1. bölüm · Mafya Boy Aile

Bölüm 1. Sokaklarım

Tuğba.K K

"Deli misin oğlum sen? Ne demek para yok! Selim abiye ne diyeceğiz sence?" Önümdeki salak arkadaşıma baktım. Çalıştığı iş yerinden maaşını alamamıştı henüz. Ve bu gün hafta başı olduğu için Selim abi para bekliyordu. Serdar'ın bir yerlerini kırmadan bırakmazdı bu sefer.

Selim pisiliği tüm kötülüklerin babasıydı. Sokaktaki kimsesiz çocukları toplar, büyük harabe bir depoya koyardı. Küçük yaştan beri çalışıyorduk, zorundaydık çünkü. Şimdiye kadar yapmadığımız iş kalmamıştı.

Dilencilik, madde satıcılığı, hırsızlık, araba bile çalmıştık. Ne kötü iş varsa yapıyorduk kısacası. Paramızın yarısından çoğunu ona veriyorduk, kuru ekmek ve su verse bile şükür ediyorduk. Kendi paramız ile bize bakıyor. Para vermeyince bir yerlerimizi kırıyordu.

Şimdiye kadar nerelerimi kırmıştı sayamamıştım bile.

Kolum, Bacağım, kafam. Bazen de kırmaz sadece döverdi. Sadece o olsaydı hadi neyse ama, eli kolu uzundu. Bir sürü adamı vardı herifin. Üstelik o da, kendi üstünde olan adama çalışıyordu. En üstteki kişi emir veriyor o ise bize yaptırıyordu.

Böyle pis işlerin içindeydik işte.

"Vermiyor piç herif paramı ne yapayım? Hayır gidip kötü yola mı düşeyim!" Kafamı onaylayarak salladım. "Gerekirse kötü yola düş yine de getir o parayı serdar! Ölmek mi istiyorsun oğlum sen? Çık ordan başka bir yerde çalış!" Güldü. Mal gibi gülüyor bir de, Selim pisliği ağzına kemiklerini kırınca da gülebilecek mi bakalım.

"Zaten herkes de bekliyor. Serdar gelsin de iş verelim diye!" Sinirle ellerimi yumruk yaptım. "Lan zaten beleşe çalışıyorsun Kıt herif!" Bezgince ofladı. "Kızım yok mu ya senin çalıştığın bar da çalışabileceğim bir iş?" Dediğinde kafamı salladım.

"Var canım. Nasıl olmasın. Mesela eskort olarak çalışabilirsin! Oğlum ben zorla işe girmişim bir de seni nasıl sokayım. Ha yok dersen ki, ben okeyim boş olan yere gel boş yer çok!" Kendim bile zorla iş bulmuşken, başkasını düşünemezdim. Bu hayatta sadece kendimi düşünürdüm ben. Başkası beni ilgilendirmez!

Hayat bana çok şey öğretmişti, mesela kendimden başka kimseyi umursamamayı.

"Offf kemiklerimi kıracak bu sefer" Kafamı onaylarcasına salladım. "En azından bunun farkındasın!" Son bir umut ban baktı. "Asi, Allah rızası için, kızım kalan paranı bana ver lan!" Aptal bu çocuk her halde.

"Oğlum sen harbi Kıt mısın? Sen o parayı versen bile zaten dayak yiyeceksin. Neden paramı sana verip ziyan edeyim?" Ağlamaklı sesler çıkararak depoya girdi. Kimse kusura bakmasındı. Hatta baksın bana ne? Ben çalışıp kazandığım parayı ona vererek heba edemezdim.

Beyaz lüks arabayı görünce kapının yanında durarak, Selim pisliğini karşılamak için bekledim. İşimiz gücümüz yokmuş gibi bir de bunu bekliyorduk. Kapı açılmış ve iki koruması ile yanıma gelmişti. Elini omzuma koyduğunda çenem gerildi. haddinden fazla sıkıyordu ve ağzının ortasına bir tane çakmamak için kendimi çok zor tutuyordum. "Hoş geldin abi" Dedim, sesim keskin ama sakin çıkmıştı. "İnşallah biz de hoş gelmişizdir Asi!" Dedi, tehditkar bir ses ile.

Ben çeneni kırmasını bilirdim ama, dua et o adamlar yanında.

