Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 4: VARİSLER KARŞI KARŞIYA
- 1 BÖLÜM 1: SAKLANAN GEÇMİŞ3.149 kelime
- 2 BÖLÜM 2: HANEDANLAR ZİRVESİ5.301 kelime
- 3 BÖLÜM 3: ORMAN1.597 kelime
- 4 BÖLÜM 4: VARİSLER KARŞI KARŞIYA3.295 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 BÖLÜM 5: HANEDANLAR GECESİ4.998 kelime
- 6 BÖLÜM 6: 153 YIL ÖNCE6.442 kelime
- 7 BÖLÜM 7: ELİAN ŞEHRİ8.925 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KAN KAYITLARI3.659 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Jakser ve arkadaşları, Layra’ya doğru temkinli adımlarla yaklaşmaya başladı; saldırmak için hazırlardı. Layra gözlerini onlardan ayırmadan birkaç adım geri gitti. Aniden Jakser saldırdı ve yumruk atmaya çalıştı; Layra başını geri çekerek kurtuldu. Diğer koluyla hamle yaptığında bu sefer kendini geri iterek sıyrıldı. Jakser tüm öfkesiyle kızın karnını hedef aldı, Layra ise yana kaçtı. Karşı karşıya geldiklerinde Jakser iyice hırslanmıştı. Hızla saldırmaya devam ederek bu kez kızın boğazına yapışmaya çalıştı. O sırada Layra Jakser’in kolunu tuttu ve sertçe çevirdi. Jakser’in vücudu bükülünce, Layra diğer eliyle ensesini tutup karın boşluğuna tüm gücüyle diz attı. Ardından bir kez daha vurup onu savurdu. Darbelerin etkisiyle neye uğradığını şaşıran Jakser daha kendine gelemeden, Layra göğsüne havalanıp sert bir darbe daha indirdi. Jakser bir süre savrulup yere kapaklandı.
O sırada diğerleri de saldırıya geçti. Yumruk atmaya gelen ilkinin kolunu havada tutup sert bir karşılık verdi; o darbeyle vampir kendini yerde buldu. Ardından diğeri de gecikmedi. Birden iki eliyle Layra’nın boğazına yapıştı ve onu geri iterek bir ağaca yapıştırdı. Nefesi kesilen Layra, varisin kollarına vursa da kurtulamadı. En sonunda yumruğunu sıkarak gözüne sert bir darbe indirdi. Neye uğradığını şaşıran varis, gözlerini tutarak geri çekilmek zorunda kaldı. Öfkeyle tekrar atıldığında, Layra’nın göğsüne indirdiği tekme kaçınılmaz oldu ve o da yeri boyladı.
Ağacın yanına doğru adımlayan Layra üçüne de baktı. Jakser toparlanmak üzereydi, diğeri de ayağa kalkmaya çalışıyordu. Sadece tek yumrukla indirdiği varisin toparlanmasına müsaade etmemek için ona doğru koşup havalandı ve başına sert bir tekme indirdi. Yere indiğinde Jakser haricindeki ikisinin yerde debelendiğini gördü. Jakser toparlanmış, ikinci bir saldırı için yaklaşıyordu. Layra uzağındaki ağaca doğru koşarken, Jakser onun kaçacağını düşünüp peşine düştü. Genç vampir ağaca varıp havalandı; gövdeden birkaç adım destek alır almaz havada dönüp peşindeki Jakser’e yumruğunu indirdi. Sarsılan Vindicta varisi geri giderken Layra baskısını sürdürdü. Tam o anda Jakser kızın kolunu yakaladı, diğer eliyle boğazını kavrayıp onu ağaca vurdu. Boğazını olabildiğince sert sıkıyordu.
Layra’nın bir kolu tutulmuştu ve diğer eliyle de Jakser’e etkili bir darbe vuramıyordu. Nefes alması zorlaşıyordu; böyle giderse bilincini kaybetmesi an meselesiydi. Vampirler için nefessiz kalmak, tıpkı ayrışımdan geçmemiş kan içmek gibi bayılmalarına sebep oluyordu. Nefessiz kaldıklarında bir süre sonra kendilerine gelseler de şu an direnmesi şarttı; şansını bir düşmanın eline bırakamazdı. Ancak artık dayanamıyordu. Dişlerini sıkıyor, direnmeye çalışıyordu ama gücü tükeniyordu. Tam her şeyin bittiğini sandığı anda, Jakser’in sert bir şekilde savrulup sürüklendiğini duydu.
