9. bölüm · Kıyam
8
Korku, insanın tüm vücudunu ele geçiriyordu. Gündüz korkmadığımı iddia ettim, yalandı.
İliklerime kadar korkuyordum. Ben korku filmi bile izleyemezdim, şimdi yabancı bir numaradan gelen konuma gidiyordum. Arabayı Elif kullanıyor, Asya önde ben ise arkada oturuyordum.
Gerginlik, stres, korku hepsi üst üste gelmişti. Tabii bolca ormanlık yoldan geçtik, şehir merkezine uzak bir yerdi.
Yaklaştığımızı fark ettiğimde mümkünmüş gibi korku daha da yükseldi.
Depo gibi kocaman bir binanın önünde durduğumuzda etrafı inceliyordum. Şehir merkezine uzak, ağaçlık alanın ortasında eski olduğu her halinden belli büyük bir bina.
Fakat asıl dikkat çekici olan biz durduğumuz da deponun arka tarafından çıkan, giden arabaydı. Elif panikle plaka'nın fotoğrafını çekti
Bu sırada bir araba sesi daha duyduğumuzda arabadan indik. Olduğumuz yerde dururken ay ışığında birbirimize baktık. Deponun içi bomboş gözüküyordu, kapısı diğer tarafta olmalıydı. Telefonumu çıkarıp ışığı açarak bir kaç adım attım. Asya ve Elifte aynısını yaptığında, stresten ağlayacak raddedeydim.
Keşke yanımda babam olsaydı diye düşündüm o an. Babam olsa ben depoya giremem diye ağlar, zorla onu sokardım.
Deponun etrafından dolaşırken gelen kuş sesi ile kendimi tutamayıp çığlık attım.
"Mina! Sessiz ol."
"Ya Elif! kim duyacak bizi burda salak mısın?"
"Burada olabilir."
"Sen iyice paranoyak oldun ha, içeri girince de kesimhane çıkacak karşımıza. Duvarda insan cesetleri." Sinsi bir gülüş ile yüzlerine bakmadan devam ettim yürümeye.
"İkiniz de kesin saçmalamayı, yeri değil."
"Tamam baba."
"Mina!"
"Üzerime gelmeyin." Burnumu çektiğimde deponun önüne gelmiştik.
Kocaman, lacivert bir kapısı vardı. Kapı hafifçe aralık olduğu için kızlara dönüp bakma ihtiyacı hissettim.
Elif içine bir nefes çekip ilk adımı atan oldu. Onun arkasından ben girdim çünkü böyle karanlık ortamlarda en arkada olma fikri ürkütüyordu.
Tahmin ettiğim gibi daha önceden depo olarak kullanılmıştı çünkü kıytı köşede pek çok kasa vardı. Yine de elle tutulur hiçbir şey yoktu tabi. Büyük depo da attığımız ger adım yankılanıyordu.
Üçümüz de telefonlarımızın flaşı ile etrafı incelerken Asya bir anda yerinde durdu.
Bizde ona döndüğümüzde göğsünün hızla inip kalkmaya başladığını gördüm.
Parmağıyla deponun ortasını gösterdiğinde üçümüzde flaşları aynı yere tuttuk.
Deponun tam ortasında,tozların üzerinde, temiz ve yeni konmuş gibi duran bir zarf vardı.
Gördüğüm şey ile göğsüm hızla inip kalkarken, yavaşça zarfa adımladım.
Şuan belki de hiç korkmadığım kadar korkuyordum. Küçük adımlarla zarfın yanına gidip yavaşça yerden aldım.
Zarfı yerde aldığımda kızlar da yanımdaydı.
Yetişemediniz,
Fakat dert etmeyin, daha yeni başlıyoruz. Dedektifçilik oyununuzun ilk günü hayırlı olsun. Şimdilik tek yapmanız gereken, Ali'nin telefonundan gelecek haberi beklemek.
Başarılar :)
Bu ne demek oluyordu şimdi?
Bütün bu gerginlik küçücük bir not için miydi yani? Hem gerilmiş, hem atılan konuma dakikasında gelmiş, hem de küçümsenmiştik.
Ayağımı öfkeyle yere vurdum. İçimde biriken sinir boğazıma kadar yükselmişti.
"Hassiktir ya."
