi?

Hayır çevremde aşık olan kimsede yoktu ki gideyim adam akkıllı bir fikir alayım. Anca Serdar'ın kaçan kovalanır bilmem ne taktiklerine kalırdım ben böyle.

Sessizce geçen yolun ardından araba evin bahçesine girdi ve durdu. Çakır kapımı açtığında birşey söylemeden indim ve eve doğru ilerledim. Havalar ciddi ciddi soğumaya başlamıştı. "Hala!" Lina'nın sesini duyunca durdum ve kafamı yana çevirdim. Çardakta Levent ve Tunç'u otururken görünce kaşlarım anlamsızca çatıldı.

Lina koşarak önümde durduğunda kafamı ona doğru eğdim. "Hala hadi benimle oyun oyna" Pantolonumu çekiştirince biraz geri çekildim. "Babanla oyna işim var" dedikten sonra arkamı döndüm ama yinede kurtulamadım minik cadıdan.

"Ya ama onlar Tunç abiyle iş konuşuyor" Sabır çektim. Başka kimse mi yoktu oyun oynayacak Allah aşkına! Ben ne anlarım oyun oynamaktan çocuk bakmaktan? "Tamam sen git Leyla halanla oyna hadi" Elinle kış kış yaparak tekrar arkamı döndüğümde popoma yumruk yedim.

Lan!

Kaşlarımı çatarak tekrar yer cücesine döndüm. Yumruk yaptığı eliyle bana bakıyordu. Ne yani beni döve döve kendiyle oynamaya mı zorlayacaktı?
"Benimle oyna! Leyla halam banyo yapıyor" Diğer halası misler gibi banyosunu yapsın bende burada oyun oynamıyorum diye, bir yer cücesi tarafından şiddete maruz kalayım.

"Ya bi git başımdan işim var diyorum" diye çemkirdim en sonunda. "Baba halam benimle oynamıyor!" diye bağırdı o da babasına doğru bağırarak. Tunç ve Levent'in gözleri bizi bulduğunda elimi anlıma atarak sabır çektim. Ne baş belası kızdı bu?

"Asi gelsene yanımıza" Tunç ayağa kalkarak bana doğru ilerlediğinde Lina'ya ters bakışlarımı gönderdim. Bu cadı yüzünden Tunç'la muhattap olacaktım. Şeytan diyor tut iki yandan bağladığı saçlarından salıncak gibi salla ama hadi neyse.

"İşim vardı benim başka zamana kalmasın inşallah" Tatlı olduğunu düşündüğüm bir bakış attım Tunç'a. Sözlerime güldü. "Numaranı almayı unutmuşum ben. Verir misin?" birden söylediği şeyler tek kaşımın sorgularcasına havalanmasına sebep oldu.

Ne numarası be?

"Dakkam yok" diye saçma bir kurtulma çabası gösterdim. Gülümsemesi dahada genişledi. "Sorun değil ben ararım" Alık alık yüzüne baktım. Ne diyecektim lan ben şimdi?

"Kartım kapandı arayamazsın" dedim bir çırpıda yeni bir kurtulma taktiği uygulayarak. Ama Tunç'un pes etmeye pek niyeti yokmuş gibi "İnternet üzerinden konuşabiliriz" dedi sırıtarak. Yerimde hafifçe kıpırdandım. "İnternetim de yok" umutsuzca yüzüne baktığımda kısa bir an bozuldu ama hemen düzeltti yüz ifadesini.

"Sana yeni bir hat alabilirim" Hay dilin kopmayasıca adam rahat bıraksana artık beni! Demedim tabikide onun yerine. "Sağol ben alırım kendime." diyerek derin bir nefes aldım. Artık beni rahat mı bıraksaydı acaba?

"Ben numaramı sana vereyim o zaman. Yeni hat alınca konuşuruz" Telefonunu çıkarınca gülümsemeye çalıştım. "Ne konuşacağız ki?" dedim saçma bir ifadeyle. İkinci kez gördüğüm bir adamla ne konuşacaktım be ben?

"Arkadaşça konuşacağız. Normal iki insan gibi" dedi yüzüme bakarak. Dışarıdan bakınca çok arkadaş canlısı gibimi duruyordum acaba? Normalde ketum bir suratla gezerdim etrafta ama neyse...

Bundan sonra insanlara sınırlı bakışlat atardım artık.

Telefonumu yenilmişlikle uzattığımda zafer gülümsemesiyle aldı ve numarasını kaydederek tekrar uzattı. Onun aksine bozuk bir yüz ifadesiyle telefonumu aldım ve cebime atarak Lina'nın elini tuttum.

