Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 5: HANEDANLAR GECESİ
- 1 BÖLÜM 1: SAKLANAN GEÇMİŞ3.149 kelime
- 2 BÖLÜM 2: HANEDANLAR ZİRVESİ5.301 kelime
- 3 BÖLÜM 3: ORMAN1.597 kelime
- 4 BÖLÜM 4: VARİSLER KARŞI KARŞIYA3.295 kelime
- 5 BÖLÜM 5: HANEDANLAR GECESİ4.998 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM 6: 153 YIL ÖNCE6.442 kelime
- 7 BÖLÜM 7: ELİAN ŞEHRİ8.925 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KAN KAYITLARI3.659 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ayonnis’e vardıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu. Saray meydanına girdiklerinde ortam, sabahkine göre oldukça farklıydı. Hanımefendiler için içeride hazırlanan masalar dışarı taşınmış, geceye özel süslemeler artırılmıştı. Yapılan ışıklandırma sistemi alana ayrı bir hava katıyordu. Belli bir düzenekle ana kaynağa bağlı olan bu sistem ve kullanılan elektrik küresinin yaydığı enerji büyüleyiciydi. Işıklandırmanın tam güçte çalışmasının yanı sıra, doğadan gelen saf enerjinin hiçbir zaman tükenmeden vampirlerin ihtiyacını karşılaması oldukça etkileyiciydi. Şu an karanlık tam çökmediğinden ışıklar henüz yakılmamıştı. Masa; kan kadehleri, birbirinden çeşit hayvan etleri, sebze ve meyvelerle donatılmıştı.
Kahel ve Ren meydanın içine doğru ilerlerken etrafı süzmeden edemiyorlardı. Kahel arkadaşına dönerek:
“Dostum, gerçekten baban bu işi biliyor,” dedi.
“Bu kadarını ben de beklemiyordum.”
Masalara yaklaştıkça müzik sesi yükseliyordu ancak klasik tarz devam ediyordu; her şey ince düşünülmüştü ve gerçekten tebrik edilesiydi. Fakat bunca hazırlığa rağmen meydan kalabalık değildi. Varisler, hükümranlar ve hanımefendilerin çoğu ortalıkta yoktu; kalabalığı daha çok hizmetliler oluşturuyordu.
“Bizimkiler nerede?” diye sordu etrafına bakınarak Kahel.
“Hükümranlar büyük ihtimalle hâlâ arka avludadır ama varisleri ve hanımefendileri ben de bilmiyorum.” Dedi Ren.
Varis Ren, çevredeki hizmetlileri süzmeye başladı. Yanına gelen o kadın hizmetliyi görme ümidiyle bakındı ama maalesef istediği olmadı. Kahel o sırada sarayın içinden çıkıp onlara doğru gelen annesi Luvia’yı gördü. Yanlarına varan kadın:
“Oğlum, gelmişsiniz,” diyerek onları karşıladı.
“Aslında daha erken gelmeyi düşünüyorduk da ormandaki sohbet bizi bırakmadı diyelim.”
“Normaldir, uzun zamandır birbirinizi görmediniz.”
“Evet, kendisi Ayonnis’e hiç uğramadığı için...” diyerek araya girdi Ren.
Kahel sırıttarak, “Kendisi zaten Elian’dan hiç çıkmaz, değil mi anne?” dedi.
Ren şakasına arkadaşının omzuna vurdu. Luvia gülerek, “Tartışmayı bırakın; hasret giderdiniz mi, ona bakın,” dedi.
“Doğru söylüyorsun anne.”
“Eee, iyice attınız mı enerjinizi ormanda?”
“Attık, yeni kanları içmek için sabırsızlanıyoruz,” diyerek annesine göz kırptı Kahel. Ardından ekledi: “Ama sen bugün çok enerjik duruyorsun, hiç yorulmamış gibisin.”
“Tüm gün Nelis ve Vesperia ile saraydaydık. Sabah yiyip içtiklerimizin verdiği enerjiyi hâlâ hissedebiliyorum.”
“Aaa Hanımefendi Luvia, sahi annemler nerede veya diğerleri?” diye sordu Ren.
Luvia, “Hükümranlar zaten avluda; tüm gün vakitlerini orada geçirdiler. Diğerleri ise içeride.” diye yanıtladı.
“İçeride ne yapıyorlar?” diye yeniledi sorusunu Varis Ren.
“Hükümranlar henüz masaya gelmedikleri için içeride vakit geçiriyorlar. Siz de gelin ya da isterseniz burada oturun.”
“Tamam anne, biz birazdan geliriz.” dedi Kahel.
“Peki o halde, ben içeri geçeyim.”
Varisler başlarıyla onayladılar. Hanımefendi Luvia içeri girer girmez Kahel arkadaşına döndü:
“Eee ne yapalım, girelim mi yoksa burada mı oturalım?”
Ren etrafını dikkatle süzdü; kalabalık olmadığından emin olunca fısıldadı:
“Tam zamanı.”
“Neyin zamanı Ren?”
“Hizmetli kadının adresini almanın.”
Kahel donup kalmıştı.
“Unuttun mu, kadının yanına gidecektik.” dedi Ren.
Şaşkınlığından hemen kurtulan Kahel, “Tamam da şimdi mi?” dedi.
“Bundan daha iyi bir fırsat olamaz. En azından adresini alıp onunla konuşmak istediğimizi söylemeliyiz.”
“Peki nerede bu kadın?”
“Bilmiyorum, saray mutfağına bakacağım şimdi.”
“Orada bir sürü hizmetli vardır.”
“Şu an kimisi burada kimisi de içerisiyle ilgileniyor, fazla kişi olduklarını sanmam.”
“Kadın orada değilse peki?”
“O zaman içeriye bakarız.”
“Geleyim mi seninle?”
“Hayır Kahel gelme, kalabalık yapmayalım. Sen burada bekle, ben hemen halledip geliyorum.”
Ren tam ilerleyecekken arkasına dönüp arkadaşına baktı. Kahel “Ne?” dercesine başını iki yana salladı.
Ren, “Ben gelene kadar bir yerden ayrılma,” dedi sabahki olayı ima ederek.
Kahel alaycı bir tavırla, “Yakalandık, tam da içeri girmeyi düşünüyordum,” diye takıldı. Ren bakışlarını çekmeyince ciddileşti: “Ya tamam gitmeyeceğim, hadi hızlı ol.”
