3. bölüm · LUNARIS

3. Bölüm Tehdit

Sadece Leyla

"Hayır!" diye bağırdım kesin bir sesle. "Kesin saçmalamayı. Onunla asla evlenmem." dedim. "Zorundasın." dedi Dustin.
Bunu söyleyince kendime hâkim olamamaktan korktum. Ben hiçbir şeye zorunlu değildim. Ellerim titremeye başladı. Aren'e baktım. Çenesinin kasıldığını fark ettim. Başımı hayır der gibi salladım.
Tam konuşacaktım ki kapı gürültülü bir şekilde açıldı. Bir muhafız bir şeyler söyledi ama hiçbir şey anlayamadım. Bilge ve Dustin'in çıktığını gördüm, sonra da Aren'in koşarak yanıma gelişini. Son hatırladığım, Aren'in "Leyla!" diye bağırmasıydı.

AREN
"Leyla!" diye bağırdım. Onun yanına geldiğimde çoktan dengesini kaybedip yere düşmüştü. Kolumu sırtından ve dizlerinin altından geçirip kucağıma aldım. Bir şey olmasın lütfen.
Odadan çıktım ve şifahaneyi buldum. "Hekim yok mu?" diye bağırdım. Ona bir şey olacak diye o kadar çok korkuyordum ki aklım duracak gibiydi. Bir hekim koşarak yanıma geldi. "Yatağa bırakın."
Yatağa doğru ilerledim ve onu yavaşça yatağa bıraktım. Hekim, "Siz çıkın lütfen." dedi. Hiç istemesem de çıktım odadan.
Victor, yani Bilge Adam, Dustin ile beraber karşı ülkenin elçisini ağırlamaya gitmişlerdi. Ben ise Leyla'dan gelecek haberi bekliyordum. Başımı kaldırdığımda Dustin'i gördüm. Bana o piçi öldürmemek için bir sebep söylemelilerdi. Hızlı adımlarla yanıma gelip göğsümden itti. Bileğini hızlıca tutup ters çevirdim.
"Sakın." dedim. "Sakın bir daha yapma."Kesin şunu!" dedi sert bir sesle Victor. Ona küçücük bir saygı duymasam onu dinlemezdim ama ona bir can borcum vardı.
"Layla'yı o mu koruyacak?" diye bağırdı. "Bu herif mi..." dedi Dustin. "Layla'nın şifahanede olmasını açıklasın bu mahkûm." Bu söz beni iyice sinirlendirdi. "Sizin yüzünüzden lan!" diye bağırdım.
"Hiç mi anlayışınız yok? Bu kız bambaşka bir dünyadan buraya geleli bir gün bile olmadı. Siz gelmiş yok eğitim, yok evlenme..." diye devam ettim.
Sınırı geçmişlerdi. Bundan sonra benden sakin olmamı bekleyemezlerdi. "Ben evlenirim lan!"
Bunu der demez Dustin üzerime yürüdü. "Ne diyorsun sen!" dedi ve yakamı tuttu. Ben de onun yakasını tutup duvara yapıştırdım.
"Kesin şunu!" diye bağıran bir ses duydum lakin gözüm dönmüştü. Hiçbir şey görmüyordum. Tek bildiğim, o Dustin piçini geberteceğimdi. Sonra kolumda bir el hissettim ve "Aren, yapma." diyen bir ses...
Aren demişti. Normalde herkes Kaiden derdi. Leyla olmalıydı. Uyanmış mıydı? Dustin'in yakasını sıkan elim gevşedi. Sakinleşmiştim ama hâlâ nefes alışverişim düzensizdi. Dustin'i bırakın yere oturdum ve yüzümü sıvazladım.
Leyla'nın önümde oturduğunu gördüm."İyi misin?" diye fısıldadı. Arkadan, "Öldüreceğim o adamı!" diyen Dustin'in sesini duyuyordum. "Onun kılına dokunursan seni kendi ellerimle boğarım." dedi Leyla.
Gülümsememe engel olamadım."Ben iyiyim. Sen nasılsın asıl?" dedim.Neden ayağa kalkmıştı ki?
"Ne halt ediyordunuz burada?"
Kızgın ve yorgun olduğu belliydi. Böyle olacağını bilseydim dinlendikten sonra saraya getirirdim onu. Ne bekliyordum ki? Dustin'in olduğu yerde huzur da yoktur. Dustin'in sesi kesildiğinde Victor'un Dustin'i götürmüş olduğunu anladım.
Ayağa kalktığımda Leyla da benimle birlikte kalktı. "Neyin var? Neden bayıldın?" diye sordum. Merakımı ve endişemi gizleyemiyordum. Bu kadının yanında hiçbir şeyimi gizleyemiyordum zaten.
"Açlıktan ve yorgunluktanmış..." duraksadı. "Ha, bir de stres." dedi. "Odana götürelim seni. Dinlenmen gerek." Başını salladı sadece.
Victor haber vermiş olmalıydı ki odası hazırdı. Tabii benim geleceğimden bihaberlerdi. Leyla'nın karşı odasındaki boş odalardan birine geçtim ve kendimi yatağa bıraktım. Hücredeyken en son ne zaman rahat bir yastığa başımı koyduğumu hatırlamıyordum. Tek suçum kötü bir insanın oğlu olmamdı. Gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım.

