10. bölüm / 12
Kıyam9
Bölümler 12Şu an: 9
Davet akşamı, Sancaktar konağı
Üzerine rahat bir şeyler giyerek aşağı indi Ahmet. Sözlüsü davette boy gösterirken kendisi pijamaları ile evde yatacağı için tarifsiz bir kıskançlık vardı içinde.
Bu kadar tanınır olması başlı başına kıskanmasına sebep olurken, birde gördüğü her haber sayfasında insanların sevgilisine yapılan yorumlarını okumayı sevmiyordu.
Yine de karışmak haddine değildi, biliyordu. Levent Atasoy herkesten gizli bir köşeye çekip uyarmıştı bu konuda. O uyarmasa da yapısında yoktu. Kıskanır, sahiplenir, kısıtlayamazdı.
Dedesi İstanbula gelmezdi, gelse bile onun yanında da rahat olurdu. Yaklaşık bir hafta önce sözlüsünün dedesi, kendi dedesinin eski dostu ile tanışmıştı.
İyi biri olduğu her halinden belliydi, yine de ciddiyetinden asla ödün vermiyordu. Zaten Levent ve Enver Atasoy da uzaktan öyle gözüküyordu.
Elif pek aile konularında içini dökmese de, ailecek oturup konuşmadıklarını biliyordu. Çünkü Elif 'Hiç ailecek konuşmuyoruz.' demez, 'Bizim evde erken yatılır' derdi. 'Sadece akşam yemeğinde toplanabiliyoruz' derdi.
Ahmet onun detaylarını okumayı öğrenmişti.
Mutfaktan gelen kokular ile gülerken salona girdi. Koltuğun birinde Ege, birinde Enes yatmışlardı. Ege horlayarak uyuyordu, odaları yanyana olduğu için biliyordu Ahmet.
Ağzının açık olmasından ve hırıltılıx horlamayı andıran seslerden uyuduğunu anladı. Enes sessiz uyuduğu için yanına kadar gidip bakması gerekti.
"Ohoo dünyadan haberleri yok."
Ahmet kumandayı eline alıp televizyondan cibili ibo açtı. Sesi azdı, fakat bir anda yükselttiğinde ikisi de sıçradılar.
Onlara kahkaha atarken videoyu durdurdu. "Günaydın!"
Enes gözlerini ovuşturarak oturur vaziyete geldiğinde, Ege götünü dönüp uyumaya devam etti.
Ahmet Enesin yanına oturarak kumandayı eline aldı. Ahmet her şeyden habersiz youtubedan çıktığında, aniden çıkan canlı yayınla ikisi de durdu.
Ekranda malum davet vardı, Elif ve Mina'nın katıldığı. Ahmet'in gözleri Elifi ararken Enes bir iki saniye alık gözlerle bakmaya devam etti. Kamera yavaş yavaş tanıdık isimlere dönüdüğünde ise yutkundu.
Önce Raufu gördü, sevmezlerdi. Sebebi yoktu genel olarak pek diğer ailelere ısınamazlardı.
Mirzayı da sevmezdi Enes, Arası da Kaanı da. Raufun olduğu masada gördükleri ile ikisi de duraksadı.
Elif ve Mina
Mina gülerek Raufa bir şeyler anlatıyor, Raufta onu ilgiyle dinliyordu. Enes belki kendisine hiç itiraf edemeyecekti fakat, rahatsız olmuştu bu görüntüden.
Mina mutlu gözüküyordu, eline telefonu alıp bir şeyler yazmak istedi. Minaya kendini hatırlatmak istiyordu.
Kendisi aralarında bir şey olabileceğini sanmıştı, bakışlarına anlam yüklüyordu. Gerçi Mina Atasoydu sonuçta kim bilir Enes gibi kaç kişiyle görüşüyordu.
Enes daha fazla düşünmek istemeyerek ayağa kalkıp mutfağa adımladı.
Arkasında bıraktığı Ahmetin durumu ise daha farklıydı. O sözlüsünün güzelliğini, gülüşünü izliyordu. Kamera bir süre sonra başka bir tarafa döndüğünde kendine geldi.