Ren onaylarcasına başını sallayıp hızla mutfağa yöneldi. Sarayın yan tarafında asker olup olmadığını kontrol etti; meydanın diğer kısımlarında nöbetçiler olsa da çaktırmadan ilerlemeye çalışıyordu. Mutfak kapısının önüne geldiğinde kimsenin olmaması işine gelmişti. Biraz yaklaştığında içeriden ses gelmediğini farketti. Kapıyı hafifçe ittirip yavaş adımlarla içeri girdi. Etrafına bakınıp kimsenin olmadığını düşünürken, birinin kaşıkla bir şeyler karıştırdığını duydu. Sese doğru ilerlediğinde gözleri parladı; aradığı hizmetliyi bulmuştu. Doğrusu bu kadar hızlı bulacağını kendi bile beklemiyordu.
Kadın yemeğe daldığından onu fark etmemişti; kafasını çevirdiğinde ise irkildi. Ren, “Sakin ol, benim, korkma,” diyerek onu yatıştırdı. Kadın onu gördüğüne çok sevinmişti; heyecanla sadece “Varis Ren...” diyebildi.
“Kusura bakma, çalışıyordun, rahatsız ettim.”
“Olur mu efendim, ne rahatsızlığı?”
“Burası güvenli değil, o yüzden hemen konuya gireceğim. Seni daha ayrıntılı dinlemek istiyorum.”
Kadın şaşkınlıkla “Ne?” diyebildi, ellerini ağzına götürürken gözlerinden küçük küçük yaşlar boşaldı. “Gerçekten beni dinleyecek misiniz?” diye sordu sulanmış ama heyecan dolu olan gözlerle.
“Tamam, ağlamayın lütfen. Evet, dinleyeceğim. Yanıma geldiğinizde hemen uzaklaşmıştınız, bu yüzden detayları konuşamamıştık.”
Sesi titreyerek “Çok teşekkür ederim,” dedi kadın.
“Tamam, siz bana adresinizi bir yere yazın. Ben o adrese geleceğim, anlaştık mı?”
“Aaa, tamam hemen yazıyorum. Bir dakika, kağıt burada olacaktı.”
Kadın çekmeceleri karıştırırken mutfağın iç kapısından gelen ayak seslerini duydular.
Ren, “Birileri geliyor adresi bir şekilde mutlaka bana ulaştırın, gitmem gerek,” dedi aceleyle. Kadın onayladı. Ren hızla mutfaktan çıkıp nefes nefese arkadaşının yanına döndü. Kahel onu soru yağmuruna tuttu:
“Ne yaptın, buldun mu kadını?”
“Evet.”
“Ciddi olamazsın! Eee, peki ya adres?”
“Tam yazıp verecekti ki biri geldi, çıkmak zorunda kaldım.”
“Hadi be!”
“Ama yazıp ulaştıracak bana.”
“Eğer ulaştırabilirse ne zaman gideceğiz?”
“Yarın sabah erkenden diye planladım, senin için de uygunsa.”
“Olur ama güneş doğmadan gidelim. Kadının evine gitmeden önce bir yere uğrarız.”
Sarayın içine doğru ilerlemeye başladılar. Ren sordu: “Nereye?”
“Küçüklüğümüzde çok gittiğimiz bir yer.”
“Dağların ve ormanların karıştığı o manzaralı yerden mi bahsediyorsun?” dedi küçük bir tebbesümle Ren.
“Evet, Dohnon Dağı’ndan.” Diye onayladı Varis Kahel.
“Oranın gün doğumu muazzamdır.”
“Sadece gün doğumu değil, doğa sanatını orada daha fazla konuşturuyor.”
Nihayet zemin kattaki merdivenlerin yanından geçip, hemen ilerideki gösterişli sütunlarla desteklenmiş geniş bir alana vardılar. Burası bir davet alanıydı. Kan yataklarına sahip kan zengini her hanedanın saray mimarisi birbirine benzerlik gösterse de, ihtişam ve görkem açısından aralarında belirgin farklar olabilirdi. Sarayın devasa büyüklüğü, şatafatlı süslemeleri ve elektrik küresinin kocaman avizelerle yaydığı muazzam aydınlatma onları karşıladı. Kendilerini sarayda değil de dev bir mücevherin içindeymiş gibi hissettiler. Varislerin her biri bir köşedeydi; kimileri hanımefendilerle sohbet ediyor, kimileri kendi aralarında gruplar oluşturmuştu. Ellerinde kan kadehleri, masalarında atıştırmalıklarla koyu bir sohbete dalmışlardı. Müzik hizmetlileri içeride de çalmaya devam ediyordu.
Kahel çevreyi merakla süzerken, “Dışarıda da müzik çalmıyorlar mıydı?” diye sordu.
“Evet, sanırım içerisi için başka bir ekip çağırmışlar.”
“Anladım.”
Kahel’in gözleri o sırada Layra’ya çarptı. Kardeşiyle birlikte kadehinden içeceğini yudumluyor, sohbet ediyordu. Layra’nın gülüşü ve küçük tebessümleri bile Kahel’in tüm odağını ona hapsetmesine yetmişti. Yanlarından geçen bir hizmetliyi durdurup iki kadeh kan aldı. Ren’e dönerek:
“Onların yanına mı gitsek?” dedi.
Ren bakışlarını o yöne çevirdiğinde Aliz’i gördü; gitmek için pek istekli değildi.
“Bence başka bir masaya geçebiliriz.” diyerek reddetti.
“Neden?”
“Nedeni yok.”
O sırada Layra onları fark etti. Kahel ile göz göze geldiklerinde Layra’nın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Eliyle masalarını işaret ederek onları davet etti.
“Bizi yanına çağırıyor.” Dedi Kahel.
“Gitmek zorunda mıyız?”
“Gitmezsek ayıp olur, hadi Ren.”
“Eminim o sebepten gidiyoruzdur,” diye mırıldandı Ren.
Masaya vardıklarında Layra, Kahel’e bakarak tebessümle söze girdi:
“Hoş geldiniz.”
Kahel de aynı şekilde karşılık verdi. Ablasının bu yakınlığına anlam veremeyen Aliz, soğukkanlılığını koruyarak sordu:
“Tanışıyor muyuz?”
Ren, kadehinden bir yudum alıp sohbete dahil olmamaya ve Aliz ile göz teması kurmamaya çalışıyordu; kızın bakışlarındaki o gariplik hâlâ sürüyordu. Layra kardeşine yanıt verdi:
“Evet Aliz, ormanda karşılaşmıştık. İstersen sen de tanış; bak, zaten Ren’i tanıyorsun, Hükümran Rakar’ın varisi.”
