5. bölüm / 14
LUNARIS4. Bölüm Anlaşma
Bölümler 14Şu an: 4. Bölüm Anlaşma
- 1 1.bölüm Rüyalarımdaki Adam795 kelime
- 2 2. Bölüm Hücre1.314 kelime
- 3 3. Bölüm Tehdit4.902 kelime
- 4 Karakterler20 kelime
- 5 4. Bölüm Anlaşma3.004 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Geçmişten bir anı499 kelime
- 7 5.Bölüm Ay Parçası2.205 kelime
- 8 6.Bölüm Zehir mi?2.000 kelime
- 9 7.Bölüm Anlatamıyorum2.974 kelime
- 10 8. Bölüm Belleza Nocturna (Gece güzelliği)2.057 kelime
- 11 9.Bölüm Ruh Bağı3.506 kelime
- 12 10.Bölüm Bazı Yenilikler3.608 kelime
- 13 11. bölüm Aşk İtirafı ve Hayal kırıklığı2.226 kelime
- 14 12.Bölüm Aşktan Sarhoş Olmak2.367 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Evlen benimle!" Ne!
Yanlış duymuş olmalıydım. Kimse yeni tanıştığı bir kadına evlilik teklifi etmez sonuçta. Dustin hariç. Onun istediği krallıktı. Niye bilmiyorum ama hissediyordum; Aren'in amacı bana yardım etmekti.
"N-nasıl..." Hemen boğazımı temizledim. "Sen bana evlenelim diye sordun, öyle mi?" Ne düşündüğünü anlamıyordum. Çok sakin bakıyordu.
"Doğru duydun. Eğer benimle evlenirsen yaptığımız evlilik bir anlaşmadan ibaret olur. Ama eğer başkasıyla..." Duraksadı. Sanki benim başka biriyle evlenmemi cümle olarak bile söyleyemiyordu. "Senden gerçekten evli bir çift gibi olmanı beklerler." Doğru söylüyordu. Başka bir seçenek yoktu. Ailemin hatırasını ve emanetini korumalıydım.
"Başka çarem yok." Gözlerini kıstı. "Bu kadar çabuk kabul edeceğini düşünmemiştim." Aslında ben bile bu kadar çabuk kabul edeceğimi düşünmemiştim. "İçeri geçelim artık. Aras'ı Victor'la bırakmak hiç iyi bir fikir değil." Ne demek istediğini anlamadı ama benimle içeri girdi.
İçeri girdiğimizde Aras'ın, "Burada neden elektrik yok? Ne ile ısınıyorsunuz? Şu milattan kalma şöminelerle mi?" dediğini duydum. Biz gelene kadar sorularıyla adamı bezdirmiş olmalıydı ki Victor'un hâline gülmemeye çalıştım. Normalde Aras çok konuşkan biri değildi ama bilmediği ve anlamadığı konularda konuşmaya bayılırdı.
"Aras yeter, bezdirdin adamı." dediğimde bana döndü. "Ne konuştunuz?" diye sordu. Aren'e baktığımda Victor'a bakıyordu. Boğazını temizledi. "Leyla ile evleniyoruz." Bir anda öksürmeye başladı Victor. Hemen su doldurup bardağı eline tutuşturdum. "İyiyim." Elini göğsüne koyup nefes aldı. Aren'e dönüp,
"Bir mahkûmu kimse kabul etmez." dedi. Aren hissiz gözlerle Victor'a bakıyordu ama kırıldığını hissediyordum. "Bir mahkûm olmadığımı en iyi sen biliyorsun." Aras şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. Kulağıma yaklaşıp, "Bana her şeyi anlatacaksın." diye fısıldadı.
Victor, Aren'e bakıp, "Ben biliyorum ama tüm halk seni bir suçlu olarak görüyor." dedi kinayeli bir sesle. "İnsanların ne dedikleri beni ilgilendirmiyor. Kimse için verdiğim kararları değiştirmem."dedim.
