4. bölüm / 17
Kül ve Ateş3. Bölüm: İkinci Tanışma
Bölümler 17Şu an: 3. Bölüm: İkinci Tanışma
- 1 Giriş375 kelime
- 2 1. Bölüm: Detaylı olay yeri346 kelime
- 3 2. Bölüm: Destek496 kelime
- 4 3. Bölüm: İkinci Tanışma857 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. Bölüm: Peşindeki felaket584 kelime
- 6 5. Bölüm: Yeni kız arkadaş264 kelime
- 7 6. Bölüm: Katil293 kelime
- 8 7. Bölüm: Şarkı62 kelime
- 9 8. Bölüm: Zorba itiraf347 kelime
- 10 9. Bölüm: Büyü250 kelime
- 11 10. Bölüm: Kapanan yaralar312 kelime
- 12 11. Bölüm: Dedektifçilik374 kelime
- 13 12. Bölüm: Zor kararlar229 kelime
- 14 13. Bölüm: Peşindeki katil276 kelime
- 15 14. Bölüm: Gizemin peşinden318 kelime
- 16 15. Bölüm: Yükselen gerilim98 kelime
- 17 16. Bölüm: Gizli yol434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arda’nın azından...
Kulaklığımı kulağıma geçirdim ve kafamı yatağımın başlığını yasladım. Tam o sırada, telefonumun ekranında bir mesaj bildirimi belirdi. Mesajı gönderen kişi, sanal arkadaşımdı: “Gülbahçesidikeni”.
“Arda, bugün bir çocukla tanıştım ve bana numarasını verdi. ‘Gece yazacaksın!’ dedi. Ne yapmalıyım sence?” yazıyordu.
Kalbimin paramparça olduğunu hissettim. Telefonu korkuyla elime aldım ve Gülbahçesidikeni’nin profilini tıkladım. Sonra telefonu göğsümün arasına koyarak, sola doğru döndüm ve ayaklarımı kendime çektim. İçimde sadece tek bir ses yankılanıyordu: “Kahraman çoğu zaman pelerinli ve kaslı olurlar, ama benim kahramanım her zaman sadece gözlük takar.” Tekrar ve tekrar.
...
Ertesi sabah, uyandığımda üzerimin açık ve telefonumun alınmadığını fark ettiğimde içimi bir korku sarmıştı. Çünkü babam buna asla izin vermezdi.
Hemen doğruldum ve telefonumun ekranını açtım. Gelen tam tamına 101 mesaj vardı. Çoğu, hatta hepsi Gülbahçesidikeni’nden gelmişti. Ancak geriye kalan iki mesaj yoktu; bildirim vardı, ama mesaj yoktu.
En sonunda pes ederek telefonu yatağımın yanına bıraktım ve kulaklığımı kapattım. Gece yatağımda unutmuştum, bu yüzden şarjı bitmişti.
Tüm bu işlerden sonra annemlere bakmaya gittim ama ikisi de evde değildi.
Ve tam o anda telefonum çalmaya başladı.
Gülbahçesidikeni’nden gelen arama...
Bu zamana kadar sadece iki defa sesli konuşmuştuk, ama bu sefer hem görüntülü, hem de üçüncü konuşmamız olacaktı. Ama cesaret edemedim. Hepsi benim hatamdı.
Bir süre sonra tekrar bir arama geldi, ama bu bilinmeyen bir numaraydı.
Açtım ve ses gelmesini bekledim.
“Merhaba, Arda…” gelen sesi tanıyordum. Telefon elimden kayarak yere düştü. Kendimi yere bıraktım ve telefonu tekrar alarak ses verdim.
“Lizge,” dedim. Yutkundum ve sessizce gözyaşlarımı bıraktım. Çünkü Lizge bana umut getiriyordu. Katil olmama rağmen bile.
“Arda, özür dilerim ama…”
1… 2… ve… 3… Dünya asla mutlu olabileceğimiz bir yer değildi.
4. Bölüm: Peşindeki felaket
O sabah uyandığımda, her şeyin daha farklı olacağını biliyordum. Hemen hazırlandım; çantamı koluma taktım, kulaklığımı boynuma geçirdim ve telefonumu arka cebime koyarak evden çıktım.
Lizge’nin çalıştığı yere taksiler dışında ulaşmak mümkün değildi, bu yüzden paramı harcayarak bir taksiye bindim ve Lizge’nin ofisine doğru yola koyuldum.
‘Vazgeçmişlikler Bürosu’
Yolda giderken kulaklığımı kulağıma geçirdim ve bir şarkı açtım, ama tam o sırada Lizge beni aradı.
“Efendim, Lizge?” diye sordum telefonu açar açmaz.
“Yola çıkıp çıkmadığını merak ettim, umarım yolu karıştırmamışsındır.”
Yutkundum. Beni bir çelişkiye sokmuştu, ama yok, emindim.
“Evet, evet eminim. Geliyorum.” Ve Lizge, bu sözlerimden sonra sadece “Tamam.” Diyerek telefonu kapattı.
