Kıyam kitap kapağı

13. bölüm / 12

Kıyam

11

Vaveyla Yazarı: minos ۶ৎ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11

Bilinmeyen numara: bugün dışarı çıkmayın.

Şaka mıydı bu?

Asya beni korkutmak için yapmış olabilir miydi? Hiç sanmıyordum çünkü böyle şeylerle işi olmazdı genelde.

Dışarı çıkma konusunu az önce yalnız konuşmuştuk. Bu mesaj neyin nesiydi?

Gerçi, illa az önceki konuşmaya bağlamaya gerek yoktu. Sonuç olarak numaramı yasa dışı yollardan bulup rastgele bir mesaj atmış olabilirlerdi.

Kim neden böyle bir şey yapsındı ki?

Telefonun ekranını kapatıp yatağa atarak ayaklandım. Hızlı adımlarla odamdan çıktığımda, evin sessizliği ile karşı karşıyaydım yine.

Asya'nın odası benimkinin hemen yanıydı. Kapıyı tıklamadan hızla girdim.

Beklediğimin aksine, yatağında uzanmıyordu fakat su sesi geliyordu. Yatak odasındaki banyoya girmenin doğru olmayacağını fark ettiğimden, kapıyı kapatarak olduğum yerde dikilmeye başladım.

Kısa süre sonra su sesi kesilince, "Asya?" diye seslendim.

"Mina?"

"Müsait değilsin sanırım?"

Soruma cevap vermeden banyonun kapısı açıldığında, çatık kaşlarıyla Asyayı gördüm. Üzerine uzun kollu bir bluz ve pijama altı vardı. Saçları ıslak olduğundan, duş aldığını anlamıştım.

Kapıyı arkasından kapatarak yanııma geldiğinde baştan aşağı süzdü beni. "Bir şey mi oldu?"

Tam şuan numarayı söylemeliydim sanırım. Sadece bir mesaj ve aramaydı, büyütmeye gerek var mıydı gerçekten? Boşa kuruntu yaptığım önümüzde ki günlerde hiç gelişme olmazsa ortaya çıkardı zaten. Asyayı da telaşlandırmak istemiyordum, daha doğrusu benim yüzümden telaşlanmış olması fikri beni rahatsız ederdi.

Genel olarak birinin başına benim yüzümden bir şeyler gelmesi korkunç bir senaryoydu benim için. Belki de bu yüzden içime atıyordum çoğu şeyi, sırf benim yüzümden başkaları zarar görmesin diye içten içe kendimi bitiriyordum.

Yine de söylemedim Asyaya, henüz bunu atlatacak olgunluğa geldiğimi düşünmüyordum. Söylemezsem içimi kemirirdi ama söylersem ve Asya endişelenip stres yaparsa pişman olurdum.

"Seni merak ettim."

Yüzündeki gergin ifade kaybolmasa da azaldı. "Duş aldım da, saçımı kurutacaktım şimdi. Ay bir şey oldu sandım Mina! Yüreğimi ağzıma getirdin."

Söylediğine bir şey söylemeden güldüm sadece. "Tamam sen saçını kurut o zaman. Bir veya iki saate de çıkalım. Olur mu?"

"Olur, olur. Git hazırlan sen de."

Bir şey demeden başımı sallayarak odama geri döndüm. Asya'nın odasına gittiğime bile pişman olmuştum. Kafama takmamaya çalışarak yatağın üzerinden telefonumu aldım.

Son günlerde canım feci tatlı çekiyordu. Mutfağa bakıp en azından tatlı isteğimi giderecek kadar yemeyi planlıyordum. Dedemler muhtemelen salondaydı, annem ise İtalya için hazırlanıyordu.

Aşağı katta dört oda vardı. Mutfak ve salon neredeyse birbiriyle aynı büyüklükteydi ve ikisi de oldukça genişti. Diğer odalardan biri dedem ve babaannemin odası, ikincisi halamın odasıydı.

İkinci katta annemlerin ve bizim yatak odalarımız, büyük yemek odası, çalışma odaları vardı.

