1. bölüm · Kıyam

0

minos ۶ৎ

Fransız Kafka demiş ki,
"Bir kafesten bir kuş çıktı; başka bir kafes aramaya gitti."

Edebiyat öğretmeni bir yenge ile büymüştüm. Bir çok edebi kitabı mecburen okumuş, bir çok şiiri ezberlemiştim. Annem ve yengem babamların karanlık dünyasına girmememiz için çok uğraşmıştı.

Annem hangi sergiye gitse ablamları, beni ve Alevi götürürdü, aynı şekilde yengem de kitaplar şiirler makaleler okuturdu.

Annem ve yengem Alevin ikizi Ateşin de bu dünyaya girmesini istememişlerdi. Ama o hep sanki bu karanlık işlere aitmiş gibi davranmıştı. Küçükken bile babası nereye gitse peşinden gitmiş herkesi tanımıştı.

Açık konuşmak gerekirse bu bahsettiğim "karanlık dünya" beni korkutuyordu. Korkak değildim yada korkak büyümemiştim ama bu benim açımdan çok farklı bir konuydu.

Bu işlerle alakası olan kimseyle tanışmak istememiştim. Hep uzak kalmak ve dışarıdan izlemek istemiştim.

Ama doğduğun ev kaderindi.

Küçükken en nefret ettiğim şey, nereye gitsek yanımızda korumaların olmasıydı. O zaman bunun gereksiz olduğunu düşünürdüm. Şimdi ise anlıyordum; aslında hiç kaçırılmamış, babamın düşmanları tarafından hiç alıkonulmamış olmamın tek sebebi onlardı.

Lisede hiç ilişkim olmamıştı, olamamıştı. Babam her yerdeydi. Nereye gitsem öğrenir, kimlerle konuşsam araştırır, ve attığım her adımdan haberi olurdu. O zamanlar pek çok kez babama "beni rahat bırak!" tarzında çığlıklarla isyan etmiştim. Tabii Levent Atasoy bu ergenlik krizlerini sakinlikle karşılamış, şımarık olduğumu söyleyen amcama kulak asmamıştı.

İki ablam vardı ve hayatımın her döneminde, her anında yanımdalardı. Lise de genelde Asya ve ben başımıza bela alır Elifte arkamızı toplardı.

Elif ne kadar ailenin ilk gözağrısı da olsa bizim yüzümüzden bir nevi ikinci anne olmuştu.

Kuzenlerim ile ne kadar birlikte büyüsekte hiç canımlı cicimli olamamıştık.

Onların aksine annemin akrabaları ile daha samimiydik. Annemin babası Cevdet dedem albaydı. Disiplinli bir adamdı ama yinede gözünden sakınırdı bizi. Parmağımız kesilse onun eli ayağı titrerdi.

Cevdet dedemin 3 evladı vardı ama tek kız torunları bizdik. Küçükken babamlar sık sık şehir dışına çıkardı bizi de muğlaya Cevdet dedemlere gönderirlerdi.

Annem modacı olduğu için o daha çok yurt dışına çıkıyordu ama yinede bizi evde yardımcılarla ve amcamlarla yalnız bırakmıyorlardı.

Evin vazgeçilmez kuralı akşam yemekleriydi. Kahvaltılarda, Öğle yemeklerinde genelde tüm aile toplanamazdık çünkü ya işine erken giden yada öğle molası olmayanlar olurdu ama akşam yemeklerine gelmek zorundaydık.

Şimdi yine bir akşam yemeği için hazırlanıyordum. Yaz geldiği için arka bahçeye sofra kurulmuştu. Ayrıca bugünün bir özelliği de Asyanın sevgilisi Ali ve ailesinin misafirimiz olmasıydı.

Makyajım bittikten sonra saçlarımı düzeltip gold küpelerimi taktım. Tabii ki her akşam yemeği için bu kadar özenmiyorduk ama eve misafir geliyordu ve annem küçüklüğümüzden beri ailemizin verdiği imaj açısından hep süslü olmasa da özenli bir şekilde hazırlanmamızı isterdi.

Bir kaç fıs parfüm sıkıp odamdan çıktım. Koridor boştu, misafirler hala gelmemişti ve sanırım Asya ve Elifte henüz hazırlanıyorlardı.

Aşağıya indiğimde salonda babam bir köşe de telefonla konuşuyor, amcam ana haber bültenlerini izliyordu. Annem ve yengem görünürde yoktu.

"Annem ve Handan yengem nerede?" bunu sormamla amcam bana dönmüştü.

"Arka bahçedeler" dedi dümdüz bir sesle. Amcam hep böyleydi. Sert, disiplinli ve kendinden ödün vermeyen biriydi. Handan yengem ve Enver amcam nasıl tanışıp nasıl birbirinden etkilendi asla anlamıyordum.

Arka bahçeye doğru yürürken salondaki yeni tabloları fark ettim. Annemin işi olmalıydı. Annem hem giyim kuşam hem de evin dekorasyonu hakkında ailedeki en yetkili kişiydi. Babamın davetlere, toplantılara giderken giydiği her şey önce annemin onayından geçerdi.