Sabrımın sınırındaydım ve biraz daha böyle devam ederlerse hoş şeyler olmazdı. "Dustin ile evlenmemek için böyle yapıyorsun, değil mi?" Bu sorgulama neydi?
Konuşmak için ağzımı açacaktım ki Aren konuştu. "Kimseye hesap vermem ben, Leyla da vermez. Şimdi ya kabul edip herkese düğün davetiyesi verirsin ya da istemediğin şeyler olur."
Bu sözler Victor'u susturmaya yetti. Derin bir nefes aldı. "Beni çok zorluyorsunuz çocuklar ama tamam. Herkese varisin geldiğini ve düğünün yakında gerçekleşeceğini söyleyeceğim." İşte bu.
Dustin'in bu haberi duyarkenki surat ifadesini görmek istiyorum. "Siz şimdi..." dedi Aras. İşaret parmağı ikimizin üzerinde gezdi. Sanırım bu detayı atlamıştım."Evleniyorsunuz." diyerek devamını getirdi.
"Leyla, saçmalama. Tanımadığın bir adamla evlenemezsin." diye bağırdı.
"Aras." dedim sakin ama baskın bir sesle. "Sana her şeyi anlattık. Dustin gibi biriyle mi evlenmemi istiyorsun?" Arası beni çok seviyordu aynı şekilde ben de onu çok seviyordum. O yüzden tepkisini normal karşılıyordum.
"Sırf Dustin ile evlenmemek için mi bu evlilik?" dedi Victor. "Hayır." dedik Aren ile aynı anda. "Biz birbirimizi seviyoruz." dedim y bize inanmazlardı.
"Aras abim, lütfen yapma böyle."dedim.
"Abi" dediğim an yüzü yumuşadı çünkü ona asla abi demezdim. Benden altı ay büyük olması bir şeyi değiştirmezdi ama onu ikna etmem gerekiyordu. "Senin istediğin hiçbir şeyden değerli değil. Nasıl mutlu olacaksan öyle ol kardeşim."
Çok geçmeden Victor ayrıldı. Sonra Aras da dinlenmek istediğini söyleyerek Aren ile birlikte odadan çıktı.
Biraz dinlensem iyi olacak.
...
Leyla
Gözlerimi açtığımda hava daha yeni aydınlanmıştı. Kapının çalma sesiyle ayağa kalktım. Üstümde uzun, beyaz bir elbise vardı. Buradaki insanlar bununla uyuyordu Rahatsız edici diyemem, aksine oldukça rahattı ama yine de garipsemiştim.
Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim. Anahtarı çevirdim ve karşımda iki kız gördüm.
Birinin üzerinde beyaz ve mavi kumaştan yapılmış ipek bir elbise vardı. Sarı, kıvırcık saçları yuvarlak yüzüne çok yakışıyordu. Bal rengi gözleri oldukça etkileyiciydi. Yanakları şeftali tonlarındaydı. Demek ki burada da makyaj yapılıyordu. Boyu benden kısaydı; yaklaşık 1.67 ya da 1.68'di.
Yanındaki kızın ise kumral, dalgalı saçları vardı. Kahverengi gözleri ışıkta parlıyordu. Boyu diğer kızdan daha uzundu, neredeyse benimle aynıydı. Üzerine giydiği bordo elbise ona çok yakışmıştı.
Sarışın kız gülümseyerek, "Selam kuzen, bizi içeri almayacak mısın?" dedi. Kuzen mi? Başka bir kuzenim daha mı vardı? Olamaz... Lütfen Dustin'in kız kardeşi olmasın.
Geriye çekildim ve içeri girdiler. "Sen bizi tanımıyorsun ama biz seni tanıyoruz." dedi kumral saçlı kız. "Ben Kaylee Martha Sage. Genelde bana Kaylee derler." Elimi uzattım "Leyla Aydoğan" uzattığım eli sıktı. "Dünyadaki soyadınla buradaki soyadının anlamı çok benzer." Ardından elimi sarışın kıza uzattım.