Layra birden kendini yerde buldu ve yoğun bir şekilde öksürmeye başladı. Nefessizliğin verdiği hissizliği üzerinden atmaya, kendine gelmeye çalışıyordu. Sesler boğuk geliyor, gözü kararıyordu. Başını yan tarafa çevirdiğinde, bulanıklık ve netlik arasındaki görüntünün içinde Jakser’in yerde olduğunu ve birinin ona doğru ilerlediğini fark etti. Kendine tam gelemediği için görüntüyü netleştiremiyordu. Tekrar baktığında, Jakser’in kalkıp kendisini kurtaran kişiye saldırdığını gördü. Kurtarıcısı Jakser’e peş peşe yumruklar indiriyor, o da karşılık vermeye çalışıyordu.
Layra’nın nefesi yavaş yavaş düzene giriyordu; vücudu hızlı toparlanmıştı. Ayağa kalktığında, tarafların birbirini bırakıp tekrar saldırıya geçeceği bir andaydılar. Jakser, Layra’nın kalkıp onlara doğru geldiğini gördü. Bakışların ardından diğeri de kıza döndü; gelen Kahel’di! Onu kurtaranın Kahel olduğunu görünce genç kızın gözleri fal taşı gibi açıldı. Kahel’in de onun için endişelendiği yüz ifadesinden belliydi. Jakser tam o sırada genç varise doğru koşarken Layra, “Kahel!” diye bağırdı. Genç vampir aniden arkasını dönüp üzerine gelen Jakser’i görünce dişlerini sıktı; hızla ona doğru koşup göğsüne sert bir darbe indirdi. Darbenin şiddetiyle havada süzülen Jakser, kalın bir ağacın gövdesine —neredeyse izi kalacak kadar sert— çarptı ve ağacın kırılan gövdesinin içinde asılı kaldı. Kurtulmaya çalışsa da orada öylece kalmıştı. Kahel’in bakışları yeniden Layra’ya döndü; onu tepeden tırnağa süzdü. Ardından yaklaştı; eliyle nazikçe boğazına dokundu, hafifçe başının kenarlarını kontrol etti. Herhangi bir yerinde yara olup olmadığından emin olmak için baktıktan sonra gözlerini yavaşça yüzüne çıkardı. Layra’nın bakışlarını fark etti. Bu bakışların kalbine işlediğini hissediyor, aynı zamanda heyecanlanıyordu. Bu yüzden gözlerini kızdan çekti.
Layra’nın nefes alışverişi hızlanmıştı. Kahel’in siyah gözleri, beyaz teni ve yakışıklılığı karşısında etkilenmemek elinde değildi. Kahel de bakışlarını daha fazla kaçıramadı; Layra’nın teninin açık buğday tonuna, açık kırmızı dudaklarına ve kahverengi gözlerine daldı. Sonra bir anda kendine gelip “Aaa, ııı...” diye geveledikten sonra ellerini kızın boğazından çekti. Bakışlarını sürekli kaçırıyordu; Layra’nın durumu da pek farklı değildi.
Kahel, “İyi misin, bir şeyin var mı?” diye sordu. Layra başını sallayıp yutkundukdu, “Bir şeyim yok,” dedi. Kahel yerdeki diğer iki vampiri de gördü. Derin bir nefes alıp verdikten sonra Layra’ya bakıp, “Ne oldu burada?” dedi.
“Sadece kavga ettik.”
“Sadece kavga mı? Onlar mı karıştı sana?”
“Kimse kimseye karışmadı. Karşılaştık ve düşman olduğumuzdan tartıştık, sonra da kavga ettik. Hepsi bu.”
“Şehirlerine dönmüyorlar mıydı?”
“Dönerlerken karşılaşmış olamaz mıyız?”
“Peki sen ne yapıyordun burada?”
“Sorguya mı çekiliyorum?”
“Geldiğimde boğazına yapışmıştı, sormayayım mı?”
“Sorma.”
“Ne demek sorma?”
“Sana sadece basit bir kavga diyorum.”
“Basit kavga dediğin, ikisini yere sermişsin. Jakser’in de hali pek iyi değildi, belli ki onunla da boğuşmuşsun. Bu mu basit?”