LEYLA
Şifahaneden çıktıktan sonra Aren beni odama getirmişti ama hiç rahat değildim. Gözlerimi ne kadar sıkı kapatsam da uyuyamıyordum. Sonunda ayağa kalkıp odayı gezmeye başladım. Üstümü değiştirdiğimde bakışlarımla odayı gezmiştim ama tam olarak odayı görmemiştim.
Gaz lambasını yaktım ve içeriyi gezmeye başladım. Oda çok büyüktü. Yatağın karşısında üçlü, beyaz renkte bir kanepe vardı. Kanepenin sağında ise geniş bir masa ve kocaman kitaplıklar vardı.
Kitaplığın olduğu yere gittim. Bilmediğim kitaplar vardı. Buranın kendine özgü yazarları olmalıydı. Ardından gördüğüm kitaplarla duraksadım. "Hayvan Çiftliği", "1984", "Budala" ve inanmıyorum, "Harry Potter"!
Bu kitapları gördüğüme çok sevindim. Eminim başka bildiğim kitaplar da vardır. Madem uyuyamıyordum, bir kitap alıp okuyabilirdim. Elimi kitapların yanından geçirdim ve birinin önünde durdum.
"Lanetli Gece"
Yazar kısmında "Büyücü" yazısının üstü çizilmişti, altında ise "Hiç Kimse" yazıyordu. Bu beni meraklandırmıştı. Kitabı alıp yatağıma ilerleyecekken kapı çaldı. Kitabı yerine yerleştirdim ve girmesi için seslendim.
Kapı açıldığında içeri giren kişi beni şaşırtmıştı. Dustin. Bu saatte burada ne işi vardı?
"Ne işin var gecenin bu saatinde?" dedim. Gözleriyle odayı süzdü. "Konuşmaya geldim. Daha kim olduğumu bilmemen çok üzücü." dedi. Dudaklarını bükerek benimle alay ediyordu. "Kim olduğunu biliyorum." dedim.
"Hadi ama, adımdan bahsetmiyordum. Kuzen olduğumuzu bilmiyor muydun?" İşte buna şaşırmıştım. "Babalarımız kardeş." diye devam etti. "Umurumda değil." dedim. Ardından odayı süzmeye başladı. Sonunda koltuğa oturdu.
"Çık odamdan." dedim. Buradan çıkmazsa iyi şeyler olmayacaktı.
"Aras'tı değil mi?" Ne? Aras mı? Onu nereden tanıyordu? "Onun ölmesi iki dudağımın arasında." dedi.
"Ne saçmalıyorsun? Kendi ellerimle öldürürüm seni. Anlıyor musun? Öldürürüm!" diye bağırdım. Ne saçmalıyordu? Bunu yapamazdı. Ona zarar gelirse yaşayamazdım. Bunu nereden biliyordu?
Ayağa kalktı ve önümde durdu. "Benimle evlenmezsen Aras'ın mezarına gidersin." dedi sakin bir sesle. Ve odadan çıkıp kapıyı sert bir şekilde kapattı. Yere oturdum. Bacaklarımı hissedemiyordum ve omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım.
Hayır... Bunu yapamazdı.Yapamazdı, değil mi?Ağlamam daha da şiddetlendi. Aras ölürse ben yaşayamazdım kardeşimdi o benim. Bilmediğim bir dünyada yaşadığım için elimden hiçbir şey gelmiyordu.
Ayağa kalkıp elime sandalyeyi aldım ve duvara doğru sandalye parçalanmıştı. Yatağıma girdim ve ağlamaya devam ettim. Ne zaman uykuya daldığımı anlamadım.Kapının sertçe tıklatılmasıyla gözlerimi açtım. Sabah sabah kim gelmişti? Tek isteğim Dustin olmamasıydı. Eğer işin ucunda Aras olmasaydı ona haddini bildirirdim.
Ayağa kalktım ve saçlarımı elimle düzelttim. Kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı araladım. Gelen Aren'di. "Gelebilir miyim?" Kapıyı tam açıp balkona doğru yürüdüm. "Biraz dağınık ama..." diye fısıldadım başım çatlıyordu.
Balkonun kapısını açıp içeri girdim. Benim girmemle Aren de balkona girdi ve kapıyı kapattı. "Dün bir şey mi oldu?" diye sordu. Söylemeli miydim? Emin değildim. Böyle bir salaklık yapamazdım. Ona söylemeliydim.
"Dün Dustin geldi." dedim. Bunu duyunca sinirlenmiş olmalıydı; eli yumruk hâline geldi. "Ne dedi sana?" diye sordu. "Beni tehdit etti. Onunla evlenmezsem kardeşim bildiğim adamı öldürecekmiş." dedim ve gözümden bir damla yaş aktı. Hemen sildim.
"Kabul etmedin değil mi?" diye sordu. Başımı hayır anlamında salladım. "Bir şey söylemedim." dedim.
"Onunla evlenmeyeceksin. Buna asla izin vermem." Tamam ama Aras'a ne olacaktı? "Aras'a zarar verirse?" Başını olumsuz anlamda yana doğru salladı. "O zaman biz de onu buraya getiririz."
Nasıl yani? Aras'ı buraya mı getirecektik? "Ciddi misin? Bunu yapabilir misin?" dedim.
"Bunun şakası olmaz." Sertçe nefesini verdi. "Ona teklifini kabul etmeden önce kendi evine gidip düşünmen gerektiğini söyleyeceksin ve biz de oraya gidip Aras'ı yanımıza alacağız."
Pekâlâ, her şeyi anladım ama ya Aras gelmezse? Aklımı kaçırdığımı düşünürse? Bu soruları bir kenara bıraktım çünkü önceliğim Aras'ın canıydı.
"Ben Dustin'in yanına gideyim." dedim. "Beraber gidelim." dedi ve yürümeye başladık.
Aren'in arkamdan geldiğini hissediyordum. Dustin ve Bilge yemek odasındaydı. Boğazımı temizledim ve sandalyeye oturdum. "Nasılsın?" dedi Bilge.
"Fena sayılmam." dedim. "Ben kendi evime gitmek istiyorum, kısa bir süre." "Hayır." dedi Dustin. Kahkaha atmamak için dilimi ısırdım ne sanıyordu bu kendini.
"Senden izin aldığını hatırlamıyorum, Dustin." dedi Aren. En sonunda Bilge konuşmaya başladı. "Sen nasıl istersen kızım ama gün bitmeden gel."
Kolay kısmı hallolmuştu. Şimdi zor kısım vardı: Aras'ı ikna etmek. Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim.
Bilge'nin "Nereye?" diyen sorusunu duymazlıktan geldim. Yemek salonundan çıktığımızda Aren, "Zindana gitmemiz gerek." dedi.

...

