12. bölüm / 12
Kıyam10
Bölümler 12Şu an: 10
Bazen, sebebini anlayamadığınız bir huzursuzluk çöker göğsünüze. Yutkunsanız da, derin nefesler alsanız da huzursuzluk kaybolmaz.
Boğazınızdan geçen her lokma midenize dizilir. Ne yapacağınızı bilemez, çaresizce beklersiniz.
Atasoy ailesinin alışılmış sessizliği içimdeki huzursuzluğu körüklerken yemeğimi bitirmiştim.
Tabii masadan hep birlikte kalkılırdı. Birazdan dedem kısaca bir şeyler söyleyecek, sonrada herkes odasına çekilecekti.
"Asya bir dahakine benimle konuşsun, aklım kalıyor böyle."
Elif başını sallayarak onayladı. "Tamam dede iletiriz."
Dedem peçeteyi alıp ağzını silerken tek tek masadaki herkese baktı. Masanın başında dedem, sağında babaannem oturuyordu. Dedemin solunda Nilüfer halam, onun yanında babam ve annem karşılarında da amcamlar vardı. İkizler anne babalarının yanında otururken, bizde onların karşısındaydık.
Bu sıralamada karşısında kimse oturmayan, masanın en sonundaki kişi bendim. Ailenin en küçüğü olmak..
İkizlerle aynı yaştaydık fakat, onlar nisanda ben kasımda doğmuştum.
Elif ve ben kasım, ikizler ve Asya nisan doğumluydu. Atasoy ailesinin ilginç ayrıntılarından biriydi.
Babam ve halam nisan, amcam kasım doğumluydu mesela.
"Sancaktarlar İzmir'de misafirimiz olsun isterdim fakat, zor olur diye tahmin ediyorum. Hafta sonu için bir akşam yemeği ayarlayalım. Mümkünse Kenan beyde gelsinler."
Kenan Sancaktar bir zamanlar can dostuyken şimdi adını andığında yüzünde küçümseyici bir ifade oluşuyordu. Bazen geçmişlerine gidip bizzat neler olduğunu izlemek istiyordu canım.
"Kenan Sancaktar, ben İstanbula gelmem gelinim ve torunum Orduya gelsinler demiş baba." dedi amcam.
Dedemin kaşları çatılırken Elife döndü bakışları. "Konuştunuz mu Orduya gitme işini?"
"Hayır konuşmadık, ama benim için sorun değil."
"İyi, gidersiniz o zaman."
"Gitmeyelim mi dede?"
"Gidin gidin."
Elif başka bir şey söylemeden, dedem ayaklanmıştı. Onun ayağa kalkmasıyla ailenin tamamı kalkıp dağıldı kısa sürede.
Başta bahçeye çıkmayı düşündüm, ama havalar çok soğuktu. Bu fikirden vazgeçip çaresizce odama çıktım.
Babamı özlemiştim.
Son zamanlarda o kadar konuşmamıştık ki oturup babamı özledim diye ağlamama az kalmıştı.
Saat daha dokuz bile değildi. Dizi açıp yatağıma uzanırken kapımın tıklatılmasıyla durdum.
"Gel?"
Kapı açıldığında Elif girdi içeri, ardından kapatarak yanıma geldi.
İkimiz bir şey söylemeden yatağa uzandığımızda, birlikte diziyi izlemeye başlamıştık.
🦒
Asya Atasoy
Yaptığım salaklığın ciddiyet seviyesini yeni yeni anlarken ağlamamak için zor duruyordum.
Gitmesem ne olurdu?
Kızlara da yalan söylemek zorunda kalmıştım.
Anlamamalarına şaşırsam da, işime gelmişti.
Noktanın attığı mesaj da saat sekizdi, ben yedi bucukta gelmiştim.
Henüz burada kimse yoktu.
Geçen seferki gibi depoya benzer bir yerdi ve bina daha eskiydi. İçerisinin rutubet dolu olduğuna emindim.
Gerginlikle parmaklarımı direksiyon üzerinde ritimle hareket ettirdiğim sırada bir araba sesi duydum.
İçimi kaplayan tarifsiz telaş ile göğsüm sıkıştı. Benim karşımdaki yoldan gelen araba beyazdı.
