Bölüm V : AYNI ATEŞE BAKAN İKİ YABANCI

Vaveyla Yazarı: KÜL KOKUSU

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm V : AYNI ATEŞE BAKAN İKİ YABANCI

Anne yemekleri ve Şahiner söylenmeleri ile geçen 1 haftanın ardından her şeye rağmen oldukça iyi hissediyordum.Her ne kadar dedem tarafından açık bir dille tehdit edilmiş olsam bile.
Tüm hafta boyunca annemin kolumu görmemesi için oldukça büyük bir çaba sarf etmiştim.Şükür ki görmemişti.Onu daha çok paniğe sürüklemek, her daim aklının bende kalmasını istemiyordum.Bu yüzden görmemesi ikimiz için de en iyisiydi.

Sitenin girişine geldiğimde yeni doğan güneş kızıl hareleriyle etrafı aydınlatıyordu.Oturduğumuz muhitte beni korumak için konumlandırılmış askerler vardı.Hayatımın çoğu askerlerle geçtiğinden ve olduğumuz durumun gayette bilincinde olduğumdan bunu garipsemiyor, karşı çıkmıyordum.Sonuçta iki önemli komutanın canıydım.

Otopark girişindeki iki asker baş selamı verdiklerinde gülümseyerek selamladım.Arabamı park edip hızla eve çıktım aldığım kısa, hızlı bir duşun ardından tek elle zorda olsa pansumanımı yenileyip hazırlanıp hastaneye geçtim.

Hastaneden uzakta geçen bu bir hafta da sürekli Serter tarafından aranmış ciddi ciddi rahatsız edilmiştim.Salonda bıraktığım telefonuma Serter tarafından gecenin dördünde gelen aramaya babamın cevap vermesiyle bir daha ne mesaj ne de arama almıştım.Kalender beyin otoritesi her yere hakimdi.

Sarı alanın girişinde durdum.Hastanede bensiz hayatın olmadığından yakınarak sızlanan adamın şu anda gayet keyfi yerinde görünüyordu.Çünkü tam karşısında benim gibi afetül devran bir kadın vardı.

"Biricik acil tıp uzmanımız Doktor Karaca Şahiner, sonunda teşrif edebilmiş.Baklava getirin oğlum hemen."

Serter sedyelerden birine uzanmışken benim gelmemle doğrulup oturdu.

"Özlemimden yataklara düştüğüne göre beni görmek seni çok mutlu etmiş olmalı."

Kaşlarımı kaldırarak konuştuğumda o da sözlerime alayla gülüp ayaklarını sallayarak bakmaya devam etti.Hemşirelere dönüp Serter'i göstererek konuştum.

"Sarı serum verelim, doktorcuğuma."

Gözleri kısılırcasına güldü.Anında ayaklandı iki adımla yanımda durdu.Baştan aşağı süzdü bedenimi çatık kaşlarla.Tam o sırada hemşirlerden biri elinde baklava kutusuyla yanımda durduğunda şaşırdım desem yalan olurdu.Serter'di bu, her şeyi yapabilirdi.Sınırı yoktu.

"Nereden geldi bu süslenme fikri?"

Gözlerim istemsizce bedenime kaydı.Sıradan bir kombindi işte.Siyah dar kesim yırtmaçlı bir etek,antrasit bir kazak ve botlar.Neresi süstü bunun?

"Saçlarını da açmışsın.Makyaj da yapmışsın."

Durdu bu noktada elimi tutup yüzüne kaldırdı.Tırnaklarıma sürülü bordo ojeyi gördüğünde elimi bırakıp,bir elini hızla ağzına atıp bir elini de beline yasladı.

"Kız yoksa enişte adayı mı var?Mercimeği fırına mı verdin kız sen?"

Şaşkınlıkla aralandı dudaklarım.

Ne eniştesi, ne mercimeği?Kim enişteyi fırına vermiş?Fırın neden süslenmiş?Mercime- Aman ne diyorum ben.Daha dakika bir gol bir devrelerimi yakmıştı.

"Evlen de asıl süsü göstereyim ben sana.Zil takıp oynayacağım.Söz."

Sözlerim ardından gözüme gözüme sokulan baklava kutusundan bir tane alıp hızla ağzıma attım.Çıtır çıtır ve ağızda dağılan dilim ile tüm kutuyu çektim.

Artık sadece bana aitti bu güzelim baklavalar.Durup etrafa göz attım kısaca.Sabah erken saatlerde poliklinik açık olduğu için acil boş olurdu.O yüzden etraf oldukça sessizdi.En sevdiğimiz vakitlerdi bunlar.

"Ayrıca 1 hafta Kalender bey ile kaldığımdan kadın olduğumu unuttum o yüzden bu süsüm.Kendime gelmek amacıyla.En son beni çağırdığında içtimaya çağrılmış gibi tekmir verdim inanabiliyor musun?"

Hayvani bir kahkaha döküldü dudaklarından.Göz devirip adımlamaya başladım.O da benimle birlikte yürüdü doktor dinlenme odasına.Dolaplarımız da burada yer alıyordu.

"İnanırım valla.Adam bana baktığında ben bile istemsizce hazırola geçiyorum.Ve aramama verilen cevaptan sonra görsem yolumu değil ülke değiştiririm."

