6. bölüm / 6
KOR İLE YIKANAN KALPLERBölüm IV : KÜL RENGİ ŞAFAK
Bölümler 6Şu an: Bölüm IV : KÜL RENGİ ŞAFAK
- 1 Bölüm I : PARMAK UÇLARINA ÖLÜM BULAŞAN KADIN2.201 kelime
- 2 Bölüm I:II : PARMAK UÇLARINA ÖLÜM BULAŞAN KADIN3.054 kelime
- 3 Bölüm II : İNTİKAMLA SULANMIŞ KANLI ÇİÇEK2.630 kelime
- 4 Bölüm III : AZUBAKAN TUTSAĞI2.816 kelime
- 5 Bölüm IV : KÜL RENGİ ŞAFAK3.973 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm V : AYNI ATEŞE BAKAN İKİ YABANCI3.819 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölümden herkese merhaba.Bakalım bu bölümde bizi neler bekliyor.
Hikayenin devamı için kitabı listene eklemeyi ve oylamayı unutma!
İyi okumalar🥀
Bedenim sarsılırken iki silah sesi yankılandı kulaklarımda.İki ıslıklı ses kavurdu beynimin her bir zerresini.Ellerim göğsümün üzerine yerleşip bedenim geriye doğru sendelerken kurşunun sızlatan sıcaklığını boynumun yakınlarında hissettim.Acı yoktu.Hisler yoktu.Vurulmuş muydum?Bilmiyordum.Beynim uğuldayıp yer ayaklarımın altında titrerken yaşadığım dünyayı,ortamı,anı düşünecek durumda değildim ama kurşunun tenimi sızlatan sıcaklığı kendini acı bir gerçeklikle hissettirmişti.
Geriye doğru hızla sendelerken birkaç ayaklarım yerdeki taşlara takılarak dengemi daha çok bozuyordu.Yer ile yeksan olmak üzereyken az sonra bedenime yayılacak acı hissini düşünerek sıkıca yumdum gözlerimi.Ama sandığım gibi olmadı,düşmedim; sert bir gövdeye çarptım.Bir çift kol karnımı sardı,nefesi kurşunun yaktığı boynumun üstünde yeşerdi:Şah damarımın hemen üzerinde.
Kulağımı uğuldatan sesler beynimi de uğuldatmaya başladığında bedenim geriye çevrildi.Tüm uyaranlara karşı bilincim oldukça karışmıştı ama yüzüme dokunan bu sıcak parmakları tüm hislerin arasından ayırt edebilmiştim. Bu gerçeklikle her hücremi sızlatacak bir ürperti geçti bedenimden.Belki de ayazdan dolayı bu derece üşüyordum.
Gözlerim açılıp karşımdaki görüntüyle buluştuğunda göğsümün üstündeki elim onun göğsüne dokundu.Gerçekliğini sorguluyordum aslında.Bu cehennem meydanında böylesine güzel bir adam görmek aklımı yitirdiğimi kanıtlıyordu.Etraftan yayılan barut kokusundan çok burnumu sızlattı bu gerçek.
Kulağım çınlarken bu sefer o iki el kulaklarım üzerine yerleşti.Dolgun biçimli dudakları aralandı bir şeyler söyledi hızlı hızlı ama hiçbirini algılayamadım.Ellerini daha sert bastırdı kulaklarıma, gözleri daha sıkı tutundu gözlerime.
"Karaca!"
Cılız bir ses ilişti kulaklarıma; çınlamanın arasından.Gözlerim karşımdaki adamın hareket eden dudaklarına kaydığında kim olduğunu yeni idrak edebildim.Elleri ile kulaklarıma baskı yapıp can acımı aza indirmeye çalışan bu adam:Yüzbaşı Araz Giray'dı.
Gözlerim gerçeğe dönmenin acısıyla usulca kapanıp açıldı.Öksürmeye başladığımda bedenimi başka yöne doğru çekiştirdi.Beni nereye götürdüğünü bilmiyordum.Ama itiraz da etmiyordum.Bedenim yerden yükselip sert bir zemine oturtuldu.Birkaç saniye sonra dudaklarıma bir su matarası yaslandı, sanki günlerdir su içmiyor gibi dilim damağım kurumuştu.Dudaklarıma yaslanan mataradan kana kana içtim.Kulaklarımdaki çınlamanın yerini kalın sert ama bir o kadar da güven kokan bir ses doldurdu.
"İyi misin?"
Matarayı dudaklarımdan ayırıp gözümün önündeki saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı.Konuşmak yerine, başım anlamsızca aşağı yukarı sallandı.İyiydim, yara almamıştım.Bir arabanın kaputuna oturmuştum.Belimin iki yanından tutarak indirdi, oturduğum yerden.
"Lütfen konuşur musun?"
O kalın sert ses daha ıslıklıydı artık.Gözlerim usulca gözlerine tutundu.Yüzünde derin bir endişe vardı.Ruhumun en derininde hissettim o endişe hissini.Yüreğim yabancı karşılamamıştı bu hissi.Gözlerimi daha fazla tutamadım gözlerinde.Gözlerim çevremde gezindi bir tur.Çıkan dumanlar ve alevlerden anlaşılacağı üzere bir bomba patlamıştı.Oldukça yakınımızda bir bomba patlamıştı ve askerlere bir şey olmamış gibi görünüyordu.Çadırlar cayır cayır yanarken insanların çığlıkları yankılanıyordu geceye.
"İyiyim."
Bir adım geriledim önünden.Bedenini hızla süzdüm baştan aşağı.Görünürde bir kan yoktu.
"Yaralanmadınız değil mi?"