34 ES 052
Sürücü koltuğunda gördüğüm kişiyle az kalsın küçük dilimi yutacaktım.
Ege Sancaktar?
Bunun ne işi vardı burada?
Katille bir bağlantısı mı vardı? Yoksa oda mı öğrenmeye çalışıyordu katili?
Katil olsa neden kendi arabasıyla gelsin ki
Salak değildir heralde
Telefonumu pantolonun cebine atarak indim arabadan. Benimle aynı zamanda Ege'de inmişti.
Yüzümde hala onu sorgulayan bir ifade varken onun yutkunduğunu gördüm.
"Merhaba?"
"Merhaba Asya."
"Senin ne işin var burada?"
"Senin ne işin varsa benim de o işim var."
"Allah Allah?"
Tabii canım der gibi bir ifade oluştu yüzünde.
İkimizde bir şey demeden dikildik bir süre. Eski binaya, arkamızda kalan ormanlığa baktım. Hava karanlık olduğu için korktuğumu inkar edemezdim.
"Girecek misin içeri?"
Egenin sorusuyla ona dönüp baktım bir kaç saniye.
Girecek miydim? Emin değildim.
Bu sefer Mina ve Elifte olmadığı için gelip etrafa bakar giderim diye düşünmüştüm. Ege ile liseden tanışsak da, samimiyetimiz olmamıştı.
"Sen girecek misin?"
O bana cevap vermeden tekrar binaya baktı. Düşünüyor gibiydi.
Peki ben o girse girecek miydim? Galiba...Evet.
"Girelim hadi." diyerek adımlamaya başlamasıyla sorgulamaya daha fazla vaktim olmadı.
Arada sırada kuş sesleri geliyor, birde rüzgarın sesi duyuluyordu. Başka bir ses yoktu.
Binanın önüne geldiğimizde, Ege saçlarını geriye tarayıp bir kaç saniye olduğu yerde durdu. Sorgulayan yüz ifademle arkasında dikilirken, bir kaç kez parmak ucuna kalkıp sırtını dikleştirdi.
"Ne yapıyorsun sen?"
"Psikolojik olarak kendimi hazırlıyorum."
"Ne?"
"Ne ne ya? Herkes korkusuz olacak diye bir kural mı var?"
"Ne alaka öyle bir şey mi dedim?"
"İma ettin."
"Etmedim."
"Ettin."
"Etmedim."
"Ettin diyorum."
"Etmedim diyorum!"
"İyi tamam sakin ol."
"Sakinim ben."
Ege temkinli adımlarla binanın kapısını açtığında, ilk benim girmem için kapıyı tuttu. Korka korka içeri girdim yavaşça.
Ege de arkamdan girdiğinde, önünden yürümekten korktuğum için yanına geçtim. Ege göz ucuyla bana baktığında derin bir nefes aldı. "Korkuyor musun?"
"Hayır, yürü."
Histerik, kısık bir gülüşle etrafına bakınarak yürümeye başladı. Onun adımlarını takip ederek ben de incelemeye başladım.
Rutubet kokuyordu gerçekten de. Bu sefer bina ve çatı arasına tavan vardı ama, çok sağlam durmuyordu. Koliler, kasalar, tahta kirişler ve benzer bir çok şey.
Adım seslerimiz bina içinde yankılanırken korkudan kısık nefesler alıyordum. Ege telefonunu çıkartıp flaşı açınca, bir kaç böcek görmüştüm.
Mina olsa muhtemelen çığlık atardı şuan.
Binanın tavanı yüksekti, ve camlar tavana yakındı. Ay ışığı camlardan az da olsa içeri giriyor, tamamen karanlık olmamasını sağlıyordu.
Flaşı hızla bina içinde tutup bir şeyler aradı, ama görünürde bir şey yoktu.
Aklıma gelen şeyle Egeye döndüm. "Şu kolilerin, kasaların falan içinde bir şeyler olabilir mi?"
Söylediğimle bir kaç saniye düşündü. Sıkıntıyla bir nefes alarak, bizden uzakta duran kolilere çevirdi elindeki telefonun ışığını.
Üst üste, yan yana ve birbirine geçirilmiş bir çok koli vardı.
Bir süre birbirimize bakıp düşündük sanırım. O kolilerin içinden bir şeyler çıkar gibi duruyordu.