Aliz gözlerini Ren’e çevirdi. Layra, Kahel’i göstererek devam etti:
“O da Kahel; masada ismini duymuşsundur, Hükümran Zargun’un torunu.”
Aliz önce Kahel’e, sonra çevresine bakıp gözlerini devirerek, “İyi, memnun oldum,” dedi. Kahel bu soğuk tepkiye anlam veremezken Layra hafifçe öksürerek kardeşini uyardı. Ardından durumu toparlamaya çalıştı:
“Benim kız kardeşim tanımadığı vampirlerle pek konuşmaz, alışması zaman alır.”
Aliz ciddiyetsiz bir gülüşle araya girdi: “Alışmamı gerektirecek bir şey olacağını sanmıyorum abla. Kim bilir daha sonra ne zaman karşılaşacağız, öyle değil mi?”
Layra “Aliz!” diye uyarsa da Kahel hemen araya girdi.
“Doğru söylüyorsun aslında, ne zaman görüşeceğimiz belli olmaz. Ama şu an aynı ortamdayız ve bu günün vesilesiyle tanışmış olduk. Anın tadını çıkarmalıyız.”
Layra, “Evet, bence de,” diyerek Ren’e döndü: “Ren, gerçekten baban bu işi çok iyi biliyor, hazırlıklar mükemmel.”
Ren içten olmayan bir tebessümle, “Evet, bazı hazırlıklar bana bile sürpriz oluyor,” dedi.
Sohbet ilerlerken Layra, “Siz arkadaştınız, değil mi? Ne zaman tanıştınız?” diye sordu.
Kahel, Ren’e baktı.
Ren, “13-14 yaşlarındaydık. Babamın Elian’da Hükümran Zargun ile bir görüşmesi vardı. O zamanlar saraydan sıkılmış bir çocuktum, beni de yanında götürmüştü.” diye cevapladı.
Kahel gülerek, “Evet, hatırlıyorum! O gün saraydan kaçmıştık, tüm askerler bizi arıyordu. En sonunda ormanda yakalanmıştık.” diye ekledi.
Layra kahkahalarla sordu, “Daha ilk görüşmenizde saraydan mı kaçtınız gerçekten?”
“Ren ile tanıştığımızda hemen ısındık birbirimize. Konu nasıl dışarı çıkmaya geldi hatırlamıyorum ama bir plan yapmıştık. O günden sonra her aile görüşmesini fırsat bilip arkadaşlığımızı ilerlettik. Şimdi en yakın dostuz.”
“Ne güzel,” dedi Layra. “Mazisi bu kadar eskiye dayanan bir arkadaşlık bulmak zor.
Başını salladı onaylarcasına ve “Senin var mı böyle bir arkadaşın?” diye sordu Kahel.
“Var,” dedi Layra kız kardeşine bakarak, “Benim de en yakın arkadaşım Aliz’di halada öyle. Sarayda hem kardeşim hem dostum oldu. Onunla ne kadar vakit geçirirsem geçireyim asla sıkılmazdım. Tabii o daha çok babamla vakit geçirirdi.”
“Öyle mi? Sen nasıl fırsat buluyordun peki?”
“Annem sayesinde... Üçümüz birlikte gezerdik, bazen yemek yapardık ama Aliz tam bir babacıydı, yanından asla ayrılmazdı.”
“Sen daha çok anneciydin o halde.” dedi kadehini ağzına götürürken Varis Kahel.
“Öyleydi evet. Peki ya sen?”
“Annemi de babamı da çok severdim ama sanırım ben ‘dedeciydim’. Dedem en yakın arkadaşımdı.”
“Dedenle arkadaşlık kurmak kim bilir ne kadar da güzeldir eskileri falan anlatıyordur.”
Hemde nasıl... bir sohbetimizi asla unutmuyorum. Kahvaltı ederken doğa küresinin keşfini anlatmıştı. İlk başlarda sadece ağaca dönüştüklerini veya sadece meyvelerin varlığından haberdar olduklarını söylemişti. Taaki başka bir doğa küresinin de sadece sebze verdiğini keşfedene kadar. Belli araştırmalardan sonrada sebzede hayatımıza girmiş. Bunların yanında bir çok çiçek türü de keşfedilmiş. Doğa küresinin sadece bir bitki oluşturmadığı ama ayrı ayrı kürelere ayrıldığı kanaatine varılmış.
Layra şaşkınlığını gizleyemeyerek, “Kim bilir ne zamandan bahsediyordur şu an gezegenin yarısından fazlası ağaç.” dedi.
“Evet öyle.”
Ardından Layra, Ren’e dönüp sordu: “Peki ya sen Ren? Annen mi baban mı?”
Ortam aniden sessizleşti. Ren’in yüzündeki gülümseme silindi. Bir süre cevap vermeyince Aliz bakışlarını ona dikti. Ren’in neden sustuğunu, bu gerginliğinin sebebinin ne olduğunu merak ediyordu. Ren kadehini masaya bırakıp bir iç çekti:
“Ben...”
Kızlar onun cevabını beklerken tam o sırada davetsiz bir misafir olan Horvan araya girerek sessizliği bozdu:
“Merhabalar, nasıl gidiyor gününüz?”
Ren hariç herkes ona ters bir bakış fırlattı. Horvan aldırış etmeden devam etti: “Neden kimse konuşmuyor? Ren, neyin var? Durgun duruyorsun dostum.” Aliz davetsiz misafirin ardından Ren’e bakışlarını tekrardan dikti.
“Dostum mu?” dedi Ren soğukça.
“Hadi ama, arkadaş değil miyiz? Sen, ben, Kahel...”
Ren sinirden gülümsedi. Kahel lafa girdi:
“Horvan, senin derdin ne?”
“Ne yaptım ki?”
“Ne bu ciddiyetsiz tavırların? Burada kendi aramızda konuşuyoruz farkındasın değil mi?”
“Kırıcı oluyorsun dostum.”
“Bana dostum demeyi kes!”
Aliz araya girerek Horvan’a diklendi: “Aranızdaki mevzuyu bilmiyorum ama nedense seni hiç sevmedim.”
Horvan sırıtarak, “Ah, beni sevmemene çok üzüldüm varis.” dedi.
Ren, “Hadi Horvan başka bir yere geç.” dedi sakin bir ses tonuyla.