Odaya geldiğimizde baklava kutusunu Serter'in eline tutuşturup dolabımı açtım.Çantamı rafa kaldırıp önlüğümü askıdan çıkardığımda Serter'in ağzına attığı baklavaya kaydı gözlerim.Tamam bir tane paylaşabilirdim.Ama fazlasını asla.Önlüğümü giyerken bir yandan da konuşuyordum.

"Ya gecenin dördünde neden arıyorsun ki sen beni? İzindeyim ben izinde.Zehir ettin yemin ederim 1 haftayı.Nerede o Zerrin ile Burcu?Bir ben mi varım senin arkadaşın?"

Saçlarını karıştırıp arkaya attı.Tek eliyle önlüğünün cebindeki kahverengi leopar desen numaralı gözlükleri gözüne taktı.

"Sen benim biricik aşkımsın.Nasıl kendini o yellozlarla bir tutabilirsin?"

İğreniyormuş gibi bir ifadeyle ona döndüğümde oldukça eğleniyor gibiydi.Muhtemelen yokluğumda onlara çok abandığı için ikiside ondan kaçmıştı.Kaçmamak mümkün müydü?Ben de çok konuşmayı seven geveze bir insan olmasaydım-ki bu sadece çok yakınlarıma gösterdiğim bir özelliğimdir-Serter'in çekilecek yanı yoktu.Göz devirip önüme döndüm.

"E anlat bakayım neler yaptın bensiz?"

Bedenini geriye yaslayarak sırtını kapıyla buluşturdu.Dudak büzerek tavana baktı.Bu sırada isimliğimi boynuma geçirdim ve dolabın kapağını kapatıp kilitledim.

"Salgın bir nezle var onunla uğraştım.Ekstrem bir olay olmadı."

Ben yokum diyedir o sakinlik.Yoksa bir gün de gelen aşiret kavgası mağdurları mı dersin peş peşe gelen kazalar, travmalar mı dersin neler neler...Soyunma odasından çıkıp sarı alandaki hemşire odasına girdiğimizde bir haftalık yokluğumun tüm dedikodusunu bir saate sığdırarak anlatmaya başladı.Anın heyecanı ile baklava kutusundan bir tane daha baklava alıyordu ki hızla eline şamarı çakıp kutuyu elinden çektim.

"Çek pis ellerini baklavamdan."

Şaşkınlıkla aralanan gözleri sahte bir kırgınlıkla baktı.

"Bir baklavayı reva mı gördün bana?"

Kutuyu kucağıma çektim.

"Bir taneyi reva görmem.Ama iki taneyi görürüm."

Çaycıdan yükselen sesle suyun kaynamış ,Serter iki kupa çayı hazırlayıp önümüze koydu.Ve derin bir sohbetin içine bodoslama daldık.

Saat 16.30'u gösterdiğinde artık hastalar da çoğalmıştı.Yaşlı bir teyze düşmüş ve kaşını yarmıştı ona müdahele ederken o da bir yandan bana iyi dileklerde bulunuyordu.

"Xwedê te û malbata te efû bike."
(Rabbim seni ailene bağışlasın.)

Burada kaldığım yaklaşık son 5 ayda Kürtçe bilgim oldukça artmıştı.Takdire şayan bir başarıydı bu benim için.Çünkü Kürtçe bile insandan insana değişiyordu.Hele ki küçük yaşta şehirden sürüldüğümden Kürtçeyi pek öğrenememiştim.Ama onun dışında Arapça,Rumca,Almanca gibi dilleri sırf hevesim olduğu için öğrenmiştim.

"Amin teyzem amin."

Pansumanı bitirip eldivenleri evsel atığa attım.Gerekli direktifleri verdikten sonra teyze paytak paytak yürüyerek gitti.Şu saat olmuştu ve ben hâlâ yemek yiyememiştim.Serter'in hemşirelerle kahkahalar eşliğinde sohbet ettiğini gördüğümde yanına yürüdüm.

"Bir de:Nare, Nare; diye ağlıyorsun,bana varya."

Kınayan bakışlarla sözlerimi desteklediğimde anında ciddileşti.Üzerine oturduğu masadan kalkıp üstünü başını düzeltti.Nare'nin adını duyduğu an anında ciddileşme gibi yetenekleri vardı.

"Neden öyle diyorsunuz hanımefendi?"

Elimle masayı ve hemşireleri işaret edip aynı ciddiyetle konuştum.

"Neden acaba?Ne yaptığınızı bilmiyor musunuz doktor bey?Etik mi bu yaptığınız?"

Alık alık bakarak sırıttı.Tanımayanlar şu ifadeye tatlı der masumluğuna kanardı.Ama şeytan insana melek görünürmüş.

"Ne yapıyormuşum?İş arkadaşlarımla sohbet ediyoruz şurada."

Göz devirip yana bir adım atıp masaya yöneldiğimde hemşireler anında toparlanıp işlerinin başına döndüler.Dedemden aldığım en sevdiğim özelliğim buydu:Gözlerle her şeyi anlatmak.Serter'e hitaben konuştum.
"Ben yemek yiyeceğim sonra da çıkarız."