Ege adımlarını oraya çevirdiğinde, ardından ben de gittim.
Kolilerin yanına gidim çömeldiğinde, ben de hemen yanına eğildim. Siyah karton kutuyu önümüze çekip içini açtı.
Tozlu olduğu için dokunmak pek içimden gelmiyordu ama merak da ediyordum. Dopdolu bir kutuydu. En üstten boş bir çerçeve çıktığında, Ege bana uzattı.
Elime alıp arkasında yada içinde bir şey var mı diye inceledim ama bomboştu. Altından çıkan üç çerçeve de böyleydi.
Çerçevelerin altından bir albüm çıktı. Sezen Aksu'nun eski bir albümüydü. Ege'nin elinden alıp incelediğimde, arkasında kalemle yazılmış bir tarih gördüm.
20.04.2003
Kaşlarım çatıldı.
İdrak edemedim bir kaç saniye.
Tarih benim doğum günümdü. Tesadüf müydü?
Ege elimdeki albüme eğilip baktığım tarihi gördü. Şaşkınlıkla gözleri açılırken elimden aldı.
Arkasını önünü hızla incelerken, "Nasıl yani lan?" dedi.
"Tesadüf heralde."
"Ne tesadüfü amına koyayım? Doğum günümü yazmışlar."
Bir dakika, ne?
"Doğum günün...Yirmi nisan mı?"
Yüzündeki şok ifadesi yerini korurken, aniden bana döndü. "Evet!"
"Hah! Harika."
"Nesi harika manyak mısın?" tekrar albüme dönüp inanamıyor gibi incelemeye devam etti.
"Benimki de yirmi nisan."
Ege şokla yüzüme döndüğünde. Gözlerini kısıp yüzümü inceledi önce, sanırım yalan söyleyip söylemediğimden emin olamamıştı. Ciddi olduğumu anladığında bir eli yüzüne gitti. "Hassiktir ya! Neyin içibr düştük amına koyayım?"
Derin bir nefes verirken zaman kaybetmemek için az önce baktığımız kolinin içine tekrar baktım. Boştu.
Önüme başka bir koli çekerken kalkan tozların üzerime gelmemesi için dua ediyordum.
Bu koli siyah değil, normal karton kutuydu. Açtığımda, ağzına kadar bir sürü kağıtla dolu olduğunu gördüm. "Bu ne ya?"
Ege az önceki şoku zar zor atlatmış olacak ki, yanıma geldi. Önümdeki kutunun içine elini daldırıp karıştırdı. Rastgele bir kağıt çekip baktığında, ne yaptığını anlayamadığım için onu izliyordum.
"Yine ne yapıyorsun sen?"
"Önemli üç tane belge bulursak kolinin tamamını alıyoruz."
"Bence almayalım, özel hayat diye bişey var."
Kaşları çatıldığında yüzüme baktı. "Bırakmasalarmış buraya? Hem az önce, üzerinde ikimizin doğum günü yazan bir albüm bulduk. Bunları bizim için bırakmış olmalılar. İşimize yarayacağına eminim."
"Burada daha fazla kalmasak olur mu?"
Belgede gezinen bakışları durdu. Bu sefer yüzüme bakmadı ama koliden bir kaç belge çıkarırken, "Korkuyor musun?" diye sordu.
Hiç yalan söyleyecek halde değildim. "Biraz."
"Ben de."
Söylediğine gülmemek için kendime tuttum ve göz devirdim. "Belli oluyor."
Önümdeki kutudan bir kağıdı da ben çektim. Pek anlaşılabilir değildi, tek anladığım fatura olduğuydu. Hepsi işe yarardı benim gözümde ama, tabii hepsini alamazdık.
"Alacaklarımızı şu siyah kutuyo koyalım." dedim.
Cevap vermeden başıyla onayladı sadece. Bir anda Ege'nin telefonu çalınca irkilmiştim.
Bıkkın bir yüzle ayağa kalkarak telefonunu çıkardı. Kulağına götürürken gözleri bendeydi.
"Ne var?"
Gözlerini benden çekip bir kaç adım uzaklaşarak, karşı tarafı dinledi. "İşim var diyorum, kapat."
