14. bölüm · LUNARIS
12.Bölüm Aşktan Sarhoş Olmak
Bölüm Şarkısı: Eyvah Neye Yarar, Cosmic Love
⋆。゚☁︎。⋆。 ゚☾ ゚。⋆✴︎ ⋆。゚☁︎。⋆。 ゚☾ ゚。⋆ ⋆。゚☁︎。✴︎ ⋆。゚
Aren Kaiden Valerius
Kelimeler. Hayatım boyunca hiçbir zaman kelimeleri önemsemiştim. Sevilmediğimi yüzlerce kelimeyle duymuştum. Umrumda değildi. İnsanların hakkımda ne düşündüğünü önemsemezdim. Kimse karşısındaki kişinin gerçekte neler yaşadığını bilemezdi sonuç olarak. Onlarda hayatım boyunca nelere katlandığımı ne için katlandığımı bilemezdi.
Şuana kadar dökmediğim göz yaşlarını bir kadın için döküyordum. Uğruna dünyaları karşıma alacağım her yeri yakacağım kadına. Taptığım kadına. Hiç bir cümle bedenim de bu kadar büyük bir yara açamazdı. En yakın dostum Pars'ın odasına gelmiştim. Onun kaldığı yer saray bahçesinin arkasında kalan askerlerin kaldığı büyük evdi. Kime geleceğimi bilememiştim. Tek isteğim deliler gibi içip unutmaktı. Bu kadın bana ne yapmıştı?
Yumruğumla kapıya tekrar vurup bir ritim yakaladım. Kapı sertçe açıldığında kaşlarını çatan Pars'ı gördüm. Bu saatte -daha doğrusu benim bu halde olmamı-beklemiyor gibiydi. "İyi misin sen?" kahkaha attım "İyi gibi mi görünüyorum?"
"Sen gerçekten iyi değilsin" dedi bir şeylerin farkına varmış gibi. Yana kayıp beni içeri davet etti. Odaya girer girmez kendimi deri koltuğa attım "İçelim" diye mırıldandım. Pars küçük dolabından iki bardak ve viski şişesi çıkardı. Önümdeki sehpaya koyup içkileri doldurdu. Kendi bardağımı alıp tek dikişte bitirdim. Boğazımda acı bir tat bıraksada alışıktım. "En son seni bu kadar kötü gördüğümde 18 yaşındaydın" Leylayı gördüğüm ilk gün.
"Tartıştınız mı?" bardağıma tekrar içkiyi doldururken başımı yana salladım. Bardağı dudaklarıma yaslarken "Anlatmayacaksan zorlamayacağım" dedi. Hepsini içip sertçe masaya bıraktım. Başım dönmeye başlamıştı "Hani onu korumak için evlenmiştim" dedim zorlanarak "Ve" dedi devamını getirmem için "Ben ona aşığım. Söyledim. Sana karşı bir şeyler hissediyorum dedim" ortada komik bir şey varmış gibi güldüm.
"O sevmiyormuş. Ben çok aptalım biliyor musun? Ben o da bana karşı küçücük... küçücük" deyip işaret parmağımla baş parmağımı yakınlaştırdım "Küçücük bir şey hissediyor sanmıştım. Yanılmışım. Onun gülümsemesini bile kendi üstüme alacak kadar aptalmışım. Bana bakışını aşka yoracak kadar..." ama çok güzel bakıyordu bana. Sadece bana öyle güzel bakıyordu.
"Pars" diye mırıldandım sırtımı koltuğa iyice yaslayıp "Çok güzel bakıyor. Gözleri de çok güzel. Biri ormanlara ait diğeride okyanusa. Saçları çok yumuşacık. Simsiyah gece sinmiş sanki saçlarına. Nergis gibi kokuyor. En sevdiği çiçek nergis biliyor musun?"
"Nergis, güzel çiçek" dedi Pars. Başımı salladım Leyla'nın sevdiği bir şey kötü olamazdı zaten. O aklıma gelince gülümsedim. Ne çelişkiydi ama onun için acı çekerken aklıma gelişi bile beni gülümsetmeye yetiyordu. "Nereden biliyorsun?"