Hızla televizyonu kapatıp başını iki yana sallayarak mutfağa girdi.
Ahmette Eneste o akşam sık sık Atasoy kızlarını anımsadı, başlarına aldıkları belanın farkındalardı.
Yine de pişman değillerdi, olmayacaklarını biliyorlardı.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Mina Atasoy
Önümdeki kokteylden bir yudum alırken üzerimde gözler hissetmeye devam ediyordum.
Bu gecenin yıldızı kesinlikle hemen yanımda duran Elifti. Herkesle sohbet etmiş, kameralara poz vermiş ve gülüşünü saklamamıştı.
Benden daha şık olduğunu kabul etmeliydim.
Rauf yanımızdan ayrılmıyordu, açık açık git dememek için zorlanıyordum.
"Sen de şirkette mi olacaksın Mina?"
Akif beyin sorusu ile gülümseyerek başımı salladım. "Evet ben de şirketin avukatları arasında yer alacağım."
"Dedenin seninle gurur duyduğuna eminim."
"Haşim dedem mi?"
Kaşlarımın çatılmasıyla güldü. "Tabii Haşim deden, gençliğinde hukuk okumak isterdi oda."
"Gerçekten mi?" Dedem kapalı kutu olduğu için hakkında bir çok şeyi yaşıtları ile sohbet edersek öğreniyorduk.
"Gerçekten, biz gençken pek anlaşamazdık tabii. Kenan, Cevdet ve o ayrılmaz üçlüydü."
"Ayrılmışlar ama değil mi?"
Elifin sorusuna başını sallayarak karşılık verdi. "Ne oldu, Ne bitti kimse bilmiyor. O sabah her şeyden habersiz, bir devrin sonuna uyandık."
"O kadar büyük insanlardı yani?"
"Yedimiz de öyleydik, ama onlar üçü bir araya geldiğinde yeraltında sözlerinden çıkacak kimse olmazdı."
"Cevdet dedem devlete çalışan biri, nasıl bu kadar rahat anlatıyorsunuz?"
Elife katılan bakışlarla Akif Alkanı dinlemeye devam ettim.
"Valla, bir dönem Haşim ve Kenan için devlete çalışıyorlar gibi söylentiler bile çıktı. Fakat devletten başkası kim çalışıyor kim çalışmıyor bilmez."
Bu sözlerin ardından bir süre masada ses çıkmadı, sormak istediklerim vardı fakat çekiniyordum.
"Siz Kenan Sancaktar ile görüştünüz mü peki?"
Rauf aklımdan geçen soruyu sorduğu için gülümseyerek bakışlarımı Akif Alkana çevirdim.
"Orduya gittiğimde misafiri oldum bir kez, üstü kapalı anlattı. Ama orada konuştuklarımız orada kaldı artık." Ağır ağır gülerek bir adım uzaklaştı masadan. "Görüşürüz gençler, dedelerinize selamımı iletin."
Başımı sallayarak onayladığımız da uzaklaşmıştı. Yaş almasına rağmen onu hiç tanımayan biri bile bir beyefendi olduğunu düşünürdü.
Bir süre sadece arkasından baktım.
Dedemler hakkında öğrenmek istediğim çok şey vardı. Cevdet dedem eski mevzuları açmayı sevmezdi, Haşim Atasoyla oturup sohbet ettiğimi zaten hatırlamıyordum.
Kenan Sancaktar ile ise hiç konuşmamıştım.
Fakat sebebini anlayamadığım bir şekilde onunla tanışmak çok istiyordum. Enesle konuşurken ailede en sevdiği kişi olduğunu söylemişti.
Belki de bu yüzden çok sıcak biri oluştu kafamda.
Raufun sözleriyle düşüncelerimden sıyrılıp gözlerimi kırpıştırdım. "Asya neden gelmedi?"
"Dinlenmek istedi."
Rauf kısaca başını sallayıp önüne döndü. İlerleyen saatlerde masaya gelip Rauf ile tokalaşanlardan biri kendi masasına çağırmış, ve Elifle yalnız kalmıştık.
"Zorla tuttuk sanki nasıl hevesli."