Emniyette ifade ile ilgili bir sorun çıktığından direkt Nare'nin yanına gideceğim için yemek işini hastanede halletmek istiyordum.Ve Nare'nin yanına gideceğimi duyar duymaz Serter de peşime takılmaya karar vermişti.Başıyla onaylayıp tekrar masaya oturdu ve metal kurabiye kutusundan bir tane damla çikolatalı kurabiye alıp büyük bir ısırık aldı.

"Çabuk gel!Hemşireleri de kaçırdın zaten, canım sıkılır."

Umutsuzca gülüp arkama döndüğümde acil girişindeki silüet çekti dikkatimi.Uzun kollu triko bir kazak ,siyah kumaş pantalon,ipli botları ve en önemlisi heybetli cüssesiyle Araz Giray.Tüm bakışlar anında onu buldu.Birkaç genç kadının çapkın çapkın sırıttığına şahit olduğumda dudağım usulca kıvrıldı.Bu adamın bir kadına yüz vereceğini,gülümseyeceğini asla düşünemiyordum.O hakkı Nazmiye sultan almıştı çoktan.Bir ona kıvrılmıştı biçimli dudakları.Ölü toprağı vardı sanki üzerinde de o yüzden böyle ketumdu.

Gözleri mıknatıs gibi bana çekildiğinde gözlerimi ondan çekmedim.Belki de çekmek istemedim.Adımları bana doğru yöneldiğinde bakışlar da aynı şekilde yönünü bana çevirmişti.Bana birkaç adım kala durdu.

"Selam,Doktor hanım."

Doktor hanım..Sıktı artık şu hitap.Sonuçta adımı biliyordu.Ama sanki gıcıklık olsun diye yapıyordu bunu.

"Selam."

Gözleri anlık saçlarıma kaydı ardından tekrar gözlerimde toparlandı.Sağ elini kaldırarak kendine yöneltti ve göğsünü işaret ederek konuştu.

"Alınması gereken dikişler var.İlgilenebilir misiniz?"

'Hay hay' efendim dercesine kaş göz yapıp pansuman odasına yöneldim.

"Buyrun gelin."

İçeri girdiğimizde sedyeye oturdu.Yine yiyememiştim o yemeği.Acilin en kötü yanlarından biriydi bu:Öğünlerini kaçırmak.Gün olurdu tek öğünle günü kapatırdık.İnsanlara can sağlığı verelim derken kendi sağlığımızdan oluyorduk.Terzi kendi söküğünü dikemezdi sonuçta.Eldivenleri elime geçirirken ona dönmeden konuştum.

"Kazağınızı çıkarın, lütfen."

Gerekli malzemeleri hazırlayıp ona döndüğümde kazağını çıkarmış oturuyordu.Gözleri etrafta gezerken benim ona dönmem ile beni buldu.Ve ciddi bir ifadeyle konuştu.

"Bana 'sen' diye hitap ederseniz sevinirim."

Malzeme aracını yanıma çekip pansuman tepsisini üzerine bıraktım.Gözlerim itinayla bedenine değmemeye çalışıyordu.Bir kez değerse incelemeden geri çekilmezdi.Çünkü inkar edemeyeceğim bir çekiciliğe sahipti vücudu.

"Sizde bana 'sen' diye hitap ederseniz neden olmasın?"

Yanına yaklaştığımda mecburiyet ile gözlerim gövdesine düştü.Hoay maşallahlık six packsler kaçak kat çıkmıştı sanki, mübarek.Ama güzel görünümün üzerini gölgeleyen çok fazla yara izi vardı.İstemsizce kaçırdım gözlerimi.Babamda da vardı bu izler.Küçükken tek uyumaktan çok korkardım.O da ben uyuyana kadar yanımdan ayrılmaz karnında,kollarında olan yara izlerinde parmaklarımı dolaştırmama izin verirdi.Ben ise yaralarına bir gün şifa olma umuduyla yaralarını okşayarak uyurdum.

"Siz benim komutanımın kızısınız.Siz diye hitap etmem daha icabında olur."

Sözleri ile düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm.Göz devirip klempi aldığımda dudaklarından firar eden alaylı gülüşü duyar duymaz elim havada gözlerim dudaklarında kaldı.Şu ölü topraklı diye nitelendirdiğim adam az önce bana gülmüştü.Ve açık açık yapmıştı bunu.Saklama gereği duymadan gülüşünü bana sunmuştu.Belki ben abartıyordum Araz Giray'ı gözümde.O kadar da sert bir insan değildi belki de.Az sonra hızla toparlanıp göğsündeki dikişleri almaya koyuldum.

"Kolunuz nasıl?"

Sorusunu duymazdan gelerek ciddiyetle baktım yarasına.Sıcak bir bıçak kesiğiydi.Etrafındaki deri yanmış, büzülmüştü.Daha bilmediğim görmediğim hikayesini duyduğumda kahrolacağım bir sürü yarası olduğuna emindim.Hem ruhunda hem bedeninde.Sorusuna cevap vermediğimde ciddi yüz ifadesini takınıp yüzünü yüzüme eğdi.

"Küstünüz mü bana doktor hanım?"

Başımı iki yana sallayarak konuştum:"Bana böyle hitap ettiğiniz sürece cevap vermemeye karar verdim."

Başını yüzüme daha çok eğdiğinde hafifçe geri çektim yüzümü.Ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu belli ki.

"Antibiyotik kullandınız mı?"