Çatı katında ise, geçen haftalarda Ahmet ve Elifin sözünde Sancaktarları ağırladığımız büyük salon, ve amcamların yatak odaları vardı.

Merdivenlerin sonuna geldiğimde, mutfaktaki yemek kokuları burnuma geliyordu.

Mutfaktan içeri girerken telefonumun çalmaya başlamasıyla, etrafı pek inceleyemedim. Elif arıyordu.

"Aloo" dedim açıp kulağıma götürdüğümde.

"Naber?"

"İyidiiir, senden naber? Bir iki saat geçseydi bari dayanamadın mı bensizliğe."

"Ya, ya ne demezsin. Ölüyorum hasretimden."

"Hasetindendir o canım. Ne kadar yolunuz var?"

"On saatten fazla, canım sıkılıyor."

"Sesinden bile belli." Tezgahın üzerindeki tatlı için çatal çıkardım.

"Asya napıyor?"

"İyi napsın, hazırlanacaktı. Sensiz dışarı çıkacağız da."

"Ya! Çok kötüsünüz. Ben varken hep bir işiniz çıkardı."

"Allahın işi işte, bi gittin müsait zaman çıktı."

"Sus ya! Kardeşlikten red edeceğim sizi."

"Aynen," Gülmeye başlamıştım artık. "Edersen haber ver. Yanındaki ne yapıyor?"

"Düşüp bayılacak diye ödüm kopuyor, ben sürücem birazdan."

"Ay Allahım! Hayatımın anlamı ablamı emanet ettiğimiz bireyin sorumsuzluğu. Hemen in o arabadan, hemen!"

Bu sefer Elifte güldüğünde, tezgahtaki tatlı bir anda önümden çekildi.

Şaşkınlıkla kafamı kaldırdığımda, babaannemi gördüm. Gözleriyle telefonumu işaret etti, Elifle konuştuğumu anlamıştı.

"Babaanneme veriyorum." diyerek uzattım telefonu.

Babaannem telefonla salona geçtiğinde, biraz daha atıştırıp odama çıktım. İçime sinen bir kombin yapıp kısadan basit bir makyaj yaptım.

Çantamı değiştirip içine kartlığımı atarak omzuma astım, telefonumun hala aşağıda olduğunu tahmin ediyordum.

Odadan çıktığımda, yanımdaki odadan benimle aynı anda Asya'nın da çıktığını gördüm. İkimiz birlikte aşağı indik ama kimse yoktu. Telefonumu salondaki koltuğun üzerinden alıp çantama attım.

İkimizde bir şey demeden çıktık evden. Selçuk abi kapıda bekliyordu zaten.

"Araba sürmek istiyordu bugün canım ama ya."

Arabanın yanına yürürken Selçuk abi dümdüz bir sesle cevap verdi. "Babanızın kesin emri var."

"Ne emri? Neler oluyor?"

"Yalnız dışarı çıkmasanız iyi olur. Bunu bilin yeter."

"Selçuk abi sen bir şeyler biliyorsun," dedim. "Söylesene bize de, babama söylemeyiz söz."

Arabının yanına geldiğimizde Selçuk abi cevap vermeden arka koltuğun kapısını açtı. Ben içeri geçip kurulduğumda, Asya ön koltuğa oturmuştu.

Araba evin bahçesinden çıkarken telefonumu kontrol ediyordum. Bildirim yada arama olmadığı için instagram'a girdim.

Bazen böyle anlarda içime doğduğunu hissettiğimi falan düşünüyordum. Tesadüf diye bir şeyin gerçek olduğunu düşünmüyordum.

Çünkü en baştaki story Enes Sancaktarındı, ve mekan Asyayla geçenlerde konuştuğumuzun yerin ta kendisiydi.

Asya ile Selçuk abi bir şeyler konuşuyordu ama şuan duyamıyordum.

"Dimi Mina?" Asya kafasını arkaya uzatınca telefondan başımı kaldırıp boş bakışlar attım.

"Ne canım?"

