9. bölüm / 14
LUNARIS7.Bölüm Anlatamıyorum
Bölümler 14Şu an: 7.Bölüm Anlatamıyorum
- 1 1.bölüm Rüyalarımdaki Adam795 kelime
- 2 2. Bölüm Hücre1.314 kelime
- 3 3. Bölüm Tehdit4.902 kelime
- 4 Karakterler20 kelime
- 5 4. Bölüm Anlaşma3.004 kelime
- 6 Geçmişten bir anı499 kelime
- 7 5.Bölüm Ay Parçası2.205 kelime
- 8 6.Bölüm Zehir mi?2.000 kelime
- 9 7.Bölüm Anlatamıyorum2.974 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 8. Bölüm Belleza Nocturna (Gece güzelliği)2.057 kelime
- 11 9.Bölüm Ruh Bağı3.506 kelime
- 12 10.Bölüm Bazı Yenilikler3.608 kelime
- 13 11. bölüm Aşk İtirafı ve Hayal kırıklığı2.226 kelime
- 14 12.Bölüm Aşktan Sarhoş Olmak2.367 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aren seni öldürecekler" diye fısıldadım. Aren'in bakışları değişmedi. "Geleceğimi gördün? " diye sordu.Başımı salladım " içeceğine zehir koymuşlardı sen içtin onu sonra karga sesleri bir kadının çığlığı ve mezarlık vardı" sesim titriyordu neydi beni bu kadar korkutan çok gerçekçi olmasımıydı cidden. Hayır ben onun ölmesinden korkuyordum. Ona zarar gelmesinden niye bu kadar korkuyordum bende bilmiyordum. Korktuğum tek bir şey varken şuan da bundan da korkmam beni şaşırtmıştı "Elini yüzünü yıka konuşalım." dedi yan tarafa doğru çekilince içerideki diğer odaya girdim.
Çeşmeyi açtım suyu avcuma doldurdum ve suyu yüzüme çarptım hemen sakinleşmem gerekiyordu. Bunu bi iki kez tekrarladım. Duvardaki asılı havluyu alıp yüzümü kuruttum ve odadan çıktım.
Odaya geldiğimde Aren siyah gömleğini üzerine ise zirhını giymisti ve başını ellerinin arasına almış yatakta oturuyordu. Bende yanına otudum "Yemeğe inmeyeceğiz değil mi" diye sordum ayağa kalktı "İneceğiz ve o zehri koyan kişiyi bulacağız" dedi. Nasil bulacaktık ki hem belki yemeğine de koymuşlardır zehiri onu ne yapacaktık "Yemek yeme o zaman" deyip ayağa kalktım bana doğru bir adım atti.
"Ölmem seni üzer mi?" diye sordu bana doğru eğilmişti ve yüzümüz birbirine çok yakındı. "Bana yardımci olan birinin ölmesini istemem'' dediğimde elini kaldırıp saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdi."İsteyip istememeni sormadım üzülür müsün diye sordum ay parçası" dediğinde kalbimin şiddetli atışını görmezden gelmeye çalıştım.
"Üzülürüm" dediğimde dudağı yana doğru kivrildi hafifçe." Merak etme kimseye bir şey olmayacak o içeceği getiren kişiye içeceği kendisinin içmesini söyleyeceğiz sende o kişinin hislerini okuyacaksın ve kimin yaptırdığını anlayacağız"Elini uzattı ve "Gidelim artık" dedi elini tuttuğumda sıkıca oda tuttu. Burasi gerçekten çok tehlikeliydi. Her anlamda. Ben dün zehirlendim, kendim umrumda bile değildi ama bugünde Aren'in içeceğine zehir katılması korkunçtu eğer bunu yapan kişiyi bulursam kendi ellerimle öldürürdüm. Beni zehirleyen kişiyi bulmusmuydu acaba. Merdivenlerden inerken "Beni zehirleyen kişiyi buldun mu?" diye sordum duraksadı bir anlığına, ama yürümeye devam etti. Evet, bulmuştu ama bana söylememişti. Durduğumda oda durdu "Leyla," dedi ürpertici bir sesle "şuan gerçekten bunun sırası değil" Haklı olduğu için üstelemedim ama en kısa zamanda o kişiyle bir görüşme yapmak istiyordum. Ve tabi Aren'in içeceğine zehir katan kişiylede bir görüşme yapmak şarttı. Aklıma ilk Dustin gelmişti ama içimdeki ses yanıldığımı söylüyordu.