Soruma başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallayarak cevapladı.Yarası oldukça sıkıntılıydı.İpi çektiğimde akan kan damlası göğsünden kayıp karnına doğru bir yol izledi.

Sargı bezi ile kanı karnından yukarı doğru göğüs ortasına kadar sildiğimde nefesini tuttuğunu farkettim.

"Kolunun durumu ne?"

'Siz' hitabını kenara atarak konuştuğunda dudağım usulca kıvrıldı.Malzeme arabasını arkaya çekip eldivenleri çıkarıp evsel atığa attım.Böyle yola gel,Yüzbaşı.

"Daha iyi.Sağol."

Başını anlayışla salladığında hızla kazağını üzerine geçirdi.Ayaklanıp karşımda dikildi.

"Vaktin var mı?Konuşmak istediğim şeyler var."

Bileğimdeki saate indirdim gözlerimi.Saat 17.09 du.

"Yemek ısmarlarsan belki vakit ayırabilirim.Tahmin edebilirsin ki doktorların hayatı çok monotondur.Vakit ayırmaya bile vakit ayıramıyoruz."

Başını anlayışla aşağı yukarı salladı ve ellerini cebine koyarak konuştu.

"Tamam ısmarlarım."

Odanın çıkışına yöneldiğimde konuştum.

"Öyleyse biraz bekleteceğim seni."

Doktor odasına girdiğimde çantamı ve kabanımı alıp acilin çıkışına yöneldim.Tam bu esnada Serter'in sesini işittim.Durup gözlerimi ona çevirdim.

"Bensiz nereye gidiyorsun sen?"

Kollarını göğsünde bağlamış meraklı gözlerini gözlerime dikmişti.Gel açıklayabilirsen açıkla.

"Date'im var.Maalesef ki seni ekiyorum bugünlük."

Hızla yanıma adımladı.Gözleri bir tur etrafı taradı.

"Sen?...Date?...Kim bu herif? Ne yaptı da tavladı seni?Acil taktik almam lazım.Nerede o?"

Panikle etrafta gezindi gözleri.Histerik bir kahkaha atıp çantamı omuzuma asarken umutsuz bir şekilde başımı iki yana salladım.

"Senin durum benden de vahim.Alacağın taktikler bile işe yaramaz,balım."

Hayal kırıklığı ile baktı yüzüme.Yüzünde sıfır ciddiyet vardı.Hatta Serter'in hayatı ciddiyetsizlik üzerine kuruluydu.Ciddiyet onda alerji yapardı.Yaşam stili böyleydi.Ve bundan memnun değilim desem yalan olurdu.Sosyal pili hemen tükenen bana hayat enerjimi toplamamda yardımı çok fazlaydı.

"Git sende terk et beni.Alıştım ben terkedilmelere.Git git bakma ardına lütfen."

Eliyle beni kışkışladığında acınası haline güldüm ve fazla zaman kaybettiğimi farkederek acilin çıkışına doğru hızla adımlamaya başladım.

"Hadi kaçtım ben.Bu arada Nare'yi arayıp o işi yarın halledeceğimizi söyle."

Nare nöbette olduğum vakitlerde evde sıkıldığı zamanlarda yanıma sık sık uğrardı.Serter de vurulmuştu işte ona bu günlerde.Nasıl mümkün olabiliyordu bilmiyorum?İkisi birbirinin tam tersiydi.Serter pamuk şekerse, Nare o şekerin içindeki sert çubuktu.Serter ona yanaşmaya çalıştıkça Nare onu terslemekten asla geri durmuyordu.

Ve eğer şu an ben arasam Nare ne yapar ne eder beni emniyete götürtürdü.Hem Serter,Nare ile birkaç saniye bile olsa konuşmak için can atıyordu.Bu iyiliği ona yapıp garibin yüzünü güldürmeliydim ki yaradan da benim yüzümü güldürsündü.

Son kez dönüp öpücük attığımda ellerini cebine atmış az önce sızlanan o değilmiş gibi çapkın edasına tekrar bürünmüştü.Uzun kemikli parmaklarını gür, sarıya oldukça yakın kumral saçları arasından geçirip havalı bir dönüş ile acile girmeden önce yüksek bir sesle arkamdan seslendi.

"Dikkat et de kaçırılma yine."

Ona dönmeden elimi 'aman boşver' dercesine sallayıp hızlı adımlarla acilden çıktım.Gözlerim sağı solu tararken Araz'ı ileride bir arabanın kaputuna yaslanmış sigara içerken gördüm.Üzerinde incecik bir triko kazak olması onu bu soğukta pek rahatsız ediyor gibi değildi.İçindeki soğukluk dışa da vurmuş olmalı ki soğuk hava tenine işlemiyordu.Ve yeni farkediyordum ki Araz esmer değil.Koyu kumraldı.Benim gibi.

Yanına vardığımda duruşunu dikleştirdi.Henüz bitmemiş olan sigarasından son bir nefes çekti içine.Yanakları içe göçerken çatılan kaşları ile çenesinde beliren gamze dikkatimi çekmişti.Çektiği zehrin dudakları arasından çıkışında kaldı gözlerim saniyelik.Arkasında kalan çöp kovasına gelişi güzel fırlattı.Gözlerim benden bağımsız atabildi mi diye kontrol etti.Ve evet atabilmişti.

"Atla."