"Geçen gittiğimiz mekan diyorum, çok güzeldi. Orada yemek yedikten sonra alışveriş yaparız diye düşündüm."

"Aslında," dedim. "Gittiğimiz değil de geçen konuştuğumuz yere gidelim bence."

"Bizim şirketin oradaki mi?"

"Hm." diye mırıldanarak telefonuma geri döndüm.

Asya bu sırada konumu bulup Selçuk abiye söylüyordu.

Yol boyu kimse konuşmadı. Hafif hafif yağmur yağmaya başlamıştı, zaten sabahtan beri hava kapalıydı.

Araba durduğunda, Selçuk abi bir şeyler tembihledi ama dikkat etmeden indim. Asya ile beraber içeri geçtik.

Gözlerim istemsizce etrafta dolaştı. Görmek mi istiyordum emin değildim ama merakımı durduramıyordum.

Kenardaki masalardan birinr geçip oturduktan sonra, bir süre menüyü inceledik. Uzunca bir tatlı listesi vardı.

"Nasıl yapalım?"

"Bana fark etmez, sen ne yiyeceksen bana da sipariş et."

Asya ikimiz için de sipariş verdikten sonra direklerini masaya yaslayarak bana bakmaya başladı. Ben de ona aynı şekilde bakarken sessizlikten sıkıldığım için ofladım ve arkama yaslandım.

"Ne oldu?" dedi sorgular bir sesle.

"Bir şey olmadı," diye yalan söyledim. "Senin neyin var son günlerde?"

Asya'nın gözlerinden tereddüt geçtiğine şahit oldum. Kesinlikle emindim artık bir şeyler olduğundan. Asya cevap vermeden önce başını eğip derin bir nefes aldı. Evet, evet.

Gerçekten bir şeyler vardı, ve Asya anlatmakta tereddüt ediyordu.

"Mina," dedi. "Anlatacağım ama şimdilik ikimizin arasında kalacak tamam mı?"

"İkimizin mi? Elifin bilmemesi gereken bir şey mi?"

"Hayır tabii ki! Sadece," sanırım doğru kelimeyi arıyordu. Gözlerime bakmak yerine masadakileri incelerken sessizce mırıldandı. "Öyle olması gerekiyor."

"Neyin öyle olması gerekiyor? Asya iyi misin? Gerilim filminin içine düştük ya."

"Sizin davette olduğunuz gece," dedi yutkunduktan sonra. "Mesaj geldi ama ben size söylemedim. Korktum çünkü beni suçlama lütfen. Size bir şey olmasından korkuyorum. Alinin sevgilisi olan bendim benim halletmem gerekiyor."

"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Asya ben senin için her şeyi yaparım, Elifte öyle. Senin için bana bir şey oldu diye suçlamam. Biz istedik bunu ayrıca. Lütfen tek başıma bir şeyler yaptım deme."

"Yapmadım! Yani, yaptım ama tek değildim."

"Ne?"

"Egeyle birlikte."

"Ne!"

"Ya sessiz ol." bana eğilip birinin duyup duymadığını kontrol etmek için etrafına bakındı.

"Sen salak mısın?"

"Ya ne yaptım sanki!"

"Daha detaylı anlat çabuk! Ya! Ya yemin ederim, babama anlatacağım babama. Bekle sen, bizden habersiz ne yaptın sen? Anlat, anlat. Çekinme."

"Tamam sakin ol anlatacağım."

"Sakinim anlat."

Derin bir nefes aldı. "Bir konum attı yine işte. Ben gittim o sıra da Ege geldi. İşte terk edilmiş bina gibi bir yerdi yani. Ama içeriyi bir görsen! o kadar çok ipucu bulduk ki. Ben ipucu olduğunu düşünüyorum yani, o hepsinin işe yarayacağını sanmıyormuş."

"Ne buldunuz mesela?"

"Bir tane Sezen Aksu albümü bulduk, ama asıl bomba ne biliyor musun? Üstüne Ege ve benim doğum tarihimizi yazmışlar ama asıl daha büyük bomba ne peki? Ege ve benim doğum günümüz aynıymış!"