Elife şaşkınlıkla gülerek sus der gibi bir işaret yaptım. Masanın üzerinde çalan telefonum titrediğinde, elime alıp baktım.
Babam arıyordu.
"Alo?"
"Alo! Kızım Elif niye açmıyor telefonu?"
Bakışlarım Elife döndü. "Niye açmıyorsun telefonu?" dediğimde, Elifte şaşırmış gibi telefonunu eline alıp kontrol etti.
"Sessizdeymiş."
Tekrar babama cevap verdim. "Sessizdeymiş baba."
"Tamam kızım, çıkarsın sessizden. Nasıl gidiyor?"
"İyi gidiyor baba her zaman ki gibi ne olsun. Siz napıyorsunuz?"
"Annenler güzellik uykusunda, amcan salondaydı ikizlere ne oldu bilmiyorum. Dedenler de uyudu heralde."
"Atasoy house'da gün yine erken bitmiş."
"Aman," dedi babam. "Bilmiyorsun sanki sen de. Hep böyleyiz."
"Maalesef, neyse baba. Sergiyi gezeceğiz kapatıyorum öptüm çok."
"Ben de babacım öptüm dikkat edin."
Telefonu kapatıp çantama attığımda, Elifte çantasını omzuna asmıştı.
İkimiz serginin olduğu yere yürürken kameraların bize çevrildiğini hissetmiştim. Şebo Atasoy sağ olsun bize dönen kameraya bön bön bakmamak için ekstra eğitim almıştık.
Sergide sıra boyu dizilmiş sayısız heykel vardı. Bir çoğu anlamsız şeylere benziyordu.
Elif ilk heykelin önünde durup altındaki yazıları okurken ben sadece inceliyordum. Hikayesi dikkatimi çekmiyordu şuan.
Heykellerden sadece biri çok ilgimi çekmişti. İnsan kafasının içi açılmış gibi bir görüntüsü vardı. Kafanın üst kısmından baktığınızda, sizi bir sürü figür karşılıyordu.
En dikkat çekici olan köşede oturmul olan erkek figürüydu. Onun dışında bir çok şey vardı steteskop, kedi, para, aile.
Heykelin birden hoşuma gitmesini beklemiyordum.
Diğerlerine baksam da aynı beğeni oluşmadı. Sergi bittiğinde saat gece on bire geliyordu.
Ayak bileklerim sızlamaya başladıpı için homurdanırken, kapıda gördüğüm kişi ile kaşlarım çatıldı.
Rauf bizi kapıda bakliyordu?
Yanına gittiğimizde gülümseyip ellerini birbirine vurdu. "Ben de sizi bekliyordum."
"Neden bizi bekledin ki?"
"Birlikte çıkarız diye düşündüm."
İkimizde garipsesekde belli etmemeye çalışarak çıktık. Yüzüme flaşlar çarptığında çantamı omzuma asarak yolun karşısındaki arabaya yürüyordum.
Sırtıma değen eli ve yanımdaki gölgeyi fark ettim. Dönüp bakmadan yürümeye devam ettiğimde bir süre sonra kayboldu. Rauftu, yanımda yürümüş ve kameralara yakın bir poz vermek zorunda bırakmıştı beni.
Üstelik ben bu konuya daha bugün konuşmuştum dedemle..
Arabaya bindiğimizde Selçuk abi ikimizin de oturduğunu kontrol edip, arabayı çalıştırdı.
"Bileklerim ağrıdı."
"Sorma sorma."
Eve gidene kadar pek konuşmadık. Yoğun geçen bir akşam sonrası uyumaktan başka bir şey istemiyordum zaten.
Kapıdan içe girerken evin beklediğim kadar sessiz ve karanlık olmadığını fark ettim. Salonun ışığı yanıyor ve babaannemin fısıltıları kulağıma geliyordu.
Sessizce kapıya yaklaştığımda dedemin sesini de duymuştum.
"Alttan alıyoruz zaten, ondan oluyor. Hayır o kadar yakın bir fotoğrafa gerek var mıydı Allah aşkına? Bizde genç olduk, babası da genç oldu ablaları da. Çok yaş farkları olmasa da onlar bile böyle bir şey yapmadı."
