Bölüm 4

Vaveyla Yazarı: Lily Vibe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 4

Ankara’nın gece hayatının kalbinin attığı, bas seslerinin duvarları titrettiği lüks mekanın içerisindeki yoğun alkol ve tütün dumanı, içeri giren herkesi yutmaya hazırmış gibi ağır bir atmosfer yaratıyordu. İsmail Furtuna, mekanın en sakin ve hâkim noktasındaki özel localarında abisi Oruç ve sağ kolu Ali ile birlikte oturmuş, yarın gerçekleştirilecek büyük sevkiyatın son detaylarını masaya yatırıyordu. Planlar gözden geçirilmiş, riskler minimize edilmeye çalışılmıştı. Kısa süre sonra Oruç, üzerindeki yorgunluğu atamak ve dinlenmek üzere mekandan ayrılıp eve geçtimişti. İsmail ise Ali ile baş başa kalmış, bir yandan önlerindeki viski bardaklarını yudumlarken bir yandan da mekanın hareketli kalabalığını izleyerek zihnini boşaltmaya çalışıyordu.
Tam o sırada Ali, hafifçe öne doğru eğilip, dudaklarındaki imalı bir gülümsemeyle başını barın girişine doğru salladı:
— İso... Baksana, seninki gelmiş ya!
İsmail, kaşlarını çatarak kafasını sesin geldiği yöne, kapı eşiğine doğru çevirdi. İçeri giren iki kadından biri doğrudan göz hapsine girdi. Gelen Fadime’ydi. Yanındaki arkadaşıyla birlikte bardağın bulunduğu bölüme doğru ilerliyorlardı. İsmail’in gözleri, genç kadının üzerinde, o anki rahat ve şehirden soyutlanmış haline takıldı. Gözlerini Ali’ye çevirip sert bir sesle karşılık verdi:
— Nerden benimki oluyor, boş yapma lan Ali!
Ali, kahkahasını bastırmaya çalışarak omuz silkti: — Valla bilemiyorum artık... Dün odaya girdiğimde burun burunaydınız, ben gelmesem kim bilir neler olurdu orada.
— Orada onu germek için yapmıştım zaten... Baya da gerilmişti hani.
— Tabii canım, tabii... Ben tanıyorum seni, hiç öyle şeyler yapar mısın sen?
— Ali!
İsmail’in tehlikeli bir tonda yükselen sesi üzerine Ali gülerek önüne döndü. İsmail ise bakışlarını yeniden bar tezgahının oralarda duran Fadime’ye dikti. Genç kadın yanındaki arkadaşıyla bir şeyler konuşuyor, sipariş veriyordu. Bir süre sonra arkadaşı lavaboya gitmek için masadan uzaklaştı. Bu anı değerlendirmek isteyen İsmail, oturduğu koltuktan yavaşça kalktı.
— Ben geliyorum birazdan, dedi.
— Nereye İso?
Ali’nin sorusunu cevapsız bırakarak masadan ayrıldı. Adımlarını kimseye dikkat çekmemeye özen göstererek Fadime’nin oturduğu yerin hemen yanındaki boş sandalyeye yöneltti. Fadime barmene bardağını uzatıp yeni bir içki isterken, İsmail onun tam yanına yerleşmişti bile. Genç kadının kulağına doğru eğilerek o tok, pürüzsüz sesiyle fısıldadı:
— O da benden olsun o zaman...
Fadime, duyduğu o sesle birlikte yerinde sıçradı. Başını hızla yana çevirdiğinde, kararan gözleriyle kendisine bakan İsmail Furtuna’yı gördü. Karşısında bu adamı bu kadar kısa sürede, üstelik kendi işletmesinde bulmayı asla beklemiyordu. Yüzündeki şaşkınlık ve gerginlik dalgası, pürüzsüz makyajının altında bile açıkça okunuyordu.
— İsmail Bey? diye mırıldandı, sesindeki kontrolü kaybetmemeye çalışarak.