"Tabi abi. Buyur paralar hazır" dedim, tekrar aynı ifademle. Abi demek diğer insanlara saygısızlıktı! Sesimiz biraz yüksek çıksa, ses tellerimizi kopartırdı. Yapmışlığı vardı zaten pisliğin! Hoş bana o kadarına cesaret edemezdi ama yinede bir süre daha buna katlanmam lazımdı.

Artık çürüdüğüne emin olduğum omuzu'mu bıraktı ve içeri girdi. İki koruması da arkasından girerken sinirle ellerimi sıktım. Ben sana patron kim gösterirdim ama işte!

Dua etsin daha fazla belaya bulaşmak istemiyordum.

Hızla içeri girdim ve sıraya dizilen çocukların yanında yerimi aldım.
En başta ben olduğum için elini ilk bana uzattı. Cebimdeki iki bin tl parayı avucuna bıraktım. "Bir dahaki sefere, daha çok para getirmezsen o kolunu kopartırım!" Dediğinde çenemi sıkmayı bıraktım. "Elime geçen bu abi. Yarısından çoğunu sana verdim zaten" Dediğimde yüzüme inen tokat ile başım sağa doğru döndü.

Çenem uyuşurken yumrularımı sıkıp arkama sakladım. Bir gün fena dalacaktım bu puşta ama ne zaman onu bilmiyorum?

"Sen bana karşı mı çıkıyorsun lan!" Dilimi kanayan dudağımın üzerinden bir tur geçirdim. "Yok abi. Sadece olanı söylüyorum" Dedim. Ondan korkmuyordum ama buradan kurtulmak için şuan lık katlanmalıydım. Yoksa öyle herkesin içinde bana değil vurmak bağıramazdı bile.

İzin vermezdim!

Saçımı tuttuğu gibi yüzüne yaklaştırdı. Saçlarıma doladığı elini her an kırabilirdim ve kendimi tutmak için o kadar sıkıyordum ki, kızarmaya bile başladığıma emindim. "Asi. Sen ölmek mi istiyorsun! Ya da bir hafta aç susuz hücrede kalmak mı çekiyor canın!" Sinirli kükremesi odada yankılanırken, diğer çocukların titrediğini gördüm.

Ama onların aksine ben titremedim. Bunu fark ettiğinde dahada sinirlendi. Ondan korkmamam gururuna öyle bir dokunuyordu ki, tam şuan beni burada yalvartmak için elinden geleni yapabilirdi.

Sesimi çıkarmadığı'mı görünce, sabır çekti ve ellerini üzerimden çekerek diğerlerine geçti. Hepsi tek tek parasını verince sıra Serdar'a geldi. "Para nerede lan?" Dedi sinirle Serdar derince yutkundu "yok abi" Dediğinde, sesi titriyordu. Serdar'ın ensesini tuttuğu gibi kendine çekti. Bir kaç tehdit cümlesinden sonra iki tokat tek attı. "Lan ben size beleşe mi bakıyorum itler!" Biz sana bakıyoruz demek vardı ama vardı işte.

Adamlarının Serdarı götürmesini söyledi ve parasını alıp, buradaki minik ofisine gitti.

Büyük ihtimal ile serdarı haşat edeceklerdi. Üzülüyordum tabi ama herkes kendini düşünürdü burda. Benim param olmasaydı Serdar da bana vermezdi, kısasa kısas olması gerekiyordu. Ben dayak yiyeceğime o yesin derdim. O da aynı şekilde bana derdi. Bize burada öyle öğretilmişti çünkü.

Eğer sevilmek ve dayak yememek istiyorsan bol bol para getirecektin.

Tüm çocuklar para bulmak için çıkarken ben de lavaboya gittim ve işimi hallettim. Daha sonra ise Selim pisliğine uyuşturucu işine girmek istemediğimi söylemek için ofisine ilerledim.

İnsanları zehirlemek tabiki istemiyordum ama buna mecbur bırakılıyordum. Birçok çocuğa satış yapmıştım. Biliyorum bu iğrenç birşey ama yapıyordum. Bir keresinde yapmadığımda bana zorla vermişti. Bu birkaç gün devam etmişti ardından ise yoksunluk krizlerim başlamıştı.

Verdiği doz yüksek olduğu için hemen kurtulamamıştım. Titremeler, uykusuzluk, terleme, mide bulantısı derken, berbat bir duruma düşmüştüm. Sürekli istiyordum ama daha fazla dibe batmakta istemiyordum bu yüzden kurtulmuştum o illetten. Zaten ardından ise sigaraya başlamıştım.