"Julia Lunaris. Abimi tanıyorsundur." Abi mi? Hayır... Dustin'in kardeşi olmalıydı. Ama Dustin'e göre çok iyi biri gibi görünüyordu. Neden bilmiyorum ama içimden bir ses onun gerçekten iyi biri olduğunu söylüyordu.
"Siz neden gelmiştiniz? Önemli bir durum mu var?" diye sordum. Umarım kötü bir şey yoktur. "Yok. Hem seni görmek istedik hem de kahvaltıya çağırmak için geldik." dedi Kaylee. "Ben hazırlanıp geliyorum." dedim. Onlar da başlarını sallamakla yetindiler.
Kapıyı kapatıp dolaba doğru yürüdüm. Bu elbiseler bana çok değişik geliyordu. Ben kendi hayatımda bile elbise giymezken, buradaki tüm kıyafetlerin elbiseden oluşması evrenin bana yaptığı bir şaka olmalıydı.
Biraz daha dolabı kurcaladıktan sonra lacivert, sade ama oldukça şık, kolları İspanyol paça gibi olan ipek bir elbise buldum. Onu giydikten sonra siyah bir korse taktım ve iplerini sıkıca bağladım. Giydiğim korse ince belimi ortaya çıkarmıştı. Bulduğum siyah pelerini de omuzlarıma bıraktım.
Şimdi yolumu bulmam lazımdı.
Kapıyı açıp tam çıkacakken, kapımın önünde Aren'i görmeyi beklemiyordum. Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Altında ise siyah bir pantolon giymişti.
Elini bana doğru uzattı "Gidelim mi?"
Elini tuttum "Gidelim." Parmaklarını parmaklarıma geçirdi ve sıkıca tuttu. Onu her gördüğümde sanki sessizliğiyle acısını gizlemeye çalışan bir çocuğu görüyordum. Ne kadar istemesem de insanları ilk gördüğümde hep onlar hakkında fikir yürütürdüm. Aslında yaptığım şey tam olarak bu değildi. Sadece iç sesim o kişinin nasıl biri olduğunu söylerdi ve genelde doğru çıkardı. Hatta bazen rüyalarımın birkaç gün sonra yaşandığı bile oluyordu.
Durduğumuzda büyük, çift kapılı salonu gördüm. Saraya ilk geldiğimizde de buraya gelmiştik. Muhafızlar kapıyı açınca içeri doğru yürüdük.
Baştaki sandalye ile yanındaki sandalye boştu. Diğer yanındaki sandalyede ise Victor oturuyordu. Victor'un yanında Kaylee vardı. Kaylee'nin karşısındaki sandalye boştu. Onun yanında ise Julia oturuyordu.
Masaya doğru ilerlerken Aren elimi daha da sıkı tuttu. Masanın yanına geldiğimizde elimi bıraktı ve baştaki sandalyenin yanına oturdu. Ben de yanındaki sandalyeye geçtim. "Dustin yok mu?" diye sordu Victor.
Julia bir yandan meyve suyunu içerken cevap verdi. "Abim, sevgili kuzenimizin evlenmesine biraz sinirlendi. Kahvaltıya inmek istemedi. Kendisinin rahatsızlandığını söylememi istedi."
Bunu söyledikten sonra meyve suyunu içmeye devam etti. Bu kızın açık sözlülüğüne hayran kalmıştım.
"Dustin'in neden sinirlendiğini anlamadım. Kuzeninin sevdiği adamla evlenmesi onu mutlu etmeliydi." Şimdiden bu iki kıza bayılmıştım. İçimden bir ses, onlarla çok iyi anlaşacağımızı söylüyordu.
"Düğün ne zaman olur?" diye sordu Julia. "Bir hafta sonra. Bu evlilikle birlikte Lunaris'in yeni kraliçesinin Leyla olduğunu herkese duyuracağız." dedi Victor. Çatalımı alıp peynire batırdım. Hiç kahvaltı yapasım yoktu.