Kahel, burada olanların anlatıldığı kadar sıradan olmadığını ve Layra’nın bir şeyler gizlediğini düşünüyordu. Sebebini bilmese de onu sıkıştırarak gerçeği öğrenmeye çalışıyordu. Layra ise meselenin uzamasını ve hanedana kadar gitmesini istemiyordu; çünkü yıllardır uğraş verilmiş barış sistemine zarar gelmesinden çekiniyordu.
“Sana soruyorum!” dedi ısrarcı bir tavırla Kahel.
“Sorduklarına cevap verdim, şimdi de saraya dönüyorum. Yardım ettiğin için de çok teşekkür ederim varis.”
Layra arkasını dönüp giderken Kahel arkasından seslendi:
“Madem öyle basit bir durum, o zaman hanedanın öğrenmesinde bir sorun da yoktur, değil mi?”
Layra birden durdu ve arkasına döndü. Bakışlarında hafif bir endişe oluşuyordu. Kahel’e doğru yürüyerek, “Hanedanın bilmesine gerek var mı?” dedi gözlerini dikerek.
“Eee, dediğin kadar basitse neden bilmesinler ki? Bakalım onlar bu duruma ne diyecek.”
“Ya senin derdin ne?” diye çıkıştı Layra.
“Senin iyiliğin.”
Layra bir anda duraksadı, gözleri büyüdü. Kahel’e yaklaşıp gözlerinin içine bakarak ekledi:
“İyiliğimi istiyorsan fazla kurcalama.”
“Neden söylemiyorsun? Diye fısıldadı Kahel.”
“Çünkü seni tanımıyorum, nasıl tepki verirsin bilmiyorum. Anlıyor musun?”
Kahel çevresini süzüp nefes verdi:
“Eğer söylemezsen sadece ben değil, hanedanın da öğrenecek.”
“Sen beni tehdit mi ediyorsun?”
“Nasıl anlamak istersen.”
Layra dişlerini sıkarak sertçe Kahel’in yakasına yapıştı:
“Bana bak!”
“Ne o, şimdi de beni mi hırpalayacaksın?”
Layra onu ikna edemeyeceğini anladıktan sonra ellerini yakasından bıraktı ve söylemek zorunda kaldı:
“Söyledikten sonra bunun aramızda kalacağına dair senden söz almak istiyorum.”
“Güvenmiyor musun?”
“Tanımadığım birine mi?”
“Seni kurtaran birine...”
“Bu, güvenmem için yeterli sebep değil.”
“Tamam... Söz.”
Layra bir süre bekleyip yerdeki varislere baktıktan sonra konuştu:
“Ben...” dedi ve duraksadı.
“Evet?”
“Ben avlanmaya gelmiştim. Tüm odağım ormanda ve avımdaydı; sonra onu kaçırdım.”
Varis Kahel başını salladı ve dinlemeye devam etti.
“Sonra bu üçü geldi. Biraz tartıştık; Jakser ile zirvedeki tartışmalara benzerdi.”
“Daha sonra?”
“Ardından, ‘Halkımıza reva gördüklerinizi şimdi de bizim size görme vaktimiz; bir nebze olsun huzurunuzu kaçırıp bizi anlamanızı sağlayacağız,’ falan dediler. Hepsi bu.”
“Bu kadar mı?”
“Evet, bu kadar.”
“Nasıl kaçıracaklardı huzuru bakalım?”
Layra gözlerini yere indirip susmaya çalışsa da Kahel ısrarcı oldu.
“Beni bayıltıp burada bırakacaklardı. Bu şekilde aileme verecekleri korkuyla tatmin olacaklardı sanırım.”
Layra bunları anlattıktan sonra Kahel’e baktığında, yüzündeki o soğukluğu ve sertliği hissetti.
“Kahel, bunları öfkelen diye anlatmadım. Bu aramızda kalacak. Gezegendeki hanedanların arası iyiye gidiyorken bunu bozamayız.”
“İyiye gidiyor, öyle mi? Sana bunları yapmaya çalışarak mı iyiye gidiyor?”
Kahel bir anda Jakser’in bulunduğu ağaca doğru yönelip hızla ilerledi. Layra arkasından, “Kahel, ne yapıyorsun? Sana anlattığıma pişman ettirme beni!” diye seslendi. Kahel onu dinlemeyip ağaca varır varmaz sert bir tekme attı. Ağaç kalınlığından dolayı devrilmedi ama çatırdadı.
