Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: Lily Vibe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 3

Ankara’nın kurşuni rengi gökyüzü plazanın devasa camlarına yaslanırken, Fadime’nin içindeki huzursuzluk her geçen saniye biraz daha tırmanıyordu. İsmail Furtuna’nın makam odasına kahveyi bırakmasının üzerinden henüz on beş dakika geçmişti. Genç kadın, dışarıdaki sekreter masasında oturmuş, önündeki monitöre boş boş bakıyormuş gibi görünse de, asıl odak noktası birkaç adım ötedeki o kalın kapının ardında saklanan sırlar ve kasanın içindeki tehlikeli bilinmezlerdi.
O sırada masanın üzerindeki dahili telefonun keskin sesi odada yankılandı. Hızla ahizeyi kaldırdı:
— Buyurun?
— Fadime, odama gel. Gelirken sana söylediğim dosyaları da beraberinde getir.
— Tamam, İsmail Bey.
Telefonu kapattıktan sonra masanın üzerinde titizlikle hazırladığı dosyaları kucağına topladı. Seri ve emin adımlarla makam odasına yaklaşıp kapıyı hafifçe tıkladı. İçeriden gelen tok ve otoriter bir “Gel” komutuyla birlikte kapıyı aralayıp içeri adım attı.
— Toplantı için gerekli olan dosyalar bunlardı.
Masaya yaklaşarak evrakları usulca bıraktı. Başını kaldırıp İsmail’e baktığında, adamın gözlerini dosyalardan ziyade doğrudan kendisine diktiğini fark etti. O bakışlardaki tarifi imkânsız ağırlık, genç kadının omuzlarına binen stoku iki katına çıkarıyordu.
— Başka bir isteğiniz var mı?
— Yok, hayır... Geç otur şöyle.
İsmail’in gösterdiği deri koltuğa sessizce iliştirdi kendini. Adam nihayet bakışlarını ondan çekip önündeki dosyalara yöneltti. Sayfaları büyük bir hızla, mesleki bir tecrübeyle inceledi. Birkaç dakika süren sessizliğin ardından başını kaldırıp dudaklarında tehlikeli bir tebessümle geriye yaslandı:
— Aferin... Bütün dosyalar eksiksiz ve kusursuz hazırlanmış. Oldukça başarılı bir kızsın, Fadime.
— Teşekkür ederim.
İsmail oturduğu sandalyeyi gıcırdatarak arkaya doğru döndü. Sabah o panikle kapattığı çelik kasaya doğru uzandı. Tuşlara basarken Fadime, adamın omzunun üzerinden odaklandığı kasada son rakamın *4* olduğunu net bir şekilde zihnine kazıdı. İsmail kasadan birkaç kalın evrak çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
— Sen şimdi bunları toplantı odasına götürüp bırak. Birazdan kritik bir toplantım başlayacak; insanlar yavaş yavaş gelmeye başlar. Herhangi biri gelirse odada olduğumu söyle, eğer odada beklemek isteyen olursa sakın içeri alma, dışarıda beklesinler.
— Peki, İsmail Bey.
Fadime cümlesinin bitmesiyle Masanın üzerindeki dosyalara uzanıp onları kucağında toplarken, aniden bileğinde hissettiği sıcak ve sert bir baskıyla yerinde dondu. İsmail, parmaklarıyla bileğini sıkıca kavramıştı. Gözleri doğrudan gözlerinin içine kenetlenirken, ses tonu az önceki mesafeli patron havasından sıyrılıp bambaşka bir boyuta evrildi:
— Ya da... Vazgeçtim. Benimle toplantıya katılmak ister misin?
Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı Fadime:
— Neden ki? Ne işim var benim toplantıda?
— Bir şey yapman için değil, en azından girdiğim kritik toplantılar hakkında kulağın dolmuş olur.
Fadime İsmailin cümlesiyle Cevap vermeden yüzüne bakmaya devam etti.İsonun Parmakları hâlâ bileğinin üzerindeydi ve tenindeki o temas genç kadının tüm sinir uçlarını alarma geçirdi. Durumun ciddiyetini ve tehlikesini fark ederek elini yavaşça onun avucundan çekti.
