4. bölüm · KOD:34
Bölüm 4 Sezsizliğe Veda
Sirenler çaldı. Aynı saatte, aynı tonda. Ama bu sabah… ilk kez içimde o sesi bastıracak kadar güçlü bir ses vardı.
Belki hâlâ fısıltıydı, belki sadece iç sesim…Uyanmak istemedim. Bu sabah farklıydı. Çünkü artık kaçamayacağımı biliyordum.
Bu defa köşeye sıkışan değil, adım atan olmak istiyordum. Bugün kelepçelerim çıkacaktı yani ev hapsim bitmişti. 3 ayın nasıl geçtiği sadece bir anı. 3 ay boyunca adeta bir robot gibiydim. Uyudum kalktım yemek yedim ve tekrar yattım. Duru bu duruma hiç sesini çıkarmadı. Bu aralar onda anlayamadığım bir telaş var. Duru desem yerinde zıplayacakmış gibiydi. Bu durumu üstlenmek gibi bir amacım yoktu. Örgüte katılmama günler kala başıma yeni bir dert almak tercihlerim arasında yer almıyordu.
Annenin günlüğünün hepsini baştan sona okudum. Tekrar tekrar okudum. İlk başlarda ağlıyordum ama sonra buna da alıştım ve ağlamayı tekrar bıraktım. Eskiden gerçekten mutlu bir aileydik ama sonra babamda ve annemde de bir şeyler değişti ve ben karanlığa mahkum bırakıldım. Geri döndüğümde annemde babamda eski ailem değildi. Babama o günden sonra kinlendim annemse kendi kendine benden uzaklaştı ve sonra muhtemel son depresyon ile yüzleşti. Uzun bir süre annemle irtibat kurmadım. Gecelerim annemin özlemi ile geçti ve bir süre sonra annelik rolünü ben üstlendim. En son da intihar edince yapacak bir şey elimde kalmamıştı. Bu günlüğü bulunca kendimi tekrar anneme kavuşmuş gibi hissetmiştim. Belki anneme olan tüm kinimde göz yaşlarımla kendini dışarı atmış ve yok olmuştu. Sirenlerin çalışmasından bir süre sonra Duru okula ben ise askerleri beklemeye başladım.
Sert bir kapı çalış şekli ile askerlerin geldiğini anladım. Kapıyı açtığımda karşımda biri sarışın bir kadın biri esmer erkek olmak üzere iki asker karşımda dikiliyorlardı.
İçeriye geçip kelepçelerimden kurtulduğumda sarışın asker tabletin de bir şeyler imzaladı ve imzalamam için bana döndürdü. Hızlı bir şekilde imzamı attım. Kadın boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "Ezgi Çağlar ev hapsi süreniz doldu. Kurallara uymaya özen gösteriniz yoksa bir dahaki sefere ev hapsi ile kurtulamazsınız."deyip evden ayrıldılar. Şimdi ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Derman'ı mı aramalaydım yoksa Duru'yu mu beklemeliydim emin değildim. Ben bunları düşünürken tekrar kapı çaldı. Bu sefer karşımda kıpkırmızı saçları, mavi gözleriyle bana masumca ama zeki bakan bir kadın duruyordu.
Kadın baştan aşağı bordo giyinmişti. Ojeleri bile bordo renkteydi. Onu incelememden rahatsız olduğunu düşünmüyordum çünkü sıcacık bir gülümseme ile bana bakıyordu. En sonunda kendimi toparlayıp ona döndüm.
"Kimsiniz acaba?"
Kadın gülümsemesini bozmadan konuşmaya başladı.
"Ezgi Çağlar'ın evi doğru mudur?"
Başımla onayladığımda tokalaşmak için elini bana uzattı.
"Alev kılıç. Çok memnun oldum."
Elini sıkmadığımda hafifçe gülümsedi.
"Tamam hâlâ beni tanıdığını düşünmüyorsun. Ben Derman'ın iş arkadaşıyım ve sanırım sizle de artık iş arkadaşıyım."
Örgüt diye geçirdim içimden.
Kadın tepkisini bozmadan bana bakmaya devam etti. Ağzının içinden boğuk bir sesle "Herkeste ilk tanışma da böyle olmazsa şaşarım zaten."dediğini duydum.
"Efendim?"dedim düz ve soğuk bir sesle.v
Kadın şaşırarak bana baktı. "Bazen kendi kendime konuşurum. Bana bakma sen."
Anlıyorum der gibi başımı salladım. Alev denilen kadın en sonunda sıkılmış olacak ki yerinde kıpırdanmaya başladı.
"Bakın ben bir psikoloğum ve insanların olaylara verdiği tepkileri yorumlayıp analiz etmek benim görevim." Derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. "Yaklaşık 10 dakika oldu ve bu süre zarfında beni incelendiniz."dediğinde yüzümün kızardığını hissettim. Onun bunu fark etmesinden dolayı biraz utanmıştım ama bu durum kadının çok da umrumdaymış gibi durmuyordu. "Kaşlarınız çatık bir şekilde beni incelemeniz benim söylediklerime inanmakta tereddüt ettiğiniz gösterir. Elbette buna hak veriyorum fakat bu problemlerin Derman'ın halletmesi yönünde bir umudum vardı." Derin bir iç çekti ve gözlerini devirdi. "Bakıyorum halledememiş. Neyse yapacak bir şey yok. Siz bana tereddütlerinizi söyleyin bende cevaplayayım ama mümkünse oturarak. Şu topuklularla ayakta durmak sizde bilirsiniz ki kolay değil."dedi tekrar gülümseyerek.