“Ne bu beni kovma çabanız? Hem, siz daha bugün tanışmadınız mı? Ne kadar hızlı kaynaşmışsınız.”
“Bu seni ilgilendirir mi?”
Horvan cevap vermeyip Layra’ya döndü: “Eee, sen nasılsın peki?”
Aliz soğuk bir sesle, “Bu da seni ilgilendirmez,” die tersledi.
“Sana değil, ona soruyorum.”
Layra sabır çekerek sertleşti: “Sana ne diyeceğim; eğer başka bir masaya geçmezsen artık zirve falan dinlemeyeceğim. Sabrımı zorlama!”
Kahel, bu güçlü duruşa hayranlıkla bakıyordu. O sırada arkadan dans müziği çalmaya başladı. Bazı varisler eşleriyle bazıları ise yeni tanıştığı varislerle dansa kalkarken Horvan az önce söylenenleri umursamamaya devam ederek, Layra’ya doğru ilerleyip elini uzattı:
“Benimle dans eder misin?” kız nezaketle, “Hayır, teşekkür ederim,” diyerek önüne baktı. Varis elindeki kadehi başına diktikten sonra masaya koyup “Lütfen,” diyerek ısrarcı oldu. Genç kız tekrar reddetti. Kahel’in bakışları sertleşmişti; elindeki kadehi o kadar sıkıyordu ki, biraz daha zorlasa kırılacağını fark edip masaya bıraktı. Horvan’ın tekrar teklife yelteneceğini gören Kahel, bir anda Layra’ya dönüp sordu:
“Layra, benimle dans eder misin peki?”
Kız bu teklifi alır almaz bakışlarını Kahel’e çevirdi. Genç adam hafif bir tebessümle göz kırptı; Layra da aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi.
Horvan, “Önce ben teklif ettim Kahel, sen...” diyecek oldu ama Layra lafını kesti: “Evet, ederim.”
Horvan bakışlarını önce kıza, ardından masadaki kadehlere döndürüp dişlerini sıktı. Aliz ve Ren olanları hayretler içerisinde izliyordu. Kahel, Horvan’ı eliyle hafifçe geriye doğru itip aralarına girdi ve Layra’ya elini uzattı. Genç kız heyecanlı bakışlarla karşılık vererek varisin elini tuttu ve birlikte dans alanına yöneldiler. Diğeriyse arkalarından öfkeyle bakıyordu. Önünden geçen bir hizmetliyi durdurup bir kadeh kan aldı ve bir dikişte bitirdi. Ardından Ren ve Aliz’e baktı; birbirlerine pek de güler yüzlü davrandıkları söylenemezdi. Derin bir nefes vererek oradan uzaklaştı.
Kahel ve Layra dans etmeye başlamıştı; diğer yanda masada kalan Aliz ile Ren ise başka taraflara bakıyordu. Ren dans edenleri izlerken, Aliz elindeki kadehe bakıp parmaklarıyla tıklatıyordu.
Dans sırasında Kahel, kızın gözlerine bakarak, “Özür dilerim,” dedi.
Layra şaşırmış bir ifadeyle, “Neden özür diliyorsun?” diye sordu.
“Seni bu şekilde dansa kaldırmak istemezdim, biraz emrivaki gibi oldu.”
“Hayır, öyle hissetmedim merak etme. Zaten sen teklif etmeseydin, büyük ihtimalle Horvan’ı şu masanın üzerine yapıştıracaktım,” dedi Layra gülerek.
Kahel de kıkırdayarak sordu: “Benim Jakser’e yaptığım gibi mi?”
“Asla seninki kadar sert olamazdı.”
“Daha iyisi olurdu,” dedi Kahel, kızın gözlerinin içine bakarak.
Layra bu derin bakışlar karşısında tepkisiz kalamıyordu. Sohbeti devam ettirmek ya da heyecanını yatıştırmak için, “O Horvan’ı tanıyorsunuz sanırım,” dedi.
“Keşke tanımasaydık.”
“Neden? Size arkadaşmışsınız gibi davranıyor, eskiden öyle miydiniz?”
“Hayır, hiçbir zaman arkadaş olmadık.”
“Sebep?”
“Küçüklüğümüzden beri anlaşamayız. Çok garip biridir; kendini fazla yükseklerde gören, sanki bu doğayı kendi yaratmış gibi bir kibre sahip.”
“Hal ve hareketleri de çok rahatsız edici.”
“Seni rahatsız edecek bir şey mi yaptı?”
“Hayır yapmadı ama bakışları bile yetiyor işte.”
“Çocukluğunda da çok çirkefti; alaycı konuşmalardan, vampirleri küçümsemekten asla çekinmezdi. Hükümran görüşmelerine bile ağlayarak girerdi.”
“Ağlayarak mı?” dedi Layra hayretler içinde.
“Evet. Sonra da çıkıp bize ‘Siz giremediniz, ben girdim; büyüyünce sizden daha üstün olacağım’ falan derdi.”
“Ne yaşıyor bu ya?”
“Boşuna garip demiyorum işte. Çevreye rahatsızlık vermekten hoşlanıyor; kötülük onun için bir güç sanki. ‘Çok tehlikeliyim, istediğim her şeyi alabilirim ve bunun için hiçbir şeyden kaçınmam’ imajı vermeye çalışıyor.”
“O zaman o her geldiğinde sarayda kavga çıkıyordur.”
“Benim ve Ren’in çocukluğu onu hırpalamakla geçti diyebilirim ama sonuç değişmiyordu.”
Layra bir an duraksadı. “Ren demişken... Özel değilse, Ren neden sorduğum soruya cevap vermedi? Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Hayır, yanlış bir şey demedin ama bu konu biraz özel, kusura bakmazsan eğer...”
“Tabii ki, sorun değil. Özelse anlatma lütfen.”
Layra bakışlarını masadakilere çevirip hafifçe güldü. Onun güldüğünü gören Kahel de gülümseyerek sordu: “Niye güldün?”
“Ren’i Aliz ile baş başa bırakmışız; geldiğimizden beri Ren’e ters ters bakıyor.”
“Evet, Ren de farketmiş. Niye öyle bakıyor ki?”
“Ben de anlamadım. Tamam, kardeşimin sert yönleri vardır ama onu ilk defa böyle görüyorum.”
“Arkadaşıma bir şey yapmaz, değil mi?”
“Hayır, merak etme,” dedi Layra gülerek.