"Yuh! Ya sen bu kadar şeyi nasıl anlatmadan durabildin? Hayretler içindeyim cidden."

"Korktum."

"Belli oluyor."

"Ne yapacağız? Biz kutuya doldurduk baya bir şey ama Ege de hepsi."

"İnceleriz. Asya, bak Eliften tamamen saklamak yok tamam mı? Söz ver."

"Orduya gittiler zaten, keyfini kaçırmayalım. Döndükten sonra da duruma göre anlatırız. Mina, o yeterince bizim başına açtığımız dertlerle uğraştı."

"Sence lisede babamdan gizli eve geç girmemiz ile Alinin katilini, bak dikkat çekiyorum Aliyi öldüren kişiyi aramamız..Bir mi?"

Asya söylediğim şeyle derin bir nefes aldı, sinirlenmiş gözüküyordu. Sevinmem normal miydi bilmiyordum ama, bu konu hakkında gerçek fikirlerini öğrenebilecekmişim gibi hissettmiştim."

"Sabır ya," diye mırıldandı ağzının içinde. "Ben bir dedim mi? Ha? Demedim. Bak şöyle düşün, şimdi diyelim ki Elife de anlattık bunu Ordudan döndüklerinde. Bunun bir araştırma süreci olacak doğal olarak. Babam eninde sonunda öğrenecek. Levent Atasoydan kaçış yok, en iyi biz bilmeliyiz bence. Öğrendiğinde ne olacak? Düşündün mü? Hayır. Ben haftalardır bunları düşünüyorum."

"Ne olacakmış?"

"Uzaklaştıracak her şeyden."

"Neden başladık o zaman Asya?"

"Bilmiyorum! Tamam mı? Bilmiyorum ama halledeceğiz. En fazla ne olabilir?"

"Ay sus! Öyle deme."

"Tamam. Ege gelecek buraya. Enesin ilgilendiği yer zaten, gerçi sen biliyorsundur da."

"Nerden bileyim, şuan senden duydum."

"Tabii tabii." dedi imalı bir sesle.

Tek kaşımı kaldırıp inkar etmeye devam edecektim ki bakışları dışarı döndü. Fazla belli etmeden omzumdan kapıyı görmeye çalıştım.

Ege Sancaktar içeri giriyordu. Her zaman ki resmi görünüşünün aksine, üzerinde lacivert bir gömlek giymiş ve yakasındaki bir kaç düğmeyi açık bırakmıştı. Kulağındaki telefonu kapatıp cebine atarken Enesle tokalaştılar. Egenin yanına gittiğini bile görememiştim.

"Mina, bak bi." Asyanın nerdeyse fısıldar gibi söyledikleriyle önüme döndüm.

"Egeyle konuştuk dün, az sonra yanımıza gelecekler Enesin pek bişeyden haberi yokmuş hem o öğrenecek hem de şu bulduklarımıza bakacağız uyar değil mi?"

"Uyar uyar."

Amaçsızca önümdeki tatlıdan yerken sırtımda bakışlarını hissediyordum.

Biz tatlılarımızı bitirdikten bir süre sonra Ege ve Enes gelmişti. Biz Asyayla karşılıklı oturduğumuzdan, Ege Asya'nın yanına Enes de benim yanıma oturdu.

Ege gülümseyerek ikimize de hoş geldiniz demişti, Enes başıyla selam verip oturmuştu.

Masada uzun bir süre sessizlik oldu. Ben, Enesle konuşmadığımız için gergindim muhtemelen Enesin de bir sebebi vardı ama Ege ve Asyayı anlamamıştım.

Bir süre sonra Ege boğazını temizleyip konuşmaya başladı. Karşısındaki Enese bakıyordu.

"Bizim sana önemli bir şey anlatmamız lazım."

Enesin tek kaşı havalandı ve bakışları Ege ile Asya da gidip geldi. "Siz?"

"He, biz."

"Anlat artık dinliyorum."