________________
Yarım saattir Alevle birbirimizi inceliyorduk. Onu içeriye almıştım fakat hâlâ onunla temas kurmaktan çekiniyordum.
"Göreve ne zaman başlamılıyım?"diye sorduğumda Alev konuşmamdan dolayı olacak ki şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu.
"Aslına bakarsan buraya seni almaya gelmiştim." Derin bir nefes aldı.
"Örgüte alındığınız andan itibaren artık bizden oluyorsun. Örgüt üyeleri bizim belirlediğimiz yerlerde yaşamına devam eder. Yani..."
"Artık burası evim değil."diyerek onun sözünü tamamlandım. Başıyla onayladı.
"Kardeşim tek mi kalıcak?"
Bu soruyu soracağımı biliyormuş gibi hızlıca açıklamaya başladı.
"Duru Çağlar. Lise son sınıf öğrencisi. Yani daha yetişkin değil. Bu yüzden örgüt onu kabul etmeyecektir fakat doğum gününde ona senin yanına gelmesi teklif edilecektir merak etme."
Duru hakkında bu kadar çok şey bilmesi beni ürkütsede onu başımla onayladım.
"Aklında başka soru var mı?"
Ondan kaçırdığım gözlerimi tekrar ona döndürdüm.
"Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz? Yani mesleğimi geri almak için sizin gibi bir örgütü şikayete etmeyeceğim hakkında bana ne kadar güveniyorsunuz?"
Alev'in gülümsemesi biraz bile solmadı.
"Bak Ezgicim. Ben bu örgüte kendi isteğimle katıldım. İşimden istifa ettim. Ben direnişe başlayalı yıllar oluyor ama örgüte yaklaşık beş yıl önce katıldım ve bir gün bile bu kararımdan pişman olmadım. İnanıyorum ki sende olmayacaksın. Örgüt aslında bir aile gibidir. Her grubun kendine ait görevi vardır ve grup arkadaşları birbirlerini korur. Eğer senin dediğin gibi ötme durumu olursa." Ötme kelimesini özellikle vurgulayarak söylemişti.
"Askerlerimiz o küçük kuşun canını alır."
Bunu öyle bir sakinlikle söylemişti ki dışarıdan bir insan Alev gibi bir kadının her gün can aldığını düşünürdü.Cevap verme şekli beni ne kadar ürkütsede bu sefer ben de gülümsedim.
"O kadar net konuştunuz ki insan sizi kuş avcısı sanabilir."
" Örgüt de ihtimallere yer yoktur. Her zaman net olmalısın."
O da benim gibi samimiyetle gülümseyen bir maske takınmıştı.
"Örgütünüzün bir üyesi olarak sanırım benim de artık bir söz hakkım var."
Beni başıyla onayladı. Tekrar gülümsedim.
"O zaman bana şuana dek yaptığınız uyarılara bir tane de ben ekleyeyim. Dikkat edin kuşlarını avlanmak için kurdugunuz o tuzaklara siz düşmeyin. İnsanoğullarının kafası çok çabuk karışır ve hemen güvenir. Kuşlar aklınızla oynamasın."dedim sakin ve düz bir sesle.Alev gülümsemesini soldurmadan birkaç saniye sessiz kaldı. "Doğru kişisin. Görevine hoş geldin Ezgi."
Gülümseyerek başımla onayladım.
Alev ayağa kalktı ve içeride biraz dolaşmaya başladı.
"Evinle vedalaşmaya başlasan iyi olur. Özel eşyalarını alman yeterli. Kıyafet ihtiyaçların yeni odanda hazır halde seni bekliyor."
Başımla onaylayıp odama gittim.
Annemin defteri ve Duruyla çekildiğimiz bir kaç fotoğraf dışında hiçbir şey almadım. Çalışma masasına son kez oturup Duru’ya bir not, mektup bırakmaya karar verdim. Kalemi elime aldığımda elimin titrediğini ve kalemi tutmakta bile zorladığını fark etmiştim. Yüzümü avuşturup derin bir nefes aldıktan sonra yazmaya başladım.
Duru
Ne yapılması gerekiyorsa onu yapmamı söylediğinde zaten içimde tekrar bir umut doğmuştu. Sessliğe gömülmüş küçük Ezgi artık sesini çıkarmak istiyor Duru. Kararıma saygı duyacağına eminim. Doğum gününde yanında olacağım inan bana kardeşim. Seni seviyorum.
Ablan Ezgi.
Kağıdı masanın üzerine koyup Alev'in peşinden arabaya bindim.
Yeni hayatına hazır ol Ezgi Çağlar.
