22. bölüm · KOD:34

Bölüm 19 Yanlış Anıların Kıyısında

Nisa06 ࣪ ִֶָ☾.

Savaş viran
Ezgiyi örgüte almamın üzerinden uzun bir süre geçmişti. Ana noktanın çocuklar olduğu bir gelecek planına sahipken bazı şeylerin daha hızlı değiştirebiliceğimiz düşüncesindeydim. Hemde uzun zamandır… Bu planımdan sadece Demir’in ve Dicle'nin haberi olmasıyla beraber ikisininde beni çok desteklediği söylenemezdi. Az kanla çok yol kat etmek istiyordum.
Saatler gece yarısını gösterirken dışarıdaki yağmur şiddetini arttırmıştı. Dönen sandalyeyi biraz cama doğru iterek dışarıyı izlemeye başladım. Yağmurdan nefret ediyordum. Annem öldüğünde yağmur yağıyordu,ablam tutuklandığında yağmur yağıyordu, ablamı öldürdüğümde yağmur yağıyordu… Yağmur benim için kötü anılarımı süsleyen arka fondan ibaretti. Masaya geri döneceğim sırada onu fark ettim. Merdivenlere oturmuş yağmuru seyrediyordu.
Buradaki çoğu kişinin aksine rahat gözüküyordu. Dışarıdan bakıldığında her şeyin onun kontrol altında gibi göründüğü söylenebilirdi ama aksi olduğunu hissedebiliyordum. Kontrol edemediği şeylerden hoşlanmıyordu. Kendini güvensiz hissediyor gibiydi.
Güven kesinlikle benim kişiliğimle aykırı bir durumdu. Kendime güvenmezdim, çevreme güvenmezdim. Mesleki deformasyon mu derler, yoksa hayatın bana öğrettiği bir refleks mi, bilmiyorum ama kesinlikle kimseye kolay kolay güvenmediğimi biliyordum.

Ama bir istisna vardı. Onu o sınıfta ilk gördüğüm günden beri içimde mantığıma tamamen ters düşen, açıklaması olmayan bir güven duygusu filizlenmişti. Kesinlikle doğru bir şey değildi bu; tehlikeliydi, zayıflıktı. Yine de ona karşı hissettiğim o tuhaf yakınlığı engelleyemiyordum.

Düşüncelerimden kurtulmak istercesine iki yana salladım ve dışarı,onun yanına gitmek için kendime engel olmaya çalışsam da kendimi dışarıda kapıya yaslanırken buldum.
Hâlâ beni fark etmemesi üzerine kendimi belli etmek için boğazımı temizledim.

Ani bir irkilmeyle bana döndü. Onu böyle korkuttuğum için kendime kızsamda hemen kendimi toparladım. Benim olduğumu fark edince derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümseyerek dizlerini biraz daha karnına doğru çekti.
"Uykun mu kaçtı, yoksa bulunduğum örgütün kurucusu olarak şuan burda olmanın yanlış olduğunu mu söyleyeceksin?”dedi kinayleyle. İlk günden beri benimle kelime cambazlığı yapmaktan vazgeçmemişti.
Adımlarımı kararsızlıkla ama durduramayarak merdivenlere doğru yönelttim. Tam yanına, aramızda mesafe bırakacak şekilde oturdum.

"Uyku lüksüne sahip olanlardan değilim," dedim gözlerimi tekrar dışarıdaki karanlığa, yağmurun yıkadığı avluya dikerek. Yanında oturmamı garipsemiş olmalı ki bir süre gözleri üzerimde gezindi.
“Sanırım bende.”dedi kısık bir sesle.
“Çok güzel yağıyor değil mi?”diye konuşmaya devam etti. Bunların derken bana bakmak yerine yağan yağmura bakıyordu.
Sadece “Evet.”demekle yetinmemle yavaşça bana döndü.
“Yağmurdan hoşlanıyormus gibi durmuyorsun.”dediğinde dudaklarımın nedensizce kıvrılışına engel olamadım.
Başımı hafifçe sağa doğru yatırıp havaya baktı. “Evet senin aksine yağmuru sevmiyorum.”dediğimde anlam veremediğim bir bakışla bana bakarken ne dercesine kafamı salladığımda gözlerini devirdi.