Zindana geldiğimizde içeri girmek çok zor olmadı. Aren'in dediğine göre tüm halk benim geldiğimi biliyordu. Aren'i gördüğüm hücreye gelmiştik. Buraya geldiğimizde vücudunun kasıldığını gördüm.
Kapının önünde biraz bekledikten sonra içeri girdi ve oturdu. "Karşıma otur." dedi. Söylediğini yapip bağdaş kurarak yere oturdum.
"Gözlerini kapat." diye fısıldadığında gözlerimi yumdum. Şakağımda elini hissettiğimde yutkundum. Gözlerim hâlâ kapalıydı ama beyaz bir ışık gördüm.
Eli şakaklarımdan ayırdı. "Gözlerini açabilirsin." diyen sesini duyduğumda kapattığım gözlerimi açtım.
İnanmıyorum... Evimdeydim! Kendi odamda, halının üzerinde oturuyordum. Aren ise ayakta bana bakıyordu.
Üstündeki kıyafetleri değişmişti. Üstünde siyah bir kazak ve deri ceket vardı. Altında ise bol bir pantolon. İtiraf etmeliyim ki çok yakışmıştı. Elini bana doğru uzattı. Elini tuttum ve ayağa kalkmam için beni çekti.
Önümdeki gardırobun aynasından kendime baktım. Üzerimde beyaz uzun kollu bir bluz, onun üzerinde siyah bir ceket vardı. Altımda da İspanyol paça siyah bir pantolon bulunuyordu.
"Etrafı incelemen bittiyse artık Aras'ı bulalım." dedi. Dejavu yaşamış gibi hissettim. Tam o anda kapı çaldı. Umuyorum ki Aras'tı. Hemen kapıyı açmaya gittik. Kilidi açıp kapıyı açtım. Çok şükür, gelen Aras'tı.
Beni görünce belimden tutup sıkıca kendine çekti ve bana sarıldı.
"Neredesin? Dünden beri sana ulaşamıyorum." dedi, ellerini çekip bana bakarken. Tam bir şey söyleyecektim ki yanımdaki Aren'i görüp, "Bu adam kim ve neden beni yiyecekmiş gibi bakıyor?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. Bu kadar stresli olmasaydım gülebilirdim.
"İçeri gel lütfen. Sana anlatacaklarım var." dedim. Ayakkabılarını çıkarıp oturma odasına doğru ilerledi. Aren de içeri girecekken kolundan tutup onu durdurdum. "Lütfen sen anlat." dedim.
"Ben hallederim." deyip içeri girdi. Ben de girdiğimde Aras kanepeye oturmuştu. Aren de oturunca ben de Aras'ın yanına oturdum. "Şimdi şöyle..." dedi Aren ve her şeyi anlatmaya başladı.

...