Yemek odasına geldiğimizde soğuk duvarlarımı ördüm. Şu zamana kadar hep soğuk olmuştum hatta çoğu kişi benim kalbimin olmadığını söylemişti. Kendi hayatımda yakınlık kurduğum Aras, amcam ve teyzem vardı. Ama onları her ne kadar sevsemde hiç bir zaman annem ve babam olarak görememiştim. Belkide daha dışarı çıkıp oyun oynayacağım yaşta büyümek zorunda kaldığım içindir. Anne sevgisi gereken yaşı çoktan geçtiğim içindir.
Gülay teyze doktordu, Salih amcam ise savcıydı o zamanlar, onları doğru düzgün görmüyordum çoğu zaman nankörlük ettiğimi düşünüyordum ama gerçekten göremiyordum onları.
içeri girdiğimizde Dustin hariç herkes masadaydi. Yerimize doğru ilerledik ve masaya oturduk. Herkes yemeğe başlamıştı ama ben yemek istemiyordum. Aren ise sadece pilavından bir kaç kaşık almıştı.
Kapının açılmasıyla o tarafa doğru döndüm. Bir adam elinde tepsi ile geliyordu tepsinin üzerinde bir çaydanlık ve 7 adet bardak vardı. Adam masanın ucunda içecekleri doldurdu.
Herkes yemeğini yiyordu. Ama ben adamın haraketlerine bakıyordum içecekleri doldururken parmağı bir yerde basılı kalıyordu ama son içeceği doldururken parmaklarını yukarıda birakmıştı.
Son bardaktan gözlerimi ayırmadım adam herkese içeceğini bırakti ve son bardağı Aren'in önüne bıraktı. Tam çıkacak iken onu durdurdum ve herkes bana baktı "Buyrun efendim" dedi adam "İçeceği çok beğendim seninde içmeni istiyorum" dedim ve başımı hafifçe sola eğdim ne hissettiğini anlamaya çalıştım ve gerçekten korkmaya başlamıştı.
"Layla-"dedi Victor ama sözünü tamamlamadan elimle durdurdum bakalım bu sarayda ne haltlar dönüyordu. Aren ne yaptığımı biliyordu içeceğini bana uzattı. Elinden aldım ve ayağa kalktım "Neden bu kadar korktun sakladığın bir şeymi var yoksa" dedim.
Adam yutkundu." B-ben" dediğinde Aren de ayağa kalktı."Evet sen" dediğinde ben bile ürperdim. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adama doğru bir adım attım ve yumruğumu çenesine geçirdim. "iç şunu" diye bağırdım zehir koymuştu içine. Biliyordum. Bir yumruk daha atinca adam yere düştü.
"Özür dilerim. Lütfen. Ailemle tehdit etti. Affedin ne olur. Yalvarıyorum." diye sayıklamaya başladı. Victor "Ne oluyor burada" diye bağırdi ve ayağa kalktı ona doğru döndüm. "Bu adam benim müstakbel kocamı zehirlemeye çalıştı" dediğimde Aren'in bakışları bana döndü ama Victor'a bakmaya devam ettim."Nereden anladınız" diye sorduğunda Arenin bu soruya cevabi yoktu. Ama benim vardı.
"O çaydanlık suikast çaydanlığı." dediğimde Aras bana baktı ve ayağa kalkti ne dediğimi anlamişti. "Ne çaydanlığı" diye sordu Kaylee. Aras çaydanlığı ve boş bir bardağı aldı. "Leyla'nın ne demek istediğini ben açıklayım" Çaydanlığı aldı ve parmağıyla bir yeri kapattı bardağa doldurduğunda içecek vardı."Normal değil mi ama," diğer bardağı aldı ve çaydanlığın diğer kısmını parmağıyla kapatti bu sefer zehirli olan sıvı akti sarı renkliydi." içinde zehir var." Sonra 3. bardağı aldı ve elini hiç kapatmadan ekledi sonra zehirli kısmı kapatti "Normal gibi ama içeceğe zehir katılmış" Julia elini ağzına götürdü. Kaylee ise ayağa kalkıp zehirli çaya bakti hafifçe kokladi. Ve hemen burnundan çekti "Sarı zırnık bu" dedi Arsenik ve Sülfür Karışımı bir zehirdi eski zamanlarda zırnık deniliyordu.
