12. bölüm / 17
Kül ve Ateş11. Bölüm: Dedektifçilik
Bölümler 17Şu an: 11. Bölüm: Dedektifçilik
- 1 Giriş375 kelime
- 2 1. Bölüm: Detaylı olay yeri346 kelime
- 3 2. Bölüm: Destek496 kelime
- 4 3. Bölüm: İkinci Tanışma857 kelime
- 5 4. Bölüm: Peşindeki felaket584 kelime
- 6 5. Bölüm: Yeni kız arkadaş264 kelime
- 7 6. Bölüm: Katil293 kelime
- 8 7. Bölüm: Şarkı62 kelime
- 9 8. Bölüm: Zorba itiraf347 kelime
- 10 9. Bölüm: Büyü250 kelime
- 11 10. Bölüm: Kapanan yaralar312 kelime
- 12 11. Bölüm: Dedektifçilik374 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 12. Bölüm: Zor kararlar229 kelime
- 14 13. Bölüm: Peşindeki katil276 kelime
- 15 14. Bölüm: Gizemin peşinden318 kelime
- 16 15. Bölüm: Yükselen gerilim98 kelime
- 17 16. Bölüm: Gizli yol434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu sessizliğin ardından telefonun karşısındaki kişi tekrar konuşmaya başladı.
“Sadece bir şakaydı!” Sesi hala tiz ve kaba çıkıyordu. Bu da tabii ki doğal olarak bizi korkutuyordu ama ona ihtiyacımız vardı, çıkış yolumuz oydu.
Sonra ben de şakayla karışık bir şekilde, “Hahaa, tabii ki de anlamıştım. Peki, bize yardım edecek misin?”
Adam uzun bir süre düşünmek için öksürdü.
“Sizin gibi çocukların, ne gibi bir derdi olabilir ki? Beni neden meşgul ediyorsunuz?”
Oturduğum koltuktan doğruldum ve telefonu kulağımdan indirerek hoparlörü açtım ve ağzıma yaklaştırdım.
Bunu yapmamın sebebi Lizge’nin de konuştuklarımızı ses kaydını almasıydı, “Elbet elbette, bu biraz saçma geliyor olabilir size ama gerçekten yardıma ihtiyacımız var. Katil peşimizde ve evimizden altı gündür çıkamıyoruz!”
Dedektif sessiz bir şekilde söylediklerimi tekrar etti. Ve daha sonra derin bir nefes aldı.
Seslerini ve yaptıklarını nasıl bu kadar iyi anlıyordum, ben de hayret etmiştim. Ama sanırım kulaklıkla konuşuyordu.
Bir süre ikimiz de durduk, sonra Lizge araya girdi.
“Eee? Bize yardım edecek misiniz?”
Dedektif o kadar sinirlenmişti ki tek başıma olduğumu ona söylememiştim ama yine de sanırım öyle bir vibe almıştı.
Sonra kaba bir şekilde, “HAYIR!” dedi ve telefonu yüzüme kapattı.
O kapatma sesini duyduktan sonra telefonu koltuğun kenarına fırlatarak ayağa kalktım ve Lizge’ye dönerek,
“Senin amacın ne?” diye biraz yüksek bir sesle bağırdım. Ama tabii ki sonra pişman oldum.
O da tabii ki ayağa kalkarak bana sessiz kalmadı ve “Amacım işi hızlandırmaktı, belki seninle yan yana kalmak hoşuma gidiyordur, olamaz mı?” diye karşılık verdi bir anda.
Şoka uğramıştım, ilk defa bir kızdan böyle bir cümle duyuyordum. Kim bana neden böyle bir cümle kursun diye hayatım boyunca düşünmüştüm ama o gün sonunda sanırım artık gelmişti. Büyüyordum.
Daha sonra bileğini tuttum ve kalbime götürerek gözlerinin içine baktım. Ama o gözlerini benden kaçırıyordu, sadece kalbime bakıyordu.
“Lizge, öncelikle senden özür diliyorum, ikinci olarak ise bu kalp senin, beni isteyeceğinden daha çok seni istiyor.”
Yutkundum ve diğer elimle kafasını kaldırarak, “Ama şunu da unutma ki, seni istediğim kadar canının iyi olmasını istiyorum.”
Ardından Lizge elini kalbimden kaldırdı ve bana sarıldı.
“Benim nefret etmene dayanabilirim ama onu seveceksin diye ödüm kopuyor. Matmazel.”
Ayrıldık ve gözlerindeki yaşları parmağımla sildim.
“Özür dilerim prenses, gözyaşlarını tutamadım.”
Lizge ise tekrar sarılarak, kulağıma “Sen yanımda olduğun sürece bu gözler hep ağlayacak Arda, çünkü kimse bu gözleri daha önce sevmedi!” diye fısıldadı.
Bölüm etkileşimi
