19. bölüm · KOD:34

Bölüm 16:Kan ve Tebeşir

Nisa06 ࣪ ִֶָ☾.

Savaş Viran

Ülkede çok fazla örgüt vardı. Hepsi özgürlüklerinin peşindeydi ama bizim diğer örgütlerden en temel farkımız gençleri hedef almamızdı. Onlar geleceğin temelli olarak iyileşmesi için en doğru ilaçtı. Bir yer patlatma veya saldırı en son yaptığımız operasyonlar arasında yer alıyordu ama bunları tercih etmemiz bunları yapmak zorunda kalmadığımız anlamına gelmiyordu.
Elimde kalemi stresle döndürürken kapının tıklatılmasına kadar dünyadan kopmuştum.
“Savaş.”dedi kıvırcık saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmaya çalışan Bade.
Söyle dercesine kafamı salladım.
“Demir ve Doruk geldi.”
Fark etmesemde nefesimi tutmuştum. İkisiyle beraber örgütte ki bir kaç askeri bugün sabah yapılan hükümet toplantısından bilgi almak için göndermiştim ve bu operasyondan ikisinin de sağ çıkması en önemli gayemdi.
Görev onlar için çok zor olmayacaktı çünkü kendilerini çok belli etmeyeceklerdi ve bu da onların bir süre daha sağ kalmalarını sağlayacaktı.
“Durum ne?”dedim düşüncelerimden sıyrılarak.
“Can kaybımız yok hatta yeni bilgilere sahibiz.”dediğinde tuttuğum nefesi rahatça verdim.
“Dicle'ye haber vermediysen ver toplantı odasına gelsinler.”
Bade her zaman ona verilen emirlerden hoşlanmamıştı ve bu seferde farklı bir tepki vermemişti. Gözlerini devirerek başını tamam anlamında sağladı.
Şuan elde ettiğimiz bir isim veya hükümetin planladığı bir toplantıdan haberdar olmak oldukça işimize yarayacaktı.
Toplantı odasına geçmek için saatlerdir oturduğum koltuktan kalkıp kapıya yöneldiğimde karşımda Ezgi’yi buldum. Beni aniden karşısında görmüş olacak ki yeşil gözleri uzun kirpiklerinin arkasında endişeyle titredi.
“Size bir şey sormaya gelmiştim.”
“Eğer önemli değilse sonra konuşalım.”
Gözlerinde bıkmışlık vardı.
“Önemli bir mevzu olmadığı sürece sizle iletişim kurmak için bir neden görmüyorum.” Amma da sivri dilli diye düşündüm. Başımıza bir Ilgaz daha.
“Söyle Ezgi.”
“Şuana kadar tespit ettiğiniz çocukların bulunduğu yer çok karışık.”
“Şuan ülkede sakin bir yer bulması oldukça zor.”
“Bunun farkındayım. Demek istediğim yaş grupları…”dedi gözlerini benden ayırmayarak. Onla konuşurken onu incelemeden kendimi alıkoyamıyordum. Saçlarını dağınık topuz yapmıştı ama saçı kısa olduğundan saçlarının çoğu topuzdan fırlamıştı.
“Önerin var mı?”
Parmaklarını yolduğunu görüyordum.
“Aslında bir yer var. Yeni bir yer değildir ama güvenli olduğundan şüpheniz olmasın.”
Yeni bir yer fena olmazdı. Çocukları daha rahat ettirmek güzel olabilirdi.
“Bunu düşüneyim. Ayrıca buna sadece ben karar veremem. Eğer mantıklı gelirse orayı görmek isterim.”dediğimde gozleinin güldüğünü fark ettim. Başıyla onaylayıp yanimdan ayrıldı. Arkasından baktığımda Dermanla arabaya bindiği gördüm. Sanırım inatçı öğretmenimiz planlarimiza uymaya başlamıştı.

Ezgi Çağlar
Önümde ki her yaş seviyesine uygun kitaplara bakarak oflamaya başladım. Eğer geleceğimiz onlarsa kurtuluşumuz sadece bu kitaplardan mı geçiyordu. Hiç zannetmiyorum!
Önündeki laptopu elime alıp odanın ortasını kaplayan beyaz koltuğun üzerine kendimi attım ve ilgileneceğim çocukların raporlarını okumaya başladım.
Arya Güler 13 yaşında babası kaçak annesi ise iki sene önce vefat ettmiş.
Berkay Emin 17 yaşında eski bir uyuşturucu satıcısı. Annesi ve üvey babasından kaçıp sokaklarda yaşamaya başlamış.
Didem Doğan 8 yaşında şehit çocuğu annesiyle yaşıyor.

Bunlar ve daha fazlalarını okurken Bade’nin yanıma gelişini duymamıştım. Anlayışlı ve meraklı gözleri üzerimde gezinirken rahatça yayıldığım kanepede kendimi toparladım. Bunu yanına gelmesi için bir davet olarak algılamış olacak ki yanıma oturdu.
“Bazen bir örgütün üyesi mi yoksa yetimhane çalışanı mı olduğunu sorgularsan seni saha ekibiyle gönül rahatlığı ile görüştürebilirim.”dedi gülerek.
Hafifçe gülümseyerek ona baktım. “Bu yaptığın hiç bir şey diyorsun yani?”
“Eh öyle denemez ama Doruk,Demir veya Ilgaz’ın yaptıklarını yapmak istemezsin.”
Anlamaz gözlerle ona baktığımda omuz silkti.
“Burada elinde kan olmayan nadir insanlardansın ve aynı uyuşturucu gibi bir başladı mı bu senin bir çocuk oyuncağı olmaya başlıyor ve parmaklarından hep kan akıyor.”
Bunları derken gözündeki neşenin söndüğünü hissettim. Onun için bu durum geçerli olup olmadığını sormak istesem de çenemi tuttum.
“O zaman şanslıyım desene.”dediğimde sadece buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi. Gözlerimi ondan alıp laptopa döndüğümde çok fazla çocuk olduğunu ve hepsinin aynı ortamda olmasının ne kadar tehlikeli olduğunu fark ettim.
“Bu kadar çocuk…” Sözümü tamamlamama izin vermeden Bade araya girdi. “Yakınları olan hiçbir çocuğun yaşamsal faaliyetleri bişi ilgilendirmez sadece psikolojik ve eğitim desteği sağlarız. Diğerleri ise farklı olan şey ise güvenli bir çatı ve fiziksel gücünü fark ettiğimiz çocukları ise asker olarak savaş yanına alır.” Başımı anlıyorum dercesine salladım.
“Askerler başka yerde mi ?” Bu çocuklara farklı bir yer lazım diye düşündüm. Bildiğim yerler aklımda hızlıca geçerken anneannemin eski bahçe evi aklıma geldi. Bu fikri aklımın bir yerine yazarken Bade’yi dinlemeye döndüm.
“Eğitim olarak evet diğer çocuklarla ortak yerdeler ama başka yerde yaşıyorlar.”
O an aklımda bir soru belirdi. Benden önce bu çocuklara kim eğitim veriyordu.
“Bade.”dedim merakla. Sesim bir seslenişten çok soru gibi çıkmıştı. Başını bana doğru döndürdüğünde soruma devam etmek gerektiğini anladım.
“Benden önce kim onlarla ilgileniyordu?”
İlk önce sessiz kalsa da iç çekerek bana döndü.
“Ilgaz ve Dicle’nin abisi.”