Gözlerindeki endişe bavulunu toplayıp gitti, yerine başka bir duygu gelip kuruldu.Bakışları daha değişik duygular barındırıyordu.
Üzüntü,hayalkırıklığı,umutsuzluk,bitmişlik..Hangi duyguydu bu?İnsan sarrafı olduğumu düşünürdüm hep.Çevrem de öyle derdi bana.Ama bu adamı anlamak anlamaya çalışmak ürperticiydi.Ateş gibiydi bu adam.Kor bir ateşti.Yaklaşmaktan, anlamaktan çekineceğim kadar büyüktü koru.Başını olumsuz anlamda iki yana salladı,eli kulaklığının üstüne yerleşti ve mekanik bir ses eşliğinde konuştu.
"Bitirim,toplanın!"
Çok geçmeden tim etrafımızda toplandı.Her birinde ayrı ayrı gezindi gözlerim.Hepsi oldukça heybetli, sağlam adamlardı.Diğer askerler ise kaçmaya çalışan teröristleri toplamış araçlara bindiriyorlardı.Güzel bir temizlik yapmışlardı.Helal olsundu.
"Egemen, doktor hanımın koluna bak!"
Aralarından en genç görüneni öne çıkıp hızla çantasını çıkarıp yanıma geldi.Çantanım küçük gözünden beyaz üzerinde hilal olan küçük bir ilk yardım çantasını çıkardı.Gözlerini gözlerime indirdiğinde izin ister gibi bir bakış hakimdi gözlerinde.Başımı hafifçe sallayarak onayladım.Adının Egemen olduğunu öğrendiğim asker kolumdaki sargıyı açıp dikişleri açılmış yaraya müdahele ederken ben ise acımı dizginlemek için dikkatimi dağıtla amacıyla çevreyi inceliyordum.Araz,telsiz telefon ile görüşüp tekrar yanımıza döndüğünde Egemen de pansumanı bitirip geriledi yanımdan.
"Hastaneye gitmeniz gerekiyor.Bu koşullarda yapabileceğim pek bir şey yok."
Tatlı,çocuksu bir yüzü vardı Egemen'in.Dışarıda görsem üniversite öğrencisi diyebileceğim bir yüze sahipti.Uzun boylu,beyaz alımlı bir teni vardı ve muhtemelen köseydi çünkü yüzünde jilet izinin aksine pürüzsüz bir deri hakimdi, diğerlerine göre cılız kalsa da kendince bir kalıbı,ağırlığı vardı.
"Teşekkür ederim."
Başımı sallayarak teşekkürümü sunduğum sırada Araz yanımda durdu.İki elini palaskasının üzerine koydu.Time baktı birkaç saniye.
"İyi işti, Bitirim.Toparlanın gidiyoruz."
Devamı hızlı gerçekleşti.Herkes toparlandı ve Agit'in yaralı kız kardeşini de bulunduğu çadırdan alıp helikoptere bindik.Bildiklerini anlatırsa oldukça işe yarayabilecek biriydi.Koz olarak evvela kullanılabilirdi.Tabur'a vardığımızda ambulans ve görevliler iniş pistinde hazır bekliyorlardı.Güneş kızıllığıyla etrafı aydınlatmaya başlamıştı.Yaralı kadını onlarla gitmek koşuluyla teslim ettiğimde Araz'ın babamın beni beklediğini söylemesi ile bu hamlemden hemen vazgeçmek durumunda kalmıştım.
Araz önde ben arkasında komutan odasına çıkarken gözlerimin önüne Serter'lerin son hali gelince vicdanıma yerleşen sızıyla Araz'a hitaben konuştum.
"Ekip arkadaşlarım iyiler mi?"
Araz adımlarını yavaşlatmadan yürümeye devam etti.Yetişeceğim diye hızlı yürümek isterken 2 kez sendelemiştim de zar zor toparlamıştım kendimi.
"Senden iyiler."
Rahatlayarak derin bir soluk çektim içime.Sonra ne dediğini fark ederek anlamaya çalışır gözlerle baktım sırtına.Bu adam bana laf mı sokmaya çalışıyordu.Büyük sırtını izleyerek tırmandım katları.
Araz kapıyı çalıp aldığı komutla içeri girerken derin bir nefes aldım ve arkasından bende adımladım;deri koltuk ve tütün kolonyasının kokusunun hakim olduğu odaya.Dedem Korgeneral Bozok Şahiner komutan koltuğunda oturmuş,babam Binbaşı Kalender ve karşısında en yakın dostu Yarbay Boran Boyam ile deri koltuklara kurulmuştu.
Biz içeri girince babamın keskin bakışları Araz'ı buldu önce.Ayağa kalktı, gergin bir şekilde omuzlarını geriye attı,palaskasını düzeltti ve iki elini cebine koyup bir adım attı öne doğru.Kapının ağzında dikilmek saçma geldiği için odanın ortasına doğru adımladım.Babamın gözleri Araz'dan ayrılıp beni buldu.Babam olmasa şu bakışların sahibi, çok korkardım ama bağışıklığım vardı.Bu bakışlarla büyümüştüm ben.Korgeneral Bozok Şahiner ile büyümüştüm ben.
"Komutanım!"
Araz baş selamı verip hazır ola geçti.Gidip yanında durdum.Sırtımdan enseme doğru tırmanan gerginlik kasılmama sebep olmuştu.Bu ortamda bende asker gibi hissetmeye başlamıştım, bu normal miydi?
"Yüzbaşı,iyi iş çıkardınız.Sen ve timini gönülden tebrik ediyorum.İşinin başına dönebilirsin."
Bozok Şahiner, keskin bir dille konuştuğunda sesindeki o gerginlik ruhuma bulaştı.