"O zaman görüşmemek dileğiyle. Lina'yla oyun oynayacağız biz" Sahte bir gülümsemeyle ona el salladığımda benim aksime gerçekten gülümseyerek Levent abime doğru ilerledi. Levent abim onlara doğru ilerleyen Tunç'u görünce Çakır'dan uzaklaştı ve tekrar çardağa döndü.

Bakışlarımı Çakır'a çevirdiğimde onun zaten bana bakıyor olduğunu gördüm. Yüzünde sert bir ifade vardı. Fazlasıyla donuk bakıyordu. Bakışları kısa bir an Tunç'a döndüğümde çenesini sıktığını gördüm. Bu koruma kesinlikle psikopat falandı.

Onu boş vererek bana sırıtan Lina'ya memnuniyetsiz bir bakış attım. "Yürü yer cücesi" dedikten sonra hızlıca eve girdik. Yukarı çıkmak için asansöre ilerlediğimde Canan hanım mutfaktan çıktı ve beni gördü. "Kızım!" sevinçle bana doğru ilerlediğinde bu heyecanına kıkırdadım.

Beni görünce bu kadar mutlu olması hoşuma gitmeye başlamıştı.

Hızlıca bana sarıldığında Lina'nın elini bıraktım ve kollarımı ona doladım. "Hoş geldin yavrum" Canan hanım sırtımı okşadığında saçlarına ona fark ettirmeyecek kadar yumuşak bir öpücük kondurdum. İçindeki merhamet o kadar çoktu ki benim gibi kalpsiz birine bile kendini sevdirmeyi başarmıştı.

Tam bir Anneydi.

Bence dünyadaki en iyi anne oydu.

"Kahvaltı yaptın mı? Bizde tatil diye henüz yapmamıştık birlikte yapalım olur mu?" Heyecanlı heyecanlı konuşması beni güldürdü. Kahvaltı yapmamıştım ve açtım bu yüzden teklifini geri çevirmedim. "Olur ama önce Güneş'le biraz konuşmam gerek" Canan hanım dolu gözleriyle gülümsedi ve yanağımı okşayarak "Ben hazırlıklara yardım edeyim. İstediğin birşey var mı kendi ellerimle yapacağım" Kafamı iki yana salladım.

"Gerek yok herşeyi yerim ben" Dolu gözleriyle peki diyerek mutfağa koşuşturduğunda arkasından kısa bir süre baktım. Kadına olumlu cevap veriyoruz ağlıyor, olumsuz cevap veriyoruz ağlıyor. Hiç birşey anlamadım bu işten ben.

"Hala artık oyun oynamaya gidelim miii?" Lina'nın sesiyle kendime geldim. Kafasını yana eğmiş tatlı talı gülümsüyordu. Saçlarını hafifçe karıştırdığımda memnuniyetsiz mırıltılar çıkardı. "Ya hala bırak saçımı" Ellerimi karıştırdığım saçlarından çekmeye çalıştığında göz devirdim.

"Al işte oyun oynuyoruz neyini beğenmedin?" Elimi kendi minik elleriyle çekmeye çalıştığında üstten üstten bakışlar attım. Çok küçük!

Ve evet kabul ediyorum tatlıydı.

"Bu oyun değilki ama" Ellerimi çekerek bir çırpıda kucakladım Lina'yı. "Önce bir yukarı çıkalım bücür sonra ben Güneş halanla biraz konuşayım ondan sonra oyun oynarız tamam mı?" Gözlerini kırpıştırarak kafasını salladı. "Tamammm" Tatlı tatlı gülümseyerek yanağıma parmağını bastırdığında güldüm.

Her ne kadar pembe yanaklarını öpmek istesem bile yapmadım. Fazla mı hızlı alışmaya başlamıştım onlara ne?

Lina'yı kucağımdan indirdim ve asansöre bindim. "Sen annenin yanına git ben gelince seni bulurum" dediğimde hızlıca ortadan kayboldu. En üst katın düğmesine bastığımda aynadan kendime boş bakışlar attım. Önüme düşen bir tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırarak gülümsedim. Yanağımda gamze belirdiğinde kaşlarımı çattım. İlk defa kendi gamzemi görüyordum.

Daha önce aynadan kendime hiç gülümsemediğim için normal olarak gamzemi de görmemiştim. Ama güzelmiş. Ve itiraf ediyorum bana gerçekten gülmek yakışıyormuş.