"Diğer ülkelerin kralı ve aileleri de gelecek, değil mi?" diye sordu Kaylee. "Evet." dedi Julia. Bu kadar çabuk olmasına gerek var mıydı?
Sanki iç sesimi duymuş gibi Aren konuştu. "Çok erken. Buraya alışması gerek."
"Halkımız ve dostlarımız yeni kraliçeyi bekliyor." dedi Victor. "Amcam da Kaiden de haklı. Ama iki aydır senin gelmeni bekliyoruz. Artık geldin ve onları daha fazla bekletemeyiz." Bu yönden bakılınca Victor da haklıydı.
"Aras'ı kahvaltıya çağırmadınız mı?" diye sordu Aren. İnanmıyorum... Eksik olan Aras'tı! Onu unuttuğuma inanamıyorum.
"Ben çağırtırdım, birazdan gelir." demişti ki aynı anda kapı açıldı ve Aras içeri girdi. İyi insan lafın üzerine gelirmiş. "Selamünaleyküm gençler!" deyip Aren'in yanındaki sandalyeye oturdu.
"Aleykümselam." diye mırıldandım. Julia ve Kaylee, Aras'ı tanımıyor olmalıydılar.
"Aras benim abim sayılır. Artık burada kalacak." dedim. Julia, Aras'a tokalaşmak için elini uzattı. "Julia ben. Tanıştığımıza memnun oldum." Aras da Julia'nın elini hafifçe sıktı. "Aras." dedi.
Sonra hepimiz sessizce yemeğimize devam ettikKahvaltıdan sonra odama gittim. "Lanetli Gece" adında bir kitap görmüştüm ve kitabı çok merak etmiştim. Kitaplıkta ararken buldum. Geçen gece tam inceleyememiştim.
Kitap zümrüt yeşiliydi ve üzerinde kitabın adı ile yazarı dışında başka bir yazı ya da çizim yoktu. Kitabı alıp yatağa doğru ilerledim. Kitabı açtığımda, "Sadece seçilmiş kişiler okuyabilir." yazıyordu. Yazı Türkçe değildi ama anlayabiliyordum.
Diğer sayfaya geçtiğimde değişik harflerle dolu bir sayfa gördüm. Sonraki sayfalara baktığımda da aynı harfler vardı. Sanırım gerçekten sadece seçilmiş kişiler okuyabiliyordu. İçimden bir ses bu kitabı Aren'in okuyabileceğini söylüyordu. Acaba onun odası neredeydi?
Dışarı çıktım ve kapının önündeki muhafızlara, "Aren'in odası nerede?" diye sordum. Anlamayan gözlerle birbirlerine baktılar. "Kaiden'i mi soruyorsunuz, Kraliçem?" dediler.
Evet, onu soruyordum ama bu insanlar neden Kaiden diyordu? İkinci isminin bu olduğunu biliyordum ama herkesin ikinci ismini kullandığını bilmiyordum. "Evet, onu soruyorum." dedim.
Muhafızlar karşımdaki odayı gösterdilerKarşı odaya doğru ilerleyip kapıyı çaldım. Biraz bekledikten sonra kapı açıldı.
Aren beni görünce afallamıştı. Belli ki beni beklemiyordu. "İçeri davet etmeyecek misin?" diye sordum.
Kenara çekilip, "Buyur." dedi. İçeri geçtim ve"Sana bir konuda ihtiyacım var." dedim. Kollarını göğsünde bağladı. "Sana her konuda yardımcı olurum." dedi ve bu sözü içimi eritti. Ardından, "Konu ne?" diye sordu.
"Bir kitap var ama ben okuyamıyorum. Üzerinde 'Sadece seçilmiş kişiler okuyabilir.' yazıyor. Belki sen okuyabilirsin." dedim. Bir anda taş kesildi. "Umarım 'Lanetli Gece'den bahsetmiyorsundur." dedi. "Evet, ondan bahsediyorum. Tam üstüne bastın." dedim. "O kitabı okumayı bilmiyorum." dedi.