Telefonu cebine koyarak geri yanıma geldiğinde kafamı kolilere çevirdim ben de.
Ne kadar süre didikledik bilmiyorum, ama işimize yarayacağına emin olduklarımızı ilk bulduğumuz kutuya doldurmuştuk.
Bulduğumuz diğer şeylerde tarih vs. hiçbir şey yoktu.
Siyah kutu onda kaldı çünkü ben eve sokamazdım. Zaten taşıyamayacağım kadar ağırdı, Ege kendisinin taşıyabileceğini iddia etti ama kabul etmeyip arabaya yerleştirmesine yardımcı oldum.
En son, ikimizde müsait olduğumuzda bunları incelemek üzere anlaşıp ayrıldık.
🦒
Mina Atasoy
"Ya Mina! bu değil, siyah ceketi koyacağım."
Elifin tekrar cırlamasıyla oflayarak, uzattığı ceketi aldım. Meşhur Ordu için yola çıkacaklardı, bu yüzden valiz hazırlıyorduk.
Ekimin ortalarında olduğumuzdan, Elif sonbaharın tanımı gibi bir valiz hazırlamıştı. Ordu'da bu kadar kalacaklar mıydı bilmiyordum fakat biz şuan üçüncüyü hazırlıyorduk. Bir tanesi sadece ceketlere ayırdığı için hemen dolmuştu gerçi.
Odama gidip dolaptan, elifin söylediği siyah ceketi aldım. Makyaj masasının üzerindeki telefonu da elime alarak geri Elifin odasına geldim.
Asya yatağın üzerinde uzanmış telefonla ilgileniyordu. Son zamanlarda epey garipti ama, onun üzerine gitmek yada darlamak istemiyordum.
Bir gariplik vardı, sezgilerim kuvvetliydi sonuçta. Yakın zamanda büyük bir şey öğreneceğimize emindim neredeyse.
Asya uzun zaman sonra arkadaşlarıyla çıktığı gece epey geç gelmiş, benim odama uğramadan uyuduğunu duymuştuk. Elifle dizi izlemeye devam etmiştik ama aklım Asyada kalmıştı.
"Ay bu evet! Teşekkür ederim canımın içi." yanaklarımı tutarak alnıma bir öpücük bıraktığında kıkırdadım.
Eslem'in mesajına cevap yazarak Asya'nın yanına uzandım.
Bu arada, Enesten de ses seda yoktu. Takmıyorum tabii de, yok yine de.
Elif en son çantasının içine ağrı kesici atarak kapattı. Saat dokuza geliyordu, birazdan Ahmet gelirdi zaten.
Ali konusunda gelişme olmaması, beni olmasından daha çok geriyordu. Her türlü belaydı yani.
İçeri annem girince telefonu bırakarak yatağa oturdum.
"Defile için kim bana yardımcı olacak?"
Elif Orduya gideceğinden, gözü Asya ve benim üzerimdeydi. Ona bu konuda yardımcı olacak bir çok kişi vardı zaten ama hep bizim de dahil olmamız taraftarı olmuştu.
Üçümüzün de modacı olması için epey uğraşmıştı. Benim için pek iç açıcı bir fikir değildi, Elif ve Asya içinde öyle olduğunu tahmin ediyorum. Alev iyi bir seçenekti ama oda daha çok teknolojiyle ilgileniyordu.
Sahi, teknolojiyle ilgilenmesi işimize yarayabilirdi.
Ben Asyaya, Asya bana bakarken şükürler olsun ki içeri Sanem girdi. "Ahmet Sancaktar geldi Elif hanım."
"Tamamdır Sanem, yardımcı olur musun?"
"Tabii."
Aşağı indiğimizde, açık bahçe kapısının ardında Ahmet'in arabasını gördüm. Ege ve Enesinkine zıt şekilde beyazdı.
Sancaktarların altında ilk defa beyaz bir araba görüyordum. Yolcu koltuğunun camını indirip beklemeye başladığında, korumalar gelip bavulları aldılar.
Onlar arabaya yerleştirirken annem Elife sarılıyordu. Arada dikkat etmelerini falan söylemişti ama kahkaha atıyordu bir yandan.
Elif bize de sarılıp neredeyse koşar adım çıktı bahçeden. Araba gözden kaybolana kadar bekledik kapı önünde.