— Fadime?
— Siz... Siz ne arıyorsunuz burada?
İsmail, dudaklarındaki o alaycı tebessümle geriye yaslandı:
— Bilmem... Ben de bilmiyorum kendi mekanımda ne aradığımı.
Fadime’nin zihninde şimşekler çaktı. Demek ki bu lüks bar, Furtuna ailesinin gayrimeşru ağının sadece küçük bir parçasıydı. Mekanın ona ait olduğunu öğrenmek, genç kadının içindeki tehlike çanlarını daha da şiddetli çaldırdı.
— Bu mekan sizin mi? diye sordu, şaşkınlığını gizleyemeyerek.
— Evet, benim. Söyle bakalım, sen bu saatte buralarda ne arıyorsun?
— Hiç... Arkadaşımla biraz kafamızı dağıtmak, hafta sonunun yorgunluğunu atmak için geldik.
— İyi, güzel...
Mekandaki bas sesleri ve boğuk müzik etrafı sararken, barmenin uzattığı bardağı alan Fadime, içkisinden bir yudum aldı. Gözlerini İsmail’den ayırmıyordu; adam da aynı şekilde onun her mimiğini inceliyordu. Tam ağzını açıp yeni bir şey söyleyecekken, arkalarından gelen neşeli bir ses bu gergin sessizliği böldü. Naz, makyajını tazeleyip dönmüş, doğrudan Fadime’nin yanındaki yerine oturmuştu.
— Ay, bu ne ya! Bir makyaj tazeleyecektim, yarım saattir lavabo kuyruğunda sıra bekliyorum, dedi soluk soluğa.
Cümlesi biter bitmez gözleri yanındaki yabancı adama, İsmail’e çarptı. Adamın üzerindeki o ağır otorite ve çekicilik Naz’ın bir an duraksamasına neden oldu. Meraklı bakışlarını Fadime’ye çevirdi: *"Bu kim?"* der gibi bakan gözlerle arkadaşını süzdü.
Fadime, durumu hemen toparlamak adına yutkundu: — Naz... Şey, bu benim iş yerindeki patronum, İsmail Furtuna. İsmail Bey, bu da yakın arkadaşım Naz.
İsmail, başını hafifçe sallayarak Naz’a baktı ve kibarca elini uzattı: — Tanıştığımıza memnun oldum, Naz.
Naz da şaşkınlığını üzerinden atıp eli sıktı: — Ben de memnun oldum.
O sırada kalabalığı yarıp masaya yaklaşan Ali, soluk soluğa İsmail’in yanına geldi. Yüzündeki ifade, az önceki neşeli halinden eser bırakmamıştı. Fadime ve Naz’a kısa bir selam verdi:
— Selam Fadime, nasılsın?
— İyiyim Ali, sen nasılsın?
— Ben de sağ ol...
Ali, gözlerini hızla İsmail’e çevirdi ve eğilerek alçak sesle bir şeyler fısıldadı. O an İsmail’in yüz hatları bir anda buz kesti. Gözlerindeki o alaycı parıltı tamamen kaybolmuş, yerine keskin, tehlikeli bir öfke ve endişe yerleşmişti. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı; Ali’yle birlikte arkalarına bile bakmadan barın arka koridoruna doğru adeta yürüdüler.
Fadime, arkalarından bakan gözleriyle kendi kendine mırıldandı: — Nereye gidiyor bunlar şimdi?
Naz, kafasını uzatıp giden adamların arkasından baktı: — Kız... Bu senin bahsettiğin patron mu? Yanındaki de fena değilmiş hani, bayağı yakışıklı.
— Ay Naz, ben ne diyorum sen ne diyorsun! Ben kalkıyorum.
— Nereye?
— İsmail’in peşine... Ne konuştuklarına bir bakmam lazım, kesin çok önemli bir şey dönüyor.