Elif notu elimden alıp bir kez daha okudu. Kaşları çatılırken satırlara öylece bakıyor, yazılanları sindirmeye çalışıyor gibiydi.
Kamera şakası gibiydi resmen.
Asya telefondan saate baktı. Ardından gözlerini kısa bir an kapatıp derin bir nefes aldı.
"Gitmemiz gerekiyor."
"Ne?" dedim.
"Ne?" diye tekrarladı Elif.
İkimizin sesi deponun içinde yankılandı.
"Asya..." dedim, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeden.
"Akşam yemeğinde olmamız gerekiyor." dedi sakin kalmaya çalışarak. "Babama yalan söyledik. Daha fazla zaman kaybedemeyiz."
"Hiçbir şey olmamış gibi yemek mi yiyeceğiz?"
"Evet." dedi kararlı bir sesle. "Mecburen."
"Eve gitmek istiyorum ben."
Söylediğim anda ikisi de dönüp bana baktı.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Kişisel gelişim olarak not düşülsün; gergin anlarda gülmemek için kendimi ciddi ciddi eğitiyorum.
"Daha fazla burada kalmak istemiyorum, nereye gidersek gidelim."
Sessizce onaylayarak çıktık depodan. Gecenin karanlığından bir tık daha az korkuyordum artık.
Bu yolda önümüze neler çıkacak, hangi sırları yutacağız hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim korkmadan yürümeye devam etmemiz gerektiği.
Üçümüzde tek bir laf etmeden bindik arabaya, söylenecek çok şey vardı bu konu üzerine. Fakat söylemeye halimiz yoktu.
Şimdi geriye sadece, babamın yer ayırttığı restorana giderek Atasoyların biricik kızları rolünü oynamak kalmıştı.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Arabadan inip restorana adımlarken gülümsemeye çalıştım. Kapının hemen yanında duran kameramanlar ve magazin muhabirlerini çoktan görmüştüm.
Masayı babam ayırttığı için gizli gitme gibi bir lüksümüz olmamıştı. Üçümüz yan yana restorana girerken ufak bir baş selamıyla "İyi akşamlar." dedim sadece.
Üst kattaki masamıza yerleşip çantalarımızı masaya koyduk. Henüz bu ana dönememiştim. Kanım çekilmiş gibiydi. Buradaydım ama değildim.
Elif kısaca üçümüzün de siparişini verdikten sonra arkama yaslandım. Saçlarımı geriye atıp diplerimi hafif hafif masaj yaparken telefonum çalmaya başladı.
"Babam arıyordur?" Elife katıldığımı belli eden bakışlarla telefonumu açtım.
"Kızım?"
"Alo baba, oturuyoruz şimdi iyiyiz."
"Yok ya şey diyecektim, dedenin fotoğraf albümünü vermiştim sana. Hatırlıyor musun?"
"Hm hm hatırlıyorum. Amcamın çalışma odasındaki kitaplığa koymuştum."
"Heh! Tamam canım hadi afiyet olsun size."
"Teşekkür ederiz."
"Bir sorun yok değil mi?"
"Niye ki?"
"Sesin bir garip."
"Sorun yook, öptüm babacım."
"Öptüm babam."
Telefonu kapatıp masaya koyarak derin bir nefes aldım.
Elifin bakışı merdivendeydi. Asya ile aynı anda fark edip baktığı yere baktığımızda, bakmamış olmayı denedim.
Kenan Efe, Ahmet, Enes ve Ege.
Harika.
Elif ve Asya karşımda merdivene bakan tarafta oturuyor, ben sırtım dönük oturuyordum. Hızla kafamı çevirip hiç görmemiş gibi davranmaya çalıştım.
Dayanamayıp tekrar baktım. Yorgun gözüküyordu, belki gerçekten işi vardı bugün.
Bana ne ki
Bir kahvaltı ettik diye deveyi pire yapmaya gerek yoktu. Normal davranmalıydım.
Ellerimi nereye koyacağımı bilemediğim için telefonumu elime aldım. Göz ucu ile bakmaktan kendimi alı koyamadığımdan, yanımızdaki masaya oturduklarını da görmüştüm.
"Pişt, sarışın?"
Elif gülerek yan masaya döndüğünde telefonla ilgileniyor gibi yapmaya devam ediyordum.