“Kahel, dur artık!” diye bağırdı Layra.
Kahel bir sert darbe daha indirdi. Bu sefer ağacın kökü iyice güçsüzleşmişti, gövde hareket ediyordu. Bir kez daha sertçe vurunca ağaç yerinden sökülüp devrilmeye başladı; devrilirken birkaç ağacı daha yerle bir etti.
“Yaptığını beğendin mi?”
Kahel, Layra’ya bakıp “Daha bir şey yapmadım, orada bekle,” diyerek ağacın kalın gövdesinin üstüne çıktı ve giysisinden güç küresini çıkardı. Layra küreyi görür görmez endişesi daha da artmaya başladı. Kahel, üzerinde “ayrışım küresi” yazan yuvayı küreden sıyırdıktan sonra küreyi avucuna alıp sıkmaya başladı. Layra, “Onu kullanamazsın!” diye bağırıyordu.
Jakser, Kahel’e korkuyla bakarak, “Ne yapıyorsun, onunla mı öldüreceksin beni? Bunu yapamazsın, eğer yaparsan...”
“Kes sesini!” dedi Kahel.
Jakser, kürenin Kahel’in avucunda eriyip damarlarına girdiğini, siyah gözlerinin yavaş yavaş kırmızıya dönüştüğünü gördü. Korkuyla yalvarmaya başladı. Layra da arkadan sesleniyordu:
“Bunu yaparsan eline ne geçecek? Onlardan ne farkımız kalacak Kahel?” diyerek ikna etmeye çalıştı genç kız.
Kahel sadece Jakser’e odaklanıp çömeldi:
“Doymadınız mı kana? Sizin derdiniz ne? Geçmişte dedemin babasını öldürdünüz, şimdi de başkasının mı canını almaya çalışıyorsunuz?” dedi soğuk bir sesle fısıldayarak.
“Tamam dur, bir daha yapmayacağım!”
“Bir daha yapmayacaksın öyle mi? Siz kendi çıkarlarınız için her şeyi yaparsınız, barış umurunuzda bile değil. O yüzden tek çözüm ölmeniz!”
“Kahel bana söz vermiştin, bunu yapamazsın! Çıkar o güç küresini hadi!” dedi Layra.
Kahel, barış yasalarına rağmen hâlâ böyle davranılmasına anlam veremiyordu. Dedesinin uğraşlarına rağmen Jakser gibilerini gördükçe öfkesini durduramıyordu. Ardından Layra ona
Kahel, dokunursan bugüne kadar uğraşılan her şey boşa gidecek. Yapma!” diye yalvarıyordu.
“Artık durmak yok, fazla bile sabrettik!”
Kahel tam elini Jakser’e yaklaştırdığı sırada birinin ayak sesini ve “Kahel!” diye seslendiğini duydular. Layra arkasına baktığında gelenin Ren olduğunu görüp rahatladı. Kahel de durup bakışlarını arkadaşına döndürdü. Ren yanlarına ilerlerken yerdeki yavaş yavaş ayaklanan vampirleri, Layra’yı ve güç küresini kullanan Kahel’i süzdü.
“Tahmin ettiğim şeyi yapmıyorsun değil mi dostum?” diyerek lafa girdi Varis Ren.
“Onların hak ettiği şey bu” diye karşılık verdi Kahel.
Layra , “İkna etmeye çalıştım, dinlemiyor.” dedi dertli bir şekilde.
“Kahel hayır, bunun bize bir faydası dokunmaz. Bırak gitsinler.”
“Bırak gitsinler mi?” diye gürledi ve devam etti. “Geçmişte yedikleri haltlar yetmiyormuş gibi bir de kıza saldırıp huzurumuzu bozmaya çalışıyorlar!”
Ren, kıza dönüp “Doğru mu?” diye sordu.
“Doğru olup olmaması önemli değil, öldürülmesine mani olmalıyız.
Ren tekrar Kahel’e döndü:
“Cezalarını sonra bir şekilde keseriz, bu yanlarına kalmaz ama ölüm olmaz. Duyuyor musun?”
“Ama onlar öldürmekten çekinmiyorlar Ren!”
“Biz onlar gibi değiliz. O geçmişte kaldı. Artık buna ne güçleri yeter ne de cesaretleri. Bırak gitsinler.”