Deliricektim adama dönüm bir yumruk daha attim "Kim yaptırdi bunu sana" diye bağırdım "Bir adam geldi büyücü efendi dedi o istiyor dedi" bunları derken hem ağlıyordu hemde burnundan akan kanı siliyordu. "Muhafız" diye bağırdı Aren. İçeriye iki adet muhafız girdi "Şu adamı diğerinin yanına götürün" İçeridekilere döndü "Odanıza gidin ve merak etmeyin bunları unutun" dedi ve elimden tutup odadan çıktı çok hızlı yürüyordu.
Kolundan tuttum ama yürümeye devam ediyordu"O büyücü denen adam sürgündekimi?" diye sordum. "Evet" dedi "Bir daha böyle bir şey yapar mı?" diye sordum bu sefer "Artık yapamaz" dedi. " O adamı öldüreceğim bana sürgün edildiği yeri söyle" dediğimde durdu. "O kadar güçlü değilsin" dedi. O çok mu güçlüydü. Benim nefretimi hafife alıyor ben bir şeyi istiyorsam ne yapar eder istediğim şeyi alırdım "Sen odanda bekle o adam bir yerde kalicak" dedi. Ben neden odamda bekliyordum eğer beni buraya getirdilerse görevlerimi yapmalıydım.
Durdum ben durunca oda durdu elimi elinden çektim ve işaret parmagimla onu işaret ettim ."Sen beni çok hafife alıyorsun eğer biri benim sarayimda öldürülmeye çalışıldıysa onun hesabını ben alırım" dedim hissiz gözlerle bana bakmaya devam ediyordu.
"Haklısın ama şuan tam bir kraliçe sayılmazsın hâlâ bir varissin. Tören gerçekleşince hesabını sen soracaksin. Şimdi bunları unut yarın eğitim için bahçeye gel"
...
Odama gelmiştim ve yatağımda uzanıyordum. Evliliğe yaklasik 5 gün kalmıştı. Gerçek bir evlilik değildi ama kendimi çok mahçup hissediyordum. Söz vermiştim 7 yaşıma 8 yaşıma ve bu yaşa kadar gelen tüm yaşlarıma ama ben sözümü tutamamıştım. Karanlık bir dünyanın içinde daha 2 aydır gördüğüm ve tanımadığım bir adamla evleniyordum. Burası olmaz dediğim şeyleri bile olduruyordu. Kuzenlerim vardı mesela, beni seven hatta nefret eden insanlar. Nefrete alışkındım ama bu sevgiye alışacağımı sanmıyordum.
Akşam yemeğini başkalarının da olduğu bir sofrada yiyiyordum. Alışık değildim bunlara. Özellikle bu dünyaya bazi şeyleri gerçekten aklım almıyordu. Mesela büyücü denen adam sürgündeyse Aren'i zehirlemesi için nasıl bir adamı tehdit ettiriyordu. İçimden bir ses o adamında özel güçleri olduğunu söylüyordu.
Yatağımın diğer tarafına döndüm ve düşüncelerimi bırakıp uyumaya çalıştım. Ama uyuyamadım ihtiyacım olan tek bir şey vardı. Aras.
...
Üstümdekileri değiştirip Aras'in odasının önüne gelmiştim. Kapıyı üç kere tıklattım ve gir sesini duyunca içeri girdim. Aras kanepeye oturmuştu beni görünce ayağa kalktı ve beni kollarının arasına aldı. Bende ona sarıldım. "Aynı çatının altındayız ama seni normal hayatımızdan daha az görüyorum" dedi. Haklıydı ama her şey o kadar üstüme geliyorduki. Bir şeyi halletsek baska bir şey çıkıyordu."Biliyorum ama beni anladığını da biliyorum"dedim. "Bu akşamki olayı unutalım lütfen" dedim. Kollarımı ona daha sıkı sarılırken. "Hangi olay" dediğinde gülümsedim.