Bir şeyler konuştular fakat tam anlayamadım. Ahmet bu sefer bana seslendiğinde istemesem de telefondan başımı kaldırdım.
"Neye bakıyon öyle gömülmüşsün telefonun içine?"
"Sana ne?"
"Şımardın sen."
"Kes."
"Aa terbiyesizliğe bak," etrafa sesleniyor gibi yaptı bu sefer. "Yok mu magazin muhabiri görsünler bu kepazeliği."
"Sensin kepaze rezil insan."
Yüzünü buruşturduğunda ben de ona aynı şekilde bakıp önüme döndüm.
Bizim siparişlerimiz geldiğinde kızlar bir kaç konu açtığı için yan masaya göz ucu ile bakmamıştım. Ama üzerimde ara sıra bakışlar hissediyordum.
Yemeğin sonlarına doğru masa sessizleşti. İkisi de başka şeylerle ilgileniyordu.
Ahmet, Elife yakın sandalyeye oturduğu için ikisi rahatça konuşuyordu.
Asya ise telefonundan halletmesi gereken bir şey olduğunu söylemişti.
Kafam hafifçe yan masaya döndüğünde, Ege ile Enesin gülüştüğünü gördüm.
Kenan Efeye laf atıyor, azar yediklerinde de gülüyorlardı. Sözde yirmi üç yaşındalardı bide.
İkisi de sessizleşip Enes iki dirseğini masaya yasladığında, önüme dönmem gerekiyor gibi hissettim.
Ve tam o anca göz göze geldik. Önüme dönmedim, bakışlarımı kaçırmadım, sadece baktım gözlerine.
Ama gözlerini kaçıran o oldu. Önüne dönüp yemeğini yemeye devam etti.
Ben de hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başvurdum tabii ki. Bir süre daha oturup kalktık.
Eve döndüğümüzde saat gece yarısıydı. Haliyle evde ki herkes uyumuştu tabii.
Günün hem duygusal, hem fiziksel yorgunluğu ile yastığa başımı koyduğum gibi uyuya kaldım.
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
Belirsizlik, insana deliriyorum zannettiriyordu. Bilimsel mi bilmiyorum. Kendi teşhisim.
Koskoca üç gün. Hiçbir gelişme olmamıştı. Her akşam aynı rutin. Tek kelime etmeden Asya'nın odasında buluşuyor, telefonlara bakıp bekliyorduk.
Ne bir mesaj, ne arama, ne başka bir şey.
Koca bir hiç.
Bir de Enes vardı tabii. Bu süreçte Enes ile ilgili de hiçbir şey olmamıştı. Belki olsaydı kafamı dağıtabilirdim ama, ne mesajıma cevap veriyor nede başka bir şey yazıyordu.
Alt tarafı bir kahvaltıydı.
Kahvaltıya uyanamadığım için dedemden bir ton nasihat dinleyip, sonunda koşarak arabaya bindim. Derse ucu ucuna yetişecektim.
Selçuk abi telaşlı halime hafifçe gülerek yola çıktı. Eslem'in aramasını cevaplarken soluklanıyordum.
"Alo! Neredesin sen?"
"Ya uyanamadım, bağırma geliyorum."
"Mina! Çabuk gel. Hem seninkide burda."
"Benimki kim be?"
"Enes var ya işte."
"Ya! Benimki falan değil o."
"Hızlı gel."
Proje için yine gelmişti demek. Acaba akşam ki davete de gelir miydi?
Bana ne gelirse gelir ya
Selçuk abi aynadan bana baktığında "ne oldu?" der gibi kafamı salladım.
"İyi misin?"
"İyiyim abi, sen nasılsın?"
"Hiç iyi durmuyorsun."
"İyiyim, iyiyim." peki der gibi bir baş işareti yaptığında, içimden ofladım.
"Ya az daha hızlı gidemez miyiz?"
"Maalesef hayır, kaçta dersin?"
"On bir."
"Tamam on dakika var, rahat ol."
Başımı sallayıp, yolu izlemeye başladım. Okuduğum üniversite çok uzak olmadığı için derse yetişmiştim.
Eslemin yanına otururken nefes nefese kalmıştım, yine. Bana kınayan bakışlar atarken, ben ona sevimli bakmaya çalıştım.