Ben gülüşümü incelerken asansör durdu ve kapılar açıldı. Boğazımı temizleyerek her zamanki gibi düz ifademe büründüm. Asansörden indiğimde koridorda kimseyi görmediğim için mutluydum. İki saattir Güneş hanıma ulaşmaya çalışıyordum ama bir türlü izin verilmiyordu.

Güneş'in odasının önünde durduğumda derin bir nefes aldım. İnşallah birbirimizin saçını başını yolmadan birşeyler öğrenebilirdim.
Kapıyı iki kere tıklattım. Ses gelmedi. Tekrar tıklattım belki duymamıştır diye ama yine ses gelmedi. Kaşlarımı çatarak kapıyı açtım. Evde değil miydi bu kız?

"Ya bıktım ben anlamıyor musun! Zaten babam öğrendi her şeyi sana bilgi falan veremem artık!" Güneş'in sesini duyduğumda elim açtığım kolda durdu. Yine o pislik Ülgenle mi konuşuyordu?

"Bundan sonra sana bilgi falan vermiyorum. Kardeşim yanımda onu senden şimdiye kadar korudum bundan sonrada korurum!" Yavaş adımlarla banyoya doğru ilerledim. Benden ne saklıyorsun Allah'ın cezası kız!?

"Elinden geleni ardına koyma o zaman. Sıkıysa gel zarar ver Asi'ye" Yutkundum. Koruduğunu sandığı kardeşi ben miydim? "Siktir git!" diye bağırdıktan sonra bir şeyin duvara fırlatılma sesi geldi. Durmadan kapıyı açtım. Önce gözlerim aynanın karşısında şok olmuş gözlerle bana bakan Güneş'i buldu. Hemen ardından ise yerde parçalara ayrılmış telefonu.

"Asi... " Güneş hala büyük bir şokla mırıldandığında telefonda olan gözlerimi ona çevirdim. "Konuşacağız gel" dedim kolunu tutarak. "Sen birşey duydun mu?" dediğinde sesinde korku dolu bir tını vardı. Banyodan çıkarak onu yatağa oturttum. Hemen ardından ise dış kapıyı kapattım.

"Anlat" dedim tek nefeste karşısında dikilerek. Ne saklıyorsa bana söylemeliydi. Söylemeliydi ki kendimizce bir şeyleri halledelim. "Neyi anlatacağım ki?" Anlamamazlıktan geldiğinde alayla güldüm. "Bilmem ki. Ne anlatmalısın mesela bana?" Yüzüne doğru hafifçe eğildiğimde kafasını yere çevirdi ve yüzüme bakmayı reddetti.

"Anlatacak birşey yok. Birşey mi oldu? En son benden nefret ettiğini söylüyordun" Yutkunarak sarf ettiği kelimelerle dilimi dudaklarımda gezdirdim. Karşısına masanın önündeki sandalyeyi çekerek indirdim ve üzerine oturdum.

"Senden hala nefret ediyorum zaten. Şuan merak ettiğim şey ne biliyor musun?" dik bakışlarımı ona mıhladığımda başı hala yere dönüktü. "Neyi merak ediyorsun?" diye sordu tedirgince. Cidden hala anlamamazlıktan mı gelecekti böyle? İyi bana gayette uyardı sorun yok. Her halükarda istediğim cevabı ondan alacaktım.

"Beni yormadan adam gibi anlat herşeyi Güneş. Ülgen yıllarca sana neler yaptırdı? Beni korumaktan bahsettiğin şeyler ne?" Sakin olmaya özen göstererek konuştuğumda dudaklarını kemirmeye başladı. "Yok birşey Asi. Seninle ilgili değil" ağzının içinde bir şeyler mırıldandığında sabır çektim.

Ben sakin falan kalamazdım böyle gerizekalı bir kızın karşısında. "Ülgen piçi sana neler yaptırdı kızım adam gibi anlatsana!" en sonunda bağırdığımda kafasını yavaşça yerden kaldırdı. Şükür! "Önemli şeyler değil Asi. Zorlama" kaşlarını çattığında olduğum yerden ayaklandım ve yanına oturdum.

"Ya şimdi bana neler döndüğünü anlatırsın, yada ömür boyu seni öyle bir silerim ki, adımı dahi duyamazsın." Sözlerimin ardından ona kısa bir bakış attım. "Seçim senin ya bana herşeyi anlatırsın. Yada kendimi hepten hayatınızdan çıkarırım. Sadece sen değil. Tüm aileni bırakırım onları da artık sen teselli edersin."