— Tamam, dikkatli ol... Bekliyorum seni burada, acele etme.
Fadime, masadan kalktığı gibi dans eden kalabalığın ve loş ışıkların arasından sıyrılarak İsmail ile Ali’nin gözden kaybolduğu koridora yöneldi. Koridor uzundu ve duvarlardaki ağır ahşap kapılardan boğuk sesler sızıyordu. Sağdaki ilk kapının hafif aralık olduğunu fark etti. Sessizce yaklaşıp kulağını aralığa verdi; içeriden gelen sesler tam olarak onlara aitti.
— Nasıl oluyor lan bu? Yarın yapacağız sevkiyatı, şimdi ben geri çekiliyorum ne demek? diye gürledi İsmail’in öfkeli sesi.
Ali’nin tedirgin tonu cevap verdi: — Bu adamın sorun çıkaracağı belliydi zaten İso... Demek ki bir şeyden işkillendi, tırları riske atmak istemiyor.
— Umrumda değil! Yarın o sevkiyat kesinlikle yapılacak. Tüm malları ayarlayın, yarın saat 11’de o tırlar Türkiye’den çıkmış olacak. Bu gece git, o adamı ikna et; selamımı ilet. Olur da ikna olmazsa ara beni, bu gece bizzat gidip indirelim onu!
— Tamam İso, o iş bende.
Konuşmanın bittiğini ve yaklaşan ayak seslerini hisseden Fadime, kalbi boğazında atarak geriye çekildi. Hızla koridordan çıkıp ana salondaki kalabalığın arasına karıştı. Soluk soluğa Naz’ın yanına vardığında, arkadaşının kolunu tutarak ayağa kaldırdı:
— Hadi gidiyoruz Naz!
— Ya nereye gidiyoruz? Daha yeni gelmiştik, içkim bitmedi bile!
— Kalk kızım, hadi çıkalım bir an önce buradan. Arabada anlatırım her şeyi!
Naz, arkadaşının bu ani panik halini görünce itiraz edemedi. Hızla mekandan çıkıp Fadime’nin arabasına bindiler. Motoru çalıştırıp hareket ettiklerinde, Naz dik dik arkadaşına bakarak açıklama bekliyordu. Fadime yola odaklanmış bir şekilde konuşmaya başladı:
— Söyledim ya sana... Onları dinlemeye gittim diye.
— Eeee, dinledin de ne olmuş? Ne konuşuyorlarmış o kadar gizli?
— Dinledim Naz... Yarın büyük bir sevkiyatları varmış, Türkiye’den uyuşturucu ve kaçak mal çıkaracaklar. Buna ne pahasına olursa olsun engel olmam lazım.
— İyi de, tek başına nasıl engel olacaksın buna? Çok tehlikeli!
— Yarın sabah erkenden doğrudan büroya gideceğim. Aldığım bu istihbaratı müdüre bildiririm; ekipler harekete geçer, sevkiyatı basıp hepsini tutuklarlar. Bu iş burada biter.
— Çok hızlı hareket ediyorsun Fadime... Dikkat et, adamlar amatör değil.
— Ederim Naz, merak etme sen.
Sabahın ilk ışıkları Ankara’nın üzerine düştüğünde Fadime çoktan uyanmış, operasyonel zihnini kuşanmıştı. Saçlarını şık ama pratik bir dağınık topuz yapmış, yüzüne hafif ama keskin hatlarını ortaya çıkaran bir makyaj uygulamıştı. Dün geceden planladığı kıyafetlerini giyip evden çıktığı gibi doğrudan Emniyet’in özel birimine bağlı gizli büroya geçti.
Büroya adım attığında, koridordaki mesai arkadaşlarının bakışlarındaki o imalı ifadeyi hemen fark etti. Herkes, onun İsmail Furtuna’nın yanında gizli sekreter olarak köstebeklik yaptığını artık biliyordu. Buradaki herkes devlet tarafından özel olarak seçilmiş, liyakatli insanlardan oluşuyordu; bu yüzden içeriden bilgi sızma gibi bir risk yoktu. Doğruca 11. kata çıkıp müdürün odasına yöneldi ve kapıyı çalıp içeri girdi.