— Galiba yarın da önemli bir toplantınız olacakmış, Ali Bey bahsetmişti. Onun için gerekli olan belgeleri hazırlasam daha iyi olur.
— Haklısın... O zaman sen önceliklerini hallet.
İsmail arkasına yaslanırken Fadime masadaki diğer dosyaları da alıp hızla odadan çıktı. Doğruca toplantı odasına yönelip evrakları masaya bıraktı. Aslında o toplantının içinde olmak, onların stratejilerini birebir duymak istihbarat açısından paha biçilemezdi; fakat asıl hedefi odadaki kasaydı. İsmail toplantıdayken o kasayı açmayı denemek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Toplantı odasından çıkıp masasına döndüğünde saniyeler adeta birer asır gibi geçti. Nihayet herkes içeri girmeye başladı. En son İsmail ile yanında sarışın bir adam odaya doğru yöneldi. Kapıdan içeri girmeden önce İsmail’le göz göze geldiler; o koyu mavi gözlerdeki meydan okuyan parıltıyı görünce hızla başını önüne eğdi fadime.
~
Toplantı başlayalı henüz yirmi dakika oluyordu. Fadime Kalbi göğsünü döverken sessizce yerinden kalktı. Adımlarını ses çıkarmamaya özen göstererek İsmail’in odasına yöneltti. Kapıyı yavaşça aralayıp içeri süzüldü ve arkasından kapattı. Şimdi saniyelerle yarışıyordu.
Masasına ilerleyip ilk önce çekmeceleri karıştırmaya başladı; ancak ne yazık ki içeride kayda değer tek bir evrak bile yoktu. Doğruca boydan boya uzanan çelik kasanın önüne çömeldi. Şifre dört haneliydi ve tek bildiği son rakamının dört olduğu gerçeğiydi. Parmaklarını tuşlarda gezdirmeye başladı; rastgele kombinasyonlar deniyordu. Kaç kez deneme yaptı, ne kadar zaman geçti bilmiyordu; birden koridordan gelen boğuk ayak sesleriyle kanı dondu.
Ayağa fırlayıp kapıya doğru bir adım attığı an, kapı hızla açıldı ve içeri İsmail girdi.
İsmail için önemli olan Şirketin finansal yapısı ve küçük hisselilerin elindeki payların devri üzerine yapılan toplantı oldukça verimli geçmişti. Amaçları şirketteki dış sesleri tamamen kesip yönetimi tek bir elde toplamak ve olası pürüzleri ortadan kaldırmaktı. Son kalan o dirençli hissedarla da sonunda uzlaşma sağlanmış, işler yoluna girmişti.
Toplantı bittiğinde herkes yavaşça odadan çıktı; en son İsmail çıktı. Sekreter masasına doğru yöneldiğinde ortalıkta kimsecikler yoktu. Fadime neredeydi? Kaşları çatılmış bir şekilde kendi odasına doğru yürüdü. Kapıyı açıp içeri adım attığında, genç kadının odanın ortasında dikildiğini gördü. İsmaili beklemediği, yüzündeki o ani panik ifadesinden ve kilitlenen bedeninden açıkça okunuyordu fadimenin.
İsmail Kapıyı arkasından kapatıp yavaş, tehlikeli adımlarla fadimenin üzerine doğru yürümeye başladı:
— Fadime... Odamda ne arıyorsun sen?
— Ben... Şey...
İsmail yaklaştıkça Fadime geriye doğru adımlamak zorunda kaldı. Nihayet sırtı duvara çarptığında kaçacak hiçbir yeri kalmamıştı.İsmail Tam önünde durup aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdi. Gözlerini gözlerine dikerek fısıldadı:
— Ne "şey", Fadime?
— Ben... Ben bilekliğimi düşürmüştüm de, onu arıyordum...
Fadimenin Yalan söylediği o kadar barizdi ki... Gözleri kaçıyor, ismailin yüzüne bakmamak için etraftaki her nesneyi inceliyordu. İsmail Sağ elini fadimenin çenesine doğru götürdü; parmaklarının ucuyla çenesinden tutup başını yukarı kaldırdı, böylece doğrudan kendisine bakmak zorunda kaldı.
— Bileklik, öyle mi?