Bir buçuk saat boyunca sadece not almış, dinleyememiştim. Aklım tamamen depoda ve mesajdaydı. Birde not çıkmıştı tabii. Notun kenarında küçük bir üçgen simgesi fark etmiştik.
Bana göre ipucuydu, ilerleyen zamanlarda yine benzer bir şey bulacağız gibi hissediyordum.
Ders sonunda ceketimi üzerime giyerken kapıda görmeyi beklemediğim bir isim vardı.
Eli cebinde, rahat bir tavırla karşındaki öğretim görevlisini dinliyordu.
Çantamı omzuma asıp Eslemi beklemeye başladım. Oda görmüştü anlaşılan, gözleriyle kapıyı işaret ettiğinde göz devirdim.
Birlikte yürürken Eslem son zamanlarda soramadığı soruları sıralıyordu.
"Uyumunuza bayılıyorum. Ya siz sevgili misiniz?"
"Hayır tabii ki Eslem."
"Nesiniz o zaman?"
"Hiçbir şey, bi kahvaltı ettik alt tarafı. Amma abarttın."
"İyi be, bişey dedik sanki. Ama Allah var yanına çok yakışıyor. Levent amcama yakışır bir damat."
Söylediği şey ile panikle omzuna vurdum. "Eslem!"
Kıkırdadı uyarıma. "Ne var ya?"
Arabamın hemen yanındaki arabaya gözüm takıldı bir an. Plakasını çok yakın bir zamanda görmüştüm. Ama nerede?
Önemli olan bir andı, bunu hatırlıyordum fakat nerede gördüğümü kestiremiyordum.
Fazla takılmamaya çalışarak arabaya bindim.
Eslemin açtığı şarkılar ile gülüşerek bizim eve geçtik. Eslem lisedeyken de çok geldiği için Hüsniye abla bile tanıyordu onu.
Kapıdan içeri girerken Eslem utançla gülümsüyordu.
"Evde kimse yoktur büyük ihtimalle merak etme."
Dudağın büzüp içeri girdi. Birlikte salona girdiğimizde, Asyayı gördük. Kafasını çevirip Eslemi gördüğünde şaşkınlıkla gülerek kalktı yerinden. "Hoş geldin."
Onlar sarılırken ben koltuğa yayılmıştım bile. Yorgunlukla oflarken telefonumu açtım.
"Çok yayılma, dedemler birazdan gelir."
"Aman bana ne gelsinler."
İkisi hafifçe bana gülüp oturdular. Televizyon da gördüğüm magazin programı ile kaşlarımı çatıp Asyaya baktım.
"Bu ne?"
"Program."
"Onu görüyorum, niye bunu izliyorsun sen?"
"Ne bileyim? Eğlenceli."
Gözlerimi devirip telefona geri döndüm. Eslem ve Asyanın konuştuğunu duyuyordum. Kaydırırken gördüğüm haberle bir iki saniye dondum.
YİNE MAGAZİNDEYDİM
Postun birinci fotoğrafında Enes vardı, ikinci fotoğrafta Eslemle ben ve sonuncuda da ikimizin aynı karede olduğu uzaktan çekilmiş bir fotoğraftı.
Oflayarak yorumları açtığımda, çoğu kişinin uyumlu olduğumuzu yazdığını gördüm. İkimiz için fan hesapları bile açılmıştı. Üstelik sadece bir kez kahvaltı etmiştik.
"Ne okuyorsun sen?"
Eslem'in sorusu ile telefonumu ona uzattım. Eline alıp okurken Asya da gösterdiğim şeyi anlamıştı.
"Magazinlerdesin yine, Atasoyların aranan yüzü."
Söylediğine kahkaha atarken Eslemin uzattığı telefonumu aldım. "Ben olmasam ismimizi kim ülke gündeminde tutacak?"
"Tabi tabi."
Bahçeye giren araba sesleri ile dedemlerin döndüğünü anladım. Oturuşumu düzeltirken gerginlikle saçımı geri attım.
"Eslem dedemle tanışmaya hazır mısın?"
Gerildiğini anladığımda güldüm. Biraz sonra dedemler salondan içeri girdiğinde, Eslemi görmeleri ile gülümsediler.
Babaannem gidip Esleme sarılarak "Hoş geldin kızım." dedi, dedem ise babaanneme katılarak yerine oturdu.
