37. bölüm · Lanetin Gölgesi 1

Rüyadan Fazlası

Noctelle 💫

“Sabina…”

Kulağıma gelen o fısıltı, sanki okyanusun sesi. Kimin sesi bu kadar melodikti? Sanki ilham vermek için ayarlanmış bir ses gibiydi.

Ayaklarım yere sağlam bir şekilde basarken yeri hissediyordum lakin aynı zamanda yok gibiydi…

Etrafımın beyazlığından gözüm uyuşmuşken önümde koca bir okyanus açıldı. Belki denizdi belki göl ama uzaktan göründüğü gibi değildi o farklıydı…

Ne gördüğüm bir denize nede göle benziyordu. Derindi. Hiç olmadığı kadar… Suyun içinden bir ışık çıkarken okyanus konuştu.

“Sabina… Geldim.”

Sesi yılların özlemini içeriyordu sanki. Yıllardır beni bekliyormuş gibi. Sabina kimdi? Bana Sabina mı diyordu? Çok…
Tuhaf ve tanıdıktı hiç olmadığı kadar. Sen kimsin diyemedim.

Okyanusa doğru yürüyemedim. Okyanusun tehlikeli suları beni çekiyordu. Koca bir yılmazlıkla aynı zamanda iradeyle.

“Senin yanında olmaya geldim… Görüşmek üzere yaşamım.” Önüme bir adım atıp durdum. Bu kimdi? Yine ne oluyordu?

“Sen kimsin?”

Ürkek sesim ben korkuyorum diye bağırıyor gibiydi. Ama aklıma takılan bir şey vardı… Neden yaşamım demişti? Kahramanım, Nil kızı bitti şimdide yaşamım mı olmuştu?

Hangisini düşüneceğimi şaşmıştım.

Mavi ışık parladı. Gözümün önüne elimi getirirken ışık önümde durdu. Suyun ılıklığı elimi tuttuğunda arkamın ormana dönüşünü izledim.
Vay canına!

Suyun ılıklığı canımı yakmayacak kadar sıcak elimi üşütmeyecek kadar soğuktu.

“Ben Adeo… Shelly’nin bıraktığını tamamlamaya geldim. Parla Nil Sönmez… Shelly senin için o lanete mahkûm oldu. Onu kurtar. Ölüme bırak. O ölüme ait."

Yüzü yoktu… Ama sesi kalbime giriyor gibiydi. Shelly kimdi? Ona ne olmuştu? Ve ben nasıl yine birisinin lanetine sebep olmuştum! Ben neden yaşıyordum ki! Beni suya çektiğinde ilerledim… İstemiyordum ama yürümem istem dışıydı.

“Ölürüm o okyanus… Ne yapıyorsun?”

Beni tutan eller daha çok sıktı. Işıkla beraber durduk. Bir insan silueti gibiydi ama vücut hatları dahi hiçbir şey gözükmüyordu.

“Dışardan bakıp yargılıyorsun Sabina. Hiç değişmemişsin. Hiçbir şey dışardan göründüğü gibi değildir…”

Sesi kırgınlık doluydu. Birden sözünü kesip devam ettim. Bunu nerden bildiğim hakkında küçücük bir fikrim bile yoktu.

“Bir bakarsın o tatlı şey ölümün olur. Bir bakarsın o zehir senin yaşama nedenin… Senin bakış açın nasıl bakmak istiyorsan. Şunu bil ki yaşamım… Nereye gidersen git. Nerede olursan ol. Senin yanında olup o eli sıkacağım. Yaran olursa yara bandın. Hüzünlüysen gülüşün. Bazen kalbinin içinde… Bu sözle bana veda etmiştin değil mi?”

Onaylayan bir mırıltı çıkardığında hiçbir şeyi anlamıyordum. Ya da anlıyor muydum? Kafamın karışıklığı ile birden kendimi okyanusa uçarken buldum. Bağırırken her şey gözümün önünden geçti. Bir anda okyanusun sığ olan göller kadar sığ olduğunu fark ettim.

Sudan çıktığımda ayağa kalktım. Kolumdaki bandaj çıkmış kolum kanıyordu!

“Kolum…”

Adeo’nun sesi bir an kulağımda yankılandı. Okyanus sesi kolumun kanamasını umursamaz bir hale getirmişti beni.

“İyileştiriyorum. Sözümü tuttuğum gibi yaşamım.”

Yaram kapandığında sinek ısırığı misali bir acı hissettiğimde geçti. Dur! Gerçekten iyileşmiş miydim?

“Bir daha görüşeceğiz Sabina. O söz kendiliğinden gelmedi ben hatırlattım sana. Kafan karışmasın… Görüşmek üzere yaşam.”

Dediğinde sığ gölün suları ayağımın dibinden çekildi. Orman soldu… Toprak kurak kaldı. Ben ise başıma güneşin geçmesiyle olduğum yere eğilip yattım. Benim denizim oydu.

Annemin dediği… Mahkûm olduğum oydu. Aklıma takılan şey Shelly denen kadın hala yaşıyor muydu?