"Eşek şakası falan değil mi bu?" diye bağırdı Aras. "Leyla, ne saçmalıyor bu adam? Nereden tanıyorsun sen?" Artık hepimiz ayaktaydık.
"Bağırma kıza." dedi Aren. "Hesap mı vereceğim sana?" dedi Aras. Duyduklarına inanmıyordu. Haklıydı da. Onun yerinde kim olsa inanmazdı. "Leyla hakkındaki her şeyin hesabını vereceksin."
"Yeter artık." Aras'ın yüzünü ellerimin arasına aldım. "Yalandan nefret ettiğimi biliyorsun." dedim. Ofladı. "Biliyorum, gerçek. Anlıyorum ama zor be kızım." dedi. "Aras..." dedim. "Biliyorum zor ama anlaman lazım beni. Ama tercih senin. Benim o adamla evlenmemi istiyorsan..."diyordum ki sözümü kesti. "Tamam, sizinle geleceğim." Şükürler olsun. İnanmayacak diye o kadar çok korkmuştum ki...
"Kabul edeceğini biliyordum." dedi Aren. Duraksadı. "Siz artık bu dünyada yaşamıyorsunuz." dedi.
"Nasıl yani?" diye sordu Aras. "Sizi göremeyecekleri için bizim dünyamızda olmanız herkese zarar verir. O yüzden küçük bir depoyu yaktım. Ve sizin öldüğünüzü düşünüyorlar." Nasıl yani? Herkes bizim öldüğümüzü mü düşünüyor? Hayır, bu olamaz. Salih amca, Gülay teyze çok üzülürdü. Bunu kaldıramazlardı.
"Nasıl?" dedi Aras. "Bunu nasıl yapabilirsin?" dedi ve Aren'i omuzlarından itti. "Aras, dur artık lütfen." dedim. "Yapmak zorundaydım. Eğer ölmediğinizi düşünürlerse sizin kaybolduğunuzu düşünecekler." dedi Aren. Aras yüzünü sıvazladı.
"Gidelim artık lütfen." dedim. "Avucumu şakağına yasladığımda gözünü kapat." dedi Aren. Aras başını salladı. Aren bir elini benim şakağıma, diğer elini ise Aras'ın şakağına yasladı.
Gözlerimi kapattım ve beklemeye başladım. En sonunda başımdaki sıcak ellerin yerini soğuk bir rüzgâr alınca gözlerimi açtım. Gelmiştik.
Aren, "Buradan çıkalım hemen." dedi.
Buradan rahatsız olduğu anlayabiliyordum. Neden bilmiyordum ama Aren'e karşı bir sevgi vardı içimde. Belki de son iki aydır onu hep gördüğüm içindir.
Hapishaneden çıkıp saraya giderken Aras, üstündeki kıyafetlerden dolayı şikâyet ediyordu. Saraya vardığımızda Dustin'i bahçede gördüm. Aren de görmüş olmalıydı ki kolumdan tutup sarayın kapısına doğru ilerletti. "Layla!" diye bağırdı Dustin.
Aren hiç durmadan yürümeye devam etti. Tekrar "Layla!" diye bağırınca durmak zorunda kaldım. "Siz ikiniz, burada bekleyin." dedikten sonra Dustin'e doğru yürümeye başladım.
Yanına geldiğimde, "İsmim Leyla, istersen heceleyebilirim." dediğimde kahkaha atmaya başladı. Komik olan neydi? "Sevgili Layla." dedi. "Bu ismi sana annen koydu ve buna alışsan iyi edersin." dedi, "Layla"yı bastırarak.
"Ve görüyorum ki Aras'ı buraya getirmişsin. Bunun evliliğimize mani olacağını mı düşünüyorsun?" dedi. Ellerimi saçlarıma geçirecekti ki bir anda önümden hızla çekildi. Ne olduğunu daha anlamadan yere yapıştığını gördüm. İnanmıyordum! Aren, Dustin'e yumruk atıyordu.
Aren'in yanına gittiğimde kolundan tuttum. "Aren, ne yapıyorsun?" Ulu orta kimseyi dövemezdi. Kendine zarar veriyordu.
Dustin kendini savunmaya çalışırken Aren daha fazla yumruk atıyordu. Ben ise Aren'in kolundan tutup ayağa kaldırmaya çalışıyordum. Peki Aras ne yapıyordu? Sanki film izliyormuş gibi bizi izliyordu. "Aras!" diye bağırdım. "Mısır ister misin?"
"Gerek yok ama bir çayını alırım." dedi. "Bir daha ona dokunursan seni gebertirim, duydun mu?" diye bağırdı. Tuttuğu yakasını bırakıp ayağa kalktı ve ağzındaki kanı sildi Aren.
Dustin'i gören bir muhafız buraya doğru koştu. "Lütfen onu götürün." dedim. Dustin'i kaldırıp götürdü. Aren'e dönüp yumruğumu karnına geçirdim. Bu yaptığım hareketle afalladı.
"Bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum." diye mırıldandığını duydum Aren'in. Tekrar vurmaya çalıştığımda bu sefer hazırlıklıydı. Bileğimden tutup kendine çekti. "O bir kere olur." dedi.
Elimi ondan kurtarmaya çalıştım ama beni daha çok kendine çekti.
"Ne yaptığını sanıyorsun? Birini dövdün, hem de saraydan birini. Ne olacak şimdi?" Eğer o gelmeseydi ben de ona vururdum. Hatta bunu her şeyden çok istiyordum ama Dustin'i öldüresiye dövmezdim. "Hiçbir şey olmayacak." dedi Aren.
"Nasıl bu kadar eminsin?" diye sordu Aras. "Boş verin, içeri girelim artık. Hava soğudu." Boş vermek mi? Artık sinirlenmeye başlıyordum. "O herifi dövdün, peki bir halta yaradı mı?"
Kendi sorumu kendim cevapladım. "Hayır!" diye bağırdım. "Hiçbir halt yaşamadı. O adam benimle evlenmek istiyor. Ve beni tehdit ediyor. Ne kadar güçlü olduğunun farkında değil misin?"
Bunları söylerken hem bağırıyordum hem de ellerim titriyordu. "Leyla yeter. İçeri geçelim artık, titriyorsun." Soğuktan değil, sinirden titriyordum oysaki. Aras yanıma gelip kolumdan tuttu ve beni içeri doğru sürükledi. "Sana inanmıyorum Aras, benden daha fazla uyum sağladın."
Bu kadar hızlı alıştığına inanamıyordum. Evet, ikna etmek kolay olmamıştı. İnandırması çok zordu ama bir o kadar da çabuk alıştı. "Odana gidelim, orada konuşuruz. "Aren önden ilerliyordu. Odaya gittiğimizde Bilge'nin kapıda olduğunu gördüm. İsmini hâlâ öğrenememiştim. "Bu ak sakallı dede de kim?" diye fısıldadı kulağıma Aras. "Konuşalım mı kızım?" dedi.
Aras'ın kolundan kurtulup cebimdeki anahtarı çıkardım, kilidi açıp kapıyı açtım. İçerisi dağınıktı. "Balkona geçelim." dedim ve balkona doğru yürüdüm. İçerisi havalansın diye kapıyı açık bırakmıştım.
Balkondaki masaya doğru ilerledim ve sandalyeye oturdum. İçeriye önce Bilge, ardından Aras ve en son Aren girdi. Herkes oturduktan sonra Bilge konuşmaya başladı. "Dustin seninle evlenmek istiyor kızım ve evlenmeden tahta geçemezsin. Halkımız kraliçeyi bekliyor, onları daha fazla bekletmemelisin."
Onların tahtı umurumda mı sanıyorlardı? Tanımadığım insanlar için evlenmemi bekliyorlardı. Bir de Dustin ile... Onunla... Beni aptal mı sanıyorlardı? Onun tek derdi kral olup burayı yönetmekti.
Aren onun ismini duyunca bile sinirleniyordu. Ondan nefret ettiğini anlamamak için kör olmak gerekirdi. "Onun güvenliği bende ve Leyla'nın istemediği biriyle evlenmesine müsaade etmem.
Arkamda durduğu için ona minnettardım. Kimse beni istemediğim bir şeye zorlayamazdı ama birilerinin arkamda durması beni mutlu etmişti.
"Bunu tabii ki ona soracağız." Yumuşak bakışlarını bana döndürdü. "İstiyor musun?" diye sordu. "Tabii ki istemiyorum, bu da soru mu?" Bir de soruyorlardı.
"Duydun işte kızı, Victor." dedi. Victor mu? Demek ki gerçek ismi buydu. "Sevdiğin biri mi var?" diye sordu.
Victor bu soruyu duyunca hem Aren'in hem de Aras'ın kaşları çatıldı ve meraklı bakışlarını bana doğru çevirdiler. "Birini sevmemle bir alakası yok. Bu beni ilgilendiren bir konu." dedim rahat bir tavırla. Kimsenin haddine değil özelimi kurcalamak.
"Leyla, bilmediğim biri mi var?" dedi Aras. Bunun cevabını söyleyeceğim tek kişiydi. Arkadaştan öte bir abiydi benim için. "Yok." dedim.
İkisinin de çatık kaşları normale döndü. "Dustin olmasa bile evlenmelisin." dedi. Taktılar evliliğe, yemin ederim taktılar. "Bakın, ben evlenmem." dedim, tüm kelimeleri bastırarak. Bir anda, "Benimle gel." dedi Aren. "Sebep?" deyip kaşlarımı kaldırdım. "Mühim bir şey."
Ayağa kalktım ve balkondan çıktık. "Evlenmek istediğin biri var mı?" diye sordu. Sabır... Gerçekten biraz sabır, mükemmel olurdu. "Sabrımı sınıyorsun. Yok dedim ya." dedim.
Ne diyeceğini gerçekten çok merak ediyordum. Umarım beni görücü usulüyle evlendirmeye çalışmazdı. Asla evlenmem diyen birini ikna edeceğini sanmıyordum ama deneyebilirdi sonuçta.
Eğer evlenmek zorundaysam ancak anlaşmalı bir evlilik yapardım. Onu da güvendiğim bir kişiyle. Biriyle evli olduğumu düşünmek bile beni rahatsız ediyordu. Uzun bir süre yüzüme baktı. Sanki diyeceği şeyden sonra tepkimi ölçmeye çalışıyordu. En sonunda konuşmaya karar vermiş olacaktı. "Evlen benimle!" dedi NeHayır!" diye bağırdım kesin bir sesle. "Kesin saçmalamayı. Onunla asla evlenmem." dedim. "Zorundasın." dedi Dustin.
Bunu söyleyince kendime hâkim olamamaktan korktum. Ben hiçbir şeye zorunlu değildim. Ellerim titremeye başladı. Aren'e baktım. Çenesinin kasıldığını fark ettim. Başımı hayır der gibi salladım.
Tam konuşacaktım ki kapı gürültülü bir şekilde açıldı. Bir muhafız bir şeyler söyledi ama hiçbir şey anlayamadım. Bilge ve Dustin'in çıktığını gördüm, sonra da Aren'in koşarak yanıma gelişini. Son hatırladığım, Aren'in "Leyla!" diye bağırmasıydı.