Ofisin kapısının önüne gelince önce derin bir nefes aldım. Kazasız belasız bitirseydim şu işi. Kapıyı çaldım ve 'gel' komutu ile içeri girdim.

"Ne var!?" Dedi ters bir şekilde önündeki çayını içiyor bir yandan da bilgisayarı ile uğraşıyordu. "Ben uyuşturucu işini almak istemiyorum" Dediğimde kafasını salladı ve eli ile kapıyı gösterdi. "Çık. Bir hafta sonra iki beş bin tl getireceksin. Madem işi almıyorsun, başka işten getireceksin o parayı bana!" Dedi ve kapıyı gösterdi tekrar.

Bir çocuğu zehirlemek yerine, her ne kadar zor olsa da para Bulabilirdim. En azından kap kaç yapardım. Yine de o maddeyi çocuklara satmazdım. "Tamam" Dedim ve ofisten dışarı çıktım. Bu işten kurtulmuştum şimdi ise bara, yani iş yerine gitmem lazımdı.

Açıkçası böyle bir tepki vermesini beklemiyordum. Hatta direkt umudum yoktu kabul edeceğine dair ama ilk defa beni şaşırtmıştı.

Depodan çıktığım gibi kendimi yolda buldum. Dar sokaklar iki kişinin bile zor geçeceği kadar sıkışıktı. Bu yüzden tüm pis işler bu sokaklarda yapılırdı, bizim sokaklarımız bile suçluydu, acımasızdı.

Zamanla insanların acımasızlığı sokaklara bile yansımıştı. Biz bu sokaklarda hayat bulmuştuk. Oysaki diğer insanlar bizim doğduğumuz çöplüğe bile girmek istemezdi. Bizi gördüklerinde yolunu bile çevirirlerdi. Yaptığımız işler bizi suçlu yapardı evet ama, yaşamak istememiz suç muydu?

Bizde herkes gibi hayatta kalmaya çalışıyorduk. Evet onlar gibi sıcacık evlerde doğmamış olabiliriz. Güzel kıyafetler giymiyor olabiliriz, sıcak ve temiz yemekler yiyemiyor olabilirdik. Okul okuyamamışta olabilirdik ama bizde insandık. Herşeyden önce bizlerde birer insandık.

Yaptığımız işler berbattı evet! İğrençti. Yinede yaşamak için birçok günah işler yapıyorduk. Yaşamak ne bilmiyorduk, hayattan hiçbir tat almıyorduk ama yinede yaşamak istiyorduk işte. Umutlara sarılıyorduk...

Dar sokaklar bittiğinde, hızlı hızlı yürümeyi bıraktım. akşam olmasına rağmen yollar ışıklarla aydınlanıyordu. Gök yüzünde tek bir yıldız bile yoktu. Oysa benim dar sokaklarımda nasıl da kendini belli ederdi yıldızlar. Karanlık olması yıldızları bir lütuf gibi gösterirdi.

Onlar övülecek kadar güzellerdi. Şu hayatta sevdiğim tek şey yıldızlar olabilirdi.

Sonunda barın önüne geldiğimde, kapıdaki korumalara selam verip içeri girdim. Sigara, parfüm ve alkol kokusu burnuma dolarken, yüzüm buruştu. Bir türlü alışamamıştım şu kokuya.

Hızla personel kısmına girdim ve siyah dizimin üstünde biten daracık eteği, üzerine de beyaz gömleğimi giydim. Saçlarımı dağınık topuz yaptım ve iç çektim.

Haydi bakalım gece başlasın.

Tekrar içeri girdim ve sıkış tepiş insanların arasından geçerek bar taburelerinden birine oturdum. "Her zamanki gibi dolu değil burası, niye biliyor musun?" Diye sordum. Barmen olan Nisa'ya. Nisa burda barmenlik yapıyordu. Benimle aynı yaştaydı, hem okuyor hem çalışıyordu.

En azından onun okuma gibi bir şansı vardı. Bu bile onun adına mutlu olmamı sağlıyordu.

"Önemli birileri kapatmış bu gün burayı. Gece 12 gibi gelecekler. O zamana kadar az müşteri alıyoruz. Yarım saate bunları da boşaltırız. Sonra da temizlik yapmamız lazım" Dedi sesini duyurmak için bağırarak. Kafamı salladım, ve ayağa kalktım. Ne insanlar vardı be.

