2. bölüm / 7
Kod adı : GerçekGerçeğe ilk adım
Bölümler 7Şu an: Gerçeğe ilk adım
Ertesi gün ofise geldiğimde masamın üzerinde kalın bir dosya duruyordu. Dosyaya kaşlarımı çatarak baktım.
"Bu ne?"
Karşımdaki sandalyeye oturan Ece omuzlarını silkti.
"Yeni bir dava."
Dosyayı elime alıp kapağını açtım.
"Kim getirdi?"
"Kimse."
"Nasıl yani?"
Ece derin bir nefes aldı.
"Bu davayı almak isteyen yok." Kaşlarımı kaldırdım.
"Niye?"
"Dosya yıllardır kapalı. Ölen adamın kim olduğu belli ama olayın nasıl gerçekleştiği hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Bir de tek tanık varmış."
"Var mıymış?"
"Varmış. Ama adam ifade vermeden önce ortadan kaybolmuş."
Elimdeki sayfayı çevirdim.
"Tanığın adı?"
"Selim Karaca."
Bir süre dosyaya baktım.
"Başka avukatlar neden kabul etmemiş?"
Ece bana baktı.
"Çünkü dosya karışık. Tanık yok, deliller yetersiz ve olayın üzerinden yıllar geçmiş. Herkes kaybedecekleri bir dava olduğunu düşünüyor."
Dosyayı kapattım.
"Ben öyle düşünmüyorum." Ece'nin kaşları havaya kalktı.
"Ne?" Dosyayı tekrar açtım.
"Bu davada bir şeyler yanlış."
"Neyi yanlış buldun?" Parmağımı dosyadaki bir satıra götürdüm.
"Ölüm saati."
Ece dosyaya eğildi.
"Ne olmuş ölüm saatine?" "Burada 23.30 yazıyor. Ama acil çağrı kaydında 23.05."
Ece birkaç saniye sessiz kaldı.
"Yirmi beş dakika."
"Evet."
"Belki kayıt hatasıdır."
"Belki."
Dosyayı kapatıp ayağa kalktım.
"Ama bunu öğrenmenin tek bir yolu var."
Ece bana baktı.
"Ne yapacaksın?"
Dosyayı kolumun altına sıkıştırdım.
"Davayı alacağım."
Ece'nin gözleri büyüdü.
"Nehir, ciddi misin?"
"Son derece."
"Bu dosya başına bela olabilir." Ona gülümsedim.
"Ben zaten kolay davaları sevmiyorum."
"Peki resmi işlemleri ne zaman halledeceksin"
"Bugün müvekkilim görüşüp vekaleti alacagım"
____________________
Davayı kabul ettikten sonra gerekli işlemleri tamamladım. Vekâletimi alıp dosyayı resmen üzerime geçirdim. Artık elimde yıllardır çözülemeyen bir dosya vardı. Kayıp Tanık Davası. Dosyayı tekrar açıp incelemeye başladım.
4 saat sonra...
Kaç saattir dosyayı incelediğimi bilmiyorum ama sonunda bir ipucu yakaladım.
Selim Karaca ortadan kaybolmadan önce bir numarayla defalarca kez konuşmuş. Numaranın kime ait olduğuna baktım.
Musa Asır diye birisine aitmiş.
Nerede yaşadığını, evli mi, çocuğu var mı, nerede çalışıyor... Her şeyini araştırdım.
Bir tane kaldığı evin adresini buldum. İlk işim oraya gitmekti. Biraz daha araştıracaktım ki abimin odama dalmasıyla yerimden sıçradım.
"Kaç yaşına geldin, kapı çalmayı öğrenemedin mi?"
"Kızım, iki kere çaldım. Ses vermeyince ben de girdim."
"Dalmışım, pardon."
"Yemek hazır, hadi aşağıya gel."
"Tamam, geliyorum."
Abim çıktıktan sonra ben de odamın penceresini açıp aşağı indim. Babamlar çoktan oturmuşlardı. Ben de her zamanki gibi abimin yanına oturdum. İkisine de bakmadan tabağıma bir şeyler doldurup yemeye başladım.
Açken ben, ben değilim.
"Kızım, kaç saattir odanda ne yapıyorsun?"
"Bir tane dava vardı da onu araştırıyordum."
"Nasıl bir dava bu?"
"Üç yıl önce bir adam öldürülüyor. Sonra bir tane tanık ortaya çıkıyor ama tanık ifade veremeden ortadan kayboluyor. Davayla ilgili herhangi bir ipucu, tanık falan olmadığı için de dava kapatılıyor."
"Sen neden kabul ettin?"
Abimin sorduğu soruya ona dönerek cevap verdim.
"Çünkü davayı çözebileceğime inanıyorum."
"Bir şey bulabildin mi bari?"
"Buldum."
"Kimsenin bulamadığını buldun yani?"
"Evet."
"Ne buldun, kızım?"
"Tanık ortadan kaybolmadan önce bir numarayla defalarca kez konuşmuş. Numarayı araştırdım, Musa Asır diye birine aitmiş. Kaldığı yeri buldum. Yarın oraya gidip bizzat kendisiyle konuşacağım."
"Gitmeden yanına birini al."
"Bu benim davam ve bunun için kimseyi meşgul etmeyeceğim."
"Kızım..."
Babamın lafını bölerek ben konuştum. "İkinize de canlı konum atarım şimdi. Yemek yiyeceğim."
"Biz gelene kadar ya bir şey olursa?"