Kendi arabamla gitsem gece sonunda eve gitmek daha zahmetsiz olacaktı.O yüzden arabasına yönelmedim.

"Dönüşte kolaylık sağlaması açısından kendi arabamla gelmem daha iyi olacak.O yüzden sen mekanı söyle ben arabamla gelirim.Ya da seni takip edebilirim.Fark etmez."

Başını anlayışla salladı.İki elini ceplerine yerleştirip rahat bir konum aldı:"Nasıl istersen.Bu arada ne yemek istersin ona uygun bir yere gidelim?"

Dudaklarım bilmem dercesine büzüldüğünde gözleri yüzümü tarıyor vereceğim cevabı bekliyordu.Canım şu an pek bir şey istemiyordu.Sadece açtım işte.

"Sen seç, sana bırakıyorum."

Ciddi ifadesi ile anladığını belirterek başını salladı.Ciddiyet bu adamın bedenine yapışmış bir özellikti.

Arabasına bindiğinde markasına yeni dikkat edebilmiştim.Range Rover.Güzel temiz bir arabaydı.Karakterini yansıtacak bir siyahlıktaydı.En azından dış görünüşünü pekala yansıtıyordu.Az sonra ilerleyip arabama bindiğimde onu takip etmeye başladım.Bizim de arabamızın kendine göre bir karizması vardı şimdi.Hakkımızı yemeyelim.Chery SUV modelinin beyaz rengiydi.

Radyoyu açtığımda çalan şarkı minik bir kahkahanın dudaklarımdan firar etmesine sebep oldu. Yaşar'ın 'Kumralım' şarkısı radyodan yükseliyordu.Tesadüfe inanmaz böyle şeylere çok fazla anlam yüklerdim.Kahkaham yerini büyük bir tebessümü dudaklarıma esir bıraktığında bende eşlik ettim sanatçıya.

...

10 dakikalık bir yolculuk ardından restoranın önünde durduğunda ben de onu takip ederek durdum.Şırnak'ın en güzel yanlarından biriydi bu: her yere 10 dakika içinde varabilmek.Gözlerim mekanın tabelasına kaydığında dudaklarımdan kaçan şaşkınlık nidasına ardından gelen kahkahaya engel olamadım.

Nuri'nin Yeri.

Beni bir ocakbaşına getirmişti.İlk buluşmada kebapçıya getirmek oldukça şaşkınlık vericiydi.Ben hâlâ gülerken Araz aracından inmiş mekanın kapısında durmuş elleri cebinde bana bakıyordu.Kontağı kapatıp çantamı alıp indim ve mekana girdik.

"Hoşgeldin komutan."

Tombul,kısa boylu,pos bıyıklı,kırmızı yüzlü, saçı sakalı bembeyaz 50'li yaşlarda bir amca; ıslak ellerini kırmızı kareli gömleğinin önüne astığı yarım önlüklü havluya silerek bize doğru yürüdü.

"Hoş gördük,Nuri amca."

Nuri bey amca bana dönüp tebessümle baş selamı verdi.

"Sen de hoş geldin hanım kızım."

"Hoşbuldum sağolun."

Tekrar Araz'a çevirdi ışıl ışıl parlayan gözlerini.

"Ekip yok mu bugün?"

Araz başını iki yana sallarken mekanın ortasına doğru yönelmiştik.

"Bugünlük bu kadarız."

Nuri bey amca tebessümle camın yanındaki boş masalardan birine aldı bizi.Ahşap ,loş ışıklı,ortasında eski bir soba ve nostalji kokan tatlı küçük bir mekandı.Masaya kurulduğumuzda genç 20'li yaşlarında kara kuru bir çocuk gelip siparişlerimizi almıştı.Bir porsiyon Adana kafiydi.

"Ciğer 3 mü 4 mü olsun abi?"

Gözlerim Araz'a kaydı.Hiç düşünmeden yanıtladı garsonun sorusunu.

"Üç ile başlayalım duruma göre artırırız."

Garson tebessümle başını sallayarak ayrıldı yanımızdan.3 şiş ile doyar mıydı ki bu cüsse?

"Üç şiş ile doyar mısın ki?"

Aklımdan geçen soru benden bağımsız sözcüklere döküldü.Dudağı yarım bir şekilde kıvrıldığında gözlerim gülüşüne takıldı.Sanırım bu adamın gülmesine alışmam uzun sürecekti.Elini masaya yaslayıp sırtını sandalyeye verdi.Gözlerim bu kez de dizlerine kaydı.Bacakları masanın altına sığmadığı için dizleri masanın üzerinde duruyordu.

"Üç şiş mi? Üç porsiyondan bahsediyorduk biz."

Şaşkınlıkla aralandı dudaklarım.Yuhtu.Çüştü.Bu kadarı da abartıydı.Tamam iki metreye yakın boyu olabilirdi ama üç porsiyon da neydi? Analiz yapan sözlerle konuştum.

"Yemeyi seviyorsun anlaşılan.Burcun ne?"

Olduğu konumdan rahatsız olduğunu belirtircesine geriye itti sandalyesini,kolunu yanındaki boş sandalyenin omzuna yaslayıp iyice gerindi.Büyük cüsse sahibi olmanın zararları vol bir.Dudağını büzüp garip bir hareket yaptı.

"Severim."