Ama bariz yalan söylüyordu, emindim. Yine içimden bir ses onun okumayı bildiğini söylüyordu. "Yalan söylüyorsun. Okumayı biliyorsun. Benden ne saklıyorsun?" dedim. Bana doğru bir adım attı. "Nereden biliyorsun okumayı bildiğimi? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" dedi. Yüzü yüzüme çok yakındı. Kalbimin şiddetle hızlandı.
"Çünkü seçilmiş kişisin." dedim. "Leyla, nasıl bu kadar eminsin?" diye sordu. Ne yapmaya çalışıyordu? Konuyu mu değiştirmeye çalışıyordu? "İçimden bir ses yalan söylediğini söylüyor." dedim. Eliyle yüzünü sıvazladı ve kitaplığa doğru ilerledi. Oradan zümrüt yeşili bir kitap aldı.
"Lanetli Gece değil mi o?" diye sordum. "Otur şu koltuğa." dedi sert bir sesle. "Lütfen de." dedim. Yüzünü bana döndürdü. "Ne?" dedi şaşkın bir sesle. "'Lütfen otur şu koltuğa.' de." dedim.
Birilerinin bana emir vermesi hiç hoşuma gitmiyordu. "Lütfen otur şu koltuğa." dedi, "lütfen" kelimesini özellikle bastırarak. "Oldu mu?" Koltuğa doğru ilerleyip oturdum. Gülümseyerek "Oldu." dedim.
Yanıma oturdu ve kitabın kapağını açtı. İlk sayfayı çevirip kitabı bana uzattı. "Ben okuyamıyorum." dedim. Ama kitaba baktığım anda okuyabildiğimi fark ettim.
"O kitaba ihtiyaç duyacağını biliyordum. O yüzden senin için çevirmiştim. Tabii bu kadar çabuk ihtiyaç duyacağını beklemiyordum." dedi. Kitabı okumaya başladım ama Aren çok tedirgin görünüyordu.
"Ruhumu yok etmeye çalışan bu dünyanın eceli olmak için geri döneceğim. Yok olmama karşı gelmeyenlerin nefesini keseceğim. Uygarlığınızı yok edip tahtınızı ezeceğim. Bu laneti uyanışımla geri getireceğim ve kahroluşunuzu kendi tahtımdan izleyeceğim. Yemin ederim ki kimseye acımayacağım. Yok olmanız için kalan son vicdanımı kendi ellerimle ezeceğim." Yüzümün bembeyaz kesildiğine emindim.
Kitaba devam edemedim. "Krallığa düşman bir adamın yazıları." dedi. "Neden bu adam sizden nefret ediyor?" diye sordum.
Başını iki yana salladı. Sanki bu duruma gerçekten üzülüyordu. "Çıkarları için yaşayan biriydi ve kral onun istediği şeyi vermedi. Sonra da sürgün edildi." dedi. "O da intikam istiyor, öyle değil mi?" diye sordum. Başını aşağı yukarı salladı.
"Senden intikam istiyor."
"Benden mi? Ben onu tanımıyorum bile."
"Bunları bilmen yeter. Zamanı geldiğinde sana her şeyi anlatacağıma emin olabilirsin." Ardından derin bir nefes aldı. "Yarın erken kalk. Victor senin eğitim almanı istiyor." Eğitim mi? Okuldan mezun olalı çok olmuştu. Burada da mı ders görecektim?
Oflayıp kapıya doğru ilerledim. "Oflama." dediğini duydum.Ama hiçbir şey söylemeden odama gittim.
...
Kahvaltıdan sonra Victor, kraliçenin geldiğini duyurmak için diğer krallıklardaki dostlarına davetiyeler yollamıştı.
Bu evliliği istememesinin tek bir sebebi vardı: Dustin.
Dustin'e göre kraliçenin hanedandan biriyle evlenmesi gerekiyordu ve herkes bunu bekliyordu. Ama Leyla, onların beklediği kişi yerine Lunaris halkının bir suçlu olduğunu düşündüğü adamla evlenmek istediğini söylemişti.