"Emredersiniz, komutanım."
Araz , sırasıyla Yarbay'a ve babama bakıp onlardan da onay aldıktan sonra çıkıp gitti.Gözünün ucuyla bile bakmamıştı bana.Babamın yüzündeki sakin ifade kapının kapanması ile anında dağıldı.
"Boran, bize biraz müsade et devrem."
Yarbay ayaklanıp kapıya doğru yürüdü, çıkmadan önce acır bir bakış aktı, gözlerinden gözlerime.Kapıyı kapatıp çıktığında ben de el mecbur babama döndüm.Birkaç büyük adım ile önümde durdu.Baştan aşağı süzdü bedenimi,gözleri kolumda takıldı ama oradan da hemen ayrılıp gözlerime tutundu.Minik bir tebessüm peyda oldu dudaklarımda.Gerginliğin tırmandığı sırtımdan terler akıyordu.
"Baba."
Kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı,başını sağa eğdi.Bu bakışı hep korkutucu gelmiştir.
"Karaca bu ne hal?..Bu ne hal kızım?"
Sesi oldukça sert ve gürdü.Gözlerim ister istemez bedenimde gezindi.Halimde pek de bir şey yoktu aslında.Biraz toz toprak bulaşmıştı üzerime e biraz da yaralanmış olabilirdim.Tozları silkelerken tekrar işittim o buz gibi sesi.
"Neden diğerleri değil de sen kaçırılıyorsun mesela?Neden Serter Ersöz,Sefa Akgün veya Burcu Soygan değil de Karaca Şahiner?"
Siz ne kadar büyüsenizde babanız sizi pekala küçük bir çocuk gibi azarlayabilirdi. Ve babanız askerse evlat gözüyle bakmaz,yetiştirmez:Bir asker edasıyla bakar öyle yetiştirirdi.Her adımınızı her konuştuğunuzu bilir her taraftan sarardı, hayatınızı.
Sinirini yumuşatmak,suyuna gitmek adına gülümsedim.Gözümün önüne gelen bir tutam saçı geriye savurdum hırsla.Kolumun ağrısı artık rahatsız edici derecede değildi,alışmıştım sızıya.
"Kızın ünlü babacığım.Allah'ın teröristi bile kızına karşı koyamıyor,hemen kaçırıyor."
Sabır dilercesine soluklandı.Odanın içinde adımlamaya başladığında ayakta durmaktan yorularak koltuğa oturmak için oraya yönelmiştim ki sert bir ifade ile hızla bana döndüğünde apışıp kaldım.
"KARACA! KIZIM SEN BENİ DELİRTECEK MİSİN?"
Benim bir suçum yoktu ki.Teröristler seni kaçırsın ama baban seni suçlasın.Olacak iş miydi bu?Bir şey demeden baktım sert çehresine.Bakışları bir başkaydı.Farklı bir duygu akıyordu bakışlarından.Bu işte başka bir şey vardı.
"Gelini o hale getiren sensin değil mi?"
Dedemin sözleri ile yutkunamadım o an.Sorun yaralamam değildi.Ailemin gözünde; ben biricik tek kızları,güzel doktorlarıyken böyle bir şeye bulaşmak ve onların bunu öğrenmesi boğazımdaki tükürükleri taş gibi dizdi oraya.Elbet öğreneceklerini biliyordum ama kendimi bu sahneye hazırlamamıştım henüz.
Asker olmak istemiştim.Abimin kanını yerde bırakmayacağım intikamını alacağım, bu yüzden elimde bir güç olsun diye asker olmak istediğimi söylemiştim. Ne dedem ne de ailem buna onay vermemişti.Bir evladın daha acısıyla sınanamazlardı diye müsaade etmediler.Ben de doktor oldum.Ama sıradan bir doktorluk değildi benimki.Doktorluğa aykırı her şeyi yapmıştım bu zamana kadar ama onları saklayabilmişken bunu saklayamamak her şeyi mahvetmişti.Çünkü Edirne' de güvenli alanımda güzel hastenemde değildim artık.Şehrin neredeyse hepsine onlar hakimken dağda da olsam kaçamamıştım elbette bu hakimiyetten.Ama pilavdan dönenin de kaşığı kırılsındı.
"Bana saldırdı,can havliyle elime geçen ilk şeyi sapladım. Ne yapsaydım dede,beni öldürmesine izin mi verseydim?"
Babam iki elini cebinden çıkarıp yumruk halinde iki yanına uzattı.
"Lavaboda?..Bıçak?"
Adam haklı beyler,dağılın.İç dudağımı ısırdım sertçe.Sanırım kurtuluş yoktu buradan sonra.Ne dersem diyeyim inanmayacaklardı.Zaten TSK'nin en iyi adamlarından olan, ömrünü bu uğura koymuş bu iki adamı kandırmak,kandırmaya çalışmak tam olarak ne haddimeydi?
"Kızım dalga mı geçiyorsun sen bizimle?Oyun mu oynuyorsun?"
Gözlerini yumdu.Sinirden az sonra kulaklarından kan akmasa iyiydi.Dur baba şimdi doktorluk yapamam sana kendi yaramı bile ben sarmadım.
"Doktorsun sen.Bir sivile zarar veremezsin!"
Bak işte orada duracaksınız,Kalender bey.Bu kız o kız değil.Bir adım attım öne doğru hızla.
"O bir sivil değildi!Sivile zarar verilmeyeceğini ben de biliyorum.Şu yaştan sonra bana doktorluğumu mu sorgulatacaksınız baba?"