AREN
"Leyla!" diye bağırdım. Onun yanına geldiğimde çoktan dengesini kaybedip yere düşmüştü. Kolumu sırtından ve dizlerinin altından geçirip kucağıma aldım. Bir şey olmasın lütfen.
Odadan çıktım ve şifahaneyi buldum. "Hekim yok mu?" diye bağırdım. Ona bir şey olacak diye o kadar çok korkuyordum ki aklım duracak gibiydi. Bir hekim koşarak yanıma geldi. "Yatağa bırakın."
Yatağa doğru ilerledim ve onu yavaşça yatağa bıraktım. Hekim, "Siz çıkın lütfen." dedi. Hiç istemesem de çıktım odadan.
Victor, yani Bilge Adam, Dustin ile beraber karşı ülkenin elçisini ağırlamaya gitmişlerdi. Ben ise Leyla'dan gelecek haberi bekliyordum. Başımı kaldırdığımda Dustin'i gördüm. Bana o piçi öldürmemek için bir sebep söylemelilerdi. Hızlı adımlarla yanıma gelip göğsümden itti. Bileğini hızlıca tutup ters çevirdim.
"Sakın." dedim. "Sakın bir daha yapma."Kesin şunu!" dedi sert bir sesle Victor. Ona küçücük bir saygı duymasam onu dinlemezdim ama ona bir can borcum vardı.
"Layla'yı o mu koruyacak?" diye bağırdı. "Bu herif mi..." dedi Dustin. "Layla'nın şifahanede olmasını açıklasın bu mahkûm." Bu söz beni iyice sinirlendirdi. "Sizin yüzünüzden lan!" diye bağırdım.
"Hiç mi anlayışınız yok? Bu kız bambaşka bir dünyadan buraya geleli bir gün bile olmadı. Siz gelmiş yok eğitim, yok evlenme..." diye devam ettim.
Sınırı geçmişlerdi. Bundan sonra benden sakin olmamı bekleyemezlerdi. "Ben evlenirim lan!"
Bunu der demez Dustin üzerime yürüdü. "Ne diyorsun sen!" dedi ve yakamı tuttu. Ben de onun yakasını tutup duvara yapıştırdım.
"Kesin şunu!" diye bağıran bir ses duydum lakin gözüm dönmüştü. Hiçbir şey görmüyordum. Tek bildiğim, o Dustin piçini geberteceğimdi. Sonra kolumda bir el hissettim ve "Aren, yapma." diyen bir ses...
Aren demişti. Normalde herkes Kaiden derdi. Leyla olmalıydı. Uyanmış mıydı? Dustin'in yakasını sıkan elim gevşedi. Sakinleşmiştim ama hâlâ nefes alışverişim düzensizdi. Dustin'i bırakın yere oturdum ve yüzümü sıvazladım.
Leyla'nın önümde oturduğunu gördüm."İyi misin?" diye fısıldadı. Arkadan, "Öldüreceğim o adamı!" diyen Dustin'in sesini duyuyordum. "Onun kılına dokunursan seni kendi ellerimle boğarım." dedi Leyla.
Gülümsememe engel olamadım."Ben iyiyim. Sen nasılsın asıl?" dedim.Neden ayağa kalkmıştı ki?
"Ne halt ediyordunuz burada?"
Kızgın ve yorgun olduğu belliydi. Böyle olacağını bilseydim dinlendikten sonra saraya getirirdim onu. Ne bekliyordum ki? Dustin'in olduğu yerde huzur da yoktur. Dustin'in sesi kesildiğinde Victor'un Dustin'i götürmüş olduğunu anladım.
Ayağa kalktığımda Leyla da benimle birlikte kalktı. "Neyin var? Neden bayıldın?" diye sordum. Merakımı ve endişemi gizleyemiyordum. Bu kadının yanında hiçbir şeyimi gizleyemiyordum zaten.
"Açlıktan ve yorgunluktanmış..." duraksadı. "Ha, bir de stres." dedi. "Odana götürelim seni. Dinlenmen gerek." Başını salladı sadece.
Victor haber vermiş olmalıydı ki odası hazırdı. Tabii benim geleceğimden bihaberlerdi. Leyla'nın karşı odasındaki boş odalardan birine geçtim ve kendimi yatağa bıraktım. Hücredeyken en son ne zaman rahat bir yastığa başımı koyduğumu hatırlamıyordum. Tek suçum kötü bir insanın oğlu olmamdı. Gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım.