Halkı bunun için ikna etmek oldukça zordu ama Victor, Aren'in suçsuz olduğunu kanıtlamıştı. Hatta bazıları bunun için vicdan azabı bile çekmişti.
Her ne kadar düğünden sonra Leyla kraliçe sayılsa da Victor, onun önce eğitimden geçmesini uygun görüyordu. Diğer ülkelerin varisleri küçüklüklerinden beri eğitim alıyordu ama Leyla öyle değildi.
Birçok konuda eğitim alması gerekiyordu: dövüş, kılıç eğitimi, tarih, strateji ve diğer ülkelerle olan dostluk ilişkileri... Bu konuda gözü açık gitmeyecekti.
Aren'in ona her zaman yardım edeceğini biliyordu. Ayrıca Lunaris'te Aren'den daha iyi dövüşen ya da kılıç kullanan birini bulamazlardı. Diğer konularda ise eğitimi bizzat Victor verecekti.
Dustin'i ikna etmek oldukça zor olmuştu. Her ne kadar kabullenmiş gibi görünse de aslında kabullenmediğini biliyordu Victor. Her an bir saldırıda bulunabilirdi ama Victor bunun için önlemlerini alacaktı.
...
Leyla
Kitabı Aren'den almıştım ve neredeyse bitirmiştim. Kitabın ilk seksen sayfası o adamın düşmanlığından ve ettiği yeminlerden bahsediyordu. Devamında ise o adam hakkında bilgiler verilmişti. Kitabı iki kişi yazmıştı.
Kitabın adı olan Lanetli Gece, aslında adamın sürgün edildiği geceydi. Ama kitapta bir şey eksikti.Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu ama neden sürgün edildiği ve nereye sürgün edildiği yazmıyordu.
Eğer onu yok etmezsem o beni yok edecekti. Kitabına açıkça, "Varisinizi yok edeceğim." diye yazmıştı.
Kitabı okuyana kadar akşam olmuştu. Bu zamana kadar odamdan hiç çıkmamıştım. Elimdeki kitabı dolabın içine koydum ve akşam yemeği için hazırlandım.
Kapıdan çıktığımda Aren'i kapımın yanında gördüm. Sırtını duvara yaslamış, kollarını göğsünde bağlamıştı. Kapıyı kapattım. Beni görünce yaslandığı yerden ayrıldı. "Okudun mu kitabı?" diye sordu.
"Okudum ama aklıma takılan şeyler var." dedim yürümeye devam ederken. Bana doğru döndü. "Aklına takılan nedir?" diye sordu. "Sonra konuşalım bunu. Önce bana o kitabı neden verdiğini söyle. Neden benim işime yarayacağını düşündün? Kitabın dilini neden çevirdin? Bir de sen o kitabı nasıl okuyabiliyorsun? Seçilmiş kişi olunca ne oluyor?" dedim.
"Önce bir nefes al." dediğinde çoktan yemek odasına gelmiştik. "Sonra konuşuruz." dedi ve içeri girdi. Beni hep böyle erteliyordu. O girince ben de girdim.
Akşam yemeğine daha başlamamışlardı. Kahvaltıda oturdukları düzen aynıydı, sadece Aras Kaylee'nin yanına oturmuştu. Aras'ın sabah oturduğu yerde ise Dustin oturuyordu. Aren ile yerimize oturduk ve yemeğe başladık. Hiç sıcak bir ortam değildi. Kendimi çok gerilmiş hissediyordum.
"Of, çok sıkıcısınız." dedi Julia. Ona katılıyordum.
"Julia haklı. Haftaya düğününüz var ama ikinizin de yüzü gülmüyor." Bunun için mutlu mu olmamız gerekiyordu? Alt tarafı bir düğün.
"Leyla." dedi Julia hevesli bir sesle. "Ne oldu?" diye sordum. "Yemekten sonra gelinlik diktirmeye gidelim mi? Kaylee ile bana da diktirmemiz gerek." dedi.
"Olur." dedim.
"Olmaz." dedi Aren.