Ağzımın ortasına bir tane yerleştirseler haktı şu an.Ama olduğumuz şu durumda sanıyordum ki ben daha haklıydım.Sanıyordum!Dedem sandalyesine iyice yaslandı.Pek konuşmazdı, gözleri ile anlatırdı o içindekileri. Sözcüklere ihtiyacı yoktu onun eylem insanıydı o. Ve şu an hiç iç açıcı bakmıyordu.Gözlerimi hırsla çevirdim babama.
"Ben hiçbir vatan hainine merhamet etmem.İyileştirmem.Siz izin vermediniz asker olmama,intikamımızın peşinden gitmeme.Abimin kanını yerde bırakmamama siz izin vermediniz.Müsaade edin de en azından o alçaklara merhamet duymayayım,sağlıkları için mücadele etmeyeyim."
Durup dedeme baktım.Yüzünde sıfır mimik ile bakıyordu.Ama gözleri..Gözlerimi tekrar sinirden dört dönen babama çevirdim.Bu böyle devam edecekti bu odada kaldığım müddetçe,bakışlarım hep karşımdaki iki barut gibi adamın çehrelerinde dört dönecekti.
"Siz Şırnak'da yaşarken beni zorla ülkenin başka ucuna gönderdiniz. Ne oldu, ben yine geldim abimin toprağına.Beni bu intikamdan uzak tutmaya her çalıştığınız da ben çekildim bu davaya.O yüzden rica ediyorum vazgeçin beni buradan da abimin intikamından da uzaklaştırmaya."
Ortaokula geçtiğim ilk yıl Ankara'ya anneannemlerin çiftliğine; beni tüm olaylardan uzak tutmak,korumak için zorla gönderdiler.Orta okul ve liseyi orada bitirdiğimde askeri sınavlara girdiğimi duyduklarında tabi ki buna da müsaade etmediler,sınavları iptal ettiler.Ardından tıp fakültesine başvurdum ve alındım. Ve Edirne'ye yerleştim bir süreliğine.Buraya tatillerde dahi gelmeme müsaade edilmedi.Annem gelirdi,yanıma.Babamı ve dedemi ise sadece birkaç kez canlı görme fırsatım olmuştu.
Dört ay önce de büyük bir baş kaldırı ile gelmiştim buraya.Sonuç olarak beni uzaklaştıracak,yönetebilecek güç ellerinde bulunuyordu.Hâlâ da bulunuyordu fakat ben artık küçük bir kız çocuğu değildim.Artık her istediklerini yapmalarına,beni toprağımdan ayırmalarına asla izin vermeyecektim.
Dedeme döndüm tepkisini görmek adına.Dudağı usulca kıvrılmıştı.Ayağa kalktığında olduğum yerde dikleştim.Sert adımlar ile önümde durduğunda babam da adımlarını durdurmuş odanın diğer köşesinden bize bakıyordu.
"Sen..Bozok Şahiner'in torunusun.O kancıklara merhamet duyarsan; ben sökerim kalbini yerinden, sana izin vermem."
Gururla kabardı göğsüm.Birinden destek görmek iyi hissettirmişti.Dudağım hızla yukarı kıvrıldığında ciddi anlamda şımarmıştım.Bu adamdan iyi bir şey duymak zordu.
"Ama..ne olursa olsun seni bu işten uzak tutacağım."
Anında sönümlendi kabaran göğsüm.Dağıldı gururlu bakışlarım.Buraya kadardı mutluluğumuz işte.Gerginlikle karnım kasıldı.Sadece karnım değil baştan aşağı kaskatı kesildim şimdi duyacaklarımdan sonra.
"Bu davadan uzak duracaksın,Karaca Şahiner!Gerekirse yurt dışına gönderirim seni ve sen hiçbir halt yiyemezsin.O yüzden rahat dur,güzel kızım."
Ağlayayım mı güleyim mi bilemediğim bir haldeydim.Bu ortamda çıkması gereken en son ses yankılandı.Karnım guruldadı.Karnımın gurultusu ile babamın bakışları karnıma kaydı.
Acımdan gebermişim lo!
"Şimdi git karnını doyur sonra da doğru babanın evine git.Annen merak etti,seni."
Pes ederek çıktım o odadan,onların gözünde.Ama ben de Karaca Şahiner isem o intikam benim ellerimle alınacaktı.O kan benim elime bulaşacaktı.Ben onları kendi kanlarında boğacaktım.Ben o kanla hayat bulacaktım. Ben o kanla yaşamayı öğrenecek,huzura erecektim. Ve abim kabrinde rahatça yatacaktı.
Sinirli ifademi dışarıya yansıtmadan temkinli adımlarla yemekhaneye girdiğimde herkes durup bana baktı.Bir sivilin burada ne işinin olduğunu sorguluyor olmalılardı.Tabldot alıp yemek sırasına girdim.Önümdeki ve masalardaki bir tabur asker dönüp dönüp bakıyor yanındakilerle kim olduğum hakkına mükayese ediyordu.Ta ki kalın tok bir ses yükselene kadar.
"Kalender komutanın kızının yemek sırasında ne işi var lan?Açın yolu."
Gözlerim sesin sahibine yöneldi.Tanıdık simasında gezindi gözlerim.Araz'ın timindendi bu asker.
Neydi timin adı?Bitirmek?Bitirdi?Bitirdiler?Kim neyi bitiriyor ya?
Sağ göğsündeki isimliğe baktım. Tokuş.Kolundaki rütbeye değdi gözüm anlık.Astsubay Başçavuş.
Askerler hızla önümden çekildiğinde olduğum yerde kaldım.Artık herkes önüne dönmüş,tek bir göz bile yoktu üzerimde.Ama bu daha çok gerilmeme sebep olmuştu.Önemli birinin önemli bir şeyi olduğumu bilmelerine çokta gerek yoktu sanki.Tokuş'a baş selamı verip kahvaltı alıp boş masalardan birine oturdum.