"Ya şöyle ki, geçen gece şey varya hani," dedi kaş göz işareti yaparak. Enes pek anlıyor gibi gözükmüyordu. Boş bakışlarıyla karşılaşınca ofladı Ege.

"Beni arayan numara geçen hafta yine aradı. Gittim ben de bir baktım Asya. İçeride baya koli koli eşya vardı, sadece eşya değil evraklar falan da. Bizde işimize yarayacağını düşündüklerimizi doldurduk getirdik."

Enesin yüzünde beklediğim gibi bir şok oluşmadı, aksine fazla rahattı. "Ee?"

"Ne ee bakacağız işte."

"Bakacağız?"

Ege başını sallayarak eliyle dördümüzü gösterdi. "Bakacağız."

Enes bir şey demeden başını sallayıp sırtını dikleştirdi. "Arka odaya götürdüğün kutu o muydu?"

Ege o kadar ani bir duygu değişimi yaşadı ki neredeyse kahkaha atacaktım. Yüzündeki şok ifadesiyle konuşamadı bir kaç saniye. "Onu nereden gördün amına koyayım?"

"Küfür etme."

Üçümüzün de bakışları Asyaya döndüğünde onu kollarını bağlamış masaya bakarken gördüm.

Ege'nin tepki göstermesini bekledim ama beni yanılttı. "Tamam etmem."

Asya masadaki bakışlarını Egeye çıkarıp gözlerine baktı. Bir kaç saniye durdular, sonra Asya belli belirsiz gülümseyip önüne döndü. "Hadi gidelim o zaman şu arka odaya."

"Biz buradan girelim sizde ana kapıdan çıkıp arka kapıdan gelin. Ben alacağım sizi oradan." dedi Ege.

Çantamı alıp hesabı ödedikten sonra birlikte çıktık. Rüzgarın soğuk esmesi ürpermeme neden olmuştu. Arka kapıya geldiğimizde, park edilmiş bir range rover gördüm.

Biz çok beklemeden kapı açılmış ve Egeyi görmüştük. Onun arkasından içeri girdik. Direkt olarak bahsettikleri odaya açılmıyordu, bembeyaz koridor benzeri bir yerdi. Bir sürü kapı vardı. Ege girdiğimiz kapının sağ çaprazındaki odadan girip kapıyı açık bıraktığında daha fazla etrafı incelemeden bizde girdik.

Toplantı masası gibi boydan boya uzun bir masa vardı. Bahsettikleri siyah kutu masanın üzerindeydi.

Odanın arka tarafa bakan bir penceresi vardı sadece, önünde Enes telefonla konuşuyordu. Ege bizi rastgele bir yere oturmamız için yönlendirdiğinde, bakışlarımı ondan çektim.

Ege karşımıza oturduğunda, masada parmaklarıyla ritim tutmaya başladı. Gergin olduğumu belli etmekten nefret ediyordum ama asla başaramıyordum.

İnsanlara duygularımı belli etmekten nefret ediyordum, her şeye gülen sıradan biri olarak görmelerini istiyordum.

Ege gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvadı, daha sonra yakasından bir düğmeyi daha açtı.

Enes telefon konuşmasını bitirip yanımıza geldiğinde, önce ceketini çıkartıp masaya bıraktı. Egenin yanına otururken boğazını temizledi.

"Hadi bakalım şunlara artık." dedi alaycı bir sesle.

Ege ayağa kalkıp kutudan bir beyaz tişört çıkardı. Omuzlarından tutup bize gösterdiğinde, kanım donmuş gibi hissettim. Tişörtün karın bölgesinde kırmızı bir el izi vardı.

Kırmızı değil kanlı bir el izi.

Hemen yanında bir kaç tane daha kırmızı iz vardı. Şaşkınlıkla ağzım hafifçe açılırken Ege kenara koyup kutuya eğildi tekrar.

Bu sefer kalın bir dosya çıkarmıştı. "Bunun içinde epey evrak var." diyerek Enese uzattı. "Al bak istiyorsan."

Enes dosyayı alıp masya koydu. Bir dirseğini masaya yaslayarak üzerine eğildi ve incelemeye başladı.