Biz para bulamıyoruz millet parayla var kapatıyor.

"Ben siparişleri alıp geleyim." Dediğimde, kafasını sallayarak beni onayladı. Oturan insanların yanına doğru ilerledim ve boş bardakların olduğu masaya ilerledim. Yanlarına geldiğimde beni duymaları adına hafifçe eğildim. "Merhaba efendim. Hoş geldiniz. Bir şey ister misiniz?" Kendimden bile beklenmeyecek kadar kibar olduğumda yaşlı bir amca bana döndü.

"Var yavrum var. Ne kadara çalışıyorsun?" Dediğinde kaşlarımı çattım. "Anlamadım?" Anlamıştım ama en iyisi anlamamaktan gelmekti. Yinede bastıra bastıra sarfetiğim kelime ile buruşmuş yüzünü bana yaklaştırdı. Bu hareketi ile hızla geri çekildim. Pis dede!

"Beni ne kadara eğlendirirsin diyorum?" Duyduğum kelimeler zar zor beynime dolarken, sinirden güldüm. Bu adam beni ne sanıyordu acaba. Eskort falan mı!

"Ben garsonun yanlız dede." Elimle sol tarafta oturan ablaları gösterdim. "Bak bu işlere onlar bakıyor. Ben değil. Şimdi bir şey içiyorsan söyle yoksa gideceğim" Dedim. Her şeye rağmen sakinliğimi korumaya çalışarak.
İşten kovulursam bu sefer kesin ölürdüm.

"Ben seni istiyorum" Dedi inatla.

Ya sabır.

"Ben o işlere bakmıyorum"

"Bak o zaman. Eğlendir beni"

"Dayı senden geçmiş be. Ne eğlenmesinden bahsediyorsun."

"Yav denemeden ne karar veriyon"

"Dayı yumruğumu bir patlatırım yüzünde, de görürsün öteki dünyayı bak!" Gerizekalı bunak ya. Bu dedeler kapatılsın lütfen ya!.

Ya da malum yerlerini kopartın canım!

"Yav eğlenmek benim de hakkım!" Diye bağırdı. Yumruk olan ellerimi zorla tutmaya başladım. Yoksa inecek bu herifin yüzüne Ben kapı dışarı edilecektim, oda öteki dünyayı boylayacaktı.

"Ya bir ayağın toprağa bakıyor. Diğer ayağın zaten toprakta. Gidip namaz kılıp Allah'a yalvaracağına gelmiş burda kızın yaşındaki insanlara sulanıyon. Defol git elimde kalacaksın bak!" Dedim ve arkamı dönüp diğer masaya geçtim.

Salak adam ya.

Erkek milleti değil mi? Hepsi aynı!

Masaları sıra sıra geziyor ve siparişlerini alıyordum. Saat ilerledikçe mekan boşalıyordu, müzik sesinden uyuşan beynim artık çalışmıyordu. İçerisi zaten sıcaktı

Bir süre sonra mekan boşalmış ve bizde işe koyulmuştuk. Ben ve Sevgi yerleri süpürürken, Mert ve Ekin masaları siliyordu. Nisa ise bardakları siliyordu. Hepimiz yorgun olmamıza rağmen mecburen temizlik yapıyorduk. Bunun için ayrı para verecekti patronumuz çünkü.

"Sırtım koptu ya! Başlayacağım özel müşterisini de. Zenginlerin paralarını da" Diyerek, sitem eden Ekine hak vermeden edemedim.

Haklıydı çocuk.

"Sorma be. Para Sıçıyor millet."
Dedi onu onaylayan Mert.

Zengin fakirin derdinden, fakir ise zenginin derdinden anlamazdı. Mesela biz dayak yemeyelim diye zorla para bulurken onlar barlarda, eğlence mekanlarında bizim bulamadığımız parayı bir gecede harcıyorlardı.

"Neyse ne. Biz de işimizi yapıyoruz sonuçta, hadi bitiyse normal işimize dönelim. Birazdan gelir adamlar." Dedi Sevgi. Hepimiz onu onaylayınca, süpürgeleri alıp temizlik eşyalarının olduğu yere koyduk. Herkes tekrar kendi işine dönerken, Nisa'ya döndüm "ben bir sigara içip geleyim." Kafasını salladı ve beni onayladı. "Çabuk ol ama. Adamlar gelmeden burda ol, sonra patron kızar" Kafamı salladım ve dışarı çıktım.