Menüde:Fırında patates,peynir,zeytin ve sıcak süt vardı.Askerlerimize iyi bakıyorlardı.Ben bile çoğu sabah kahvaltı yapmadan başlardım güne.Doktor kendi söküğünü dikemezdi sonuçta.Ama kahvesiz bir gün başlangıcı kabul edilemezdi.
Arada bana dokunan gözleri görmezden gelerek kahvaltımı yaparken askerlerin aniden ayaklanması ile başım tabldottan kalktı.Gelen Araz ve timiydi.Hepsinin gözleri ilk olarak beni bulmuştu ve yemekhanedeki bakışların aksine sorgulayıcı bir bakış yoktu hiçbirinin gözlerinde.Araz'ın onayı ile askerler oturup kahvaltılarını etmeye devam ettiler.
Tim de doldurdukları tabldotlar ile müsade dahi istemeden benim olduğum masaya oturdular.Hoş onların patronluğunun geçtiği ortamda müsaade beklemek saçmalıktı.
"Afiyet olsun, doktor hanım."
Konuşan sarışın bir askerdi.İsimliğine düştü gözlerim.Mercan.Rütbesi ise Üsteğmendi.Şu tiple mankenliğe adayken asker olması şaşırılır cinstendi.Aslında bakarsanız bu timde birbirinden değişik tipler vardı.Dışarıda görsem asker demeyeceğim bunlar arkadaş demeyeceğim birbirinden farklı 9 kişi.
"Teşekkür ederim,size de."
Araz karşıma oturmuştu.Yanıma ise şu, Astsubay Başçavuş Tokuş oturdu.Araz'ın önündeki kupada çay vardı.Elektrik direği gibi herifin sıcak süt içmesi abesti zaten.Süt aldığım bölümde çay görmemiştim.Özel isteğiyle yapılmıştı muhtemelen.
"Süleyman tip tip bakacağına,sütünü içmeyeceksen bana ver oğlum."
Gözlerim sözlerin sahibine kaydı.Üsteğmen Aksungur.Demek iki Üsteğmen vardı.Muhtemelen toplu terfi almışlardı.Yani Araz'ın yüzbaşılığı da tazeydi.Süleyman ise şu sarışın mankendi.Şu tipin adının Süleyman olması çok absürt gelmişti gözüme o anlık.İstemsiz bir tebessüm kuruldu dudaklarıma.Üsteğmen Süleyman Mercan sütüne iğrenerek bakıyordu.Üsteğmen Aksungur ise önündeki koca kupa bardak süt haricinde birde tim arkadaşının sütüne göz dikmişti.
"Ya abi asker adamın süt içtiği nerede görülmüş?Ben kalkıp çay alayım."
Sandalyesini geriye itip ayaklandığı sırada Araz hızla döndü yanındaki adamına.Çatık kaşlarla baktı.Süleyman el mecbur geri oturdu.
"Otur iç sütünü.Çay may yok hiçbirinize."
Bunu diyen adamın önünde bir kupa çayın olması yürek burkan cinstendi.Süleyman'ın önündeki süt dolu karton bardak hızla çekildi.Süt sevmediğim için ya da belki de o an Süleyman'ın haline üzüldüğüm için bardağımı onun önüne ittirdim hafifçe.
"Ben içmeyeceğim,sen iç."
Dudakları hızla kıvrıldı iki yana.Bardağı parmakları arasına alıp önüne çekti.Küçük bir çocuk gibi sevinmişti bu duruma.
"Çok teşekkür ederim.Kuru kuru gitmezdi şu kahvaltı."
Durdu bu noktada.Benim önümdeki tabldota baktı birkaç saniye.
"E ama böyle de sizin içeceğiniz yok."
Kahve olsaydı fena olmazdı.Kahvesiz güne başlayamayanlardandım.Öyle bir totem vardı sanki:Kahvesiz başlayan günler kötü geçerdi.Kahve ve patatesi bir araya getirip iğrenç dediğinizi duyar gibiyim.Ama zevkler ve renkler..bilirsiniz ya.
"Süt sevmem ama kahve olsa güzel olurdu..Kantin ne tarafta acaba?"
Masanın diğer ucundan boğazdan gelen hırıltılı bir gülme sesi duydum.Başımı eğip baktığımda bu kişi patatesinden aldığı lokmayı ağzına iteleyip önündeki cam kupadaki kahveden büyük bir yudum aldı.İşte aradığım şey.
"Komutanım!İşte ne dersiniz, istenmedik ot burnunun direğini sızlatan ot olunca şabal-... şey aman öyle kalırmışsınız işte."
Kaşlarım çatıldı.Şair burada ne anlatmak istedi.Araz tabldotundaki zeytinlerden bir tane alıp hızla bu sözlerin sahibi Korkmaz'ın dalgınlığıyla alnının orta yerine fırlattı.Head Shot diye bir ses yükseldi beynimde.
"Ben bir gösteririm sana Head Shot'ı Tuncay'cığım.Andım olsun nefes alaman."
Ben o sesi gerçekten mi duymuştum?Bir kıkırtı ile gözlerimi sesin geldiği yere çevirdim.Kıkırtının sahibi asker kadının yanında oturan kalıplı askerdi.Bicepsleri kafam kadardı.Tek sıkışta hakka uğurlanırdım.
"Kaç yıldır sizinle çalışıyorum komutanım.İlk kez muhtemelen de son kez İstanbul beyefendisi ağzınızın kaydığına şahit oluyorum.Bunu tam olarak neye borçluyuz?"