"Neyi?" diye sordum bir bardak daha doldururken. "Seni sevmediğini" deyince başımı kaldırdım elindeki bardak hâlâ doluydu. Sarhoş değildi dinlemiyor muydu bu herif beni? "Ne anlatıyorum ben burada. Sevmiyormuş beni öyle söyledi"
"Bende diyorum ki ya yalan söylüyorsa. Ya korkuyorsa"
Bu sözleri beni düşünmeye itti. Ama tekrar bir hayale kapılmak istemiyordum. Pars ile biraz daha dertleştikten sonra yanından ayrılıp saraya gittim. Odanın kapısının önünde beklerken içeri girip girmeme konusunda kararsızdım. Ayık olsamda yanlış bir şey yapabilir ya da söyleyebilirdim.
Derin bir iç çekerek içeri girdim ışıklar kapalıydı. Sessizce kapıyı kapatırken Leyla'nın odada olmadığını farkettim. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Gecenin bu saatinde neredeydi? Sonra beni ilgilendirmeyeceği aklıma gelince odanın içindeki banyoya girdim. Üstümdekileri çıkarırken küvetin dolmasını bekliyordum.
Su dolunca küvetin içine girdim. Soğuk su bedenimi çarşaf gibi örterken gözlerimi kapattım. Beyaz sabunla kendimi köpürtürken amacım alkol kokusunu gidermekti.
Duştan çıkıp üzerimi giyindiğimde Leyla hâlâ odada değildi. Şakaklarımı okşayarak kanapeyi hazırlayıp uzandım. Onun kokusu yokken nasıl uyuyacaktım? Ayağa kalkıp masaya yöneldim. Parfüm şişelerinden birini alıp havaya sıktım. Aradığım nergis kokusu. Kanepenin yanına yaklaşıp parfümden bir iki fis sıktım. Yerine koyduğumda kanapeye uzandım.
Nergis kokusu çok yoğundu ama onun üzerinde ki gibi değildi. Teninin kokusu. Kapı açıldığında gözlerimi kapattım.
Leyla Lunaris Valerius
Aras'ın odasından çıktığımda kendi odama gittim. Kapıyı açtığımda kanepede uzanan Aren'i beklemiyordum. Gittikten sonra gelmeyeceğini düşünmüştüm ama görüyorum ki yanılmışım. Kapıyı yavaşça kapatırken pelerinimi katlayıp dolaba yerleştirdim. Burnuma dolan parfüm kokusu beni rahatlattı. Nergis kokusu en sevdiğim kokuydu.
Ama bunu ben sıkmamıştım kaşlarımı kaldırdım. Ama suan bunu düşünmek istemiyordum. Parmak ucumla yatağa ilerledim. Çarşafi üzerime atıp gözlerimi kapattım. Bir sağa bir sola döndüm. En sonunda oturur pozisyona geldim. Aren o adamı konuşturup odaya geldiğinde parmak boğumlarında yaralar vardı.
Pansuman yapmış mıydı? Düzenli nefes alışverişleri odanın içini doldurduğunda onu uyandırmamaya çalışarak sessizce yataktan kalkıp dolaba ilerledim. Dolabın kapağını açarken en ufak bir ses çıkmamasına gayret ediyordum. Uykusunun hafif olduğunun farkındaydım. Bunun için elimden geldiğince sessiz olmaya çalışıyordum. Parmak ucuma yükselerek dolabın üst katından merhemlerden birini çıkardım.
Kanapenin önüne geldiğimde halının üzerine oturdum. Bileğinden tutup elini önüme çektim. Parmak boğumlarındaki soyulmaları ve morarmaları gördüğümde kendi canım yandı. Kutunun kapağını açtığımda merhemi parmaklarıma aldım. Dikkatlice merhemi sürerken bir yandan da uyandı mı diye gözlerine bakıyordum.
Saçları duştan dolayı ıslaktı bu halde uyursa hasta olmaz mıydı? Hava sıcak olsa bile pencereler açıktı, üşütebilirdi. Benimde saçlarım duştan dolayı ıslaktı ama kolay kolay hasta olmazdım. Merhemi sürmeyi bitirdiğimde diğer eline de sürdüm. Kutuyu dolaba yerleştirip çarşaflardan birini çıkardım. Tenine her ne kadar beyaz sabun kokusu sinsede alkol kokusunu hissedebiliyordum. İçmişti, onu sevmediğimi söylediğim için mi içmişti?