Gözleri korkuyla titredi. Biliyordu. Söylediğim şeyleri gerçekten yapacağımı biliyordu. Bu yüzden di zaten gözlerindeki korku.

Bir süre sessizce bekledim ama ses çıkmadı. Bakışlarını yere çevirdi ve tam on dakika boyunca konuşmadı. Acı bir nefes çekerek ayaklandım. Güneş benden yine vazgeçmişti. Zaten o beni kaybetmekten hiç korkmamıştı ki. Kafamı acı bir gülümsemeyle salladım.

"Eyvallah" Mırıldanarak kapıya ilerledim. Bu evden çıktıktan sonra öyle bir kendimi hayatlarından silecektim ki çöpümü dahi bulamayacaklardı. Kapı kulbunu indirdiğim de omuzlarım yenilgiyle düştü.

"Seni öldürmekle yıllarca beni tehdit edip, şirket ve ailem hakkındaki tüm bilgileri günlük rapor etmemi istedi. Birçok kez babamın şirketleri batma noktasına kadar geldi. Benim yüzümden. Birçok kez hepsi ölümden döndü. Yine benim yüzümden." Olduğum yerde durdum ama ona dönmedim.

Burnunu çektiğini duydum. "Hani dedin ya sen aileni seçtin diye, Asi ben senin için onları mahvetmeyi göze aldım. Ben senin için kocaman bir ailenin yıkılmasına yardım ettim. Sen yaşa diye bir sürü insanın ölmesini tercih ettim." Hıçkırdığında yutkundum ve gözlerimi kapattım.

"Güneş ailesi için herşeyi yapar. Ama İnci, Asi için ailesini bile yakar." Biliyordum. Güneş'in birşeyler karıştırdığını, bir şeylere zorunlu olduğunu biliyordum! "Seni bıraktım evet çünkü karanlıktan korkuyordum. Ama seni aradım Asi. Depoya'da geldik, sokak sokak seni aradık ama buşamadık. Ülgen şerefsizi seni öyle bir saklamıştı ki yıllarca bulamadık. Sensiz geçirdiğim bir ayın sonunda Ülgen pisliğiyle tanıştım." Titrek bir nefes aldığında ona doğru döndüm ve yanına sessizce oturdum.

"Bana seni bulduğunu söylediğinde o kadar sevindim ki anlatamam. Kardeşime tekrar kavuşacaktım. Ama düşündüğüm gibi olmadı çünkü o pislik adamın aklında çok farklı planlar vardı. Onun istediği şeyleri yaparsam seni görebileceğimi söyledi. Kabul ettim çünkü senin için yapmayacağım hiç bir şey yoktu. Hasan beye söylersen seni bir daha göremezmişim o öyle söylemişti o zamanlar." Boğazında kocaman bir yumru varmış gibi nefessiz kaldı.

Öksürerek burnunu çektiğinde elimi sırtına atıp okşamak istedim ama yapamadım.

"İlkin küçük şeyler istiyordu. Babamların konuştuklarını ona söylüyordum. Bu zamana kadar seni on kez gördüm. Senede bir kere canlı olarak görüyordum. Her söylediğini yaptığımda da anlık fotoğraflarını atıyordu. İyi olduğundan emin olmak bana yetiyordu. Büyüdükçe itiraz etmeye başladığımda seni öldüreceğiyle ilgili tehdit etmeye başlamıştı. Yapmaz deme çünkü yapacağını sende çok iyi biliyorsun."

"Güneş" diye mırıldandığımda bana döndü. "Yemin ederim seni çok aradım Asi. Bulamadım çünkü ben sen değilim. Senin gibi savaşamam kocaman adamlarla. Ben senin kadar cesur değilim." Ağlayarak başını ürkek bir şekilde omzuma indirdiğinde gözlerimi acıyla kapattım.

Yıllarca acı çeken sadece ben değilmişim. Güneşte bir o kadar acı çekmişti. Yıllarca yorulan sadece ben değildim. Güneşte en az benim kadar yorgundu. Kafamı onun saçlarına yaklaştırdım ve minik bir öpücük kondurdum. İçimi kavuran özlem o kadar çoktu ki anlatacak kelime bile bulamıyordum.

Saçlarına kondurduğum öpücükten cesaret alarak kollarını belime sardı ve kafasını göğsüme yasladı. "Asi... " diye acıyla mırıldandığında hıçkırdım. göğsüm acıyla kavrulurken tekrar hıçkırmamak için dişlerimi dudağıma geçirdim. Siyah saçlarının arasına içli bir öpücük kondurdum.