Korkmaz çatık kaşlarla döndü askere.O da şaşırmış duruyordu bu ağız kaymasına.
"Ağzını kaydırır dürer soka-Neyse masada kadın var efendiliğimizi bozmayalım."
Dönüp bana bakıp derince gülümsediğinde gülmeden edemedim.Bu nasıl bir ortam ya.Bu ortamda yaşlanmak mümkün değildi.
"Ne otu dediniz siz komutanım?Ben olaya baya Fransız kaldım?"
Timde Araz'dan sonra ilk tanıdığım kişi olan Egemen'in konuşması ile Araz sinirle homurdandı.
"O otu-...la havle."
Sabır dilenircesine kaldırdı başını tavana.Ağzının içinde bir şeyler geveledi ama duyamadım.Sesli bir nefes verdi.Çekilen sandalye sesi ile yine aynı kişi konuştu.Korkmaz.
"Hangi kahveden istersiniz doktor hanım?...Harbi adınız nedir?Doktor hanım olarak kaldınız."
Sorusunu ima kokan bir sesle Araz'a bakarak sordu.Cevap onda mıydı?Ama tüm gözler bendeydi.Kahve ile ilgili bir anısı mı olmuştu timin?Alt tarafı bir kahve istemiştim bu kadar olay olacağını düşünemezdim.
"Adımı bilmediğinize emin misiniz?Ayrıca zahmet etmeyin,ben alırım."
Dudakları usulca yana kıvrıldı.Saçları kahverengi ve kısa,gözleri uzaktan gördüğüm kadarıyla koyu kahveydi.Boyu ise Araz Giray'dan biraz uzun diye düşünüyordum.Oldukça heybetli bir bedene sahipti.
"Ne zahmeti ben yıllardır bu anı bekliyorum!Ayrıca evet Yüzbaşı'mız adınızı söylemedi,o yüzden bilmiyoruz."
Nasıl yani?Hiç de bilmiyor gibi değildi bu sözlerin sahibi.Amacı bambaşkaydı anlaşılan.
"Karaca.Karaca Şahiner.Kim olduğumu, hobilerimi,ne iş yaptığımı da tekrar anlatmama gerek var mı?Yoksa komutanınız onun bilgisini geçti mi?"
Tek kaşım havada sorgularcasına tebessümle baktım,Araz'a.Tüm masa şok içerisinde gürültüyle Araz'a döndüğünde ben de onların bu tepkisine şaşırarak baktım her birine.Korkmaz derin bir tebessümle baktı bana. Ne dönüyor bu aşağılık masada?
"Karac-"
"Tek kelime edeni vururum!"
Sert tok bir ses yankılandı ortamda.Araz sözleri ardından gözlerini bana kaldırdı.Ne vardı bu bakışlarda bilmiyorum ama çok derin gizemler olduğu belliydi.
Bu sırada kadın asker gergin ifadesiyle ayaklandı.Onun ayaklanması ile yanında oturan bir diğer asker de ayaklandı.
"Siz oturun komutanım ben doydum gider getiririm,doktor hanımın kahvesini...Hangi kahveyi istiyorsunuz?"
Gözleri beni bulduğunda samimiyetle gülümsedi.Ama bu gülümsemenin altında başka sebepler de yatıyor gibiydi.Korkmaz geri oturdu sandalyesine.Kadın asker gözlerini bana dikmiş ciddi ciddi cevap bekliyordu.Ben alırdım aslında kahvemi ama gidip de bulamamak vardı kantini.Bir de kaybolup günü daha da kötüleştirmek istemiyordum.
"Kahve olsun,farketmez."
Diye cılız bir ses döküldü dudaklarımdan.Alt tarafı bir kahve istemiştim neden ortam böyle gerilmişti anlayamadım.Ayrıca neden adım olay olmuştu.Bu tim beni tanıyor gibiydi.Hatta gibisi fazla.Bu tim beni çok iyi tanıyordu.
Kadın asker ve yanında onunla kalkan asker yemekhanenin çıkışına ilerlerken Korkmaz amacı çıldırtmaktan başka bir şey olmayan bir şekilde güldü.
"En azından filtre kahve istemedi."
Araz hızla doğrulup elindeki kahvaltı bıçağını ona doğrulttu.
"Sınırları zorlamayalım istersen, Agah!"
Hislerim tercümanı olan o kişi konuştu:Egemen.
"Ben neyi kaçırdım acaba komutanım?"
Yanındaki askere dönerek konuştuğunda tüm gözler onu buldu.Başımı sallayarak onu destekledim ve bir cevap bekledim.Ne dönüyor bu aşağılık masada?Birkaç saniye sessizlik sürdü.Ardından Araz tıslarcasına konuştu.
"Ben sana geniş bir zamanda çok güzel anlatacağım kaçırdığın her şeyi, Egemen'ciğim."
Egemen sandalyesine sinip tek kelime daha etmedi.Bu esnada farklı bir ses yükseldi masadan.
"İmam,yemeyeceksen yumurtanı versene bana.Gerginlikten acıktım yine."
İmam şu Tokuş dediğim askerdi.Demek adı İmam'dı.Belki de lakabıydı.Bunu söyleyen de Tuncay'dı.Evet şu an timi tanıma aşamasındaydım o yüzden her sözü her karakteri büyük bir dikkatle izliyordum.
"Çok güzel iki yumurtam daha var onları ister misin?Doyurur onlar seni."
Altındaki anlamı anlayınca yüzüm buruştu ister istemez ama dudağım da buruşmaya eş değerde kıvrıldı.Yandan bir şamar yedi başına,İmam.
"Düzgün konuş lan.Kadın var masada."
İmam bana doğru dönerek mahçup bir yüz ifadesi ile baktı.Başını eğerek görüş alanıma girdi.