— Hoş geldin Fadime... Biz de tam seni bekliyorduk. Anlat bakalım, neler öğrendin?
Fadime, masanın önündeki sandalyeye otururken derin bir soluk aldı:
— Müdürüm, Furtuna Şirketi’nin sadece bir maske olduğunu, yasal ticari faaliyetlerin arkasında büyük bir suç örgütü yattığını zaten biliyorduk; ancak dün gece bizzat ağızlarından duydum. Kızılay meydanındaki Star Bar, doğrudan İsmail Furtuna tarafından işletiliyor ve bu mekan illegal işlerin finans merkezi. En önemlisi ise; yarın öğlen saatlerinde büyük bir sevkiyat gerçekleştirilecekler. Türkiye sınırlarından dışarıya büyük miktarda kaçak mal ve uyuşturucu çıkaracaklar!
Müdür, kızın verdiği bu hayati bilgiler karşısında memnuniyetle başını salladı, ardından hemen yanında ayakta duran operasyon amirine döndü:
— Derhal arama emri çıkarın. Fadime’nin belirttiği o barı köşe bucak arayın; herhangi bir uyuşturucu madde veya yasal dışı delil bulundultan sonra İsmail Furtuna hakkında gözaltı ve tutuklama kararı çıkartın. Ayrıca özel bir ekibi sevkiyatın yapılacağı rotaya takın, sevkiyat yerini netleştirir netleştirmez polis timleriyle birlikte tırların önünü kesip operasyonu başlatın.
— Emredersiniz müdürüm, derhal hallediyorum!
Amir odadan hızla çıkarken, müdür yüzünde gururlu bir tebessümle Fadime’ye baktı: — Seni tebrik ediyorum Fadime... Umarım bugün elimizdeki bu net kanıtlarla o adamı sonsuza dek içeri tıkarız.
— Umarım müdürüm... Umarım.
Şehrin diğer ucunda ise İsmail Furtuna, sabahın erken saatlerinde duşunu alıp evden çıkmıştı. Sevkiyat alanına geçmeden önce Ali ile telefonda görüşmüş, dün geceki o sorun çıkaran adamın ikna edildiği haberini almıştı. Şimdi ise abisi Oruç ve Ali ile birlikte şehrin dışındaki ıssız bir sevkiyat noktasında, devasa tırlara yüklenen malları denetliyorlardı.
— Yarım saate tırlar tamamen hazır olacak İso, hemen yola çıkacaklar, dedi Ali etrafı kontrol ederek.
— İyi... Ergo çıksınlar yoldan. Yurt dışına sorunsuz bir şekilde ulaştıklarında bana haber verin.
— Tamamdır İso.
Mallar tek tek tırların dorselerine yüklenmişti. Peş peşe hareket etmeye hazırlanan üç devasa tır motorlarını çalıştırırken, İsmail de abisiyle birlikte arabalarına yönelmek üzereydi. Aniden, sessiz sabah havasını yırtan o polis sirenlerinin keskin sesi her yanı doldurdu. Oruç, yüzündeki öfkeyle etrafa bakındı:
— Lan ne oluyor? Kim uçurdu haberi polislere?!
Polis araçları henüz tam yaklaşmamıştı ama tırların etrafını sararak şoförleri araçlarından inmeye zorluyorlardı. İsmail, öfkeyle bağırarak arabaya doğru koştu:
— Allah kahretsin! Mallar içeride kaldı... Ali, şoförler güvenilir değil mi oğlum?
— Evet İso, ne pahasına olursa olsun vermezler adımızı! Hadi hemen gidelim buradan, yakalanırsak yanarız!