Onlar dansa devam ederken, masadaki varisler arasında herhangi bir sohbet geçmemişti. Aliz kadehinden bir yudum aldığı sırada gözleri tekrar Ren’e çarptı. Bakışlarını hemen çevirse de ara ara bakmaya engel olamıyordu. Ren bu durumu fark ettiğinde, kız o sert bakışlarını hala üzerinden çekmemişti. Varis sabır çekerek etrafa baktı ama kıza her döndüğünde aynı bakışla karşılaşıyordu. Artık sıkılan Ren, “Derdin ne senin?” diye çıkıştı.
Aliz, bu çıkışla bir an duraksadı, ne diyeceğini bilemedi. “Anlamadım?”
“Geldiğinden beri ters ters bakıyorsun, sebep ne? Az önce ‘Tanışıyor muyuz?’ diye sordun ya, asıl benim sormam gerekiyor: Tanışıyor muyuz?”
“Sence tanışma ihtimalimiz var mı?”
“O halde neden bana bu şekilde bakıp duruyorsun?”
“Sana niye bakayım? Kimsin ki sen?”
Ren alaycı bir gülüşle, “Alay mı ediyorsun? Geldiğinden beri öldürecek gibi bakıyorsun, farkında değil misin?” dedi.
“Öldürmek istesem öyle bakmam, direkt yaparım.”
Ren’in bakışları sertleşti. “Ne diyorsun sen be?”
“Dediğimi duydun.”
“Tanımadığın birini ölümle mi tehdit ediyorsun?”
“Yanlış bir şey dediğimi düşünmüyorum.”
“Bana bak, zaten başımda yeterince dert var, canını yaktırma bana.”
“Denesene bir!”
“Sen ne istiyorsun? Sanki rahatsız eden benmişim gibi davranmayı bırak.”
“Evet, rahatsız eden sensin! Beni rahatsız ediyorsun, benden uzak dur!”
“Ne?”
“Sana benden uzak dur dedim!”
Ren ne yapacağını şaşırmıştı. “Bana bakmayı kes o zaman!”
“Uğraşıyorum!”
“Ne için? Beni öldürecek gibi bakmamak için mi?”
“Evet!”
“Sen kafayı mı yedin?” diye bağırdı Ren. Müzik sesine rağmen bu haykırışı birçok kişi duymuş, o tarafa dönmüştü. Kahel ve Layra da dansı bırakıp hemen yanlarına ilerledi. Aliz, Ren’e yaklaşarak, “Bana bir daha bağırırsan ikimizden biri ölür,” dedi.
Ren de ona doğru bir adım attı: “Bana saldır o zaman!”
Birbirlerine öfkeyle bakan bu iki varisin arasına Kahel ve Layra girdi. “Ne oluyor burada?” dedi Layra. İkisi de sessizdi. Layra bu sefer kardeşine döndü: “Ne oluyor Aliz, kavga mı ediyordunuz?”
“Yok bir şey abla.” dedi geçiştirmeye çalışırcasına.
“Aliz, sana bir şey sordum!”
“Evet, kavga ettik.” diyerek çıkıştı.
“Peki neden?”
“Bilmiyorum abla,” deyip oradan uzaklaştı Aliz.
Erkek varisler, giden kızın arkasından bakakaldı. Kahel, Ren’e göz işaretiyle “Ne oldu?” dese de Ren öfkesinden konuşamadı. Layra, Ren’e dönerek sordu: “Aranızda ne geçti?”
“Kız kardeşine neden öldürecekmiş gibi baktığını sorduğumda, ‘İstesem bakmam, direkt yaparım’ dedi. Bu yüzden tartıştık.”
Ortamda bir anlık sessizlik oluştu. Ren’in sinirleri iyice bozulmuştu. “Neyse ya, zaten hayatımda normal biriyle karşılaşsam mucize olurdu. Kahel, ben dışarıdayım.”
Ren dışarı doğru ilerlerken Kahel ve Layra birbirlerine baktılar; yüzleri asılmıştı. O sırada Layra’nın annesi Hanımefendi Nelis müziği durdurdu.
“Hükümranlar meydana doğru geliyor. Saraydaki herkes akşam yemeği için lütfen dışarı buyursun,” dedi güler yüzle.
Tüm davetli vampirler yerlerine geçerken Ren de gergin bir şekilde boş bir yere oturmuş bekliyordu. O sırada babası Rakar önünden geçerken duraksadı. Ren’in yüzündeki öfke gitmemişti. Babası soğuk bir tavırla, “Ne oldu, neden böylesin?” diye sordu. Varis cevap vermedi ama nefes alışverişi hızlandı. Babası çevreye kısa bir bakış atıp tekrar oğluna döndü: “Senden sadece bir gün istedim.”
Ren öfkeyle gözlerini babasına dikerek, “Sen neden bahsediyorsun, ne yaptım?” diye sordu.
“Bu yüzünün hali ne? Beni temsil ediyorsun.”
“Bunu sadece bir gün istediğine emin misin?”
“Benim varisimsin, istersem her gün.”
“Sadece varisin değilim, tamam mı? Sadece varisin değilim!”
“Ren...” diye fısıldadı kızarak Hükümran Rakar.
“Ne baba, ne? Bak beni zorlama, buradaki her şeyi yerle bir ederim! Öyle bir rezil olursun ki bu leke sonsuza kadar üzerinde kalır.”
Rakar yutkundu, oğluna bir süre donuk bir ifadeyle bakıp sessizce hükümranların yanına gitti. Ren nefes nefese kalmıştı. Elleriyle alnını ovuştururken omzuna bir el dokundu; dostu Kahel yanına oturdu.
“İyi misin?” dedi hafif bir tebessümle.
Ren sadece başını sallamakla yetindi iyiyim dercesine. Kahel, arkadaşında bir gariplik sezmişti az önce ki olaydan dolayı mıydı diye düşündü. Tam o sırada karşılarına Layra oturdu ve varise bakarak, “Kardeşimin kusuruna bakma olur mu, o aslında kötü biri değildir,” dedi.
Ren başını kaldırıp, “Hayır, sorun değil, gerçekten kendini kötü hissetme,” dedi. Çok geçmeden yanlarına Aliz geldi. Gözleri hafif pembeleşmişti. “Burada oturabilir miyim abla, yer kalmamış,” diye sordu kısık bir sesle. Ablası çekinerek Ren’e baktı. Ren ise tepki vermeden önüne bakmaya devam etti. Masadaki gerginlik had safhadaydı ama Layra’nın gönlü kardeşini öylece bırakmaya el vermedi.