— Evet... Bilekliğimi düşürmüştüm.
Bir eli hâlâ çenesindeyken, diğer elini yavaşça uzatıp fadimenin beline yerleştirdi. Aralarındaki nefes alıp verme mesafesi tamamen kaybolmuştu.
— İsmail Bey...
diye fısıldadı genç kadın, sesi titriyordu.
— Nedense sana hiç inanmıyorum, Fadime,
dedi yüzüne yaklaşarak.
— Çünkü odama ilk girdiğin andan beri bileğinde hiçbir bileklik yoktu.
Bu sözlerle birlikte genç kadının gözlerindeki o korku ve gerginlik doruk noktasına ulaştı. Hiçbir şey diyemeden sadece soluyarak yüzüne bakıyordu. İsmail ondaki bu çözülüşü izlerken, odanın kapısı bir an olsun çalınmaksızın ardına kadar açıldı.
— Yanlış bir zamanda geldim galiba...
Ali’nin sesini duydukları an, Fadime sanki elektrik çarpmış gibi silkelendi. İsmail’i omuzlarından sertçe iterek aralarındaki mesafeyi açtı ve Ali’nin yanından rüzgâr gibi geçerek odadan dışarı fırladı. Ali, kapıdan çıkan kızın arkasından şaşkınlıkla bakakaldı, ardından başını İsmail’e çevirip sırıtarak kafasını salladı.
İsmail ise derin bir nefes alıp masasına geçip koltuğuna oturdu.
— Oğlum, yuh yani! Daha kızın ilk günü, ne bu acele? Kızı hemen duvara sıkıştırmışsın.
dedi Ali gülerek karşıdaki koltuğa yayılırken.
İsmail ise odadan rüzgar gibi çıkan fadimenin arkasından bakarken Çekmeceden çıkardığı sigara paketinden bir dal çekip yaktı. Dumanı çektikten sonra sert bir sesle konuştu:
— Bu kızın peşine adam tak, Ali.
Ali’nin yüzündeki alaycı gülümseme anında silindi:
— Neden? Ne oldu ki?
— Bu kız bir şeyler çeviriyor. Toplantıdan çıktığımda odamdaydı; yüksek ihtimalle kasayı ya da evrakları karıştırıyordu.
— Ne düşünüyorsun? Kim yollamış olabilir ki bu kızı buraya?
— Onu da sen bulacaksın, Ali. Hani "Kızı iyice araştırdım, tertemiz" demiştin? Al işte, tak peşine adamları; hakkında ne var ne yok her şeyi dök önüme. Başımıza iş açılsın istemiyorum.
— Tamam, tamam... O iş bende, merak etme sen. Hadi görüşürüz.
Ali odadan çıkarken İsmail’in zihnindeki şüphe bulutları daha da koyulaşmıştı.
~
İsmail’e yakalanmış olmanın o muazzam şokunu ve üzerindeki bıraktığı sıcak baskıyı hâlâ atlatamamıştı Fadime. Sekreter masasına kendini zorlukla atıp yüzündeki rengi toplamaya çalıştı; fakat içeride yaşadıkları o yakınlaşmanın yarattığı öfke ve adrenalin damarlarında hâlâ geziniyordu. Bir de Ali’ye fena halde yakalanmış olmaları işin tuzu biberi olmuştu.
Fadime odadan çıktıktan yaklaşık on dakika sonra Ali de odadan çıktı. Onunla koridorda göz göze geldiler; Fadime hemen bakışlarını kaçırıp masadaki saate baktı. Saat dördü geliyordu ve mesai saati bitmişti. Çantasını koluna taktığı gibi asansöre yöneldi. Zemin kata inip plazadan dışarı çıktı ve arabasını bıraktığı köşeye yürüyüp direksiyona geçti.
Hedefi hukuk bürosuna gidip müdüre günün raporunu vermekti; elinde somut bir delil olmasa bile İsmail’in tepkileri ve kasanın varlığı çok şey söylüyordu. Ancak yola çıktıktan yaklaşık yirmi dakika sonra akşam trafiğinin içinde ilerlerken dikiz aynasından gözüne takılan bir detayla kanı dondu. Şirketin otoparkından çıkışından beri arkasındaki siyah sedan araç bir an olsun ondan kopmamıştı. Tüm yolu neredeyse onunla aynı şeritte, aynı mesafede kat etmişti.