"Kusura bakmayın doktor hanım.Ağız alışkanlığı işte ne yaparsınız."
Tebessüm ile bakıp başımı anlayışla salladığımda elim yumurtama gitti.Yumurtaya olan bakışım an itibariyle değişmişti. Bir süre yumurta görmek istemiyordum. Az önce yumurta isteyen Akay'a doğru uzattım.
"Ben yemeyeceğim al, lütfen."
Tuncay'ın eli yumurtaya uzandığında bakışları Araz'a kaydı.Ben de dönüp baktım Araz'a.Kahvaltı bıçağını hızlı hızlı çeviriyordu.Tuncay elini usulca geri çekti, derince yutkundu.
"Sağolun siz yiyin, afiyet olsun."
Yumurta olan elim havadayken derin bir soluk çekti içine Araz.
"Oğlum açsanız gidin alın, neden bu kadın size yiyeceklerini veriyor?"
Agah'dan bir kıkırtı yayıldı.Araz elimdeki yumurtayı bir hışımla çekip ona fırlattı.Agah havada kaptı yumurtayı.Özel kuvvetçi yetileri diye bir gerçek vardı.En hayran kaldıklarımdan biri ise mükemmel ötesi reflekslerdi.Oysa ben bir şey düşeceği zaman tutabilmek yerine panikle daha sert düşmesini sağlayanlardandım.Agah yumurtayı soyup tek lokma olarak ağzına attı.Yuh yani.Çüş yani.
"Sağolun,doktor hanım."
Bu sırada kadın asker gelmiş kupa içindeki kahveyi önüme bırakmıştı.
"Afiyet olsun, doktor hanım."
Doktor hanım,doktor hanım.Benim bir adım vardı.
"Teşekkür ederim.Zahmet oldu."
Baş selamı ile ayrıldı yanımızdan.Çatık kaşlarla önümde dumanı tüten kahveye baktım.Artık kahve içme isteğim de kalmamıştı.Yine de kendime gelmek adına,belki de totemim bozulmasın diye içtim.Tabldotun içindeki kahvaltılıklara baktım.Doğru düzgün bir şey yiyememiştim.Bir gram olan iştahım dedemin söylediklerinden sonra iyice kesilmişti.
Masadakiler zamanla yavaş yavaş kahvaltılarını bitirmiş ayrılmışlardı.Masada Araz ve Agah kalmıştı.Ben de kahvemden son yudumumu da alıp ayaklandım.Artık hastaneye gitme vakti gelmişti.
"Afiyet olsun."
Herhangi bir açıklama yapma gereğinde bulunmamıştım.Baş selamı verdiklerinde yemekhaneden çıkıp kapıdaki askerlerden bir taksi çağırmalarını rica ettim.
Hastaneye vardığımda acil girişinden girdim içeriye.Yeşil alanı geçip sarı alana girdiğimde Serter yaşlı bir amcayı muayene ediyordu.İçeri girer girmez gözleri beni buldu.Hastaya bir şeyler söyleyip eldivenleri hızla çıkararak yanıma geldi.Kollarımı tutup bedenimi sağa sola çevirerek kontrol etti.
"Allah'ım şükürler olsun.İyi misin?"
Gülümseyerek başımı sallamakla yetindim.
"Beni boşver siz nasılsınız,Sefa nasıl?"
Parmağıyla arkayı gösterdiğinde burnunda sargı olan Sefa'nın ilaç hazırladığını gördüm.Yanına adımladığımda beni farketti.
"Hocam! İyi misiniz?"
Elindeki ilaçları bıraktı, bedenimi hızla süzdü.
"Ben iyiyim de senin durum hiç iç açıcı değil gibi."
Somurtarak baktı.Hiç sorma dercesine başını salladı.Serter kolumdan tuttuğunda ona döndüm.
"Gel şu yarana bakalım."
İtiraz etmeden peşinden gittim.Dikişleri yenileyip pansuman yaptıktan sonra giyinme odasına gidip üzerimdeki toz toprak içerisindeki kıyafetlerden kurtuldum.Antrasit bir sweatshirt ve siyah kot pantalon giyip tuşu içe göçmüş telefonumu Serter'den alıp annemlerin evine gitmek için hastanenin otoparkındaki arabama bindim.
Annemlerin müstakil tek katlı evlerinin önünde durduğumda yağmur atıştırmaya başlamıştı.Hava soğuk değildi, henüz Ekim ayındaydık ama ara ara mevsim yağmurları etkisini hissettiriyordu.
Yolcu koltuğundaki ceketimi alıp arabadan indim.Kapıdaki askerlerin baş selamıyla ilerleyip bahçeye girdim.Annemin köpeği:Şukufe ortalıkta görünmüyordu.Derin bir soluk alarak zile bastım.Çok geçmeden annem kapıyı açmıştı.
"Kızım!Aklımızı aldın neredeydin sen?"
Anlaşılan kaçırıldığımı anneme söylememişlerdi.Annem de kalp yetmezliği vardı, abimden sonra daha da artmıştı hastalığın etkisi. O yüzden genel olarak üzücü olaylar ona pek söylenmez sessizce halledilirdi.Anneme sarıldıktan sonra oturma odası havası verilmiş mutfağa girdim.Koltuğa kurulduğumda annem de hızla yanıma oturup ellerimi tuttu,bir yandan da bedenimi tarıyordu.
"İyi misin güzelim?Aklımı yedim haber alamıyoruz dediklerinde.Baskın olmuş köye haberlerde gördüm bir şey olmadı değil mi size?"
Gözleri dolduğunda rahatlatmak adına gülümsedim.Duygularını gözleriyle anlatan bir kadındı annem.