İmalı bir söyleyişti bu.Altı dolu dolu bir severimdi bu.Araz'ın yaydığı hisler oldukça kafa karıştırıcıydı.Karşımda yayvan yayvan oturmuş derin bir ifade barındıran gözlerle bakıyordu gözlerime.Gözlerinden gözlerime akan sayısız his vardı.İnsanlara çok dikkat ederdim.Karakter analizi yapmayı severdim o yüzdendi tüm bu dikkatim.

"16 Mayıs hangi burç oluyorsa oyumdur.İnanmam burçlara."

Boğa.Tam Araz'a yakışan onu yansıtan bir burçtu.Cama vuran yağmur damlaları ile gözlerim gözlerinden koptu ve cama kaydı.Yağmur birkaç saniye içerisinde hızını daha da arttırdı.

Yine neden akıtıyorsun gözyaşlarını Ey Gökyüzü? Kaç şehit verdin de dayanamadın,doldun, taştın?Kaç ocağa ateş düştü bu gece? Kaç kadın dul kaldı? Kaç çocuk yetim kaldı? Kaç anne feryatları ile inletti yuva bildiğimiz dağları? Kaç baba sessizce yıktı dünyaları?

Yağmur yağdığında gözlerim anında buğulanırdı.Çünkü yağmurlu bir gecede kor düşmüştü ocağımıza.Yağmurlu bir gecede intikam tohumları ekilmişti yüreklere de filizlenip,büyümüştü.

"Bir sorun mu var?"

Araz'ın ıslıklı sesiyle puslanmış gözlerim camdan süzülen yağmur damlalarından ayrılıp koyu gözlerine tutundu.Ama anında kaçırdım gözlerimi,peçete kutusundan bir adet peçete alıp göz pınarlarıma bastırdım.Duygulanmanın getirdiği sululukla ıslanan burnumu hiç gocunmadan sesli bir şekilde çekip tüm hislerime set çekerek tebessüm ettim.

"Yağmurlu havalar fazla duygusal benim için."

Anlayışla başını salladı.Gözleri dikkatle bakıyordu ıslak gözlerime.Dudakları kıvrılmaya yakın bir haldeyken ilgiyle konuştu.

"Her ağlayanla ağlar mısın böyle?"

Kollarımı göğsümde bağlayıp gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp açtım.Oldukça fazla duygusal bir insandım.Her ağlayanla ağlardım.Onun acısını acı bilir göğsümü acısıyla yakardım.Uzun süre bu özelliğimin acısı da beni çok yaktı,yıprattı.

Buruk bir tebessümle konuştum: "Çok mu belli ediyorum?"

Başını onaylar biçimde aşağı yukarı salladığında konuşmak istemedim.Tüm sesler sustu.Herkes yok oldu da sanki sadece ben ve o kaldık bu mekanda.İçten içe karşımdaki adamı sorguladım.Kimsin sen Yüzbaşı?Nasıl hem yabancı hem de buram buram tanıdıklık kokuyorsun? Gözlerinden akan sayısız hissin sebebi neydi? Kimseye kıvrılmayan dudaklar değmeyen gözler neden bana kıvrılıp bana değiyor,beni anlamaya çalışıyordu? Hakkımda çok şey bildiğine neredeyse emindim.

Benimle konuşmak istediği bir şey olduğunu söylemişti.Benimle ne konuşmak isteyebilirdi ki?

Burnuma doluşan kebap kokusuyla gözlerimi gözlerinden zorda olsa ayırdım.Garson siparişleri masaya dizip iki tane de bakır bardakta açık ayran bıraktığında tüm hüznüm bir kenara çekilmiş yemeğimi bitirmemi beklemeye başlamıştı.Yemek mühimdi.Çoğu şeyden daha mühimdi.

Sessiz süren yemeğin ardından daha iyi hissediyordum.Karnım doymuş sırtım pekti.Daha ne isterdim.Araz hâlâ ciğerleri bitirmeye çalışıyordu.Ve oldukça iştah kabartan cinsten bir yiyişti bu.Müsaade isteyerek çantamı alıp lavaboya gittim.Ellerimi yıkadıktan sonra bordo rujumu tazeledim.Çok güzel bir kadındım vesselam.Aynada bir öpücük attım kendime.Benim gibi güzel kadın yoktu yeryüzünde.Hoay maşşallahtı bana.Son bir kez baştan aşağı süzdüm bedenimi.Görünürde bir sorun yoktu.Hızla çıkıp masaya geçtim.

Masa toplanmış şimdi de pamuklu bir bezle siliniyordu.İyiydi.En azından sarı bez değildi.Temiz masaya geçip oturdum.Araz sepetten aldığı ıslak mendil ile önce dudaklarını ardından ellerini sildi.Garson ıslak ellerini önlüğüne silerek yanımıza doğru yürüyordu.

"Bir isteğiniz var mı abi?"

Araz önce dışarıda yağan yağmura ardından gözlerime dikti gözlerini.

"O zaman bir çay içelim?!"

Gözleri onay istercesine değdi gözlerime.Çay sevmezdim ama kebabın üzerine kahve olmayacağı için ısınmak için el mecbur çay içecektim.Tebessümle konuştum.

"Olur, içelim."

Garsona çevirdi gözlerini.

"Bize iki çay getir koçum.Biri açık olsun."