Onu çok özlemiştim.

Ben İnci'mi çok özlemiştim...

"Özür dilerim. Özür dilerim. Çok özür dilerim Asi... " Kollarımı ona sıkıca sararak iyice göğsüme bastırdım onu. "Şşş" diye mırıldandım ve usulca saçlarını okşamaya başladım. Akan burnumu çekerek çenemi saçlarının üzerine indirdim. "Seni bir daha yanlız bırakırsam Şerefsizim. Seni bir daha karanlıkta bırakırsam Allah'ta benim belamı versin." Güneş'in hıçkırıkları usulca iç çekişlere döndüğünde kafasını göğsümden kaldırdı ve bana baktı.

"Beni affettin mi?" dediğinde sesindeki muhtaçlık öyle bir içimi yaktı ki kendime sövdüm. Dinlenmeden yargılandığımı bas bas bağırırken, bende onu dinlemeden yargılamıştım.

"Affettim ağlamayı kes artık." Göz yaşlarını silerek yanaklarını okşadığımda yorgun gözlerine rağmen kocaman gülümsedi. "Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim Asi!" Heyecanla boynuma sarıldığında içten bir şekilde gülümsedim ve sıkıca sarıldım.

"Kızlarrr kahvaltı hazır hadi gelin!" Canan hanımın sesini duyunca ayrıldık. Ayağa kalkarak elimi İnci'ye uzattım. "Hadi inelim artık. " İnci kocaman gülümsedikten sonra elimi tuttu ve ayağa kalktı. Birlikte odadan çıktığımızda derin bir nefes aldım. İçimdeki kocaman boşluğun dolduğunu hissettim.

Yıllardır içimde olan boşluk İnci'yle beraber tekrar dolmuştu.

"Oha! Siz barıştınız mı!?" Leyla'nın şaşkın sesini duyduğumuzda bakışlarımız onu buldu. Elindeki kahveyle birlikte şaşkın şaşkın bakışları benim ve İnci'nin üzerinde gidip geliyordu. "Evet" İnci neşeyle konuştuğunda Leyla gülümsedi. "Sevindim." diye mırıldandı. Sevindiğini saniyelik içi parlayan gözlerinden görebiliyordum.

"Kızlarrr hadi ama çaylarınızı soğutacaksınız!" Canan hanımın sesini tekrar duyduğumuzda Leyla panikle elindeki kahveyi çiçeklerin üzerinde olduğu sehpaya bıraktı. Hemen ardından ise İnci'nin elini kavrayarak üçümüzünde merdivenlere doğru hızlı hızlı ilerlemesini sağladı.

"Annem üçüncü kez bağırırsa poponuzda otuz yedi numara terlik izi çıkar. O yüzden koşun!" Bağırarak koşmaya başladığında ben ve İnci'de gülerek onunla birlikte merdivenlerden inmeye başladık. "Sizin barışmanızı kesinlikle kutlamalıyız" Leyla bir yandan koşarken bir yandan da nefes nefese bize hitaben konuştuğunda yüzümü buruşturdum. Böyle saçma kutlamalara hiç gerek yoktu bence.

"Olurrr!" İnci gülerek bana döndüğünde yüzündeki gülümseme sönmesin diye geçiştirircesine kafamı salladım. Alt kata indiğimizde elinde terlikle bekleyen bir Canan hanım görmeyi kesinlikle beklemiyordum.

"Kızlar... " Canan hanımın gözleri ben, İnci ve Leyla arasında gidip gelmeye başladığında elindeki terlik yerle buluştu. Hemen ardından ise "Ay" Diye bir nida çıkararak arkaya doğru sendeledi. Ona doğru atılıp tutmamla birlikte bayıldığında şaşkın şaşkın Canan hamımın kapalı gözlerinr baktım.

Bu kadın neden bayılmıştı lan şimdi?

Ölmemiştir değil mi?

Yok lan saçmalama.

Selammm.

Nasılsınız ballarım?

Ah Çakır ah! 🤦♀️

Güneş'in yaşadıklarını önceden tahmin etmiş miydiniz?

Canan hanım niye bayıldı ya?

Tunç'un amacı sizce ne?

Karakterler hakkındaki yorumları buraya.

Bölüm hakkındaki yorumları buraya alalım.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmadın değil mi?🤨

Sizleri çok çok seviyorum. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle Allah'a emanet olunn.🌺