*Peşine adam takmıştı.*
Hemen direksiyondaki elleri titreyerek telefonuna uzandı ve acil hat numarasını tuşladı:
— Alo, Fadime?
— Müdürüm, ben büroya gelemeyeceğim. İsmail Furtuna peşime adam takmış, takip ediliyorum!
— İlk gününden senden şüphelenmiş demek ki... Tamam Fadime, sakın panik yapma. Büroya gelme, doğrudan evine git. Eve geçince canlı konferansla durumu masaya yatırırız.
— Anlaşıldı, müdürüm.
Telefonu kapatıp yolcu koltuğuna fırlattı. Büronun sapağına girmekten vazgeçip direksiyonu tamamen evinin bulunduğu istikamete kırdı. Arkasındaki araba mesafesini koruyarak onu izlemeye devam ediyordu. Şükür ki erken fark etmişti; bundan sonraki adımlarında bin kat daha dikkatli olması gerekiyordu.
Binanın önüne geldiğinde arabayı sokak arasında sakin bir noktaya park edip hızlı adımlarla apartmana girdi. Bugün ruhsal ve fiziksel olarak ömrünün en uzun günlerinden birini yaşamıştı. Kendi anahtarıyla daireye girdiğinde evde kimseler yoktu. Üzerindeki günün o ağır ve boğucu yorgunluğunu atmak için kendini doğrudan banyoya attı; suyun altında uzun süre bekleyerek sinirlerini yatıştırmaya çalıştım.
Duştan çıkıp rahat ev kıyafetlerini giydikten sonra masanın başına geçti. Kısa süre içinde şifreli hat üzerinden operasyon ekibiyle canlı bir konferans gerçekleştirerek günün bilançosunu çıkardı. İsmail’in ondan şüphelendiğini, kasayı açmaya çalışırken yakalandığını ve onu takip ettirdiklerini detaylarıyla aktardı. Ekip, bundan sonra çok daha temkinli olması gerektiği konusunda onu uyararak direktiflerini yeniledi.
~
Şirketteki tüm işler bittikten sonra İsmail, abisi Oruç’la birlikte şehrin dışındaki o izole depoya geçerken bulmuştu kendini. Deponun içi, yasa dışı sevkiyatların ve karanlık ticaretin demirbaşları olan koli koli mühimmatla doluydu. Bir kısmını elden çıkarırken kalanı kendi koruma ağları için tutuyorlardı. Cüneyt’ten hâlâ ses çıkmamıştı; sürenin bitmesine sadece iki gün kalmıştı.
Depodaki kontrolleri bitirdikten sonra kafayı biraz dağıtmak, gerginliği atmak üzere her zaman gittikleri lüks bara doğru yola çıktılar. Yoldayken İsmail’in telefonu çalmıştı; arayan Ali’ydi:
— Efendim, Ali?
— İso, şimdilik büyük bir sorun yok. Adamlar kızı adım adım takip etti; kız doğrudan evine gitti, başka bir yere uğramadı.
— İyi, yine de sabaha kadar peşinde olsunlar. Bu arada biz bizim mekâna geçiyoruz, sende gel.
— Tamamdır, geliyorum.
Telefonu kapatıp direksiyondaki abisine baktı. Oruç yola odaklanmış bir şekilde homurdanıyordu:
— Hayırdır, kimin peşindeymiş adamlar?
— Bizim yeni sekreter abi... Bugün odamda bir şeyler karıştırıyordu, şüphelendim.
— Ne arıyormuş lan? Kızı işe alırken iyice araştırın demedim mi size? Başımıza bela alacağız bu gidişle!
— Almayız abi, merak etme sen. Sadece şüphelendim o kadar. Hem benim için hayati olan dosyaları şirket kasasında açıkta bırakacak kadar salak değilim herhalde.
— Sen yine de dikkatli ol, İsmail. Bu devirde insana en yakınındakinden kazık gelir.
— Merak etme abi, kontrol altında.