Kulağımda yankılanan ses ile Cemal Süreyya'nın sözleri dağıttı yankıyı:

'Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
Banliyo treninde rastladığımız
Sınav saatini kaçırmış liseli kız,
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Ey otobüssever ey Troya yolcusu!
Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
O ipekböceği sesli kadını;
Birinin Grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

İki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Açık çay içerdi hep,
Demli olunca demliğin diğer tarafından beni göremezmiş,
Öyle derdi.'

Garson yanımızdan ayrıldığında gözlerim anında gözlerine mıhlandı.

"Cemal Süreyya'yı tanımıyorum sanma."

Dudaklarında yer alan muzip sırıtışın aynısı benim de dudaklarımda yer almıştı.Kaşının üstünü serçe parmağı ile kaşıdı.Elindeki kürdan çöpünü çevirdi.Kırdı.Masaya bıraktı.Toplayıp kenara itti.

"Çok fena yakalandım desene."

Sırıtışım sesli bir hal aldığında başımı sağa eğerek elinde çay tepsisi ile gelen garsonu gördüm.Çayları önümüze bıraktığında Araz sandalyesinde doğrulup öne doğru eğildi ve kısık ama bir o kadar da sert bir sesle konuştu.

"Daha önce birini öldürdün mü?"

Sıcak dumanların tüttüğü bardakta olan gözlerim usulca ayrıldı oradan.Yeni meskeni koyu kahve gözlerdi.Çorak bir toprak değil de bol su alan üzerinde bitkilerin yaşam sürdüğü türden topraklardı bunlar.İnsanlar ile her daim göz teması kurardım.Çünkü gözlerin ruhun aynası olduğuna inanırdım.

"Bunu neden soruyorsun?"

Böyle bir soru sormasına şaşırmamıştım ama bekliyordum desem de yalan olurdu.O yüzden afallamadan edemedim.

Çayından büyük bir yudum aldığında bardağın yarısı boşalmıştı.Ayrıca şeker de atmamıştı.Şekersiz çay mı içilirdi? Bir yudum daha aldığında çayı bitmişti.Bu ne acele yiğidim? Geldiğimizden beri masanın bir ucunda olan mavi kapaklı dosyayı önüne çekip açtıktan sonra önüme itti.Sözleri eşliğinde gözlerim dosyaya düştü.Esmer kirli sakallı boynuna peşmerge sarılı elinde keleş olan orta boylu bir adamdı.Yüzü tanıdıktı.Bu o gece çadırda öldürdüğüm teröristti.Gözlerim altta yazan isime takıldı bu kez.Selman Karakum.

"Tanıdık geldi mi?"

Konuştuğunda bir şey söylemeden sayfayı değiştirmesini izledim.Yeni fotoğrafta Selman'ın kanlar içerisindeki bedeni bir çukura atılmış yukarıdan tutulan fener ile aydınlatılmıştı karanlık.Vicdanımın sızlamasını bekledim.Ama olmadı.Zerre sızlamadı.Bu sızlamazlığa karşı olmak istemediğim o canavara bürünmekten korktum anlık.Bedenim ürperdi.Gözlerimi istemsizce kaçırdım fotoğraftan.

"Selman Karakum.Kaçırıldığın kampta boynundan bıçaklanmış bir şekilde ölü olarak bulundu."

Birkaç sayfa daha çevirip bir fotoğrafın üzerinde durdu.Kanlı bir palanın fotoğrafıydı bu da.Selman'ı öldürdüğüm palaydı.Çayımdan bir yudum aldım.Ağzımın içi kanla doldu sanki.Zorla yuttum.

"Rehin aldığımız itler,son zamanlarda kafasının çok dalgın olduğunu intihar ettiğini ve o anda senin onun yanında olduğunu söylediler."

Bu noktada gözlerim çehresine yükseldi.Zaten gözlerime bakması şaşırtmamıştı.Oldukça dikkatliydi.Öyle olması gerekiyordu.Bu koşulda aylarca eğitim görmüş bir adamdı karşımdaki.Dikkati kazandırır,dikkatsizliği can alırdı.

"Benden mi şüpheleniyorsun?"

Boşalan bardağını kenara ittirip dirseklerini ahşap masaya yasladı.Pazuları şişmiş göze batıyordu.Çehresinde ise bunu açık açık söylememi beklemiyor gibiydi gözleri.

"Şüphelenmeli miyim, doktor hanım?"

Benim yaptığımı düşünüyor belki de biliyordu.Onu kandırmanın bir anlamı yoktu.Kolay kolay yalan söyleyen bir insan değildim çünkü yalan söylemeyi bilmiyor, beceremiyordum.Ama bu demek olmuyordu ki Selman'ı öldürdüğümü açık bir dille belirtecektim.

"Dediğin gibi Yüzbaşı.Ben bir doktorum.İşim hayat kurtarmak,can almak değil."

Gözlerinde derin anlamlar vardı.Her biri dilsizdi.Anlatmak isteyen de anlamak isteyen de yoktu ilk kez.Çok durulmadı bu konunun üzerinde.Dosyayı önüne çekip kapattı.

"Evet, görevin hayat vermek."