Patronda ayrı bir belaydı zaten!

Elimi cebime attım ve sigaramı çıkardım. Dudaklarımın arasına sıkıştırdığım sigarayı zippo ile yakıp içime derince bir duman çektim. Zippo tekrar cebimdeki yerini bulurken, sigarayı parmaklarımın arasına sıkıştırdım.

Zehirli duman dudaklarımın arasından çıkıyor ve havaya karışıyordu. dumanı takip eden gözlerim duvardaki kediye takıldı. Siyah renk yavru bir kediydi, gözleri toprak gibi kahve rengiydi ve minik ağzı hafif aralıktı. Siyah kedilere zaafım var lan benim!

Yavaşça kediye yaklaştım ve kaçmaması için tutum. "Sen ne kadar da tatlısın böyle" Dedim, kafasını okşarken. Melül gözleri her hareketimi izlerken kafasını yavaşça elime sürttü.

Kafasını öptüm ve yere bıraktım. "Biraz daha bekle minik. Daha sonra sana yemek getireceğim tamam mı?" Miyavlayıp kafasını bacağıma sürttü.
Güldüm ve biten sigaramı çöpe attım. Daha sonra ise içeri girdim.

Şu dünyada bir hayvanlara güvenirdim.

Nisa'nın yanına tekrar gittim ve oturdum. "Bir şeyler içer misin?" Dediğinde kafamı iki yana salladım. "Yok sağol. Kullanmıyorum" Şokla bana baktığında dudakları aralandı. "Sen ve alkol almamak mı? Ciddi misin?" Şaşırmasının nedenini biliyordum. oldukçada haklıydı. Çünkü bundan iki gün önceye kadar sürekli içerek bir köşede sızıyordum. Ama artık tövbe etmiştim.

Daha fazla günaha batmak istemiyordum. Hayatım zorken birde paramı boş şeylere harcayamazdım. Üstelik artık kaçıp kurtulmak istiyordum. Tekrar böyle şeylere bulaşmaktansa ölmeyi yeğlerdim. "Bıraktım. Tövbe ettim" Kısa cevabıma kafasını salladı.

"Senin adına çok mutlu oldum." Demiş ve işine geri dönmüştü.

Bir süre sonra kapı açılmış ve altı tane adam içeri girmişti. İki tanesi beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolon giymişken. Diğerleri günlük takılmıştı. Ama hepsinde ilk dikkat çeken şey sert bakışlarıydı. Uzun boyları Nisa'nın ağzını açık bırakmıştı. Hızla elim ile Nisa'nın ağzına kapattım.

Sinek falan kaçardı şimdi.

Adamlar bizden tarafa hiç dönmeden büyük olan masaya geçtiler. derin bir nefes aldım. Ve hala adamlara bakan salak barmene baktım. "Mal önüne dönsene. Adamlar yanlış anlayacak" Kafasını bana çevirdi ve sırıttı.

"Belki de öyle anlamalılar"

"Sus lan. Tövbe tövbe" Kafasına bir tane yapıştırdım ve adamlara doğru ilerledim. Yemin ederim bu kız bazen çok sessiz bazense çok patavatsız geveze oluyordu. Masaya yaklaşınca içim daraldı.

Çok gerildim lan, tekin insanlara da benzemiyorlar, götümüze kurşun yemesek iyi. Bu günüde bir atlatsak çok iyi olacaktı.

Yanlarına gelince gülümsedim. Ama sahte bir gülümsemeydi. Bu gün o kadar çok gülümsemiştim ki, çenem artık ağrıyordu.

"Hoş geldiniz. Ne alırsınız?" Dedim kibar bir şekilde!

"Tekila"

"Viski"

"Tekila"

"Votka"

"Büyük boy bira, buzlu olsun"

"Az buzlu, orta boy bira"

Kafamı salladım ve yanlarından ayrılıp siparişleri Nisa'ya verdim. O siparişleri hazırlarken ben de boş boş bekliyordum. Kapı açılınca üç kişi daha geldi. Bunlar da diğer adamlar gibiydi, kısaca süzüp önüme döndüm.

Giren girene nasıl işti arkadaş.