LEYLA
Şifahaneden çıktıktan sonra Aren beni odama getirmişti ama hiç rahat değildim. Gözlerimi ne kadar sıkı kapatsam da uyuyamıyordum. Sonunda ayağa kalkıp odayı gezmeye başladım. Üstümü değiştirdiğimde bakışlarımla odayı gezmiştim ama tam olarak odayı görmemiştim.
Gaz lambasını yaktım ve içeriyi gezmeye başladım. Oda çok büyüktü. Yatağın karşısında üçlü, beyaz renkte bir kanepe vardı. Kanepenin sağında ise geniş bir masa ve kocaman kitaplıklar vardı.
Kitaplığın olduğu yere gittim. Bilmediğim kitaplar vardı. Buranın kendine özgü yazarları olmalıydı. Ardından gördüğüm kitaplarla duraksadım. "Hayvan Çiftliği", "1984", "Budala" ve inanmıyorum, "Harry Potter"!
Bu kitapları gördüğüme çok sevindim. Eminim başka bildiğim kitaplar da vardır. Madem uyuyamıyordum, bir kitap alıp okuyabilirdim. Elimi kitapların yanından geçirdim ve birinin önünde durdum.
"Lanetli Gece"
Yazar kısmında "Büyücü" yazısının üstü çizilmişti, altında ise "Hiç Kimse" yazıyordu. Bu beni meraklandırmıştı. Kitabı alıp yatağıma ilerleyecekken kapı çaldı. Kitabı yerine yerleştirdim ve girmesi için seslendim.
Kapı açıldığında içeri giren kişi beni şaşırtmıştı. Dustin. Bu saatte burada ne işi vardı?
"Ne işin var gecenin bu saatinde?" dedim. Gözleriyle odayı süzdü. "Konuşmaya geldim. Daha kim olduğumu bilmemen çok üzücü." dedi. Dudaklarını bükerek benimle alay ediyordu. "Kim olduğunu biliyorum." dedim.
"Hadi ama, adımdan bahsetmiyordum. Kuzen olduğumuzu bilmiyor muydun?" İşte buna şaşırmıştım. "Babalarımız kardeş." diye devam etti. "Umurumda değil." dedim. Ardından odayı süzmeye başladı. Sonunda koltuğa oturdu.
"Çık odamdan." dedim. Buradan çıkmazsa iyi şeyler olmayacaktı.
"Aras'tı değil mi?" Ne? Aras mı? Onu nereden tanıyordu? "Onun ölmesi iki dudağımın arasında." dedi.
"Ne saçmalıyorsun? Kendi ellerimle öldürürüm seni. Anlıyor musun? Öldürürüm!" diye bağırdım. Ne saçmalıyordu? Bunu yapamazdı. Ona zarar gelirse yaşayamazdım. Bunu nereden biliyordu?
Ayağa kalktı ve önümde durdu. "Benimle evlenmezsen Aras'ın mezarına gidersin." dedi sakin bir sesle. Ve odadan çıkıp kapıyı sert bir şekilde kapattı. Yere oturdum. Bacaklarımı hissedemiyordum ve omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım.
Hayır... Bunu yapamazdı.Yapamazdı, değil mi?Ağlamam daha da şiddetlendi. Aras ölürse ben yaşayamazdım kardeşimdi o benim. Bilmediğim bir dünyada yaşadığım için elimden hiçbir şey gelmiyordu.
Ayağa kalkıp elime sandalyeyi aldım ve duvara doğru sandalye parçalanmıştı. Yatağıma girdim ve ağlamaya devam ettim. Ne zaman uykuya daldığımı anlamadım.Kapının sertçe tıklatılmasıyla gözlerimi açtım. Sabah sabah kim gelmişti? Tek isteğim Dustin olmamasıydı. Eğer işin ucunda Aras olmasaydı ona haddini bildirirdim.
Ayağa kalktım ve saçlarımı elimle düzelttim. Kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı araladım. Gelen Aren'di. "Gelebilir miyim?" Kapıyı tam açıp balkona doğru yürüdüm. "Biraz dağınık ama..." diye fısıldadım başım çatlıyordu.
Balkonun kapısını açıp içeri girdim. Benim girmemle Aren de balkona girdi ve kapıyı kapattı. "Dün bir şey mi oldu?" diye sordu. Söylemeli miydim? Emin değildim. Böyle bir salaklık yapamazdım. Ona söylemeliydim.
"Dün Dustin geldi." dedim. Bunu duyunca sinirlenmiş olmalıydı; eli yumruk hâline geldi. "Ne dedi sana?" diye sordu. "Beni tehdit etti. Onunla evlenmezsem kardeşim bildiğim adamı öldürecekmiş." dedim ve gözümden bir damla yaş aktı. Hemen sildim.
"Kabul etmedin değil mi?" diye sordu. Başımı hayır anlamında salladım. "Bir şey söylemedim." dedim.
"Onunla evlenmeyeceksin. Buna asla izin vermem." Tamam ama Aras'a ne olacaktı? "Aras'a zarar verirse?" Başını olumsuz anlamda yana doğru salladı. "O zaman biz de onu buraya getiririz."
Nasıl yani? Aras'ı buraya mı getirecektik? "Ciddi misin? Bunu yapabilir misin?" dedim.
"Bunun şakası olmaz." Sertçe nefesini verdi. "Ona teklifini kabul etmeden önce kendi evine gidip düşünmen gerektiğini söyleyeceksin ve biz de oraya gidip Aras'ı yanımıza alacağız."
Pekâlâ, her şeyi anladım ama ya Aras gelmezse? Aklımı kaçırdığımı düşünürse? Bu soruları bir kenara bıraktım çünkü önceliğim Aras'ın canıydı.
"Ben Dustin'in yanına gideyim." dedim. "Beraber gidelim." dedi ve yürümeye başladık.
Aren'in arkamdan geldiğini hissediyordum. Dustin ve Bilge yemek odasındaydı. Boğazımı temizledim ve sandalyeye oturdum. "Nasılsın?" dedi Bilge.
"Fena sayılmam." dedim. "Ben kendi evime gitmek istiyorum, kısa bir süre." "Hayır." dedi Dustin. Kahkaha atmamak için dilimi ısırdım ne sanıyordu bu kendini.
"Senden izin aldığını hatırlamıyorum, Dustin." dedi Aren. En sonunda Bilge konuşmaya başladı. "Sen nasıl istersen kızım ama gün bitmeden gel."
Kolay kısmı hallolmuştu. Şimdi zor kısım vardı: Aras'ı ikna etmek. Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim.
Bilge'nin "Nereye?" diyen sorusunu duymazlıktan geldim. Yemek salonundan çıktığımızda Aren, "Zindana gitmemiz gerek." dedi.

...