Sırtını sandalyeye iyice yasladı.Gözleri hâlâ üzerimdeyken elini yukarı kaldırdı. Garson işareti aldığında gelip çayları tazeledi.Yağmur hızını arttırdıkça arttırdı.Arada açılan kapıdan toprak kokusu sindi burnuma.Birkaç dakika süren sessizlik bedenimin kaskatı kesilmesine sebep olmuştu.Araz'ın birini öldürdüğümü öğrenmesi babamın öğrenmesi demekti.

Ve bu da Şırnak'da tek bir saniye daha kalamayacağım anlamına geliyordu.Görevimden men yemezdim.Dedem buna müsaade etmezdi.Çünkü işimden uzaklaşırsam hayatımın sarpa saracağını biliyordu.Yine de Şırnak'tan uzaklaştırılmam hayatımın bitmesi demekti.Yeminimin düğüm olup boğazımda kalması demekti.Ve ben buna ne olursa olsun izin vermeyecektim.Çayımdan büyük bir yudum aldım.Aynı hızla dilim yandı ama çaktırmadım.Yiğitliğe bok sıçratamazdık.Sakince bardağı masaya bıraktım.Aynı sakinlikle karşımdaki adama çevirdim gözlerimi.

Araz alımlı bir adamdı.Ondan etkilenmediğimi söylesem büyük bir yalan olurdu.Hoşlandığımı söylesem daha büyük bir yalan.Sadece dikkatimi çekmişti.Onu gören her kadının hissedeceği bir etkiydi bu.Ondan etkilenmeyecek kadın tanımazdım.

"Biraz kendinden bahseder misin?"

Sessiz ve birbirinden habersiz edilen sessizlik yeminini bozan taraf Araz oldu.Meraklı bakışlarını üzerime dikmiş beni tanımak istiyor bunu açıkça belirtiyordu.

"Karaca Şahiner.27 yaşımdayım.Aslen Ankaralıyım.Ama çocukluğumun bir dönemi burada geçti.Bildiğin üzere doktorum."

Hakkımda daha çok şey bildiğine emindim ama sırf Selman itinin konusu kapansın diye sohbeti ilerletmeye çalışacaktım.

"Özellikle merak ettiğin bir şey varsa sor lütfen."

Kalçasını hafifçe kaldırarak geriye meyillenip ön cebinden sigara paketini ve bir paket kibrit kutusu çıkardı.Kibrit mi? Güzelim zippolar dururken Allah'ın 21.yüzyılında kibrit kullanmak da neyin nesiydi? Uzanıp mekanın sürgülü camını açarken bana hitaben konuştu.

"Rahatsız olur musun?"

Başımı iki yana sallayıp boynuma süzülen saç tutamını geriye attım.Astımım olduğu sigaradan çok etkilendiğim halde birşey demedim. Sigarasını dudakları arasına sıkıştırıp kibrit kutusundan çıkardığı bir çubuğu sürterek alevlendirip elini mesken ederek sigarasının ucunu tutuşturdu.Ve gözleri beni bularak konuştu.

"Dürüst olacağına söz verebilir misin?"

Uzun kalın parmakları arasındaki sigarayı sık aralıklarla dudağına yaslayıp nefeslenirken bedeni kaşlarının aksine oldukça rahat görünüyordu.Çatık kaşları arasında oluşan çukur babamı anımsatmıştı.O da kaşlarını çattığı zaman -ki her daim çatık olan kaşlarından bahsediyorum- iki kaşının arasında derin bir çukur oluşurdu.

"Dürüst bir söz verdiğime inanabilecek misin?"

Sözlerime karşılık gözleri kısılıp dudakları yarımca kıvrıldığında başını sağa eğerek süzdü beni.

"Neden doktor oldun? Yeminini tutamayacağını bile bile neden doktor oldun?"

Şaşırmıştım.Tamam bildiğini biliyordum.Selman'ın canını benim aldığımı ne hikmetse bir şekilde bildiğini biliyordum ama bunu açıkça söylemesini beklemiyordum.İnkar edemezdim artık.

"Komutanlarını tanıyorsun Yüzbaşı.İntikam uğruna yeminler edip bu yola baş koyan bir timleri bile var.Ama kızlarını asker yapacak yürek ikisinde de yok.Bu yüzden doktorum.Ve söylediğinin aksine; yeminimi tutacağımı bile bile doktor oldum."

Sıradan bir doktorluk ve yemin değildi benimkisi.Hipokrat yemininin sağından solundan geçmeyen bir yemindi.

"O timin başında kimin olduğunu biliyor musun?"

Başımı olumsuzca iki yana salladım.Turan Şahiner'in intikamından olabildiğince uzak tutuluyordum.

"Bitirim timi.Yüzbaşı Araz Giray tarafından komute edilen bir tim."

Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken duyduklarımın gerçekliğini sorguluyordum.Karşımdaki bu adam uğruna ortaya hayatlar konulan o intikamın en öndeki askerlerinin başı mıydı?

O an göğsümde yanan ateş benden habersiz harlandı.Karşımdaki adama artık aynı gözlerle bakmayacaktı elalarım.Ben bu intikamın içinde yer alabilmek için sağlam bir adım atmıştım tam şu anda:Araz Giray benden izinsiz hayatımın orta yerine oturmuş bir sigara yakmıştı.

Ve o sigaranın harlanan ucundan düşen küller Turan Şahiner’in intikamı yoluna çıkan her bir can demekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 7beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.