Aynı anda söylemiştik. Ona doğru döndüm. "Seninle konuşmam gerek." dedi Aren. Julia'ya döndüm "Yarın halledelim, olur mu?" dedim.
Ne konuşacaktı ki benimle? Şu kitap hakkında olmalıydı. "Tamam o zaman." dedi Julia.
Yemekler oldukça lezzetliydi. Ben de yemeğimi yemeye başladım ama bir süre sonra midem bulanmaya başladı. Suyumdan bir yudum aldım. Fakat başım dönmeye başladı. "Size afiyet olsun." dedim ve masadan kalktım.
Başım çok dönüyordu. Zor da olsa odadan çıktım. Odama doğru gidiyordum ama yürüyecek hâlim kalmamıştı.
Bir anda ayaklarımı hissedemedim. Tam yere düşecekken bir el belimden tuttu ve düşmemi engelledi. "İyi misin?" diye sordu. Yüzüne baktığımda Aren olduğunu gördüm.
Bir dakika... Aren'in ikizi mi vardı, yoksa ben mi yanlış görüyordum? "Senden neden iki tane var?" diye sordum.
Başım dönüyor, midem çok bulanıyordu. Eğer beni bırakırsa yere düşerdim. O da bunun farkında olmalıydı ki belimi biraz daha sıkı tuttu. "Benden iki tane yok. Sen öyle görüyorsun." Beni odama doğru yürütmeye başladı.
Ama artık dayanamıyordum. Yürüyecek hâlim yoktu. Daha merdivenleri çıkacaktık. "Aren..." dedim kısık bir sesle. Ben bile sesimi duymakta zorlanıyordum. Ama o duymuş olmalıydı "Efendim?"
"Duralım." dediğimde durdu. Ama bir anda yükseldiğimi hissettim. Beni kucağına almıştı. "Ne yapıyorsun? İndir çabuk, biri görecek." dedim. Ama beni dinlemedi. "Ayakta duracak hâlin yok." Haklı olduğu için zorlamadım.
Ellerimi kucağımda birleştirdim ve başımı Aren'in göğsüne yasladım. Bunu yaptığım anda vücudunun kasıldığını hissettim. Gözlerim kapanmak üzereydi.
"Uyuma sakın."
"Uykum var." dedim esneyerek. "Leyla, lütfen gözlerini kapatma." Öyle dediği için uyumamaya çalıştım. Odanın önüne geldiğimizde Aren muhafızlara bir şey söyledi ama tam anlayamadım. Sadece "hekim" dediğini duydum. Bir süre sonra bedenim yumuşak bir şeyle buluştuğunda yatağımda olduğumu anladım. Kapı açıldı ve bir kadının sesini duydum.
Elini önce yanağımda, sonra boynumda hissettim. Göz kapaklarımı kaldırdı. "Zehirlenmiş olmalı. Dudakları mosmor." dedi. Ardından Aren'in öfkeli sesi duyuldu. "Ne demek zehirlenmiş? Kim yapabilir bunu?"
Zehirlenmiş miydim? Kim yapmıştı bunu? "Merak etmeyin, panzehiri var." dedi kadın. Yanımdan ayrıldı ve yaklaşık iki dakika sonra tekrar yanıma geldiğini hissettim. Bilincim açıktı, sadece gözlerim kapalıydı. Eliyle ağzımı açtı, ensemden tutup beni hafifçe doğrulttu. "Bunu içmelisin." İlacı verdi. Zor da olsa yuttum.
Sonra beni tekrar yatağa uzandırdı. "Bunu yapan kişi ölmesini istememiş olmalı. Yoksa panzehiri her yerde bulunan bir zehir kullanmazdı." dedi kadın. "İyileşecek değil mi?" diye sordu Aren.
"Merak etmeyin. Yarına kadar dinlenirse kendine gelir ama zehrin etkisi yüksek. Sabah bilinci tamamen açılır fakat durumu yine de iyi olmaz. Ayrıca birinin gece boyunca yanında kalması gerek."