Kahel öfkeyle Jakser’e, ardından endişeli arkadaşlarına baktı. Ardından tekrar Jakser’e bakarak “Seni bir daha gözüm görmesin, çünkü bir dahakine bu kadar şanslı olmayabilirsin,” diyerek ağacın gövdesinden indi. Ren, kendilerine gelen diğer iki varise “Onu alın ve gidin buradan,” dedi. Varisler hızla Jakser’i alıp uzaklaştılar. Jakser giderken son bir kez öfkeyle arkasına baktı, ardından gözden kayboldular. Ren, gittiklerinden emin olduktan sonra Layra’ya döndü.
“Sen iyi misin?”
“İyiyim.”
“Nasıl oldu bu?”
“Ava gelmiştim. Bizden birine pusu kurmak için geri dönmüşler, sonra ben denk geldim. Öyle işte...”
“Hâlâ barışın ne büyük bir nimet olduğunun farkında değiller ama hata bizde ki onların anladığı dilden konuşmuyoruz.” dedi üzerindeki gerginliği hala atamayan Kahel.
Ren, “Değerini bilmiyorlarsa zorla öğrenecekler o halde.” Layra’ya dönüp devam etti: “Amaçları tam olarak neydi, öldürmek mi?”
“Söylediklerine göre niyetleri öldürmek değildi. Bayıltıp bir kenara atacaklardı. Biraz olsun ailemin ve kan zengini hanedanların kalbine korku salmak istiyorlardı. Yani onun anlattıkları böyleydi.”
“Keşke bana denk gelseydi!” diye gürledi Kahel. Layra küçük bir gülümsemeyle “Sana da denk gelmiş kadar oldu ama sen de az hırpalamadın Jakser’i,” dedi. Kahel’de hafifçe tebessüm etti.
Ren, “Yaptıkları kabul edilir bir şey değil. Eğer şimdi susmasak resmen güven ortamı kalmayacak, gene başa döneceğiz. Yaptığının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğinin hiç mi farkında değil bunlar?” diye sorguladı.
“Değiller demek ki.” Dedi Kahel.
Ren, Kahel’e bakarak: “O güç küresini ne zaman çıkaracaksın? Kullanmıyorsun da zaten. Çıkar ki halsiz düşme.”
Kahel arkadaşının dediğini mantıklı bularak ellerini tekrar yumruk yapıp güç küresini vücudundan ayırdı. Kürenin damarlarından ayrıldığı, ellerinin derisinin altındaki belirgin ve rengi değişmiş ince damarlardan belliydi. Küre vücudundan tamamen arındığında, Kahel kendini az da olsa yorgun hissetmeye başlamıştı; bu bitkinlik güç kürelerinin vampirlerin enerjisini kullanmasından kaynaklanıyordu. Ellerinde eski halini alan güç küresini yuvasına yerleştirip giysisine koydu. Layra, Kahel’e “İyisin değil mi?” diye sordu. Kahel başıyla onaylayarak “Evet,” dedi.
“Tamam o halde, benim gitmem gerek.” Dedi aceleci bir şekilde Layra.
“Ama yollar güvenli olmayabilir.”
“Kendi yollarına gittiler Kahel, bundan sonra bir şey olmaz.”
Ren, “Saraya mı gideceksin?” diye sordu.
“Evet.”
“Kahel haklı, yalnız gitme biz de gelelim.”
“Hayır, sizin burada işiniz varsa kalın. Sırf benim için dönmeyin saraya.”
“İş değil de sözde beraber çıkıp ormanı turlayacaktık,” dedi Kahel’e ters ters bakarak.
Kahel, “Ben gideyim, sen arkamdan gelirsin zaten diye düşünmüştüm.” Dedi mahcup bir ses tonuyla.
Layra hafif tebessüm ederek, “Her neyse, siz keyfinize bakın. Benim için gerçekten dönmenize gerek yok. Bugün için tekrar teşekkür ederim,” dedi.
Ren, “Ormanı devriye gezen askerlerle karşılaşırsan onlarla birlikte dönebilirsin.” diyerek fikir verdi.
“Arkadaşlar tamam, korkmanızı gerektirecek bir durum yok. Sizden önce zaten icaplarına bakmıştım. Ha bu arada Ren, bunu Aliz bilmesin olur mu? Üzülsün istemem.”