Zindana geldiğimizde içeri girmek çok zor olmadı. Aren'in dediğine göre tüm halk benim geldiğimi biliyordu. Aren'i gördüğüm hücreye gelmiştik. Buraya geldiğimizde vücudunun kasıldığını gördüm.
Kapının önünde biraz bekledikten sonra içeri girdi ve oturdu. "Karşıma otur." dedi. Söylediğini yapip bağdaş kurarak yere oturdum.
"Gözlerini kapat." diye fısıldadığında gözlerimi yumdum. Şakağımda elini hissettiğimde yutkundum. Gözlerim hâlâ kapalıydı ama beyaz bir ışık gördüm.
Eli şakaklarımdan ayırdı. "Gözlerini açabilirsin." diyen sesini duyduğumda kapattığım gözlerimi açtım.
İnanmıyorum... Evimdeydim! Kendi odamda, halının üzerinde oturuyordum. Aren ise ayakta bana bakıyordu.
Üstündeki kıyafetleri değişmişti. Üstünde siyah bir kazak ve deri ceket vardı. Altında ise bol bir pantolon. İtiraf etmeliyim ki çok yakışmıştı. Elini bana doğru uzattı. Elini tuttum ve ayağa kalkmam için beni çekti.
Önümdeki gardırobun aynasından kendime baktım. Üzerimde beyaz uzun kollu bir bluz, onun üzerinde siyah bir ceket vardı. Altımda da İspanyol paça siyah bir pantolon bulunuyordu.
"Etrafı incelemen bittiyse artık Aras'ı bulalım." dedi. Dejavu yaşamış gibi hissettim. Tam o anda kapı çaldı. Umuyorum ki Aras'tı. Hemen kapıyı açmaya gittik. Kilidi açıp kapıyı açtım. Çok şükür, gelen Aras'tı.
Beni görünce belimden tutup sıkıca kendine çekti ve bana sarıldı.
"Neredesin? Dünden beri sana ulaşamıyorum." dedi, ellerini çekip bana bakarken. Tam bir şey söyleyecektim ki yanımdaki Aren'i görüp, "Bu adam kim ve neden beni yiyecekmiş gibi bakıyor?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. Bu kadar stresli olmasaydım gülebilirdim.
"İçeri gel lütfen. Sana anlatacaklarım var." dedim. Ayakkabılarını çıkarıp oturma odasına doğru ilerledi. Aren de içeri girecekken kolundan tutup onu durdurdum. "Lütfen sen anlat." dedim.
"Ben hallederim." deyip içeri girdi. Ben de girdiğimde Aras kanepeye oturmuştu. Aren de oturunca ben de Aras'ın yanına oturdum. "Şimdi şöyle..." dedi Aren ve her şeyi anlatmaya başladı.

...