Tekrar yanına gelip çarşafı özenle bedeninin üzerine attım. Gözlerinin altı gözle görülür halde morarmıştı. Dudaklarımı büzdüm. İçimde ona karşı o kadar saf bir sevgi vardı ki. Ama bunun aşk olduğundan şüphe duyuyordum.
Sadece kendi duygularımdan değil onun bana dediği sözlerden de şüphe duyuyordum. Yalan söylemediğini biliyordum ama sadece basit bir hoşlantıydı belki sevgisi. Belki o da benden sıkılınca acımasız sözler söyleyip bırakacaktı beni. Ben sevilecek bir kadın değildim.
Çehresini izlerken düşünmeyi bırakamıyordum. Yüzünü yüzüme hafifçe yaklaştırdım gözlerim dudaklarına kaydı. Tam geri çekilecektim ki bileğimden tutup beni kendine çekmesi aynı anda oldu. Dizimi kanapeye bastırdım. Kahretsin uyanmış mıydı?
Yüzüne baktığımda gözlerinin hâlâ kapalı olduğunu gördüm. Rahat bir nefes alıp verirken elimi okşayan parmaklarla kaskatı kesildim. Beni yavaşça kendine çekti. Şimdi kanapede onun yanında uzanıyordum. Kollarını belime sarıp beni kendine çekti. Yanından kalkıp gidebilirdim. Ama gitmek istemiyordum.
Başımı göğsüne yasladım. Uyku bedenimi ele geçirirken daha önce hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim.
Sabah ışıkları pencereden yayılırken boynumda bir ağırlık hissettim. Gözlerimi açtığımda bir kaç dakika boş boş baktım. Sonra dün gece aklıma gelince her şey yerine oturdu. Aren belime sıkıca sarılmış başını boynuma gömmüştü. Yutkunarak "Aren" dedim. Boğazından bir mırıltı çıkıp başını boynuma sürttü.
"Uyanmamız gerekiyor" dudaklarını boynuma sürttüğünde ürperdim. Küçük bir öpücük kondurup "Rüyam bitmesin" dedi boynuma doğru. Elimi karnına götürüp etini parmaklarımın arasına alıp cimcikledim. İnleyerek kalktı. Beni görünce yüzünde bir afallama belirdi. "Ben..." dedi ama devamını getiremedi.
"Kahvaltıya da yetişemedik" dedim konuyu değiştirmek için. Ayağa kalkıp arkamı döndüğümde yanaklarıma ateş bastı. Dolaptan deri siyah bir pantolon ve beyaz gömlek çıkarırken koşar adımlarla lavaboya girdim. Soğuk suyla yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra. Geceliğimi çıkarıp kıyafetlerimi giydim.
Lavabodan çıktığımda Aren'in üstünü giyinmiş kanapedeki çarşafları katlamış dolaba kaldırdığını gördüm. "Gücümü daha iyi kullanmayı öğretecektin. Vaz mı geçtin?" diye sordum.
"Vazgeçmedim. Gel benimle" odadan çıktığında onu takip ettim. Sarayın en alt katına indiğimizde burayı daha önce hiç görmediğim için şaşırdım. Sarayı gezmek için fırsat bulamamıştım. Tabii bu koca sarayı bir günde gezemezdim.
Bir odanın önünde durduğumuzda kapıdaki muhafızlar eğilerek selam verdi. Aren başıyla bir hareket yaptığında geri çekildiler odanın içine girdiğimizde sandalyeye bağlı adamı gördüm. Okla beni öldürmeye çalışan adam. Odadaki raf ve sandalyeler dışında içerisi boştu. Adamın kıyafetleri yırtılmış eli, yüzü kan içinde kalmıştı. Buraya ne için geldiğimizi anlamıştım. Adamın düşüncelerini okumam gerekiyordu.