“Aliz?” diye sorar Ren.
“Kız kardeşim.”
Ren biraz duraksar. Ona zirvede öldürecekmiş gibi bakan kızın adı Aliz’miş. Bu zirve boyunca ismini öğreneceğini hiç tahmin etmezdi. Sonra Layra’ya yönelerek: “Ee, onu niye almadın yanına peki?” diye sordu.
“O avlanmayı pek sevmez, daha çok ormanı gezmeyi sever.”
“Ormanı gezmeyi mi?”
“Evet, doğaya bayılır. Kroza’daki ağaçların yarısını o dikmiş olabilir.”
Bu duydukları karşısında Ren büyük bir şaşkınlık içinde ne diyeceğini bilemedi. “O gergin ve soğuk tavırlı kız mı doğayı seviyordu?” diye iç geçirdi. Layra “Her neyse, hoşçakalın,” deyip oradan tam uzaklaşırken Kahel arkasından seslendi: “Bekler misin?”
Layra yüzünü varise döner. Kahel uzaktan “Peki, senin adın ne?” diye sorar. Layra’nın duraksayıp ona baktığını görünce ekledi: “Aaa, söylemek istemiyorsan sen bilirsin.”
“Layra” diye yanıtladı genç kız. Kahel o an kızın ismini öğrenmişti. Çok belli etmemeye çalışıyordu ama anlamadığı şekilde kalbinde bir heyecan ve mutluluk belirmişti. Layra’da bir süre ona baktıktan sonra önüne dönüp hızla uzaklaştı; Kahel arkasından bakarken yola daldı. Bakışlarını çevirdiğinde ağaç kütüğünün üstüne oturup düşüncelere dalmış olan Ren’i fark etti. Arkadaşının bu halde olmasının sebebinin yine ailesinden kaynaklanmasından çekiniyordu; daha fazla üzerine gidip onu sıkmak istemiyordu. Bu sebeple sadece “İyi misin, neyin var?” diyebildi.
Ren o düşünceli ve dalgın bakışlarıyla Kahel’e baktı. Kahel konuyu dağıtmak amacıyla, “Bak, Jakser’e yaptıklarımızdan dolayıysa haksız olan biz değildik,” dedi. Ren başını salladı: “Hayır Kahel, onu düşünmüyordum.”
“Ee, ne peki bu halinin sebebi?”
“Sana anlatacağım ama kimseye söylemeyeceksin.” dedi tedirgin gözlerle.
“Sanırım bugün herkesin bana sır verme günü.”
“Ne?”
“Yok bir şey, hadi anlat dinliyorum. Ne oldu?”
“Kahel bak, bu diyeceklerim çok önemli, öyle sıradan şeyler değil. Bunu kimseye söylemeyeceğine emin olmam gerekiyor.”
Kahel duraksayıp dikkatle arkadaşına baktı. “Ne oluyor Ren?” dedi ciddiyetle. Ren kütükten kalkıp biraz yürüdü; etrafı süzüyor, diyeceklerini toparlıyordu.
“Anlatacak mısın artık?” dedi Kahel. Ren bakışlarını arkadaşına yöneltti: “Siz zirveye gelmeden önce bir hizmetli kadın geldi yanıma.”
“Ne? Hizmetli kadın mı?”
“Evet, bana kan getirdi. O sırada bir şeyler anlattı.”
“Konuştunuz yani?”
“Konu bu mu sence Kahel?”
“Ren ya sizi biri görseydi? Yasak olduğunu biliyorsun.”
“Evet, neden yasak olduğunu bilmediğimiz bir yasak... Ben babamın anlattığı kadarını biliyorum.”
“Ren, bu sadece babanla ilgili bir şey değil; kan zengini tüm handanlarda var bu.”
“Neden peki? Yıllardır neden hâlâ var bu sistem?”
“Yapma Ren, tarihi kayıtlarda bunun çok net yazdığını biliyorsun. Savaşta birçok hanedan halkının başka yerlere göç ettiği bu sebeple karışıklık yaşandığı ve bunun izlerinin hala devam ettiğini hepimiz biliyoruz. Hanedanın güvenliği için bu önlemlerin alınması şart.”
“Kahel, kadın çaresiz görünüyordu, ağlıyordu. Ne yapsaydım? Yasak var deyip gönderse miydim?”
“Peki sonra ne oldu?”