“Tabii ki oturabilirsin canım, müsaade istemek de ne demek?” kız kardeşi otururken ablası onun gözlerini fark etti. “Aliz, sen ağladın mı?”
Aliz yavaşça oturdu. “Hayır abla, neden ağlayayım ki?” dedi gözlerini kaçırarak.
Layra fazla üstelemedi. Ren’in bakışları kısa bir süre kıza kaysa da hemen geri çekti.
Kahel ortamı yumuşatmak için Layra’ya döndü: “Varis Layra, bu arada teşekkür etmeyi unuttum.”
“Teşekkür mü?”
“Dans teklifimi kabul ettiğiniz için.”
“Rica ederim, ne demek...”
O sırada herkes yerine oturmuş servis bekliyordu. Masanın en ucunda oturan Hükümran Zargun, zirvedeki gibi yavaşça ayağa kalktı ve masadakilere bakarak konuşmaya başladı.
“Sevgili hanedan mensupları; her yıl gezegenimizdeki barışı sürdürmek, birbirimize olan bağı güçlendirmek ve hep beraber olup huzur içinde sonsuza kadar yaşamak amacıyla toplandığımız bu zirve gününe ve ardından gelen eğlence gecesine katıldığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Bu şekilde dünyamızın daha güvenli ve daha yaşanılabilir bir yer olması kaçınılmazdır; buna hep beraber inanmamız ve bu yolda istikrarlı bir şekilde ilerlememiz gerçekten de takdire şayandır. Bunun için uğraştığına, soyumuzun devamlılığını tehlikeye atmayıp bunun üzerine hâlâ gayretle gittiğine ve vampir kardeşliği için emek verdiğine inandığım bu masadaki herkes kendini alkışlasın; çünkü bunu bir gün tamamen başarırsak bu, hepimiz sayesinde olacaktır.”
Konuşmasının bitmesi üzerine Zargun alkışlamaya başladı, sonra herkes ona katıldı. Bu sırada Kahel, Layra’ya baktı. Layra bu bakışların ormandaki olaydan dolayı olduğunu anlasa da aldığı sözün rahatlığı içindeydi. Alkışlar kesildiğinde gökyüzünden bir gök gürültüsü koptu. Zargun, gözleri irileşerek başını göğe kaldırdı. Gece mavisine bürünmüş bu bulutların sesiydi duyduğu. Yeryüzüne tek bir damla bile düşürmeyen, kupkuru bulutlardı bunlar. Uzun ve geniş çaplı şimşeklerin ardından kopan gürültü karşısında kayıtsız kalamayıp hayranlıkla bakan vampirler de vardı.
Zargun gözlerini çekip tekrar masaya baktığında, “Duydunuz mu? Gezegenimiz bizlere sunduğu hediyenin haberini duyurdu. Verdiği mükemmel güç kürelerine yakışır bir duyuru gerçekten. Neyse dostlarım, daha fazla konuşarak sizleri bekletmek istemem; hepinize afiyet olsun.” dedi.
Zargun’un yerine oturmasının ardından Rakar, baş askere servisin başlaması için göz işareti yapar. O da hizmetlilere servisi başlattı. Bunun üzerine yemekler hızla ve dikkatle masalara dağıtılmaya başlandı. Varislerin olduğu kısımda da bir sessizlik mevcuttu; herkes dağıtımın bitmesini bekliyor, aynı zamanda konuşacak konu bulamıyor gibiydiler. Ren’in üzerindeki gerginlik biraz olsun azalmıştı; gözlerini masadan çekip arada bir çevresine bakabiliyordu. Tam da o anda o çaresiz anneyi gördü; üzerinde yemekler olan tepsiyle onlara doğru geliyordu. Kadını görür görmez aklına hemen adres geldi; onu verip vermeyeceğini istemsizce düşünüyordu. Kadın yanlarına vardığında Ren belli etmemeye çalıştı. Yemekler varislere tek tek verildi, en son Ren’e gelindiğinde kadınla göz göze geldi. Kadın çaktırmadan olumlu bir işaret verdi; o anda adresi yazdığını anlamıştı.
Kadın tabağı Ren’in önüne koyduğunda genç varis herhangi bir kağıt görmedi. Kadın masanın ortasına birkaç tabak ve kadehleri de koyduktan sonra oradan ayrıldı. Ren ne olduğunu anlamamıştı; “Vermekten mi korktu ya da heyecanlandı mı?” diye kara kara düşünürken Aliz, Ren’de bir tuhaflık fark etti. Ama az önceki tartışmalarından sonra onunla tabii ki konuşmayacaktı. Ren diğerlerinin yemeğe başladığını gördü; eğer biraz daha beklerse neden yemediğini soracaklardı. Çok göze batmak istemediği için içi sıkıla sıkıla yemeye başladı. Yemeği yerken tabağın alt kısmında küçük bir parça fark etti. Ağzındakini çiğneyip yuttuğunda belli etmeden tabağı biraz geriye doğru çekti; o parça biraz daha büyüdü, bir kağıt parçasıydı. Ren bir anda gülümsedi ve derin bir “oh” çekti. Kadın başarmıştı; onca vampirin içinde kendini tehlikeye atması bile Ren’in kadına inanması ve güvenmesi için büyük bir nedendi ama emin adımlarla ilerlemek çok daha iyi olacaktı.
Tabağın altından kağıdı yavaşça alıp elinde sakladı. Sonra arkadaşına döndü; Kahel o sırada yemeğinin tadını çıkarıyordu. Ona bakmaya devam ederken Kahel bunu fark etti. Başını sallayıp ne olduğunu sorduğunda Ren aşağı bakması için göz işareti yaptı. Arkadaşının eline baktığında Ren avucunu açtı. Kahel kağıdı görünce tekrar ona bakıp gülümsedi ve gözleriyle onayladı. O sırada birbirlerine kaş göz hareketi yaptıklarını gören Layra “Siz ne yapıyorsunuz orada?” diye sordu merakla.
Varisler gözlerini hemen Layra’ya çevirdiler.
“Ne yapıyormuşuz?” diye cevapladı Kahel.
“Bilemiyorum, bir şey konuşuyor gibisiniz.”
“Hayır, yanlış anlamışsın. Hem ne diye gizli konuşalım ki?” dedi hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışan Kahel.
Ren de arkadaşını sessize onayladı.