Eve girmek için geriye adımlar atmaya başlamıştım ki, annem durdurdu.
Başlıyoruz
"İkinizden biriniz benimle İtalyaya geliyor."
Asya elini yüzüne kapatıp ofladı. "Derslerim var benim."
"Benim de var!"
Annem hayretle baktı bize. "Sadece bir gün gelecekseniz! Dersinizin olmadığı boş günleriniz oluyor, yalan söylemeyin."
"Anne günübirlik İtalyaya mı gidilir?"
"Niye gidilmesin?"
"Gidilmez!" dedi Asya. "Sen tek git, hem rahat rahat gezersin istediğin kadar kalırsın da."
Hevesle başımı sallayarak onayladım Asyayı. Haklıydı tabii.
Babamlar ve yengem işe gittiği için, muhtemelen evde sadece dedemler ve biz kalmıştık.
Bir süre sessizlik oldu. Asya faydalanmak ister gibi hızlı adımlarla içeri yürümeye başladığında, anneme bakmadan peşinden gittim ben de.
Annem arkamızdan girdiğinde, dedem merdivenlerden iniyordu. Elimdeki telefonun çalmaya başlamasıyla durdum.
Kayıtlı olmayan bir numaranın aradığını gördüğümde, sessize alıp cebime sıkıştırdım.
"Kim arıyor?"
Alt dudağımı sarkıttım. "Kayıtlı değildi açmadım."
Asya başını salladığında, salona yürümeye başlamıştık. Dedem her zamanki yerinde otururken Alevin de içeri girmesiyle şaşırdım.
Okula gittiğini sanıyordum, ama evdeydi işte. "Günaydın dede." dedi yanımdaki koltuğa çökmeden hemen önce. Dedem başını sallamakla yetindi.
Bir süre sonra babaannem de yüzünden eksik etmediği gülümsemesi ile salona girdi. Onu gördüğümde gülümsemeden edemiyordum. Genel olarak sürekli gülen biriydim zaten ama bazen kendimi sıktığım oluyordu.
Üzerinden geçen iki saatte kahvaltıyı etmiş, dedem kahvesini almış ve salona kurulmuştu. Odama girerken arkamdan gelen Asya'nın sesiyle durdum.
"Mina?"
İstemsizce çatılan kaşlarımla döndüm ona. "Efendim?"
"Dışarı çıkalım mı birlikte?"
"Hemen mi?"
"Yo, ne zaman istersen."
"Öğleden sonra çıkalım o zaman olur mu?"
"Tamamdır."
Ona gülümseyip odama girdim. Geçen hafta Elifle başladığımız diziye sarmıştım son günlerde. Onsuz izlememe kızmayacağını ümid ederek açtım.
Yatağa uzanırken aklım yine doluydu tabii.
Biz ciddi bir belanın altına girmişiz gibi hissediyordum. Tamam o depodan sonra bir şey olmamıştı belki ama, arada sırada dışarıda bile tedirgin oluyordum. Paronaya yaptığımı düşünmek istiyordum ama bazen yalnız başıma yürürken bile arkamda başka bir gölge var gibiydi.
İlk defa son günlerde olmuştu bu. Emin olmadan kimseye anlatmak istememiştim ama nereye gitsem rahatsız edici bakışları üzerimde hissediyordum.
Ailemizin tanınmasından kaynaklı, beni de tanıyan illa ki oluyordu. Bu öyle bir şey değildi. Hiç bu korkuyu yaşamamıştım aslında.
Babama bahsetmeli miydim bilmiyordum. Eğer bahsedersem, ve bu konu Ali mevzusuyla ilgiliyse babam her şeyi öğrenirdi.
Kızlara bahsetmek istiyordum ama muhtemelen boşa kuruntu yaptığımı düşüneceklerdi, Elif zaten Orduya gitmişti.
Belki birazdan Asyayla dışarı çıktığımızda ona anlatabilirdim.
Yaklaştık kırk dakika sonra diğer bölüme geçmek yerine televizyonu kapattığımda, telefonuma bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara: bugün dışarı çıkma.
🥂
tm cikmam bb
begenmeyi unutmayin💗💗
Bölüm etkileşimi