“Kadın yıllar önce kaybettiği oğlundan bahsetti.”
“Bunu gelip sana mı anlattı? Hanedanın askeri yok mu?”
“Çünkü hanedana anlatırsa canının tehlikeye gireceğinden korkmuş.”
“Sebep?”
“Kadının dediğine göre geçmişten bahsetmek yasakmış. Bu, halka konulan bir yasakmış.”
“Ne!”
“Evet, ben de ilk duyduğumda şaşırdım.”
“Ren ne yasağı, ne geçmişi?” dedi kafası karışmış halde bakan Varis Kahel.
“Ben de tam bilmiyorum. Kadın devamında geçmişte bir isyan olduğundan, oğlunun da orada alınıp götürüldüğünden ve yerde cesetler gördüğünden bahsetti. Ardından hanedanın koyduğu o yasaktan...”
Kahel donup kalmıştı; Ren’in anlattıklarının hemen hemen hiçbirinden haberi yoktu. “Bu kadının doğru söylediğini nereden biliyoruz peki? Nasıl güveneceğiz?”
“Doğru söyleyip söylemediğini bilmiyorum zaten. Sadece haline acıdım; gözlerinden oluk oluk yaşlar akıyordu. Oğlundan bahsettiğinde içi titriyordu.”
“Ren kadının dedikleri tam bir saçmalık, farkında mısın? Ne isyanı, ne yasağı? Bu gezegende bu güne kadar isyan mı oldu ayrıca halka özel yasak mı olur? Ayonnis Hanedanlığı ne diye bazılarını öldürüp bazılarını başka bir yere götürsün? Hadi götürdüyse bile nereye götürdü?”
Ren düşünceli bir tavırla “Bilmiyorum,” dedi.
“Anlattıkları bana hiç mantıklı gelmedi dostum.”
“Neden durup dururken yanıma gelip böyle bir yalan söylesin ki?”
“Bilmiyorum bir çok nedeni olabilir?”
“Peki ya doğruysa o zaman ne olacak?”
“Bunun doğru olması mümkün mü Ren! Sen kendi babana bunu yakıştırıyor musun gerçekten? Yok isyan olmuş, cesetler varmış, bazıları götürülmüş, yasak konmuş... Bu ne demek? Baskı yönetimi demek. Var mı böyle bir şey şu an? Hanedanlar zaten barış için uğraşmıyor mu? Halka karşı olan tutumumuz ile örtüşüyor mu bunlar?”
“Bilmiyorum Kahel, kadının dedikleri buydu.”
“Tanımadığımız bir kadına güvenerek burada hanedanı yargılayamayız.”
“Kahel, bende kendi ailemi yargılamaya meraklı değilim ama bu kadını da böylece bırakamam?”
“Söyle hanedana olsun bitsin hem yardımcıda olurlar?”
“Kadının özellikle söylemeyin dediği yere öyle mi?”
“Bu bir iddia Ren.”
“Ben de bu iddianın doğru olup olmadığını merak ediyorum işte. Kadını doğrudan suçlamak yerine dinlemek istiyorum.”
“Dinlemek mi? Kadının yaptığı kabul edilebilir bir şey değil. Doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan bu şekilde hanedanı zan altında bırakamaz kimse.”
“Tamam yalan söylediğini ortaya çıkarırsak hiç bir sorun kalmaz cezası kesilir. Bizde Hanedanı yormadan eğer suçluysa bunu ortaya çıkarıp gerçek bir varis olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış olacağız fena mı?”
“Bilemiyorum emin değilim.”
“Kadının doğruyu söyleyip söylemediği öğrenmek istemiyor muyuz? Eğer doğru söylüyorsa oğlunu bulmasına yardımcı oluruz ve işin aslı astarını öğrenmiş oluruz ona göre de hareket ederiz.”
“Ren, bu bize mi kaldı?”
“Kahel, kadın hanedana söyleyemiyor, yasak var!”
“Bizim haberimiz olmayan, sadece halka konulan bir yasak.”
“Ben kimseyi sorgulamıyorum dostum. Kadının iddialarına objektif bakıyorum ama sen direkt kadının dediklerini hiçe sayıyorsun.”
“Çünkü tanımıyoruz Ren!”
“Kahel, ben kadının evini bulacağım ve onunla konuşmaya gideceğim. Sana ‘benimle gel’ demeyeceğim; sadece kimseye anlatma yeter. Tek güvendiğim sendin, o yüzden anlattım.”