"Eşek şakası falan değil mi bu?" diye bağırdı Aras. "Leyla, ne saçmalıyor bu adam? Nereden tanıyorsun sen?" Artık hepimiz ayaktaydık.
"Bağırma kıza." dedi Aren. "Hesap mı vereceğim sana?" dedi Aras. Duyduklarına inanmıyordu. Haklıydı da. Onun yerinde kim olsa inanmazdı. "Leyla hakkındaki her şeyin hesabını vereceksin."
"Yeter artık." Aras'ın yüzünü ellerimin arasına aldım. "Yalandan nefret ettiğimi biliyorsun." dedim. Ofladı. "Biliyorum, gerçek. Anlıyorum ama zor be kızım." dedi. "Aras..." dedim. "Biliyorum zor ama anlaman lazım beni. Ama tercih senin. Benim o adamla evlenmemi istiyorsan..."diyordum ki sözümü kesti. "Tamam, sizinle geleceğim." Şükürler olsun. İnanmayacak diye o kadar çok korkmuştum ki...
"Kabul edeceğini biliyordum." dedi Aren. Duraksadı. "Siz artık bu dünyada yaşamıyorsunuz." dedi.
"Nasıl yani?" diye sordu Aras. "Sizi göremeyecekleri için bizim dünyamızda olmanız herkese zarar verir. O yüzden küçük bir depoyu yaktım. Ve sizin öldüğünüzü düşünüyorlar." Nasıl yani? Herkes bizim öldüğümüzü mü düşünüyor? Hayır, bu olamaz. Salih amca, Gülay teyze çok üzülürdü. Bunu kaldıramazlardı.
"Nasıl?" dedi Aras. "Bunu nasıl yapabilirsin?" dedi ve Aren'i omuzlarından itti. "Aras, dur artık lütfen." dedim. "Yapmak zorundaydım. Eğer ölmediğinizi düşünürlerse sizin kaybolduğunuzu düşünecekler." dedi Aren. Aras yüzünü sıvazladı.
"Gidelim artık lütfen." dedim. "Avucumu şakağına yasladığımda gözünü kapat." dedi Aren. Aras başını salladı. Aren bir elini benim şakağıma, diğer elini ise Aras'ın şakağına yasladı.
Gözlerimi kapattım ve beklemeye başladım. En sonunda başımdaki sıcak ellerin yerini soğuk bir rüzgâr alınca gözlerimi açtım. Gelmiştik.
Aren, "Buradan çıkalım hemen." dedi.
Buradan rahatsız olduğu anlayabiliyordum. Neden bilmiyordum ama Aren'e karşı bir sevgi vardı içimde. Belki de son iki aydır onu hep gördüğüm içindir.
Hapishaneden çıkıp saraya giderken Aras, üstündeki kıyafetlerden dolayı şikâyet ediyordu. Saraya vardığımızda Dustin'i bahçede gördüm. Aren de görmüş olmalıydı ki kolumdan tutup sarayın kapısına doğru ilerletti. "Layla!" diye bağırdı Dustin.
Aren hiç durmadan yürümeye devam etti. Tekrar "Layla!" diye bağırınca durmak zorunda kaldım. "Siz ikiniz, burada bekleyin." dedikten sonra Dustin'e doğru yürümeye başladım.
Yanına geldiğimde, "İsmim Leyla, istersen heceleyebilirim." dediğimde kahkaha atmaya başladı. Komik olan neydi? "Sevgili Layla." dedi. "Bu ismi sana annen koydu ve buna alışsan iyi edersin." dedi, "Layla"yı bastırarak.
"Ve görüyorum ki Aras'ı buraya getirmişsin. Bunun evliliğimize mani olacağını mı düşünüyorsun?" dedi. Ellerimi saçlarıma geçirecekti ki bir anda önümden hızla çekildi. Ne olduğunu daha anlamadan yere yapıştığını gördüm. İnanmıyordum! Aren, Dustin'e yumruk atıyordu.
Aren'in yanına gittiğimde kolundan tuttum. "Aren, ne yapıyorsun?" Ulu orta kimseyi dövemezdi. Kendine zarar veriyordu.
Dustin kendini savunmaya çalışırken Aren daha fazla yumruk atıyordu. Ben ise Aren'in kolundan tutup ayağa kaldırmaya çalışıyordum. Peki Aras ne yapıyordu? Sanki film izliyormuş gibi bizi izliyordu. "Aras!" diye bağırdım. "Mısır ister misin?"
"Gerek yok ama bir çayını alırım." dedi. "Bir daha ona dokunursan seni gebertirim, duydun mu?" diye bağırdı. Tuttuğu yakasını bırakıp ayağa kalktı ve ağzındaki kanı sildi Aren.
Dustin'i gören bir muhafız buraya doğru koştu. "Lütfen onu götürün." dedim. Dustin'i kaldırıp götürdü. Aren'e dönüp yumruğumu karnına geçirdim. Bu yaptığım hareketle afalladı.
"Bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum." diye mırıldandığını duydum Aren'in. Tekrar vurmaya çalıştığımda bu sefer hazırlıklıydı. Bileğimden tutup kendine çekti. "O bir kere olur." dedi.
Elimi ondan kurtarmaya çalıştım ama beni daha çok kendine çekti.
"Ne yaptığını sanıyorsun? Birini dövdün, hem de saraydan birini. Ne olacak şimdi?" Eğer o gelmeseydi ben de ona vururdum. Hatta bunu her şeyden çok istiyordum ama Dustin'i öldüresiye dövmezdim. "Hiçbir şey olmayacak." dedi Aren.
"Nasıl bu kadar eminsin?" diye sordu Aras. "Boş verin, içeri girelim artık. Hava soğudu." Boş vermek mi? Artık sinirlenmeye başlıyordum. "O herifi dövdün, peki bir halta yaradı mı?"
Kendi sorumu kendim cevapladım. "Hayır!" diye bağırdım. "Hiçbir halt yaşamadı. O adam benimle evlenmek istiyor. Ve beni tehdit ediyor. Ne kadar güçlü olduğunun farkında değil misin?"
Bunları söylerken hem bağırıyordum hem de ellerim titriyordu. "Leyla yeter. İçeri geçelim artık, titriyorsun." Soğuktan değil, sinirden titriyordum oysaki. Aras yanıma gelip kolumdan tuttu ve beni içeri doğru sürükledi. "Sana inanmıyorum Aras, benden daha fazla uyum sağladın."
Bu kadar hızlı alıştığına inanamıyordum. Evet, ikna etmek kolay olmamıştı. İnandırması çok zordu ama bir o kadar da çabuk alıştı. "Odana gidelim, orada konuşuruz. "Aren önden ilerliyordu. Odaya gittiğimizde Bilge'nin kapıda olduğunu gördüm. İsmini hâlâ öğrenememiştim. "Bu ak sakallı dede de kim?" diye fısıldadı kulağıma Aras. "Konuşalım mı kızım?" dedi.
Aras'ın kolundan kurtulup cebimdeki anahtarı çıkardım, kilidi açıp kapıyı açtım. İçerisi dağınıktı. "Balkona geçelim." dedim ve balkona doğru yürüdüm. İçerisi havalansın diye kapıyı açık bırakmıştım.
Balkondaki masaya doğru ilerledim ve sandalyeye oturdum. İçeriye önce Bilge, ardından Aras ve en son Aren girdi. Herkes oturduktan sonra Bilge konuşmaya başladı. "Dustin seninle evlenmek istiyor kızım ve evlenmeden tahta geçemezsin. Halkımız kraliçeyi bekliyor, onları daha fazla bekletmemelisin."
Onların tahtı umurumda mı sanıyorlardı? Tanımadığım insanlar için evlenmemi bekliyorlardı. Bir de Dustin ile... Onunla... Beni aptal mı sanıyorlardı? Onun tek derdi kral olup burayı yönetmekti.
Aren onun ismini duyunca bile sinirleniyordu. Ondan nefret ettiğini anlamamak için kör olmak gerekirdi. "Onun güvenliği bende ve Leyla'nın istemediği biriyle evlenmesine müsaade etmem.
Arkamda durduğu için ona minnettardım. Kimse beni istemediğim bir şeye zorlayamazdı ama birilerinin arkamda durması beni mutlu etmişti.
"Bunu tabii ki ona soracağız." Yumuşak bakışlarını bana döndürdü. "İstiyor musun?" diye sordu. "Tabii ki istemiyorum, bu da soru mu?" Bir de soruyorlardı.
"Duydun işte kızı, Victor." dedi. Victor mu? Demek ki gerçek ismi buydu. "Sevdiğin biri mi var?" diye sordu.
Victor bu soruyu duyunca hem Aren'in hem de Aras'ın kaşları çatıldı ve meraklı bakışlarını bana doğru çevirdiler. "Birini sevmemle bir alakası yok. Bu beni ilgilendiren bir konu." dedim rahat bir tavırla. Kimsenin haddine değil özelimi kurcalamak.
"Leyla, bilmediğim biri mi var?" dedi Aras. Bunun cevabını söyleyeceğim tek kişiydi. Arkadaştan öte bir abiydi benim için. "Yok." dedim.
İkisinin de çatık kaşları normale döndü. "Dustin olmasa bile evlenmelisin." dedi. Taktılar evliliğe, yemin ederim taktılar. "Bakın, ben evlenmem." dedim, tüm kelimeleri bastırarak. Bir anda, "Benimle gel." dedi Aren. "Sebep?" deyip kaşlarımı kaldırdım. "Mühim bir şey."
Ayağa kalktım ve balkondan çıktık. "Evlenmek istediğin biri var mı?" diye sordu. Sabır... Gerçekten biraz sabır, mükemmel olurdu. "Sabrımı sınıyorsun. Yok dedim ya." dedim.
Ne diyeceğini gerçekten çok merak ediyordum. Umarım beni görücü usulüyle evlendirmeye çalışmazdı. Asla evlenmem diyen birini ikna edeceğini sanmıyordum ama deneyebilirdi sonuçta.
Eğer evlenmek zorundaysam ancak anlaşmalı bir evlilik yapardım. Onu da güvendiğim bir kişiyle. Biriyle evli olduğumu düşünmek bile beni rahatsız ediyordu. Uzun bir süre yüzüme baktı. Sanki diyeceği şeyden sonra tepkimi ölçmeye çalışıyordu. En sonunda konuşmaya karar vermiş olacaktı. "Evlen benimle!" dedi Ne!
🌕✴️