"Aman sen de tanımıyor gibi konuşma Haşim," Diyordu babaannem. Benim hakkımda mı konuşuyorlardı?
"Mina hep böyleydi zaten bilmiyor musun? Ablaları ile niye karşılaştırıyorsun?"
Sanırım cidden benim hakkımda konuşuluyordu.
"Mukaddes, ben karşılaştırma yapmam. Üçünün de yeri ayrı benim için. Fakat anlamadığım ailemizin son yıllarda magazin sayfalarından neden düşmediği."
"Geçmiş yıllarda da böyleydi bu! Mina'dan önce Nilüfer ondan önce de senin halan düşürmedi magazin sayfalarından."
"Halamı karıştırma!"
"Sen de kızlarımın üstüne gidip durma, kaç kere genç oluyorlar istediğiyle görüntü verir."
Dedem bir süre konuşmadı. Heyecanla devam etmelerini beklerken yakalanmamak için nefes dahi alamıyordum. "Mina ile konuşayım mı sence?"
Dedemin babaannemden fikir aldığına küçükken de şahit oluyordum. Babamı yada amcamı görmemiştim daha önce. Bizim gözümüzde sert ve ciddi olan adamın karısına bu kadar yumuşak olmasına çok şaşırıyordum bazen.
"Konuşma, kendi haline bırak. Konuşacaksan da onu korumak istediğin için tavrının böyle olduğunu belli et."
Dedem başını sallayarak önündeki kahva fincanına baktı. Sessizleştikleri için küçük adımlarla merdivenlerden çıkıp odama girdim.
Nefeslerimin düzene girmesini beklerken sırtımı kapıya yasladım.
Bu gün küçük ama etkisi büyük olaylar yaşamıştık. Kendimle baş başa kalıp detaylarını düşünmek istiyordum fakat uykum vardı.
Zorda olsa üzerimi değiştirip rutin işlerimi yaptıktan sonra yatağa girdim.
Fazla düşünemeden uyuyakalmıştım zaten.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Yorganın altına girerken burnunu çekiyordu Asya, o kadar şeyin üzerine bide hasta olmuştu.
Odasında ölen sevgilisinin telefonu varken rahat uyuyamıyordu bile.
Elif ve Mina davette olduğu için kutudan çıkarmak istemiyordu fakat, bir kaç bildirim sesi duymuştu.
Onları beklemek isterdi ama sabırsızdı.
Geldiklerinde anlatırdı.
Uykusu da kaçmıştı zaten, yataktan ağır ağır kalkıp dolabın üstündeki kutuyu aldı. Telefonu alırken elleri titremişti hafiften.
Tamda tahmin ettiği gibiydi, malum nokta yine mesaj atmıştı.
.: Selam Asya
siz: ne var
.: Biraz kibar olur musun?
siz: söyle ne söyleyeceksen
.: Yarın tekrar görüşsek diyorum
siz: dalga mı geçiyorsun sen
.: ?
siz: bir not bırakıp gitmişsin
.: Henüz yüzümü göremezsin
Ayrıca tek gelirsen daha hoşnut olurum
siz: tamam uzatma
konumu at
.: Konum📍
20.00
Bu sefer sadece sen.
Telefonu kapatıp kutuya geri bıraktı. Gerginlikte nefret eden biriydi, tek başına gidemezdi tabii ki.
Ama tek başına gitmezse yine aynı şey olacaktı belki de. Kayda değer bir şeyler bulmak istiyordu.
Hem bu mesajları atan kim görebilirdi belki.
Elif ve Mina'dan yardım istemeyi düşündü başta. Onları bu işe karıştırmak istemiyordu baştan beri.
Elif Ahmetle evlenip şirketteki işine devam etmeli, Mina da üniversitesini okuyup avukat olmalıydı.
Ölen onun sevgilisiydi, kardeşlerini de bu ateşin içine atmayacaktı.
Kızlara ne mesajdan bahsedecekti ne başka bir şeyden, bir şekilde halledecekti.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Mina Atasoy
"Ben kesinlikle erkek annesi olmak isterdim ya."
Eslemin söylediğine hevesle karşı çıktım. "Sen kız annesi vibe veriyorsun."