İki kardeş ve peşlerinden gelen Ali ile birlikte şehrin en popüler mekânlarından birine giriş yaptılar. Her zamanki özel localarına geçip oturduklarında, günün yorgunluğunu unutturan sert içkiler masadaki yerini aldı.
~
Fadime ise evde mesai arkadaşlarıyla yaptığı o uzun toplantı ve uyku molasının ardından biraz olsun dinlenmişti. Odadan çıktığında Aleyna hastanedeki uzun nöbetinden yeni dönmüş, mutfakta mis gibi kahve kokusu yaymaya başlamıştı. Onunla salona geçip koltuğa kıvrıldılar ve yorgunluk kahvesi eşliğinde günün stresini atmaya çalışıyordu.
— Öyle işte... Bugün benim için adeta bir film sahnesi gibi geçti,
diyerek iç çekti fadime kahvesinden bir yudum alırken.
Aleyna gözleri irileşmiş bir şekilde onu dinliyordu:
— Fadime, kızım sen normal insanlara nasip olmayacak maceralar yaşıyorsun ya! Gerçekten inanılmaz.
— Daha yarın neler karşılaşacağımı ben bile bilmiyorum Aleyna. Umarım açık vermem.
— Merak etme sen, bu görevin altından kusursuz bir şekilde kalkacağına inancım tam.
Tam o sırada nazın odasının kapısından gelen sesle irkildiler. Kapı açıldı ve içeri süzülen Naz, üzerindeki göz alıcı kıyafeti ve kusursuz makyajıyla adeta bir gece kulübü starı gibi süzülerek salona girdi.
— Kız, nereye gidiyorsun böyle?
diye sordu Aleyna gülerek.
— Hiçbir yerden gitmiyorum tatlım, tam aksine bir yerlere gidiyoruz! Üstünüzü değiştirin, ceketlerinizi alın, hep beraber dışarı çıkıyoruz
dedi Naz heyecanla.
— Yine nereye Naz? Benim şurdan şuraya gidecek dermanım yok, diye itiraz etti fadime.
— Ya bugün sokakta muhteşem bir çocukla göz göze geldim hatta konuştuk biraz , bu akşam şu popüler barda olacağını öğrendim. Hadi ama kalmayalım evde görmem lazım onu!
Aleyna hemen ellerini havaya kaldırdı:
— Ay ben kesinlikle gelemem, yarın sabah erken saatte hastanede yirmi dört saatlik nöbetim var. Bu gece deliksiz uyumam şart, sakın beni bu işe alet etmeyin!
Naz yalvaran gözlerle Fadime’ye döndü:
— Ya Fadime, bak Aleyna kaytarıyor, bari sen yalnız bırakma beni. Kesinlikle çok eğleneceğiz, kafan dağılır!
Fadime nazın teklifiyle tekrar düşündü İçindeki o boğucu gerginliği, peşindeki gölgeleri ve günün tüm stresini bir an olsun unutmak için derin bir nefes aldı:
— İyi, tamam... Geliyorum. Kafam dağılır hiç olmazsa.
— Harika! Hadi hemen giyin de çıkalım, bekliyorum!
Nazın cümlesiyle koltuktan kalkan Fadime Odasına gidip üzerine şık ama dikkat çekmeyecek siyah bir elbise geçirdi. Naz’la birlikte evden çıkıp tarif ettiği o lüks ve kalabalık bara doğru yola çıktılar. İçeri adım attıkları anda yüzlerine çarpan ağır bas nota müzik ve alkol kokusuyla birlikte etraftaki insan kalabalığına karıştılar. Naz, ortalıkta o bahsettiği adamı aramak için etrafı süzmeye başlamıştı bile biraz zaman sonra lavaboya gitmek için fadimenin yanından ayrıldı. Fadime Barmene doğru elini kaldırıp hafifçe seslendi:
— Bir tane daha alabilir miyim?
— O benden olsun o zaman .
Fadime bir anda Ensesinde hissettiği o tanıdık, tok ve tehlikeli tondaki sesle birlikte kanının çekildiğini hissedip başını yavaşça sesin geldiği yöne çevirdiğinde, gözlerinin içi alaycı bir gülümsemeyle parlayan o adamla göz göze geldi: İsmail Furtuna.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.616okunma 167beğeni 70yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.