"İyiyim,Sultan'ım.Ufak sıyrıklarla atlattık.Telefonumu da Serter'in arabasında unutmuşum.Hastane de çok yoğundu kaza olmuş gece.O yüzden haber veremedim."
Biraz zor olsa da annemi ikna edebilmiş aklındaki soru işaretlerini bir çırpıda yok etmiştim.Annemle biraz daha sohbet edip bir şeyler yedikten sonra Nare ile eve çıkmadan önce 1 ay kadar süre kaldığım odaya gidip derin soluksuz bir uykunun kollarına bıraktım kendimi.
•☆•
İçeriden gelen kırılma sesiyle sıçrayarak uyandım.Saçlarım terden boynuma yapışmıştı.Kabus görüyordum.Selman ve gelin bıçakla parmaklarımı kesiyordu.O kadar gerçeçiydi ki rüya gözlerimi açar açmaz parmaklarımı kontrol ettim korkuyla.
Oda karanlığa bürünmüştü.Hızla komidindeki abajuru yaktım ve ayaklanarak odanın içindeki banyoda elimi yüzümü yıkadıktan sonra ışığı açık mutfağa girdim.Nare çömelmiş yerdeki cam parçalarını toplarken annem de kanayan elini sarmakla uğraşıyordu.
"Ne oluyor ya?"
Sözlerimle ikisi de gözlerini bana çevirdi.Nare çatık kaşlarla bakarken annem tebessümle bakıyordu.Nare teyzemin kızıydı.Aynı zamanda ev arkadaşımdı.Babamla dedemden yapabildiğim kadar uzak durmaya çalışıyordum.Zor insanlardı.O yüzden onlarla yaşamayı reddedip Nare'nin hali hazırda tek yaşadığı eve yanına yerleşmiştim.Nare'nin çatık kaşlarına hitaben aynı şekilde baktım ona. Onu arayıp buraya geldiğimden bahsetmemiş,habersiz bırakmıştım.O yüzdendi bu bakışları.Ama belli ki annem haber vermişti ki buradaydı kendisi.Hızla annemin yanına giderek sandalyeyi çektim ve oturmasını sağladım.
"Uyandırdım mı kızım seni?!"
Sargı bezi ile sarmaya çalıştığı elini çekip elime aldım.Yüzeyel bir kesik vardı,ciddi değildi.Bir bandajla çözülebilirdi.
"Boşver beni.Cam mı kesti?"
Başını iki yana sallayarak reddetti.
"Bıçak kesti,salata kan olmasın diye elimi geri çektiğimde elim sürahiye çarptı."
Sandalyeyi çekip oturdum ve masanın üzerindeki ilk yardım malzemeleri ile yarasını temizleyip sardım.
"Dikkat et kendine Sultan hanımcığım.Kalender beyin nazını bir siz çekebiliyorsunuz."
Nare topladığı camları bir bez parçasına sarıp çöpe atarken aynı zamanda bana ithafen konuştu.
"Sen boşver Kalender beyi.Neden haber vermedin bana?Meraktan öldüm ben senin haberin var mı?"
Anneme dönerek kısık bir sesle konuştum.
"Neden çağırdın bu cadıyı?"
Nare elini masaya yaslayıp öne doğru eğildi.
"Duyuyorum seni."
Gıcık bir yüz ifadesi ile baktım sert çehresine.Burnumu dikerek konuştum.Nare ile küçüklüğümüzden beri hep inatlaşırdık.İkimiz tamamen zıt karakterlere sahiptik o yüzden hep bir şeyler için tartışır dururduk.Ama gün sonunda hep birbirimizi bulurduk yanımızda.
"İyi misin,o alçaklar sana bir şey yaptı mı korktun mu diyeceğine:Bana neden haber vermedin? diye soruyorsun.Yazık verdiğim emeklere,yaptığım magnolialara."
Dilimi damağıma sertçe vurarak bir de fiziken kınadığımda durup sadece baktı.Annemin bilip bilmediğini sorgular bir bakış attığında anneme çaktırmadan kaşlarımı yukarı kaldırdım,bilmediğini anlatmak istercesine.
Nare;pürüzsüz teni,gece karası saçları ve gözleri ile çok güzel bir kadındı.Özel kuvvetlerde polisti.Şırnak'a geldiğinde burada yaşamasını teklif etmişti annemler ama rahat hissetmediği için kabul etmemişti. Ve bu da benim işime gelmişti.Ben de geldiğimde onun yanına yerleşmiştim ve babamın azarlarına daha az maruz kalıyordum böylelikle.
Kalender bey en ufak şeye azar çekebilecek bir yeteneğe sahip, kontrolcü bir babadır.Üzerine birde dedem Bozok bey eklenince ev cehenneme dönüyordu.En azından benim gibi özgürlüğüne düşkün kısıtlanmaya gelemeyen bir kadın için cehennemden farksız oluyordu.
Serter'in babası hastanenin sahibi olduğundan izin almak her daim daha kolaydı benim için.Babamın da etkisiyle 1 hafta izin almış ve bu iznimi annemlerin evinde geçirmiştim.Benim için bol bol ev yemeği ve dedikodu demekti bu.Ama bu dolu dolu 1 haftanın öncesinde yaşadıklarım gözümde de ruhumda da sönümlenmemişti.
Uykularım kabuslarla geçiyor.Soluk soluğa uyanıyordum.Katil olmadığımı biliyor ama içten içe karanlık bir duygu kavuruyordu benliğimi.
Bununla başa çıkmayı öğrenmek demek canavarlaşmak demekti. Ve ben canavar olmak istemiyordum.
Bölüm etkileşimi