Sarılmayı bıraktık ve kanapeye oturduk."Tahta geçmek için evlenmen gerekiyor ve bu yüzden evleniyorsun değil mi?" Aras gerçekten çok zekiydi ve beni çok iyi tanıyordu ama bunu bilmesini istemiyordum."Hayır-" diyecektim ki lafimi kesti "Leyla seni tanıyorum hatta kendinden daha çok tanıyorum." dedi.
Haklıydi ikimizde birbirimizi çok iyi tanıyorduk ve her şeyimizi biliyorduk. Söylemesek bile anlıyorduk birbirimizi. "Bunu kimsenin bilmesini istemiyorum Aras" dedim başını salladı "Tanımadığın biriyle evlenmen ne kadar doğru" dedi. Haklıydı ama hem Aren'in iyi biri olduğunu hissediyordum hem de ailem koruması için ona görev verdiyse doğruydu. Ama Arasıda anlıyordum."Leyla isminin evlilik ile aynı cümlede geçmesinden bile nefret edersin" dedi.
Beni bu kadar iyi tanıması gerçekten çok can sıkıcıydı."Tebrikler bay Aras holmes büyük gizemi çözdün "dediğimde kahkaha attı. O gülünce bende gülümsedim yanında güldüğüm nadir insanlardandı.
"Senin kararın bana laf düşmez ama her zaman yanında olucağımı biliyorsun." dedi evet biliyordum. "Koskoca bir krallığın yükleri benim omzuma gelecek." diye mırıldandığımda "Korkuyor musun?" diye sordu." Şu dünyada korktuğum tek bir şey var ve bu kesinlikle değil " dedim korktuğum tek şey sevdiğim 3 kişiyi kaybetmekti. Ama bunu kimsenin bilmesine gerek yoktu.
Uzun bir süre sessiz kaldik. Sessizliği bozan Aras'ti "Özür dilerim." dediğinde şaşırmıştım. Neden özür diliyorduki "Neden?" diye sordum. "Sana inanmadığım için" dedi. Onun bir suçu yoktu ki! Bende Aras'ın yerinde olsam kendime inanmazdım "Özür dilenecek bir şey yok bende olsam bende inanmazdım." dedim.
"Yinede özür dilemem gerektiğini hissettim" Asıl benim özür dilemem gerekiyordu onu buraya getirdiğim için kimse kendi hayatını bırakip buraya gelmek istemezdi." Asıl ben özür dilerim" dedim Arasa. Kaşlarını çattı "Sen neden özür diliyorsun diye sordu."Seni buraya getirdiğim için teyzeni ile enişteni özle- " diyecektim ki lafımı böldü "Senin olduğun her yere gelirim kardeşim" dedi.
Her eniştesinden bahsettiğimde böyle yapıyordu ona soramıyordum ama eniştesiyle arasında büyük bir problem olduğunu hissedebiliyordum. Eskiden eniştesini severdi onu her konuda zorladığını söylesede kendisi için uğraştığını düşünürdü ama liseyi bitirdikten sonra ondan bahsetmeye bile dayanamıyordu. Zaten üniversiteyi başka bir şehirde okumuştuk
Biraz sesiz kaldıktan sonra bakışları boynumdaki kolyeye takıldı. "Kolyen güzelmis" dediğinde gülümsedim. Gerçekten çok güzeldi ama asıl güzel olan birinin beni düşünmesiydi. "Aren mi aldı?" diye sorduğunda şaşırdım bunu bilmesini beklemiyordum.
"Nereden anladın?" diye sorduğumda "Kuşlar söyledi" dedi. Aren söylemiş olmalıydı. Çünkü bana kolyeyi verdiği gün Aras ile Aren kapımın önüde bekliyordu.
"Geç oldu Leyla uyuman lazım" dedi. Arasla konuşmak beni gerçekten rahatlatıyordu. Başımı salladım "İyi geceler" dediğimde oda "iyi uykular" dedi. Ve odama doğru ilerledim. Dustin'in bu kadar sessiz olması hayra alamet değildi ama düşüncelerimi bir kenara bırakıp odama geldim kapıyı açtım ve içeriye girdim üzerimdeki elbiseden kurtulmam gerekiyordu.
Dolabın kapağını açıp geceliği aldım ve yatağa attım korsemin iplerini açtım onuda yatağa bıraktım ve elbisemi de çıkardım geceliği giydim.Uzun beyaz bir elbiseydi, kare yakaydı ve kolları uzundu ipekten olduğu için gerçekten çok rahatti. Kıyafetlerimi sonra alıp yıkamalari için lavabodaki Sepete koydum.