— Ali, bunu kimin yaptığını bul! Ne yap et, opi satıcısını ya da bizi satan köstebeği bulup önüme getireceksin!
— Tamam İso, o iş bende!
Hep birlikte hızla araçlara binerek tırların kaçış yönünün tersine, ara yollara saparak iz kaybettirmeye çalıştılar. Sevkiyat ellerinde patlamıştı; mallar polisin eline geçmiştetiler ama şoförlerin kendilerini ele vermeyeceğine olan inançları tamdı. Ali yolda onlardan ayrılarak ihanetin kime ait olduğunu çözmek için kendi ekibiyle başka bir yöne doğru saptı.
İsmail ve abisi Oruç doğrudan şirket merkezine geçtiler. Kendi katlarına çıktıklarında İsmail’in adımları doğrudan sekreterya masasına yöneldi. Masanın arkası boştu; Fadime bugün yerinde yoktu. Kaşları çatılmış bir şekilde masanın başına kadar yürüyüp sertçe sordu:
— Fadime nerede?!
Sekreter kızlar ürkek bir şekilde başlarını kaldırdı: — Bilmiyoruz İsmail Bey... Bugün hiç gelmedi.
— İyi... Geldiği an derhal odama yollayın!
— Tamamdır İsmail Bey...
İsmail öfkeyle odasına girip üzerindeki ceketi çıkararak koltuğa fırlattı. Abisi Oruç da arkasından içeri girip kapıyı sertçe kapattı.
— Kim yaptı sence bunu İso? Kim sızdırdı bu bilgiyi?
— İki ihtimal var abi... Ya o Cüneyt piçi ya da Tarık!
— Tarık mı? O niye yapsın lan, onun da malları var o tırda!
— Ya bırak abi... Dün gece Ali’ye haber göndermiş, "Vazgeçtim, göndermiyorum malları" diye. Zaten tırdaki onun malları bizimkinin dörtte biri bile etmiyor. Aklınca bizi zarara sokup parayı elinde tutacak ama soracağım ben ona bunun hesabını!
— Sen yine de sakin ol İsmail... Polisler tırları bastıysa, her an buraya da gelip seni şüpheli olarak alabilirler.
İsmail, sinirden gerilen kaslarını serbest bırakarak kendini deri koltuğa ağırca bıraktı: — Ellerinde doğrudan bana uzanan somut bir delil yokken bir bok yapamaz onlar bana, abi. İçim rahat.
— İyi... Sen öyle diyorsan.
Oruç tam karşısındaki koltuğa otururken, odanın kapısı hiçbir uyarı olmaksızın, gürültüyle ardına kadar açıldı. İçeri girenler uniforma giymiş polis memurlarıydı; en önde ise Emniyet’in en kıdemli isimlerinden Komiser Adnan duruyordu.
İsmail, yerinden yavaşça kalktı. Dudaklarında o her zamanki meydan okuyan, alaycı gülümsemeyle ellerini hafifçe iki yana açarak polislere doğru bir adım attı:
— Ooo... Komiser Adnan! Hoş geldin, uzun zaman oldu görüşmeyeli.
Adnan, yüzündeki buz gibi ciddiyetle karşılık verdi:
— Aynen İsmail Furtuna... Uzun zaman oldu.
— Eee, seyr-i sefanız neydi yine? Kaçak tır falan mı buldunuz da ziyaretimize geldiniz?
Adnan, ellerini kelepçeye uzatırken sert ve net bir sesle odadaki tüm havayı donduran o cümleyi fıkrattı:
— Hayır, İsmail... Tırlar şu an emniyette ama biz seni Kızılay’da işlettiğin o barda yürüttüğün yasa dışı faaliyetler ve tespiti yapılan uyuşturucu maddeler için tutukluyoruz. Uyuşturucu ticareti yapmak ve sattırmak suçundan gözaltındasın, İsmail Furtuna. Ellerini uzat!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.610okunma 146beğeni 54yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.