“İyi, öyle olsun bakalım.” dedi Layra konunun üstünde çok durmayarak.
“Eee, nasıl buldunuz yemekleri, güzel mi?” diye sordu Varis Ren konuyu dağıtmak için.
“Ne yalan söyleyeyim ben çok beğendim, herhangi bir eksik yok gibi.”
“Layra doğru söylüyor dostum, yemekler muazzam.”
“Beğenmenize sevindim, hizmetlilerimiz bu konuda çok iyidirler. Layra, bak şundan ye.” diyerek masanın ortasındaki eti gösterdi Ren.
“Hepsini bitirebileceğimi sanmıyorum.” dedi Layra gülümseyerek.
“Ren yemek yemeyi sevdiğinden herkeste öyle olsun ister; ağzıma az yemek tıkıştırmışlığı yok” dedi Kahel kıkırdayarak.
“Ne?” dedi Layra kısık bir kahkaha atarak.
“Daha ne istiyorsun, ne güzel yemek yediriyormuşum işte sana.”
“Bazen boğmalarını saymazsak...”
Ren de gülmeye başladı. Masanın o soğuk havası dağılmış, eğlenceli ve güzel bir sohbet atmosferine bürünmüştü. Sadece Aliz bu sohbete dahil olmaktan kendini geri tutuyor ama Ren’in gülüşünü gördüğünde gözlerini tekrar ona dikiyordu. Bu sefer bakışları sert değildi; oldukça sakin ve masumdu. Ren’i gülerken gördüğünde onun da yüzünde bir tebessüm oluşacaktı ki hemen bakışlarını yemeğine dikti. Gözlerini kapattı, ellerini masanın altına koyup sıkıyordu. Zihninin içinde “Hayır, hayır, hayır! Yapmayacaksın, yapma, kendine hakim ol!” sesleri yankılanıyordu. “Sen bu değilsin, sen zayıf değilsin; asla, asla Aliz sakın!” diye kendi sesini duyuyordu. Ellerini yumruk yapmış, her an daha sert sıkıyordu; o sıktıkça zihnindeki gürültü artıyordu. Ama artık sadece kendi sesini değil, başka bir sesi de duyuyor gibiydi. Biraz daha dikkat verdiğinde bu sesin kesinlikle kendisine ait olmadığını anladı:
“Aliz... Aliz... Canım ne oluyor? Aliz... Kendine gel, kendine gel Aliz...”
Bir anda gözlerini açtı, karşısında kendisine bakan Ren’i gördü. Varislerin bakışlarının üzerinde olduğunu kısa sürede fark etmişti.
“Ne oldu neyin var?” dedi ablası ona.
Aliz ablasına baktı, hafiften nefes nefeseydi. “Iıı...” diye geveleyip sakinleştikten sonra Kahel de sordu:
“Aliz, bir şeyin yok değil mi?”
Varis Aliz ablasının endişeli gözlerini görünce:
“Aaa, bir şeyim yok, gayet iyiyim; sadece biraz yorgun hissediyorum o kadar.”
“Merak etme canım, zaten birazdan biter gece, eve gidince dinlenirsin.”
“Evet, öyle yaparım.”
Genç kız masadaki kadehten bir yudum kan aldıktan sonra kadehi geri koydu ve ortaya konuşarak “Şey, ne güzel sohbet ediyordunuz, neden durdunuz?” dedi.
“Ablan senin için endişelendi çünkü.” dedi Kahel.
Ren de ara ara kıza bakıyordu. Aliz ablasına bakarak:
“Düşkünüzdür birbirimize.” dedi ablasına bakarak Aliz.
“Evet, öyle” dedi kardeşinin omzunu ovarak Layra.
“Peki, ben bir şey sormak istiyorum.”
Masadakiler Aliz’e odaklanmıştı.
“Siz ormanda karşılaşmıştınız değil mi?”
“Evet.” dedi Layra.
“Peki, birbirinizi tanımamanıza rağmen nasıl oldu da tanışıp şimdi kahkahalarla sohbet edecek hale geldiniz?”
Masadaki varislerin gözleri birbirine çarptı. Aliz devam etti:
“Hayır yani, bu kadar hızlı kaynaşmanıza şaşırdım, ortada herhangi bir sebep yokken.”
“Ortada bir sebep olmadığını nereden biliyorsun?”
Masadaki gözler aniden Kahel’e döndü.
“Neymiş o sebep, öğrenebilir miyim?” diye sordu Aliz.
Kahel biraz duraksayıp arkadaşlarına baktıktan sonra lafa girdi.
“Ren ile ormanda dolaşırken ablanı gördük. Bir ava kilitlenmişti; avı ürkütmemek için sohbeti kesip sessizce yürümeye başladık ama av ablandan çok uzaktı. Bize işaret edip yardım istedi, biz de karşılık vermek isteyip avı çembere aldık ama hayvan birimizi fark etmiş olacak ki aniden kaçmaya başladı. Arkasından gitsek de ona yetişemedik.”
Durumu anlatmaya Layra devam etti.
“Benim av tutkumu biliyorsun, o yüzden onlardan yardım istedim ama olmadı. Bu vesileyle de onlarla tanıştım, teşekkür ettim, konu konuyu açtı.”
“Ne yani, üç kişi bir avı yakalayamadınız mı?”
Bu seferde Ren araya girdi. “Yakalayamadık demediler, birimizi fark edip kaçtı dediler. Hayvanı hem ürkütmemeye hem de yaklaşmaya çalıştık; bizi fark ettiğini anladığımızda o bizden önce davrandı, hepsi bu.”
Aliz düşünceli gözlerle masaya baktıktan sonra Ren’e tekrar bakıp sordu. “Peki, siz böyle ormanda gördüğünüz her kıza yardım ediyor musunuz?”
Layra bir anda kardeşine dönerek sordu. “Aliz, ne diyorsun sen?”
“Abla bir şey demiyorum, sadece soruyorum. Sohbet edip kahkaha attığın vampirlerin ne kadar güvenilir olup olmadığını anlamamız gerekmez mi?”
“Müttefikiz ya hani. Neden güvenmesin? Ayrıca gördüğümüz her kıza neden yardım edelim, ne demeye çalışıyorsun?” diye atıldı Ren.
“Hanedanlarımız müttefik, yani bir savaş çıkınca biriz, onun haricinde bu kadar samimi olmak için yeterince bir sebep yok.”