"Ben kalırım." dedi Aren. "Peki. Siz balkona geçin, ben de ona daha rahat kıyafetler giydireyim." dedi doktor. Aren'in ne cevap verdiğini tam duyamadım. Artık daha fazla dayanamadım ve uykuya daldım.
Gözlerimi açtığımda her yerim çok ağrıyordu. Hava henüz aydınlanmamıştı.
Oturmaya çalıştığım anda karnımda şiddetli bir ağrı hissettim ve inledim. Aynı anda koltuktan kalkan Aren'i gördüm. Yanıma doğru yürüdü ve yatağımın ucuna oturdu. "İyi misin?" diye sordu.
"Beni kim zehirledi?" dedim kısık bir sesle. "Sen nereden biliyorsun?" diye sordu. "Duydum sizi."
"Herkesi sorguya çektik. Kim olduğunu öğrendiğimde eceli olacağım, söz."
"Her yerim çok ağrıyor. Dayanamıyorum." Elini yanağıma koydu. Kalbimin bu kadar hızlı atması normal miydi? "Ateşin azalmış." Elini yanağımdan çekip sırtımdaki yastığı dikleştirdi. Doğrulup yastığa yaslandım.
Yanımdaki masadan bir bardak su doldurup bana uzattı. "İç şunu." Bardağı aldığımda elimin titremesine engel olamadım. Sudan bir yudum aldığım anda kusacak gibi oldum. "Zehirli bu su!"
Gözlerindeki korkuyu gördüm. "İğrenç... Bunun tadı çok kötü." Elimdeki bardağı aldı ve sudan bir yudum içti. "Leyla, su normal. Senin ağzının tadı bozulmuş." Ama bana gerçekten çok kötü geliyordu.
"Uyumalısın. Daha çok erken." dedi ve yastığımı düzeltti. Hiç uyumak istemiyordum. "Uykum yok." dedim. Bu ağrılarla zaten uyuyabileceğimi sanmıyordum. Evimi özlemiştim. Artık burada kalmak da istemiyordum.
Zehrin etkisinden miydi bilmiyorum ama biri bana dokunsa ağlayacak gibi hissediyordum. Oysa normalde kolay kolay ağlayan biri değildim. "Uyuman gerek."
Tam yataktan kalkacakken kolundan tuttum. Ne var der gibi bana baktı. "Ben burada yaşamak istemiyorum. Beni ve Aras'ı evimize gönder." dediğimde gözlerim dolmuştu.
Normalde böyle bir şey istemezdim. Çünkü ben bir şeyi korumayı kabul ettiysem asla vazgeçmezdim. Ama şu an gitmek istiyordum. Belki de ilacın yan etkisiydi.
"Gerçekten gitmek mi istiyorsun?" diye sordu. Sanki gitmemi istemiyormuş gibi kaşları çatılmıştı. "Bilmiyorum. Ne dediğimi ben de bilmiyorum. Tek bildiğim, gitmek istemem. İlacın yan etkisi olabilir mi?" dedim.
Çatılan kaşları yavaşça düzeldi. "Olabilir." dedi. "Aras biliyor mu zehirlendiğimi?" diye sordum. "Kimse bilmiyor. Ama istersen çağırabilirim." Aras'ın zehirlendiğimi bilmesini istemiyordum. "Sakın söyleme. Beni zehirleyen kişiyi bulduğunda bana da söyle, olur mu?"
Bu ağrıların cezasını biri çekmeliydi. "Bir yerin ağrıyor mu?" diye sordu. Başımı salladım. "Her yerim çok ağrıyor. Bir de uyuyamıyorum."
"Sohbet etmek ister misin? Belki ağrılarını biraz olsun unutursun." Aslında güzel olurdu. Çünkü merak ettiğim bir sürü şey vardı.
"Rüyalarıma nasıl girdin?"
🌕✴️
Bölüm çok uzun olduğu için burada bıraktım.🤍🤍🤍🤍🤍
Bölüm etkileşimi
