5. bölüm · KOD:34
Bölüm 5 Duvarlar Hikayeyi Bekler
Geldiğimiz yer şehrin dışındaydı. Bir ormanın içine doğru gidiyorduk. Alev arabayı sürerken hiç bir ciddiyetini bozmuyordu. Boğazımı temizledim. Alev hakkında daha çok şey öğrenmeye ihtiyacım vardı.
“Ne zamandır örgüttesin.”
Gözlerime bakmadı hâlâ önüne yola bakıyordu.
“Oldu baya.”dedi ağzının içinden.
“Mutlu musun?”dedim onun gibi düz bir sesle.
“Olmalı mıyım?”dedi muzipçe.
Gözlerimi ondan alıp aynı onun gibi yola diktim.
“Hayata bir kere geliyoruz. Onda da mutlu olmalıyız bence.”dedim omzumu silkerek.
Gülümsedi ve fısıltıya yakın bir sesle “Sen oldun mu?”
Cevap vermedim ama biliyordum cevabı. O da biliyordu. Mutlu olmamıştım. Korku ile, endişe ile, hüzün ile yaşamıştım hayatımı.
İçinde her biri iki katlı olan üç tane müstakil ev bulunan bir bahçeye girdik. Bahçede kimse yoktu. Dışarıdan gören kimse bu evin bir örgüte ait olduğunu söylemezdi. Evler eskiydi ama korunaklı gibi duruyordu. Evin çevirisindeki çıtalar siyaha boyanmış olabilirdi ama kenarına ekilen çiçekler bu ayrıntıyı önemsiz kılıyordu. Alev çiçekleri izlediğimi görünce kıkırdadı.
“Ben diktim. İnan ki ben buraya ilk geldiğimde şuan ki halinden daha kötüydü.”
Eliyle kendini gösterdi. “Her eve bir kadın eli deymeli.”dedi gülerek.
Örgütteki tek kadın Alev miydi yani? Tamam şimdi bende vardım ama koskoca örgütte iki kadın…
Alev göz devirdi. “Şu mimiklerine sahip çıkamazsan görevlerde başına bela alırsın. Başka kadın var merak etme. Ilgaz,Dicle,Bade.
Dicle üst rütbeli diğer ikisi ise saha insanıdır. İşin yok yani onlarla.”
Yüzümden her şeyi anlamasından pek memnun değildim ama kafamdaki soruların cevabını aldığım için bunu sorun etmedim.
Alev ile ilk eve doğru ilerledik. Gıcırdayan tahta merdivenlerden çıktık. Alev, siyah demir kapının tokmağını çevirip kapıyı açtı. İçeride hafif bir toz kokusu vardı ama evin havası eski olmasına rağmen bunaltıcı değildi. İçeri adımını attığında, buranın bir "örgüt merkezi"nden çok, terk edilmiş ama yaşanmışlıklarla dolu bir ev gibi olduğunu düşündüm. Evde kimse yoktu bu beni şaşırtmıştı. Kalabalıkla karşılaşmayı planlamıştım. Tozdan dolayı birkaç kez hapşurmuştum.
“Neden kimse yok.”dedim hapşırıklarımın arasından.
“Görevde ya da diğer binadadırlar.”dedi tek nefeste.
Başımla onayladım. Alev hiç bir şey demeden üst kata çıkmaya başladı. Ne yapacağımı bilmeden Alev’i takip ettim. Eliyle bir kapıyı gösterdi.
“Burası senin odan. Dolapta kıyafetlerin, temel eşyaların var. İstersen yerleşmeden önce biraz dinlen. Akşam seni ana binadaki ilk tanıtıma götüreceğim.”dedi arkasını dönüp gitmeye hazırlanırken. Aniden durdu. “Burası senin yeni evin . İlk başta hiçbir şey hissettirmez. Ama burada yaşayacakların, o duvarlara kendi hikâyeni kazıyacak.” Derin bir nefes aldı ve o tatlı gülümsemesini tekrar takındı.
“Şimdilik yalnız kalacaksın ama her sabah saat 7’de ana binaya gitmen gerek. Eğitim alacaksın.”
Odamın kapısını araladım. Küçük ama sade döşenmişti. Bir yatak, bir çalışma masası ve küçük bir dolap. Masanın üzerine örgüte ait olduğu belli olan, içi boş bir not defteri bırakılmıştı. Duvarlarda hiçbir şey yoktu. Ne bir fotoğraf, ne bir saat… Sanki zaman burada çoktan durmuştu. Pencereden dışarı baktım. Ağaçların arasından süzülen loş ışık, gri gökyüzüyle karışıp huzur yerine hafif bir tedirginlik veriyordu. Derin bir iç çekip kendimi yatağıma attım.
Alev’in sesi hâlâ zihnimde yankılanıyordu:
“Duvarlara kendi hikâyeni kazıyacaksın.”
Peki benim hikâyem neydi?
Gri duvarların arasına hafifçe süzülen loş sabah ışığıyla uyandım. Odanın soğukluğu, içimde kıpırdayan belirsiz duygulara eşlik ediyordu. Yorganı üzerimden attım, terliklerini giydim ve sessizce banyoya yöneldim. Aynadaki yansımaya kısa bir bakış attım. Bu yorgun ve bıkmış yüz kendine gelmeliydi. Hızlıca çok doğal bir makyaj yapıp dolaptan rahat edebileceğim siyah bir tayt ve düz bir bluz seçtim. Kabaran saçlarımın daha çok kabarmaması için taramak yerine elimi saçlarım arasında gezdirdim ve iki yandan örgü yaptım. Kısa bir süre sonra kapı çaldı. Gelenin Alev olduğunu biliyordum. Bu yüzden endişe etmeden kapıyı açtım. Alev benim aksime oldukça enerjikti. Üstünde siyah kumaş bir pantolon ve koyu yeşil saten bir gömlek giymişti. Kızıl saçlarını tepeden at kuyruğu yapmıştı. “Günaydın.”dedi heyecanla.