Yatağa uzandım ve uyumayı bekledim. Yavaş yavaş uykuya daldığımı hissettim.
...
Sabah kapının hafifçe çalışını hissettiğimde gözlerin hemen açıldı. Kapıya doğru ilerledim ve sadece başım görülücek şekilde kapıyı araladım daha hava yeni aydınlanmış gibiydi. Kimdi bu saatte.
Gelen bir kadindi tanımıyordum. "Efendim, bay Kaiden sizi bahçede bekliyor." Bu kadar erken mi? Kadına gülümsedim "Birazdan geliyorum" dedim ve kapıyı kapattım. Talim yapmaya başladığım için dolaba deri pantolonlar ve deri kollu üstler koymuşlardi.
Onları giydim belimin ve yan kısımlarını kapatan uzun eteğe benzer bir şey vardı. Siyah bir korse giydim. Masanın üzerindeki nergis kokulu parfümü sıktım kendi dünyamda kullandığım parfümle aynılardı kokusu. Son olarak kemerimi taktım ve odamdan çıkıp bahçeye doğru ilerledim.
Talim yapılan yere geldiğimde Aren ile Paris'ı arkaları dönük bir şekilde yine orada gördüm ama bu sefer oturuyorlardı. Onlara yaklaştığımda Aren arkasını dönüp bana baktı burada olduğumu nasıl anlıyordu? Beni görünce dudağı 2 saniyeliğine kıvrıldı. Yanıma geldi. Çok uykum vardi bu adam dünkü olaydan sonra nasıl böyle sakin kalabiliyor gerçekten aklım almiyodu.
"Başlayalım mı?" diye sordu. Başımı salladım sadece gömleğinin kollarını yukarı doğru kıvirdi ve bana yumruk attı ki başımı hızla yere eğdim. Bu sefer savunmada kalmayı düşünüyordum. Diğer yumruğunu karnima geçireceği anda yana doğru kaydım.
Ayağını uzattı çelme takti tam yere düşüyordum ki belimden tuttu ve düşmemi engelledi saçlarım yere değiyordu. Belimdeki eliyle dikleştirdi beni. "Bu sadece bir eğitim düşmeni istemem"dedi. Keşke önceki eğitimde de düşürmeseydin diyecektim ama vazgeçtim.
Biraz daha dövüştükten sonra bir adamin "Kraliçe Layla" diyen sesini duydum arkamı döndüğümde bir kadınla adam bizi izliyordu. Aren kulağıma eğildi "Elowen kralın oğlu ve kızı" diye fısıldadı. Yanımıza geldiklerinde adam elini uzattı pek sıkmak istemesem de elimi uzattım ve sıktım. "Brian ben Elowen krallığın varisiyim" dedi. Soğuk bir şekilde gülümsedim
"Leyla bende" dedim ve elini bıraktım. Aren sinirli bir şekilde adama bakıyordu adamın yanındaki kıza baktığımda Aren'i izlediğini gördüğüm. Bu hayranlıkta neydi? Kızın bakışlarını oradan çekmek için, elimi ona uzattım "Leyla" dedim kızın bakışları hemen bana döndü kumral saçları omuzlarına dökülüyordu üzerine açık mavi bir elbise giymişti gözleri ise kahverengiydi.
Elini uzattı "Victoria ben memnun oldum" Ben pek memnun olamadım. Elini hafifçe sıktıktan sonra elimi bıraktım. Arene döndüm elimi koluna yasladım "Kendisi müstakbel eşim olur" dedim Brian elini uzattı Aren'e önce pek bir emin olamadı ama sonra oda elini uzattı.
Victoria evleneceğim kişinin Aren olduğunu bilmiyor olmalıydı ki bakışları çok şaşkıncaydı ama kendini toparladı o da elini sıkmak için Aren'e uzattı ama Aren "Karım dışındaki bir kadının elini tutmam" dediğinde kalbim hızlanmaya başlamıştı. Victoria'nın bozulan yüzünü görmek beni daha da keyiflendirdi kısa bir sohbet ettikten sonra "Biz kasabayı gezmeye gideceğiz, görüşmek üzere" dediler ve yanımızdan ayrıldılar.