Ama önce biraz stres atmalıydım parmaklarımı birbirlerine geçirerek kıtlattım. Adamın çenesine yumruğumu geçirdiğimde odanın içinde inleme ve çatlama sesi duyuldu. İkinci yumruğum yanağına gelmişti. Dudaklarımı ıslatarak geri çekildim. Adama arkamı dönüp Aren'e gülümsedim "Nasıl okuyacağım zihnini"
"Sen gerçekten..."
"Harika bir kadınım. Öyle mi söyleyecektin"
"Öyle" demekle yetindi.
"Bir şey bilmiyorum. Yalvarırım bırakın beni" diyen adamın sesini duyduğumda omzumun üstünden ona baktım. "O sesini kesmezsen ben keseceğim. Ve biliyorsun yaparım" adam Aren'in tehtidiyle sesini kesti.
"Gözlerini kapat ve kulaklarını dört aç" başımı salladım ve gözlerimi kapattım. "Zihninde onu hayal et" adamın kanlı yüzünü hayal ettim. Nefes alışverişleri odayı dolduruyordu.
Bir
İki
Üç
Dört
Odada dört kişi vardı! Biz üç kişiydik. Aren "Odaklan" dediğinde bunu düşünmeyi sonraya erteleyip adamı hayal etmeye çalıştım. "Zihnine gir"
"Baba gelirken çörek alır mısın?"
"Kadın ölmezse ailen ölür."
"Bu işi yapmanı istemiyorum."
-Ailem uğruna her şeyi yaparım.
-Aldattığın karın uğruna mı?
-Kes sesini sana sarhoş olduğumu söylemiştim.
"Yakalanmayacaksın yakalanırsan konuşmayacaksın"
Gözlerimi açtığımda geriye doğru sendeledim. İlk defa birinin tüm düşüncelerini okumuştum. "Tehdit eden kişiyi tanımıyor"
Aren kapıdaki muhafızlara söylediğini tahmin ederek "Gel" diye bağırdı. Ellerini arkada birleştirdiğinde iki tane muhafız içeri girdi. "Öldürün" diye emrettiğinde kalbim kasıldı. Buna dayanabilir miydim? Birinin daha benim yüzümden ölmesine. "Aren" diye mırıldandım. Gözlerimiz buluştuğunda saf bir acımasızlık vardı "Seni öldürmeye çalışan birini yaşatacağımı sanmıyorsun değil mi?"
Görünmez bir el boğazımı sıkarken beni zehirleyen ve Aren'i zehirlenmeye teşebbüs eden adam aklıma geldi. "Onlar da mı?" diye sordum sesim titreyerek. Muhafızlar adamın iplerini çözüp götürürken adamın yakarışları kulağımda çınlıyordu. "İyi misin?" bana bir adım yaklaşırken geriye doğru adımladım. "Onlar da mı...öldü?"
"Sadece seni zehirleyen diğeri zindanlarda"
Bu içimi rahatlatmamıştı evet cezayı hakediyorlardı ama ölümü değil. Onu ve bu adamıda zindana atabilirlerdi. "Siz, siz neden bu kadar" doğru kelimeyi aradım "vahşisiniz?" onların da bir ailesi vardı. O adamın düşüncelerini okumuştum iki çocuğu vardı. Biri daha bebekti. Gelirken o adam onlara çörek getirecekti. Bunu yapamazlardı bebeği vardı çocukları vardı.
O küçük çocuklar babasız büyümemeliydi. "Hayır, hayır onu öldürmeyin. Babasız kalacak çocuklar. Eşi var adamın hayat arkadaşını kaybedecek. Tamam cezasız bırakmayın ama öldürmeyin"
"Alışman gerekiyor burada hayat böyle"
"Değil" diye bağırdım "O adam ölürse yemin ederim seni affetmem. Duyuyor musun? Affetmem seni" dizlerimin bağı çözüldüğünde güçlü iki kol belimden tuttu "Seni her zaman tutarım"
Düşmekten korkmana gerek yok. Her zaman yanında olacağım ve seni tutarım"
Düğünde o kabarık gelinliğin içindeyken düşmek istemediğimi söylemiştim ve o da bunu söylemişti. "Ölmeyecek ama zindana gidecek" başımı salladım. İstediğim buydu. Belimden tutup yürümemde yardımcı olurken kapıda bizi bekleyen muhafızları gördüm "Zindana atın" dedi Aren. Muhafızlar başını sallayıp onayladı.