Hazır olan tepsiyi aldım ve tekrar adamların yanına geldim. Tek tek Siparişlerini önüne koydum ve yeni gelenlere döndüm. Onlara da aynı şekilde gülümsedim ve istedikleri siparişleri getirip verdim.

Daha sonra ise kendimi bar taburesine attım. "İçip hemen gitselerdi bari" Dedim sinirle. En azından buraya gelen insanlar gibi rahatsız edip sulanmıyorlard. Buda bir artıydı. Sevgi yanıma geldiğinde benim gibi oturdu.

"Onlar konuşurken duydum. Harun karay diye bir adamı öldürmüşler mafyalarmış galibaaa!" Hızla elimi ağzına kapattım. "Kızım sen mal mısın? San ne kimi öldürmüşlerse. Duyduğunu bilseler direk anlına sıkarlar. Sus o yüzden!" Gözleri korkuyla büyüdü. Sonra ise ağzına fermuar çekti.

Bize neydi canım kimi öldürmüşler, dövmüşler, gömmüşler. Görmedik, duymadık ve bilmiyoruz. Zaten bela çeken bir yanım varken birde bunlar yüzünden burnumu boka sokamazdım.

Bir süre sonra mekan boşalmış ve biz kapatmıştık. Tabi benim bir hafta içinde beş bini nereden getireceğim mechuldü. Bu yüzden depoya gitmeden parayı bulmalıydım.

Hemen önümde deri ceketli bir adam vardı. Zengin görüntüsü de vardı aslında. Adamı baştan aşağı tekrar bir süzdüm. Zengindi kesin. Arka cebinde ise cüzdanı vardı onu gizlice nasıl alacağımı düşünüyordum.

Allahım sen beni affet.

Aklıma gelen plan ile benimle birlikte yürüyen siyah kediye baktım. kediyi eğilip kucağıma aldım. "Bana bak minik. Şimdi gidip adama şirinlik yap ve eğilmesini sağla. Sonra sana kazandığım para ile mama alacağım." Miyavlayıp elime sürtünen kedinin başını okşadım ve yere bıraktım.

İçimden sadece adamın hayvan sever biri olmasını diledim. eğer kediyi sevmezse yandı gülüm keten helva! Kedi yavaşça adama yaklaşmış ve ayağına sürtünmüştü. Heyecanla adamın ne yapacağını bekledim, hadi eğil! Hadi! Adam eğildi ve kedinin başını okşadı.

Gülümsedim.

Hadi bakalım Asi bileğine kuvvet.

Hızlıca adanın arkasına geçtim ve hızlı ama yavaş dokunuşla cüzdanı aldım. Pantolonunun geniş olması fark etmemesini sağlarken hızlı adımlarla hemen yanımdaki dar sokağa girdim.

Yüzüme zafer gülümsemesi yayılırken. İçi para dolu cüzdanı açtım. Kartları hiç bir işime yaramayacağı için, sadece nakit parayı aldım, kimliğin aldım ve ismine baktım. Levent Kuzgun, ismi de zengin olduğu gibi fiyakalıymış lan!

Kimliği tekrar yerine koydum ve sokağın önünden düz geçen adamın arkasına bıraktım. Şimdi sıra oyunculuk potansiyelime gelmişti.
Boğazımı temizleyerek, "Pardon" Dedim hafif bağırarak. Adam bana döndüğünde elimle yerdeki cüzdanı gösterdim. "Bu sizin sanırım" Dedim utangaç gibi görünerek. Gülümsedi ve elini cebine attı sonra ise hızla yanıma gelip cüzdanı aldı. İçini açmadan cebine koyunca yüzünü bana çevirdi.

"Teşekkür ederim, sen olmasan fark etmeyecektim" Dedi kibar bir şekilde. Kafamı salladım ve gülümsedim. O yüzümdeki gülümsemeyi ona sanarken ben cebimdeki paraların keyfi ile gülümsüyordum. "Rica ederim." Dedim ve iyi günler dileyip. İlerlemeye başladım.

Yanımda yürüyen yeni suç ortağıma baktım. "Aferin minik iyi işti" Dedim. Ve suç ortağıma süt almak için açık market aramaya başladım.

Selammm

Nasıldı bölüm?

Karakterler hakkındaki yorumları tamda buraya alayım.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınn 😅

Sizleri çok çok seviyorum. Kendinize iyi bakın Allah'a emanet olun🥰