Ben ise tekrar şarkımı açarak yolu izlemeye devam ettim.
Yaklaşık beş dakika sonunda büroya ulaşmıştık. Hemen taksiden indim ve büronun girişine hızlı adımlarla ilerledim. Lizge beni camdan izliyordu, bunu anlamak benim için çok da zor değildi.
İçeri girdiğimde Lizge’nin görevlisi beni hemen tanıdı ve Lizge’ye haber vererek beni odaya götürdü.
Odaya girdiğimde yine aynı korkulu hissi duyuyordum. Ama Lizge, beni yatıştırmayı iyi biliyordu. Yanına gittiğimde, bana koltuğu işaret ederek oturmamı söyledi. Bir süre konuştuk ve aşağıdan bir çığlık sesi geldi. Konuşmamız yarıda kaldı, çünkü ses her an 2-3 saniye gecikmeli geliyordu.
Lizge, aşağı inip bakmamı söyledi, ama ben duramadım. Kapıya çıktım ve merdivenlerden aşağıya bakmaya başladım. Çığlık atıyorlardı, herkes heyecanla ve korku içinde gözüküyordu. Ama ben bunun ne heyecan, ne de korku olduğunu biliyordum. Bu tek bir açıklamaya sahipti: Katil geri dönmüştü ve bizim peşimizdeydi.
Lizge yukarı çıktığında, hemen eşyalarımı toplamamı söyledi. Ben de koltuğun karşısındaki koltuktan çantamı ve kulaklığımı alarak, durdum ve odayı gözden geçirdim. Ardından Lizge’nin paltosunu alıp beraber odadan çıktık. Beni yatıştırmaya ve korkusunu gizlemeye çalışıyordu.
İş yerinden çıktıktan birkaç dakika sonra, müdürün yaralandığına dair mesaj aldık. Lizge gibi işe yeni başlayan çoğu insanın işsiz kaldığını ve işten çıkarıldığını söylediler.
Bu üzücüydü; Lizge, bu çöküşün ardından eve gitmek istediğini söyledi. Seansımıza daha başlamamıştık bile, ama onu anlayabiliyordum. Bu gerçekten zordu, çünkü herkesin ölümüne ve işsiz kalmasına sebep olan bendim. Yıllar sonra, tekrar katil gibi hissediyordum.
Ve kulaklığımı tekrar takarak eve doğru yol aldım. Eve gitmek birkaç dakikamı almıştı, çünkü o kadar hızlı yürüyordum ki daha önce hiç bu kadar kemiklerimin ağrıdığını ve zayıf olsam bile karnıma bu kadar şiddetli bir ağrı girdiğini ilk defa hissediyordum.
Eve geldiğimde, cevapsız bir arama ve üç mesaj almıştım.
1. “Eve gidebildin mi? Umarım iyisindir.”
2. “Nasıl hissediyorsun? Umarım iyisindir. Lütfen kendini suçlu hissetme, kader bu. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. Lütfen bana geri dön.”
3. “Neden telefonumu açmıyorsun? Müsait olduğunda, geri dön.”
Mesajları okuduktan sonra telefonu kapattım ve yatağıma fırlatarak üzerimi değiştirmek için kapıyı kapattım. Kapının arkasına kıyafetlerimi alarak yatağın üzerine fırlattım.
Üzerimi değiştirdikten sonra kulaklığımı tekrar kulağıma geçirdim ve uzun bir uykuya dalmak için bir şarkı açtım.
Ama o anda anladım ki, Lizge’ye bir cevap vermem gerekiyordu. Hemen telefonumu tekrar açtım ve WhatsApp’a girdim. Ancak yapabildiğim tek şey, Lizge’nin isminin üzerine basabilmekti. Ne yazacağımı bilmez bir halde boşlukta süzülüyordum.
Ve tam o anda yeni bir mesaj geldi.
‘Gülbahçesidikeni’nden yeni mesaj:
“Arda, biliyorum bana kızgınsın, ama lütfen beni affet ve eğer bu mesajımı okuyorsan, lütfen bana geri dön. Yaptığım hatanın farkındayım, ama seninle konuşmam gerekiyor.”
Mesajı okuduktan sonra, Lizge’ye mesaj atmaya karar verdim. Tekrar geri tuşuna basarak, Lizge’nin ismine girdim ve sohbete tıkladım.
“İyiyim, eve geldim. Arkadaşımla konuşuyordum.” Biraz düşündüm ve mesajı göndermeye bastım, ama o anda fark ettim ki, aslında o arkadaşım değildi. Hoşlandığım kızdı.
Mesajı silerek tekrar yazmaya karar verdim: “İyiyim, eve geldim. Kız arkadaşımla konuşuyordum, o yüzden geri dönemedim. Özür dilerim.” Ve mesajı, silinmemek üzere gönderdim. Ardından telefonu kapatarak uykuya daldım.
Bölüm etkileşimi