Benim arkamdan Ateşte salona girmiş, babasının çaprazına oturmuştu. Konuştuklarını gördüm ama onları buradan duyamıyordum.

Annem ve yengem ilerde sofranın etrafında bir şeyleri kontrol ediyorlardı. Onların yanına gittiğimde beni ilk Handan yengem fark etti.

Beni görmesi ile yüzünde sıcak bir ifade oluşmuştu. "Hoş geldiniz sevgili Mina Atasoy"

"Hoş bulduk Handan hanım" dedim ben de gülümseyerek.

Annem beni baştan aşağı süzdü. Evet, başlamıştık.

"Küpeler saçlarınla olmamış, toplasan daha hoş durardı."

"Başım ağrıyodu anne yapacağım bir şey yok."

"Neyseki benim kızımsın kimse nasıl göründüğünü eleştiremez." dediğinde küçük bir kahkaha attım.

Biz gülüşürken kapıda sanem göründü.

"Efendim, misafirler geldiler."

Bu cümle ile üçümüz de eve girmiş ve kapıya yönelmiştik. Elif, Asya ve Alev de aşağı inmişti. Hepimiz ayakta durarken kapı çaldı.

Sanem kapıyı açıp geri çekildiğinde misafirlerimizi gördüm. En önde Alinin babası Nazım Dik, yanında karısı Nesrin Dik arkada ise Ali ve Abidin abi vardı.

"Hoş geldiniz"

"Hoş bulduk" diyerek içeri girdiler.

Dakikalar sonra yemek başlamıştı. Her şey olması gerektiği gibiydi. O akşam belkide hiçbirimiz tüm hayatımızı değiştirecek bir şey olacağını bilmiyorduk.

Yemek sessiz geçmişti. Yemekten sonra herkes salonda toplanmıştı. Ali ve Asyanın sözlenmesi, paris moda haftası, siyaset gibi hayatımın son günlerindeki meşguliyetleri tartışılıyordu.

O arada Ali kalkıp lavaboya gitmişti. Herkes normal karşılıyordu ancak bir anda içimde kötü bir his belirdi. Ama yine de çok takılmayıp annemleri dinlemeye başladım. Annem Nesrin hanıma geçen aylarda gittiği defilelerden bahsediyordu. Handan yengem gülerek onları dinliyor, arada sohbete katılıyordu.

Elif ve Asya yanyana oturmuş kıkırdayarak salondakiler hakkında konuşuyorlardı. Alev ve Ateş ise fısıldaşıyorlardı.

Ben de oturduğum yerden kalkıp Elif ve Asyanın yanına oturdum.

Gülerek bana döndüler. Az önce ki kötü his yüzünden hala tedirgin görünüyor olacağım ki, "Bu suratının hali ne be?" diye sordu Asya.

"Bilmiyorum, içimde kötü bir his var."

"Valla benim de." dedi Elif.

Alinin lavaboya gitmesinden neredeyse yarım saat geçecekti. Ancak hala gelmemişti. Ali ile Asya neredeyse 2 senedir birliktelerdi ve bizde hep Asya ile olduğumuzdan onu az çok tanımıştık. Normalde bize geldiklerinde saygıdan altına bile işeyecek olsa kalkıp lavaboya gitmezdi.

Ama hissediyordum işte bu günde bir gariplik vardı.

"Sizce de Alinin bu saate kadar gelmemesi garip değil mi?"

Asyanın sorusuna ikimizde başımızı sallayarak cevap verdik. Yine de hasta olabileceğini düşünerek salondakiler hakkında konuşmaya başladık.

Tam o sırada Enver amcam "Ateş, sen Ali'ye bi bak istersen." dedi.

Amca thanks ya

Ateş kalkıp yukarıya çıktı. Bizde kızlarla gece film izlemeyi planlıyorduk. Salondaki herkes sohbetine geri dönmüştü, ama içimize çöken huzursuzluk artık hepimizin yüzüne yansımıştı.

Yaklaşık 2 dakika sonra Ateş merdivende tekrar göründü.

Ama bu sefer yüzünde korku ve şok karışımı bir ifade vardı. Yüzü bembeyazdı. Beyaz gömleğinin alt kısmına bulaşmış koyu kırmızı kan lekeleri vardı.

Salon bir anda buz kesmişti. Az önce hissettiğim kötü his kendini gerginliğe bırakmıştı.

Biz hala Ateşin bir şey demesini beklerken ilk konuşan babam oldu.
"Ateş konuşsana oğlum ne oldu?"

"Amca.." Kelimeleri toparlamaya çalıştı ama yüzündeki şok ifadesinden konuşamamasının sebebi anlaşılıyordu.

"Ali," dedi.

Hala tüm salon pür dikkat onu dinlerken ağzından 2 kelime daha çıktı.

"Ali ölmüş."

O an sadece Ali'nin öldüğünü sanıyordum. Meğer o gece bizim eski hayatımız da sessizce sona ermiş.