“Sen çıldırdın mı? Bunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısın?”
“Farkındayım.”
“Değilsin! Halkla konuşmayı geçtim, evini bulup gitmek ne?”
“Gelmek zorunda değilsin.”
“Sen de gitmeyeceksin, saçmalamayı kes.”
“Saçmalamıyorum ve gideceğim.”
“Bundan hanedanın da haberi olacak!”
Ren bir anda “Kahel!” diye gürleyip ağaca yumruk attı; darbenin izi gövdede çıkmıştı. Kahel susarak arkadaşını izledi. Ren kolunu ve alnını vurduğu yere yasladı; öfkeden nefes alışverişi hızlanmıştı. Başını kaldırdı bir süre ağacın gövdesine bu şekilde öfkeyle baktı. Ardından dostuna döndü: “Bunu birine anlatırsan benimle olan dostluğun biter Kahel.”
Kahel hem arkadaşına üzülüyor hem de ona sert gözlerle bakıyordu. Bunu neden yaptığını az çok tahmin ediyordu; yaşadığı acıları biliyordu. “Ren, bunun ailenle bir ilgisi var mı?”
“Ailemle neden ilgisi olsun?”
“Bunları seni üzmek için söylemiyorum ama sen onlardan ebeveynlik görmediğin için mi o kadını oğluna kavuşturmaya çalışıyorsun? Oğlu böyle bir sevgiden mahrum kalmasın diye mi? Kadına güvenmek istemenin sebebi bu mu?”
Ren sustu. Ağaca yaslanmayı bıraktı, boş gözlerle etrafı süzüyordu. Derin bir nefes aldı; bakışları ve suskunluğu her şeyi anlatıyordu adeta. “Bazen keşke hiç doğmasaydım diyorum, biliyor musun?”
“Ren...” diye fısıldadı acıyla Kahel.
“Çünkü bu hayatta ne kendimden ne de ailemden bir beklentim var.”
“Kendinden beklentin yok mu?”
“Kendimden ne beklentim olsun Kahel? Boşu boşuna yaşıyormuşum gibi hissediyorum.”
“Hiç kimse boşu boşuna yaşamaz Ren, hele ki senin gibi bir varis asla... Yapma kendine bunu.”
“Her neyse Kahel, ne varislik ne de başka bir şey umurumda değil. Ben o kadına yardım edeceğim. Senden tek beklentim kimseye söylememen.”
“Madem öyle, ben de seninle geleceğim.”
“İstemediğini sanıyordum.”
“Seni yalnız bırakmayacağım. Dönelim mi saraya artık? Hava kararmaya başlar birazdan.”
Ren başını onaylar şekilde salladığı sırada gözü yerdeki ağaçlara takıldı. “Yalnız bunları böyle bırakmasak daha iyi olacak.”
“Neden?” dedi Kahel.
“Devriye gezen askerler görürlerse burada bir şeylerin yaşandığını anlarlar, sonra haber Hükümran Rakar’a uçar.”
“Yok edelim o halde.”
“Güç küresi kullanacak havamda değilim Kahel.”
“Peki, ben hallederim.”
Kahel az önce yerine koyduğu kırmızı renkli ayrışım küresini tekrar kendine enjekte etti. Ardından ağaçlara doğru yaklaştı ve Ren’e dönerek: “Hazır mısın büyülenmeye?”
Ren hafif bir tebessüm ve alaycılıkla, “Hem de nasıl,” dedi. Buna gülerek tepki veren Kahel, düşen tüm ağaçlara dokunmaya başladı; ardından arkadaşıyla beraber olanları izledi. Ağaçlar başta çatırdamaya başladı, hepsi birden parça parça bölündüler. Bölünen kısımlar küçük toz parçaları haline gelmeye başladı, ardından bu tozlardan da eser kalmadı. Saraya doğru ilerlerken Ren lafa girdi:
“Oraya bir ara ağaç dikelim, çok boş kaldı.”
“Hallederiz ya, bu şekilde anlamazlar değil mi?”
“Herhangi bir delil yok, ne anlayıp ne söyleyecekler?”
Kahel ve Ren, aralarındaki sohbet eşliğinde Ayonnis Sarayı’na doğru ilerlediler.
Bölüm etkileşimi