İki hafta sonra
O günden sonra zihin okuma konusunda daha da uzmanlaşmıştım. İnsanların özel hayatına saygı duyduğumdan bunu Aren'in zihniyle deneyimliyordum. Bana kendi zihnini kontrol etmeyi bildiğini söylediği için sadece onun istediği bilgilere ulaşabiliyordum. Her ne kadar düşüncelerini kontrol altına alsada sanırım benim hakkımda düşündüklerini kontrol edemiyordu.
Günler geçtikçe onunla daha yakın olduğumuzda ona karşı duygularım dizginlenemez hale geliyordu. Bana sanki dünyadaki en muhteşem varlıkmışım gibi baktığında içim onu öpme arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Artık kabul ediyordum onu seviyordum. Ona aşıktım.
Onun hislerini okudukça beni gerçekten sevdiğini görebiliyordum. Ama aramızda mesafeler vardı. Yakın gibi görünen ama aşılamayacak mesefaler.
Bu iki haftayı sadece gücümü geliştirmek için harcamamıştım. Krallığın şehirlerinde ki elçilerle bir toplantı gerçekleştirmiştik. Bu sayede bölgedeki düzenden sorumlu asislerden memnun olup olmadıkları hakkında fikir sahibi olmuştuk. Genel olarak işler yolundaydı. Kral ve kraliçenin ölümünden ve ben gelene kadar ki iki aylık süreçte krallıkta hiçbir kargaşa yaşanmamıştı.
Bunun için Dustin ve Victoru tebrik etmeliydim. Beni en şaşırtan şeylerden birisi ise kesinlikle Dustindi. Toplantıda fikirleri gerçekten çok yaratıcı ve zekiceydi. Aramızdaki husumet yüzünden böyle bir cevheri kaybetmek istememiştim.
Bu yüzden kurduğum danışmanlığa onu da eklemiştim. Onun dışında ben, Aras, komutan Pars, Mirza, Aren ve Julia vardı. Julia dışarıdan narin gibi gözüksede fikirleri oldukça iyiydi. Mirza ise bu konuda pek yanaşmamıştı ama onun içinde bir şeyler olduğunu biliyordum. Bu süreçte Mirza'nın babasının bir rahatsızlığı olduğunu öğrenmiştim. Krallıkta ki en iyi şifacıları bulduğumuzda daha iyi sayılırdı. Tedavileri devam edecekti ama hekimler umutlu olduklarını söylemişti.
Dövüş kıyafetlerimi giymiştim çünkü Aren bana her gün işkenceden farksız kılıçları öğretmeye çalışıyordu. O adamı ise öldürmek yerine zindana atmıştık. Ailesi gerekli bakımları görüyordu.
Bahçeye indiğimde Aren'i gördüm Aras ile konuşuyordu. Mirza'yı gördüğümde sırıtarak elini salladı. Samimiyetsiz bir gülüş yolladım. Yanlarına ilerleyip kılıçlardan birini yerinden çıkardığımda "Kılıç kullanmayacağız" dedi Aren. Yerine bıraktım. Rahatlamıştım çünkü kılıç kullanmayı öğrenmekten yorulmuştum. Eli gömleğinin yakasına gittiğinde yutkundum.
İlk üç düğmesini açtığında göğsü gözüküyordu. "Ne yapıyoruz?" diye sordum. Dudaklarını ıslattı sanki beni baştan çıkarmaya çalışıyordu. "Beni yere yatır" dediğinde aklım çok başka yerlere gitti. Sonra saçmaladığımı farkedip bileğimdeki tokayla saçlarımı topuz yaptım.
Ona yaklaştığında yumruğumu kaldırdım ama çevik bir hareketle bileğimden tuttu. Elimi ittsemde kurtulamadığımda sol elimle karnına vurmaya çalıştım son anda engelleyip boş kalan eliyle sol bileğimi tuttu. Elimi ters çevirip sağ bileğimi kurtardım ve dizlerine bir tekme attım. Belimden tutup dudaklarını kulağıma sürttüğünde "Saçının teline kıyamazken sana nasıl vuraca-" lafını bitirmesine izin vermden burnuna kafa attım.