“Aliz yeter!” dedi Layra ve ekledi. “Sadece sohbet edip gülüyoruz arkadaşça, neden güven meselesine getirdin olayı?”
“Arkadaşça diyorsun abla, onun için de güven şart değil mi?”
“Kim bilir daha ne zaman görüşeceğiz diyen sen değil miydin?” dedi Kahel.
“Şimdi de ara ara birbirimizi görme ihtimaliyle konuşuyorum, sorun mu?”
Layra kardeşine:
“Aliz neyin var senin? Neden bu kadar gerginsin?”
“Hayır abla, gergin değilim.”
“Gerginsin.” dedi Ren ve devam etti. “Hem gergin hem de kıskançsın sanırım.”
“Neyi kıskanacakmışım?” dedi Aliz küçümseyici bir tebessümle.
“Az önce gayet güzel bir sohbetimiz vardı ama sen bir şekilde yine buna dahil olup tadımızı kaçırmayı başardın.
“Öyle mi, ben mi kaçırdım tadınızı?”
“Öyle de değil de... “ dedi ortamı yumuşatmaya çalışarak Kahel.
“Hayır, tam olarak öyle! Ne güzel sohbet ediyoruz, ne diye böyle davranıp canımızı sıkıyor, buna hakkı var mı?”
“Ya, senin canının sıkılması için bana mı ihtiyaç var?”
“O ne demek?”
“Seni gördüm göreli zaten ha bire bir şeylere canı sıkılan birisin.”
“Ne diyorsun sen?”
“Aliz ne oluyor, dursan mı artık?” diye varislerin arasına girdi Layra.
“Hayır abla, neden duracakmışım? Sana gelince... “dedi yüzünü ablasından çevirip Ren’e döndüren Varis Aliz.
“Sanırım şu ailesiyle geçinemeyen, her şeyi abartan şımarık tiplerdensin.”
“Bu kadarı çok fazla, arkadaşımla böyle konuşmana müsaade edemem.” diyerek Kahel’de araya girmeye çalıştı.
“Aliz lütfen susar mısın artık?”
“Abla, kendisinin tadını ben kaçırıyormuşum ya hani, gerek olmadığını söylüyorum işte.”
Ren, Aliz’in sözleri üzerine elindeki kadehi sıkmaya başladı; gözleri boşluğa daldı. Aliz bunu umursamadan saldırmaya devam etti; ablası dahi bunun nedenini bilmiyordu.
“Evet Ren, şimdi bile yine tadını kaçıranın ben olduğumu söyleyebilecek misin gerçekten?” dedi alaycı bir gülüşle ve konuşmasını sürdürdü. “Yoksa bana hak verip bunun benim söylediğim nedenlerden kaynaklandığını mı belirteceksin?”
Ren’in sıktığı kadeh bir anda elinde parçalandı. O sesle Layra irkildi. Kahel arkadaşının elini görünce, “Ren?” diyerek arkadaşına baktı endişeyle.
Ren o sırada öfkeyle Aliz’e bakıyordu; bakışları ürkütücüydü. Kız susup gencin yaralı eline, sonra da yutkunup yüzüne baktı. Yüz ifadesinde o saldırgan kızdan eser kalmamıştı; sakinleşmiş, hatta yüzü düşmüştü. Ren hızla ayağa kalkıp masadan ayrıldı. Kahel de ardından gitti. Layra kardeşine dönüp, “Senin amacın neydi, neden yaptın şimdi bunu?” dedi.
Aliz cevap vermeyip Ren’in arkasından hüzünle baktı.
“Ren, bekle!” diyerek arkadaşının arkasından koşuyordu Kahel. Varis Ren hızla sarayın avlusuna doğru ilerledi. Arka kapıdan girmeden önce elindeki cam parçalarını tek tek çıkardı; o sırada Kahel yanına vardı.
“Ren...”
“Kahel, sonra konuşsak olur mu? Vücudumun toparlanmasını bekliyorum.”
“Ren, o kızı bir daha görmeyeceksin, söylediklerine de çok aldırma.”
“Aldırmadım zaten, sadece bir anlık öfkeyle oldu.”
Kahel, arkadaşının akan kanının durduğunu, vücudunun o kanı temizleyip yok ettiğini, ardından yaranın yavaş yavaş kapandığını gördü.
“Kendine geliyor.”
“Evet.” diyerek sırıttı Ren.
“Neden güldün?”
“Bana bu hayatta tek değer veren sen ve bu vücudum sanırım.”
“Hadi ama... Öyle söyleme.”
“Neyse, odama gideyim ben, yarın görüşürüz olur mu?”
“Tamam, dikkat et kendine.”
“Sen de Kahel.”
Kahel meydan tarafına doğru yürüdüğünde Ren de kapıya vardı. Bugüne özel tüm askerlerin meydan tarafında olması işini kolaylaştırmıştı. Hızla saraya girip odasına çıktı ve kapıyı kapattı. Elindeki yara tamamen kapanmıştı. Işıkları açmadan pencereye doğru ilerledi. Aşağı baktığında misafirlerin yavaş yavaş dağıldığını gördü. Babası Rakar ve annesi Vesperia misafirleri uğurluyordu. Layra ve Kahel yan yanaydı, sonra vedalaştılar. Aliz, babası Vagor’un yanındaydı; etrafına bakındığını gördü Ren. “Kim bilir neye bakıyor?” diye düşündü.
Elian Hanedanı üyeleri meydandan çıktıktan hemen sonra Vagor ve ailesi ardından da birkaç misafir daha ayrıldı. Meydandaki tüm misafirleri uğurlayan anne ve babasının birbirine bakıp gülüştüğünü ve sohbet ede ede saraya doğru ilerlediğini gördü. Ren bakışlarını yatağına çevirdi, uzandı. Yorulmuştu; birkaç saatlik uyku vücudu için yeterliydi. Gözlerini kapattı ama uyuyamıyordu; zihnindeki düşüncelerle savaşıyordu. Yaşadıklarının ağırlığını kaldıracak gücü kalmamıştı; onu ayakta tutan tek şey o kadına edeceği yardımdı. Başka bir yaşama sebebi yok gibiydi; bu ona ne kadar acı verse de en azından bir anneyi mutlu etme ihtimali ona iyi geliyordu. Gözlerini tavana dikmiş, göz kapakları kendiliğinden kapanana kadar öylece durmuştu. Zihnindeki savaş yavaş yavaş sessizliğe gömülürken vücudu da kendini uykuya bırakmıştı.
Bölüm etkileşimi