Gülümsedim. “Günaydın.”dedim ne kadar onun kadar enerjiye sahip olmasam da.
“İyi ,hazırlanmışsın.”dedi beni süzerek.
Başımla onaylıdım. Eliyle önüne geçmemi işaret etti. Kapımı kapattım ve yanında yürümeye başladım. Ev yine boştu. Tam soracakken Alev konuşmaya başlayarak beni susturdu.
“Herkes ama binada. Yeni kişi geldiğinde basit bir tanışma ve görevlerden bahsedilir.”
Bir şey demeden başımla onayladım.
Ana bina diğer binalara benziyordu tek fark diğerlerine göre daha sağlam gözükmesiydi. Alev kapıyı çalmak gibi bir uğraşta bulunmadan düşmek üzere olan kapı kulpundan tutarak kapıyı açtı. Gözüme ilk çarpan şey kapının girişinde bekleyen iki askerdi. Aniden onları görmekten korkmuş olacaktım ki kendimi geriye çektim . Alev askerlere başıyla güvenli olduğumu belirtmiş olacak ki askerler kenara çekildi. Gıcırdayan tahta döşemenin üzerinden küçük adımlarla salonun kapısı olduğunu düşündüğüm bir kapının önüne geldik. Beklediğim gibi burası için yeterli önlemler alınmıştı. Askerler Alev’i görür görmez kenara geçtiler. Alev ise kapının kilit kısmında bulunan şifreli kilit sistemine bir şeyler tuşlayarak kapıyı açtı. İçeride yaklaşık 15 kişi vardı. Hepsi yarım daire şeklinde ki bir masaya oturmuşlardı. Dört koltuk boştu. Üstlerinde Irmak,Savaş, Alev ve Ezgi yazıyordu. Herkesin kendine ait bir sandalyesi olduğunu anladım. Geriye kalan ikili ise burada yoktular. Salonun havası farklıydı. Duvarlar, diğer odaların aksine beyaza boyanmıştı. . Herkes bakışlarını bana yöneltmişti. Kimi meraklı, kimi kuşkucu, kimiyse sadece boş bakıyordu. Alev, sandalyesine oturduktan sonra bana başıyla yerimi işaret etti. Endişeli adımlarla Ezgi yazan sandalyeye geçtim. Sandalyenin arkasında adımı görmek tuhaf hissettirdi. Sanki buraya aitmişim gibi. Ama daha iki gün önce öğretmenlikten atılan biri olarak, hâlâ “yabancı” sayılırdım. Gözüme ilk çarpan bana gülümseyen Derman oldu. Başıyla beni selamladı. İçten bir şekilde gülümsedim.
Derman’nın yanında oturan buğday tenli kehribar gözlü çocuk bana döndü. Hafif ıslak saçları alnına dökülüyordu. “Ezgi Çağlar. Ortaokul öğretmeni. Yasaklı kitap bulundurmaktan yargılandı.”dedi soğuk bir sesle.
Dudaklarım düz bir çizgi halini aldı ve bunu başımla onaylamakla yetindim.
Alev araya girdi. “Ezgi, bu masa örgütün ana kadrosu. Her biri farklı görevlerde aktif. Bu gördüğün insanlar senin önümüzdeki haftalarda hem eğitmenlerin olacak hem de yol arkadaşların.” Derin bir iç çektim. Bir kadınsoğuk ama etkileyici sesiyle konuştu: “Yolun uzun. Güven kazanmak zor. Ama şimdilik sadece dinlemen yeterli.”
Diğer yanımda oturan esmer, düz saçlı kız söze başladı.
“Görev dağılımını genellikle Demir, Savaş ve Dicle yapar.”
Keskin yüz hatlarına sahip dağınık siyah saçlara sahip kaslı adam ve sarışın küt saçlı kız başıyla onayladığında Dicle’nin o kız, Demir veya Savaş’ın ise bu adam olduğunu anlamıştım. Kız konuşmaya devam etti.
“Çok yüksek bir eğitime ihtiyacın yok. Sonuçta görevin eğitim vermek. Saha da görev almayacaksın. Bu eğitimi Doruk verecek.” Daha demin ismimi söyleyen çocuğu gösterdi.
Sert bir şekilde yutkundum. Adamın kaslarını gözle görülmecek gibi değildi ve bu beni korkutmuştu. Kızın konuşmasını Doruk kesti .
“Görev arkadaşın Alev. İyi anlaşsan fena olmaz.”
Alev kıkırdadı. “Benimle anlaşamayacak bir kişi daha doğmadı.”dediğinde Savaş veya Demir olduğunu düşündüğüm adam homurdandı. Alev yüzünü ekşitti.
“Bu hariç.”dedi parmağıyla göstererek. İkisinin yüz ifadesi gülümsememi sağlamıştı.
Dicle yerinden kalktı. “Kahvaltılarını ekleyin. KOD:34 operasyonu resmi olarak bugün başlıyor.”
Herkes başıyla onayladı ve tek tek yerlerinden kalkmaya başladılar.
KOD:34 sadece bir isim değil, artık kaderimdi.