Eliyle burnunu tuttuğunda üzerine abanıp onu yere düşürdüm. O yere düşerken bende onun üzerine düşmüştüm. Karnına oturduğumda yüzüne yaklaştım "Kazandım" demeye kalmadan beni belimden tutup yere düşürdü bunu yaparken başım yere çarpmasın diye eliyle kafamdan tutmuştu. Şimdi üstte olan oydu. "Sen benim üzerime düştüğünde ben hiçbir zaman kaybetmiş sayılmam" yanaklarım kızarırken bunun sadece dövüşten ibaret olmadığının farkındaydım.
"Neden yapıyorsun bunu bana ay parçası?"
Bir hitabı bu kadar çok özleyeceğimi düşünmezdim. "Ne yapıyorum?" diye sordum "Beni sevmediğini söyledikten sonra seviyormuş gibi yapıyorsun" seviyormuş gibi yapmıyordum seviyordum. Bir şey söylemek için dudaklarımı araladım. Diyemeyince geri kapattım.
Bileğimden tutup elini sol göğsüne yasladı "Benim de bir kalbim var. Başkalarına bir taştan farksız olabilir ama senin için o kadar hassas ve kırık bu kalp" Kalbi parmaklarımın arasında o kadar şiddetli atıyordu ki duymamak için sağır olmak gerekirdi. "Erkeklere güvenmiyorum"
"Peki beni seviyor musun?"
Sustum.
"Son kez soracağım bu soruyu tek isteğim yalan söylememen. Gözlerimin içine bakıp seni sevmiyorum de sonra asla bu konuyu açmayacağım"
Bu sefer yalan söylememek için sustum.
Gözleri dudaklarıma kaydı "Seni öpmemek için kendimle nasıl savaş verdiğimin farkında mısın?" ilk defa bana karşı bu kadar dürüsttü. Elimi göğsünden çektiğimde istemese de bıraktı. Yanaklarını ellerimin arasına aldığımda dudaklarım dudaklarının üzerine kapandı. İlk başta afallayıp ne yapacağını bilemedi. Dudağını ısırdığımda şoktan çıkmış gibi bir tepki verdi.
Bana karşılık vermeye başladığında içimde garip şeylerin uçuştuğunu hissettim. "Ne oluyor?" diye bir bağırma sesi işittiğimde aceleyle geri çekilip onu üzerimden ittim. Herkesin içinde öpüşmüştük! Kahretsin bu çok utanç vericiydi. Üzerimden kalktığında ayağa kalktım. Pars ve diğer askerler başını eğmişti. Aras çatık kaşlarla bize bakıyordu Mirza ise bıyık altından gülüyordu.
Ve bağıran tabii ki Mirza'ydı. Güzel anlarımın katili Mirza. Onu öldürecektim! Tabii utancım geçtikten sonra. Kaçar gibi bahçeden çıkıp saraya ilerledim.
İlahi bakış açısı
Büyücü Averah kraliçeye yaptığı tüm saldırıların işe yaramadığını öğrendikçe deliriyordu. Bir amacı vardı; kraliçeyi öldürecekti. Bu sayede oğlu onun aşk dediği illetten kurtulup ona yardımcı olacaktı. Oğlunu kendi tarafına çekip Lunaris'i ele geçirmesinde yardımcı olmalıydı.
Ve tabii sürgünden kurtarmalıydı. Sürgündeyken Vortice güçlerini kullanamıyordu. Sadece ruh bağıyla özel olarak kullandığı iletişimle haberdar olabiliyordu.
Oğlu Aren zindandayken ruh bağı Aren'in yanına sayamayacağı kadar çok gitmişti. Ama hiçbir işe yaramamıştı. Aren'in güçleriyle o kızı dünyadayken öldürebilirlerdi. Çünkü dünyadan bir insan getirebilen tek Vortice oydu.
Bunun için bir planı vardı. Üç kız kardeşin yanına gidecekti. Vega tarafından ruhları bir kolyeye hapsedilen kız kardeşlere.
🌕✴️