Ege de bu sırada bir usb çıkmıştı kutudan. Etrafta takabileceğimiz bilgisayar var mı diye bakıyordum fakat, yok gibi gözüküyordu.

"Laptop falan yok mu burada amına koyayım ya?"

Enes başını kaldırmadan eliyle git dercesine bir işaret yaptı. "Vardır, git sor verirler."

Ege elindeki flashı cebine atarak çıktığında, Asya da yerinden kalkıp kutuya eğildi. Biraz karıştırdıktan sonra içinden çıkardığı şeyi bana zaferle bana gösterdi.

Elinde bir Sezen Aksu albümü tutuyordu, fakat arkasını çevirdiğinde gördüğüm şeyle daha önceden söylemiş olsa da şaşırdım.

Asya'nın ve Ege'nin doğum günü.

Tam o sırada, hiç beklemediğimiz bir ses duyduk.

Bir silah sesi.

Panikle yerimden kalktığımda, Enesin de ayaklandığını gördüm. Belini kontrol edip arkadaki çekmecelere gitti panikle.

Hızla çekmeceleri karıştırırken bir silah sesi daha geldi. "Hassiktir." diye mırıldandığını duydum.

Kalp ritmimin hissedemeyecek kadar hızlandığını hissediyordum. Dışarıdan çığlık ve koşuşturma sesleri geliyordu.

Enes çekmeceden aradığını bulduğu gibi hızla beline yerleştirerek kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durup bize döndü. "Bekleyin."

Ne yapacağımı bilmediğim için hızla başımı salladım.

Bir anda tüm vücudum ısınmış, kan akışım hızlanmıştı sanki. Göğsüm hızla inip kalkarken etrafa bakınıp dikkatimi dağıtmaya çalıştım.

Bugün dışarı çıkmayın.

Keşke Asyaya söyleseydim diye düşündüm o an. Belki de mesajla bağlantılıydı bu başımıza gelen. Bir anda zihnimi kaplayan suçluluk duygusuyla arkamdaki sandalyeye çöktüm.

Hayır suçlu değildim.

Suçlusun

Değilim.

Söylemeliydin, kız panik yaptı şuan zaten mutsuzdu senin yüzünden daha da kötü hale geldi.

Benim bir suçum yok.

Var

"Mina," Asyanın tedirgin sesiyle başımı kaldırdım. "Çıkalım mı? Ses gelmedi bir daha."

Emin olamıyordum. Emin olamıyordum

Yine senin yüzünden bir şeyler olacağına oturda bekle.

"Asya bekleyelim, gelirler."

"Mina, bakalım. Gel hadi."

"Asya otur."

"Geliyor musun?"

Gözlerimin içine bakıp sorduğu soruyla yine zihnimin içinde bir kavga başladığını hissettim.

"Of!"

Ayağa kalkarken arkamdaki çantamı omzuma astım. Asya'nın peşinden giderken bir yandan da kafamdaki ses gitmememi fısıldıyordu.

Kapıdan çıktığımızda, az önce gördüğümüz bütün kapıların açık olduğunu gördük. Görünürde kimse yoktu.

Asya karşıdaki odanın kapısından içeri baktığında, peşinden ben de gittim. Mutfak olmalıydı ama bomboştu. Zaman kaybetmeden diğer odalara da baktığımız da, kimseyi bulamadık.

Burası ve mekanın asıl kısmını ayıran kapıdan geçerken nefesimi tuttum. Köşeyi döndüğümüzde, az önce oturduğumuz yerin az ilerisindeydik.

Neler olduğunu anlamak için gözlerim etrafta gezinirken bir anda gördüğüm şeyle olduğum yerde dondum.

Ege sırtını masanın bacağına yaslamış, Enes ise onun üzerine eğilmişti.

Enes elini Ege'nin karnına bastırıyor, tampon yapmaya çalışıyordu.

Ege vurulmuştu.

🦌

HEELLOSS

oy vermeyi unutmayin cnıım💘💘

Ege niye vuruldun kank??

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 2beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18