Neden sevmiyorsun Savaş onu soruyorum.”dedi hafif sinirli bir ses tonuyla. Yüz ifadesinin anlamını anlayıp aydınlanmış gibi kaşlarımı kaldırdım. Bir süreliğine daldı ve kıkırdamaya başladı. Gülüşüne anlam vermeye çalışırken onu incelmeye devam ettim. Gülünce kisilan gözlerinin ardından bana bakıyordu.
“Delirmedim daha.”dedi omuz silkerek.
“O konu hakkında şüphlerim var.” dedim hafifçe gülümseyerek.
“Bu konuda bilgiye sahip olduğunu düşünmüyorum.”dedi bana meydan okuyarak.
“ Alev kadar olmasa da bende birşeyler biliyorum.”dedim kaşlarım çatılırken.”Şu örgütte en az bir düzüne adamın kafayı sıyırışına şahit olmuş olabilirim.”
Bu cevabıma sadece kirpiklerini kırpıştırmakla yetinmişti.
“Çocuklarla nasıl gidiyor?”dedim daha deminki sorusunu unutturmaya çalışırken.
“Fena değil, bugün ilk dersi yaptık. Yaşlarına göre gözlerinde yorgunluk var.”dedi iç çekerken.
“Çok şey yaşadılar.”dediğimde kafasını salladı ve tekrar bana döndü.
“Hâlâ sebebini söylemedin?”
“Neyin?”
“B12 eksikliğin olduğunu düşünüyorum.”dedi gözlerini kisarken.
“Bu konuda bilgiye sahip olduğunu düşünmüyorum.”dedim bana söylediği lafı ona geri döndürürken. Sadece gülümsemekle yetindi.
“Yağmur her zaman benden en değerlilerimi kopardı.”dediğimde bana döndü. Bende onun aksine gözlerimi yere diktim. Yanımda bir hareketlilik hissetsem de ilgimi çekmedi.
Kısa bir süre sonra karşımda durmuş bana elini uzatıyordu.
“Yağmurun altında ıslanman belki anılarınla yüzleşmeni sağlayabilir.”
“Öyle bir isteğim yok.”dedim başımı yana eğerek.
“İsteyip istemediğini sorduğumu hatırlamıyorum. Hadi kalk. Yağmuru hep kötü anılarınla anma.”dedi gözlerimin içine bakarken. Bakışları içime işliyordu. İçimdeki savaşı görüyordu. Ablamla gömdüğüm gerçek savaşı görüyordu ve ben bunu biliyordum.
Ayağa kalktığımda uzattığı eli indirdi. O sadece kalkmam için bir yönlendiriciydi. Bu sefer elini uzatan bendim. İstemsizce refleks olarak gerçekleşen bir şeydi. Karşımda bir süre bu hareketimle beraber irkilsede uzattığım eli tuttu.
Teninin serinliği, gecenin nemli ayazıyla karışırken elimi bırakmadan avluya doğru bir adım attı.Merdivenlerden inip kendimizi tamamen sağanak yağmurun altında bulduğumuz an, gökyüzü adeta bütün öfkesini üzerimize boşalttı.
"Hâlâ nefret ediyor musun?" diye bağırdı, aramızdaki mesafe az da olsa açıldığında, sesini bastıran gök gürültüsüne karşı.
Elini bırakmamıştım. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetliydi; aramızdaki bu tek temas, yıllardır demir ördüğüm o buzdan duvarları eritmeye yetiyordu.
"Bilmiyorum," dedim aynı yüksek sesle, gözlerimi ondan ayırmadan. Yıllardır ilk defa, yağmurun sesi kulağımda acı bir melodi gibi çınlamıyordu. "Belki de sadece yanlış anılara odaklanmışımdır.”