Elindeki çikolata dolu tabaktan bir tane alıp bana fırlattığında, cihanlar da gülmüştü.
Üniversiteden arkadaşlarımızın evine gelmiştik birlikte. Akşama doğru olduğundan, hepimizin dersi bitmişti.
Benim bir kaç saat sonra kalkmam gerekiyordu fakat şuan aklımda bu yoktu.
Daha çok iki gündür konuşmadığımız Enes aklıma takılıyor, ve kendime kızıyordum. Buluşma ayarlayan, samimi olmak istiyorum diyen oydu, sonra buluşmayı iptal eden de oydu. Kendini üzen bendim.
Fazla abartıyordum belki ama yanında mutlu hissetmiştim, bir şeyler yaşayacağız gibi gelmişti.
"Senin nasıl gidiyor aşk hayatın Mina?"
Arda'nın sorusuyla bir kaç saniye duraksadım. "Biri yok şuan ya."
"Geçen Enes Sancaktar diyorlardı kanka."
Başımı sallayarak masanın üstünde ki kahvemi elime aldım. "Magazin yazıyor işte, arkadaşım o."
"Anladım kanka." dedi Arda başını sallayarak.
Kahveden bir yudum aldığım sırada telefonum titredi. Bardağı masaya bırakarak telefonumu elime aldım.
Evlere Şenlik Kızımız Var
asyosuum: akşam yemeğinde yokum
idare edin
siz: nereye cano
asyosuum: cano arkadaşlarla yemek yicez
siz: hangi arkadaslarmıs onlar ask
☺️☺️
asyosuum: ünideen
tanımazsınız
siz: okeeyy
optumm
asyosuum: benn dee
Mesajına "❤️" ifadesi bıraktınız.
Saati kontrol ettiğimde, yediye yaklaştığını gördüm. Selçuk abiye mesaj atarak masanın üstündeki bir kaç eşyamı çantama attım.
"Ben artık eve geçeyim."
Masa da herkes şaşırdığında Arda ayağa kalktı. Ev Arda'nındı.
"Ben sana eşlik edeyim gel."
"Hiç gerek yok, sen otur ben Selçuk abiyi aşağıda bekleyeceğim."
"Tamam canım, birlikte bekleriz." dedi ceketini alırken. Arkamı dönüp el salladım hepsine.
"Görüşürüz."
Onlardan da aynı cevaplar geldiğinde, birlikte çıktık evden. Asansörü beklerken de, asansördeyken de konuşmadık.
Apartmanın dışına çıktığımızda, sitenin çardaklarından birinin altına yürüdü Arda. Ayak uydurarak peşinden gittim.
"Senin şoför ne zaman gelir?"
"Az sonra gelir heralde."
Başını sallayarak onayladı sadece. İkimizde çardağın altında dikilirken hafiften yağmur ciselemeye başladı.
Arda cebinden sigara paketini çıkardığında bana uzattı önce. Yüzümü buruşturarak reddettiğimde, güldü hafifçe.
Sigarasını yaktıktan sonra yüzüme baktı, bir şeyler sormak ister gibi bir hali vardı.
"Seviyon mu Enesi?"
"Nereden çıktı?"
"Bilmem, fotoğraflarda falan mutluydun baya."
"Arkadaşım dedim ya Arda."
Sesimin soğuk çıkmasıyla bozulmuş gibi kapıya çevirdi bakışlarını. Onun baktığı yere baktığımda, gördüğüm siyah arabayla telefonumu kontrol ettim.
Tam o sırada Selçuk abiden mesaj gelmişti. "Görüşürüz."
Arda cevap vermeden bir süre yüzüme baktı. "Görüşürüz."
Arkama bakmadan siteden çıkıp arabaya bindiğimde. Belli etmesem de Ardaya baktım, sigarasını yere atıp ezdiğini gördüm. Selçuk abi arabayı çalıştırırken tekrar bakmadan apartmana yürümeye başlamıştı.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Asya salak misin kizim
ahelsiz bölüm..
minessiz bölüm
AHAHAHHA BU NASIL SHİP ADI
canes bitti😟😟
Bölüm etkileşimi