Abimin sesi biraz yüksek çıkmıştı.
"Beni yalnız bir yere göndermeyerek ya da insanlarla görüştürmeyerek koruyacağını anla artık! Ben bir avukatım ve görevim insanların haklarını savunmak. Bu yüzden de onlarla konuşmam gerekiyor."
Ortamda sağır edici bir sessizlik oldu. Kimse konuşmuyor, önüne bakıyordu.
Birazdan herkes odasına dağılacak, kimse kimseyle konuşmayacaktı ve ben bunu istemiyordum. Bugün film izleyecektik, gülecektik, eğlenecektik. Biraz olsun dertlerimizden uzaklaşacaktık. Zaten abim yarın gidiyordu. Askeriye çağırmıştı. Ne zaman dönecekti veya dönebilecek miydi? İşte bunu bilmiyordum. Ve biz dargın ayrılacaktık.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Masadan kalkıp odama çıktım. Kapıyı kapatıp yatağın yanına, yere çöktüm. Ayaklarımı kendime çekip kollarımı bacaklarıma doladım. Kafamı da dizlerime yaslayıp sessizce ağlamaya başladım.
Kapı çalınmadan açıldı. Kim olduğuna bakmadım. Abimdi. Böyle durumlarda pek kapı çalma huyu yoktur.
Yanıma gelip oturdu. Beni kendine çekip sarıldı. Normalde olsa sarılmazdım ama yarın gideceği için ona sarıldım.
"Güzelim, ben özür dilerim. Ben sadece seni korumak istiyorum."
"Biliyorum ama beni böyle kısıtlayarak koruyamazsın."
"Onu çok iyi anladım."
"Abi..."
"Söyle, güzelim."
"Sen yarın gideceksin ya... Peki ne zaman döneceksin?"
"Eğer bir aksilik çıkmazsa yarından sonra dönerim."
Kafamı kaldırıp ona baktım. Normalde bir haftadan aşağı gelmezdi. Şaşırdım. Anlamış olacak ki cevap verdi.
"Bakma öyle. Göreve gitmiyorum. Askeriyede işlerim var, onları halledip geleceğim."
Az da olsa içime bir ferahlama geldi. Onlar göreve gidince dönemeyecekler diye çok korkarım. Onlar gelene kadar içim içimi yer. Hatta bazı geceler ağlarım. O zaman babam gelir, beni teselli eder.
Yüzümde bir tebessüm oluştu. Uzanıp yanağından öptüm. 😘
"Hadi, yeter bu kadar ağlamak. Film izleyeceğiz daha. Kalk bakayım."
"İzleyecek miyiz?"
"Babam patlamış mısır yapmıştır bile. Kalk hadi, yoksa babam bizsiz yiyecek."
"Babamı kendinle karıştırma."
Bir keresinde hep beraber film gecesi yapacaktık. Abim de patlamış mısırları yapacaktı. Yapmış da ama biz gelene kadar hepsini yemiş. Sonra da "Film atıştırmalıksız olmaz." deyip filmi izlememişti.
Aklıma gelenle güldüm. O da neye güldüğümü anlamış olacak ki güldü.
Beraber salona geçtik. Babam her şeyi hazırlamıştı. Biz de geçip oturduk. Babam herkese ayrı ayrı tabaklara koymuştu. Kendime en büyüğünü alacaktım ama abim benden önce aldı.
"Sen küçüksün. Şuradaki en küçük tabak yeter sana."
Babam da tabağı abimin elinden alıp yerine oturdu.
"Sen küçüksün. Şuradaki küçük tabak yeter sana."
Babamın söylediği şeyle kahkaha attım. Abim bozulmuştu ama belli etmemeye çalışıyordu. Gülmemi durdurup kumandayı aldım.
Bir tane korku filmi açtım. Patlamış mısırımı da alıp babama iyice sırnaştım.
Filme iyice dalmıştım. Tam korku sahnesinde abimin bağırmasıyla çığlık attım.
"Bööööö!"
"Aaaaaaa!" Her yer patlamış mısır olmuştu. 🍿
(Aklıma Recep İvedik geldiği için yapmak istedim. Yapmasam içimde kalırdı. 😂)
Abime baktım. Kahkaha atıyordu. Hatta gülmekten yere düştü.
Bir de"Bayıl Feriha!" demez mi?
"Gerizekâlı, mal! Aklımı aldın!"
Gülmesini durdurup yerden kalktı.
"Bu kadar korkuttuğumu bilseydim..."
Lafını böldüm.
"Yapmaz mıydın?"
"Yoo, daha önce yapardım."
Ayağımdan terliğimi çıkarıp ona attım. Koluna geldi ama pek etki etmiş gibi durmuyordu. Söylenerek odama gittim.
"Hayır yani, orada kalp krizi geçirebilirdim! Ya da koltuktan düşüp kafamı vurup beyin kanaması geçirip hayatımı kaybedebilirdim..."
"Bir şeyi de abartma."
Arkamdan abimin sesi gelince gözlerimi devirdim.
Abartmıyorum bir kere!
♡☆♡☆♡☆♡☆♡☆♡☆♡☆♡
Bitti.
Nasıldı? 🥹
Kuzey ve Nehir'i yazmak çok eğlenceli.
😂
Hatalarım varsa özür dilerim. Sizleri seviyorrreeee! 💗 Kendinize dikkat edin. Bir sonraki bölümde görüşürüz. 🫶🏻
Bölüm etkileşimi