Bizde Pars'ın yanına doğru yürüdük yanına geldiğimizde yere oturmuştum ki "Yerler soğuk" dedi Pars.
Omuzumu silkeledim Sarayın olduğu tarafa baktığımda Kaylee'yi buraya doğru ilerlerken gördüm elinde bir şal vardı yanıma gelip omuzlarıma bıraktı. "Hava soğuk" dedi ve gülümsedi.
Yaptığı bu hareket başkalarına normal gelebilirdi ama benim içimi sıcacık etmişti. "Kraliçeye soğukta bize soğuk değil mi?" diye sordu Pars Kaylee'ye sataşarak "Üşüyor musun peki?" diye sordu Kaylee. Pars yarım ağız gülümsedi "Ben ve üşümek çok zıt kelimeler" Şal istemesinin sebebi neydi o zaman "Üşümüyorsan şala ihtiyacın yok binbaşım" dedi Kaylee Pars bu sözüyle gülümsemesi kesildi. Onlar konuşurken bende ayağa kalktım. Ve saraya doğru ilerledim amacım eğitimden kaçmaktı ama olmadı "Nereye" diye sordu Aren.
Bu adam beni mi izliyordu. Oflayarak yanına gittim. "Derse ihtiyacım yok kendi dünyamda çok başarılı bir boksörüm" dedim. "Bu eğitime ihtiyacın olmadığı anlamına gelmez" dediğinde sinirlerimi çok bozmuştu. Madem dövüşmek istiyordu dövüşelim o zaman.
...
Çalışmamızın ardından 4.5 saat geçmişti ve yeni oturmuştuk. Kaylee ile Pars bizi izliyordu Aras ve Julia da 1, 2 saat önce bizi izlemeye gelmişlerdi. Şu anda bahçedeki çardakta oturuyorduk. Aren olabildiğince bana zarar vermemeye çalışmıştı ama benim için aynı şeyi söyleyemezdik.
Bir dudağı ve kaşı patlamıştı yanağında ise hafif bir morluk vardı. Canı çok yanmıyordu ayrıca içten içe benimle gurur duyuyordu tabii o bunu bildiğimi bilmiyordu aynı zamanda biraz afallamıştı bu kadar sert dövüştüğümü bilmiyor olmalıydi tabii, bu benim için hiçti rakiplerime ne yaptığımı görmek istemezlerdi. Ayrıca Julia düğüne 4,5 gün kalmışken bunu yapmamalıydın diye konuşmuştu, karşımda bana kızgın gözlerle bakıyordu ama bunu yaparken çok tatlı gözüküyordu.
Bir kadın çardağa girdi "Yaralarınızı pansuman yapmamız gerek" dedi Aren'e doğru "Gerek yok ben hallederim" dedi Aren. Kadın başını sallayıp elindeki kutuyu yanıma bıraktı. Aren'e baktığımda dudağı kanıyordu daha fazla dayanamadım kutuyu açtım ve Aren'e doğru yan bir şekilde oturdum kutuyu açtım ve içinden mendil ve ilacı çıkardım "Bana dön" dedim. Önce şaşırdi ama yüzünü bana döndü.
İlacı mendile sürdüm ve dudağının patlamış kısmına koydum. Bakışları benden ayrılmıyordu ama ona bakmamaya çalışıyordum. Dudağını temizledikten sonra yeni bir mendil aldım ve ilacı tekrar döktüm bu sefer kaşına bastırdım mendili benden uzun olduğu için diğer elimle yanağını tutmuş yüzünü kendime doğru eğmiştim. Saçlarım yüzüme geldiğinde eliyle saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Diğerleri ise sohbet ediyordu.
Mendili tekrar kaşına bastırdığımda biraz sert yapmiş olmaliydım ki yüzünü buruşturdu. Canınin yanması neden beni bu kadar üzüyordu. Bunları düşünmek istemediğim için kutudan bir merhem çıkardım üzerinde morluklar için yazıyordu. Merhemi açtım biraz elime alıp Aren'in yanağına sürdüm.