Dedemin bakışları bende olduğu için ben de gözlerimi doğrudan ona çevirdim.
Magazin haberleri görmüştü yine. Bu sefer kızacak gibi hissediyordum. Dedem hiç bağırıp çağırmaz ama ortamın sesini tek cümlesiyle kesebilirdi.
"Neler oluyor Mina?"
"Neler oluyor dede?"
"Doğru mu o haberler?"
"Hangi haber dede?"
"Hangi haber olacak! İşte 1 saat önce çıkan."
"Dede, bir kez kahvaltı ettik sadece. Arkadaşım dedim ya zaten. Magazin hikaye kurmayı sever, biliyorsun."
"Önemli olan magazinin ne yazdığı değil. Onlar yazar durur. Önemli olan ne biliyor musun? "
"Ne?"
"Sizin bu haberlerden rahatsız olup olmadığınız, olduysan söyle halledeceğim."
"Yok dede olmadım, olsam bile gören görmüş zaten."
Dedem başını sallarken Hüsniye abla elinde tepsi ile salonadan içeri girdi. Dedeme ve Mukaddes sultana türk kahvesini bırakarak çıktı.
Dedemin gözleri televizyona takıldığında bir iki saniye baktı. O baktıkça Asya ve ben birbirimize baktık.
"Bu ne?"
"Kanalları geziniyorduk da, öyle kalmış orada."
Asyaya bakıp fincanını eline aldı. "İyi bakalım."
Ben gülmeye çalışarak Eslemi gösterdim onlara. "Bu Eslem, liseden beri arkadaşız biz. Tabii Elif ve Asyayı da tanıyor."
"Memnun olduk kızım, nereliydin?"
Babaannemin yüzündeki kocaman gülümseme ile sorduğu soruya şaşırmadım. İzmirde de tanıştığım kişileri sokakta gördüğünde sorduğu ilk soru bu oluyordu.
Sebebi meçhul.
"Aslen Ankaralıyım ama İstanbul da büyüdüm."
"Ne güzel kızım ne güzel, annen baban ne iş yapıyordu?"
"Annem cerrah babamın da inşaat firması var. Ama ayrılar zaten babamla yaşıyorum ben."
"İyi kızım ne güzel."
Sağ olasın babaanne ya. Ortamı dağıtmak için gülerek kumandayı elime aldım. Kanalı değiştirdiğim sırada dedemin gözü televizyona dönmüştü.
En sonunda klasik bir haber kanalında durduğumda, dedem televizyonu izliyordu.
Bir süre sonra kızlarla yukarı çıkıp uzun uzun sohbet ettik yatağın üzerinde, ardından Eslemin babası arayıp geçerken alacağını söylediği için vedalaştık.
Eslemin babası ile gitmesinden yaklaşık on dakika sonra babamlar gelmiş, akşamki davete katılmamız gerektiğini söylemişlerdi.
Hazırlanırken Ahmet'le yine tartıştıklarını anlattı.Yine uzun uzun dedikodu yapmış, Ali konusunu baştan sona tekrar analiz etmiştik.
Asya'nın yanında konuşmamak için özen gösteriyordum, kötü hissetmesini istemiyordum.
Davet alanına geldiğimizde, arabadan indiğimiz gibi Raufu görmüştük.
Uzun zamandır görüşmediğimiz için gördüğümde yüzüme yayılan gülümsemeye engel olamadım. Oda beni gördüğünde yanımıza geldi.
"Sizi görmek ne kadar güzel ya."
Elif gülerek karşılık verdiğinde ben bir an önce içeri geçmek istiyordum.
Rauf önce Elife, sonra bana sarılıp elini sırtıma götürerek yönlendirdi beni. Üçümüz içeri girdiğimiz sırada arkamızda kalan muhabirlerin "aşk mı doğuyor?" konulu sorularını duyabiliyordum.
Rauf benim çocukluk arkadaşım sayılırdı. Dedem, onun dedi Celal Koral ile yakın dost olduğundan, sık görüşmüştük onlarla. Yine de magazin arkadaş kavramını pek anlayamıyordu.
Bu gece içeride olacak ailelerden bir şeyler çıkacağını hissediyordum.
Umarım boş çıkmazdı..
ꨄ︎ꨄ︎ꨄ︎
NELER OLUYOR🥺🥺🫰🏼