Merhemi sürdükten sonra kutuya koydum elimde kalan merhemi mendil ile sildim ilacıda kutuya bırakınca düz bir şekilde oturdum ve diğerlerinin sohbetini dinlemeye başladım Aren bana bakıyordu ama ben inatla yüzümü ona dönmüyordum. Normalde asla utangaç biri değilimdir ama az önceki yakınlığımızdan dolayı utanmıştım. Kahretsin neden utanıyordum.
Aren'in bakışlarını görmezden gelerek diğerleriyle sohbet ettim.
Dinlenmek istediğimi söyleyerek saraya gitmistim. Kendi odamda biraz vakit geçirdikten sonra akşam yemeğine inmiştim orada iki kralliktan aile vardı. Öğrendiklerime göre kendileri bizim en büyük müttefiklerimiz ve dostlarımızmış zaten bu nedenle bu kadar erken gelmişler. Akşam yemeğinden sonra odamdaki balkona çıkmıştım sarayın bahçesini düğün için hazırlıyorlardı.
Daha fazla dayanamayıp yasağıma yattım ve kendimi uykuya bıraktım.
Haftaya düğün günü
Sabah erken kalkmıştım daha doğrusu uyuyamamıştım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra koltuğa oturmuş dolabın üzerindeki gelinliğe bakıyordum. Hâlâ gerçek olduğuna şaşırıyordum bazı şeylerin. Ama mutluydum, kırgındım, yalnızdım ve söyleyemediğim birçok duygu, beni karanlığa hapseden duygular. Beni yok etmeye çalışan duygular. Bunca kalabalığın içinde kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki.
Anlatamıyorum.
Aklıma gelen şey ile duraksadım bir defter kalem çıkardım ve sandalyeye oturdum duygularımı anlatamadığım zaman şiir okurdum hep. Duygularımı bastırmak istediğimde ise yumruklarım yanımda olurdu. Kalemi aldım ezberimdeydi birçok şiir. Öyle bir yazmış ki Orhan Veli kendimi şiirin içinde hissediyordum. Yazmaya başladım boş kağıdın üzerine.
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Şiiri yazmayı bitirmiştim ki kapı çaldı. Kağıdı kitapların arasına yerleştirdim ve kapiya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda Kaylee'yi gördüm. "İçeri geç lütfen" dedim Kaylee içeri girdi ve gözleri gelinliğe takıldı.
"Gerçekten harika bir gelinlik Samira'nın bunu senin için hazırladığını biliyor muydun" diye sorduğunda şaşırmadan edemedim benim için mi hazırlamıştı. Aslında mantikli düşününce bu zamanda her şey el emeğiydi ve bu kadar işlemeli bir gelinliği öylesine yapmış olamazdı.
" Bilmiyordum, güzel bir gelinlik ama kendimi bunun içinde rahat ediceğimi hissetmiyorum." dediğimde gülümsedi. Elini omzuma koydu "Merak etme Aren gibi bir dövüşçünün yüzünü morartıysan bunuda halledersin" dedi. Bunu hatırlatmak zorundalar mıydı? Zaten sonra pişman olmuştum çünkü onun canı yandığında kendi canımda yanmış gibi hissetmiştim.
"Aren neden zindandaydı" diye sordum. Sebebini biliyordum aslında ama diğerleri onu suçlu olarak görüyordu böyle demişti. Kaylee "Herkes onun bir katil olduğunu söyledi ama halkın çoğu buna inanmadı çünkü Kaiden bilmese bile halk onu seviyordu. Ama kralın lafina karşıda gelemezlerdi sonra Lunaris'te bir gece büyük bir olay oldu ve bu olay halkın Kaiden'i suçlu olarak görmesini düşündürdü. Başka bir şey sorma lütfen benimde bildiklerim bunlar" dedi.
Evlendiğimiz zaman ben kralice oda kral oluyordu. Peki halk yine onu suçlu olarak görmeye devam eder miydi. Biraz düşündüm ama Victor'un söylediğine göre Aren'in suçsuz olduğunu kanitlamışlardı.
Kaylee beni düşüncelerimden uzaklaştırmak için gülümsedi ve "Hazırlanmaya başlayalım mi?" dedi. Bugün gerçekten zor olucakti. Çünkü artık bir kralığı temsil ediyordum ve onca insanin yanında hata yapmamalıydım ve Videnda olduğum öğrenilmemeliydi.
✴️🌕
Bölüm etkileşimi
